Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Protesto iftarından ne anladım

Taksim’deki protesto iftarında başörtülü bir genç kadın. İşsiz bir grafik tasarımcı. Portishead dinliyor, Murat Menteş okuyor.

İşsizliğinin nedeni, başörtüsü.
Reklam ajansları “kapalı” grafiker istemiyormuş.
Hakikaten yahu; Sinan Çetin’in dükkânında bile yoktur başörtülü çalışan. Çay ocağındaki teyzeyi saymazsak.
“Zaten yıllarca üniversiteye gidemedim. Şimdi de iş bulamıyorum” dedi: “Artık uğraşacak halim kalmadı.”
“Mütedeyyinlere ait ajanslarda çalışamaz mısın?” diye soracak oldum.
Eski Türkçe kelimeleri telaffuz eden yabancılara gülümsediğimiz gibi, acı acı gülümsedi: “Mütedeyyin mi kaldı Tuna Abi?”
Günümüzde AKP’nin kanatları altına girmeyen ya da giremeyen dindar muhaliflerin sayısı az değil.
Üstelik muktedirlerin bize olduğu kadar onlara da alerjisi var. Protesto iftarına gösterilen tepki bunun kanıtı.
Muhalif dindarların biz “ötekilere” karşı hisleriyse karışık. İhsan Eliaçık gibi “sanal duvarların yıkılmasını” isteyen de var, “Laikle oruç açmaktansa ölürüm!” diyen de.
Protesto iftarları kamuoyunu biraz hazırlıksız yakaladı. Kimse maske takmaya, poz kesmeye falan fırsat bulamadı. İyi de oldu.
Her şey samimiyet içinde cereyan etti, biraz kırıcı da olsa. Tepkilerin çoğuysa nedense bel altından.
Bu arada yeni ittifakların nerelerde olduğu da çıkıyor ortaya.
Mesela gay bir liberalle hızlı bir İslamcı, Twitter’da bendenize laf çakmak uğruna aynı seviyeye inebiliyor: “Sen bilmem ne otelinde düğün yapmadın mı? Ne işin var protesto iftarında!”
Oysa medeni ülkelerde genellikle tam tersidir: Bel altından girişmek muhalefetin, centilmenlik iktidarın lüksüdür.
Şeyh Edibali’nin dediği gibi: Öfke bize, uysallık onlara düşer. Şikayet bize, katlanmak onlara...
Ayrıca ben düğünden kaçalı bin yıl olmuş, onlar hâlâ oralarda. Bu ne lüks merakıymış ayol!

Çakma Aydınlık okurları

Aydınlık ve Ulusal Kanal’a polis baskını düzenlendiği gün, tuhaf mail’ler dolaşmaya başladı.
Hürriyet ve Radikal yazarlarına yollanmış, sevimsiz mail’lerdi bunlar: “Siz sözde gazeteciler, polis baskınını yazmaya cesaretiniz mi yok!”
Benim bildiğim Aydınlık okuru hayatta Doğan Hızlan ya da Yılmaz Özdil’e böyle saygısız mail göndermez.
Haliyle, işkillendim ve cevap yazdım hemen: “Aydınlık okuru olmadığınız belli. Siz aslında kimsiniz?”
Cevap gelmediğini söylememe bilmem gerek var mı?

tatlı  Sözlük

Meral Okay: Hayatı en güzel seven kadın.

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI