GeriSahrap SOYSAL Profiterol
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Profiterol

Profiterol sevmeyen var mı? Sanırım bu soruya kimse “evet” diye cevap vermez.

Hele hele usta elinden çıkmışsa sözü edilen profiterol, yeme de yanında yat. Öyle “usta eller” dediğimize bakmayın, profiterol yapmak çok zormuş gibi görünse de her işi yapmanın pratik bir yolu vardır. Ama nedendir bilinmez, hamur işlerinde usta kadınlar arasında bile hiç profiterol yapmamış olanlar çıkar. Belki de bu tatlının yapımının pek çok aşamadan oluşmasıdır sebep. Hamuru ayrı bir dikkat ister, hamurun içini dolduracak krema ayrı...

Profiterole bu kadar ürkek bakmamızın sebebi belki de bu isimle yeni tanışmış olmamızdır. Öyle çok uzun zamandır bilmiyoruz biz profiterolü. Kendini bize değişik bir isimle tanıştırdı ve biz çocukluk yıllarımız boyunca onu “istifade tatlısı” olarak tanıdık. Hatta hâlâ bazı yemek kitaplarında parantez içlerinde yazılır bu isim.

Öyle “ne alakası var” diyebileceğimiz bir durum da değil bu üstelik. “Profit” istifade demek. Ama işin aslı her iki sözcük de Türkçe değil ve kelimeyi tam olarak Türkçe’ye çevirecek olursak “yararlı toplar” gibi bir anlam çıkar.

Etimolojiyi bir tarafa bırakırsak, profiterol bir Fransız tatlısı. Yapımında hafif pişirilen bir hamur kullanılıyor. Yapılışı itibariyle bizim tulumba tatlısına benziyor ama tulumba tatlısında kullanılan un miktarı iki kat fazla. ıki tatlıyı da yemiş olanlar, aradaki tek farkın un miktarı olmadığını da bilirler. Profiterol hamurları yani pataşular fırında pişirilirken, tulumba tatlısı sıvıyağda kızartılıyor.

Küçücük ayrıntılarda ne büyük lezzet farklarının gizli olduğuna bakıp şaşırmamak mümkün değil sanırım.

Annemin erikli çiğden sarması

8 kişilik
Hazırlama süresi: 25 dakika
Pişme süresi: 35 dakika

MALZEME LİSTESİ
* 500 gr. taze asma yaprağı
* 500 gr. yeşil erik
* 2 su bardağı pirinç
* 3 adet orta boy kuru soğan
* 2 çay bardağı zeytinyağı
* 1 çay bardağı dolmalık üzüm
* Yarım demet dereotu
* 1 tatlı kaşığı tuz

YAPILIŞI
Asma yapraklarını yıkayıp süzün. Kaynayan tuzlu suda rengi sararıncaya kadar bekletip tekrar süzgece alın. Erikleri de yıkayıp süzün. Diğer taraftan, küp küp doğradığınız soğan ve yıkayıp süzdüğünüz pirinci tencereye aktarın. Üzerine 1 çay bardağı zeytinyağı, dolmalık üzüm, ince kıyılmış dereotu ve tuzu ilave edin. 1 çay bardağı sıcak su ekleyip suyunu çekinceye kadar, 8-10 dakika kadar pişirin. Ocaktan alıp soğumaya bırakın. Yaprakların sap kısımlarını koparıp parlak tarafları altta kalacak şekilde tezgaha dizin. Üzerlerine, hazırladığınız harçtan birer tatlı kaşığı kadar koyduktan sonra, kenarlarını içe doğru katlayıp rulo yapın. 3-4 asma yaprağını tencerenin tabanını kaplayacak şekilde yayın. Üzerine 1 sıra erik dizip, hazırladığınız dolmalardan bir sıra yerleştirin. Bir sıra daha erik koyduktan sonra, tekrar dolma yayın. Erikler ve dolmalar bitinceye kadar aynı işlemi uygulayıp 1 çay bardağı zeytinyağı ve 3 su bardağı sıcak suyu aktararak üzerini bir tabakla kapatın. Tencerenin kapağını kapatıp, orta ısılı ateşte, kaynayıncaya kadar pişirin. Kaynamaya başlayınca ocağı kısıp 30-35 dakika daha pişirdikten sonra ocaktan alıp soğumasını bekleyin. Soğuk olarak servise sunun.
X

Coğrafi işaretli mor soğan

Kapıdağ yarımadasında yetişen mor soğanlar coğrafi işaret alarak tescillendi. Soğan kısmının rengi kıpkırmızı ve oldukça sulu bir lezzete sahip bu soğanın tadına doyulmaz.

Kapıdağ yarımadası, Balıkesir ilinin Erdek ilçesinin kurulduğu bir kara parçası. Benim içinse 1970 ve 1980’lerde Ankara’dan yaz kamplarına gittiğimiz bir tatil beldesidir.
Canlı müzik gruplarının çaldığı, en lezzetli mısırları yediğimiz bu eğlenceli çay bahçelerini çok severdim. Yıllar sonra bir manavdan mor renkli soğan alırken, yanındaki tabela dikkatimi çekmişti.
“Kapıdağ-Erdek soğanı” yazdığını görünce merak edip manava sormuştum. O da “Abla dünyanın en lezzetli balık salatası bu mor soğanla yapılır” demişti.
O gün bugündür, kabuğu koyu mor renkli olan Kapıdağ soğanını görünce hemen alırım. Kabuğu 6, 7, 8 katmanlı, soğan kısmının rengi kıpkırmızı ve sulu bir lezzete sahip bu soğanın tadına doyulmaz.
Yöresel ürünler ve coğrafi işaretler araştırma derneği YÜCİDER ve Prof. Dr. Orhan Tekelioğlu’nun yayınladığı ansiklopedik bir dergide mor soğanın öyküsüne rastladım.
Çok sevdiğim bu soğanın coğrafi işaret almasını yani tescillenmesi ve markalaşmasını heyecanla okudum.
Erdek Ticaret Odası Başkanı Özlem Sarı’nın 2014 yılında, yol arkadaşım dediği 9 kadınla birlikte kurduğu Bereketli Eller Kooperatifi de mor soğanın ilham veren yolculuğunu başlatmış.

Yazının Devamını Oku

Sarması da tatması da mutluluk

Sarma; Osmanlı’dan dünyaya yayılmış, Akdeniz ülkelerinde de sevilerek yenen özel bir lezzet. İstanbul mutfağından Anadolu’ya, en sevdiklerimden iki tanesini seçtim.

ETLİ MARUL SARMASI (4 kişilik)

NE LAZIM?

- 250-300 gr orta yağlı kıyma
- 25-30 marul yaprağı
- 1/2 demet maydanoz
- 2 orta boy kuru soğan
- 1 çay bardağı pirinç

Yazının Devamını Oku

İstanbul: Herkesin gözü onun üstünde

Tüm yurdun en özel tatlarını İstanbul’da bulmak mümkün. Nasıl olmasın; birçoğu sentezlenerek zamanla kente özgü birer lezzete dönüşmüş... Kentin mutfağı, kültürü kadar zengin.

ANUŞABUR (8-10 kişilik)

NE LAZIM?

- 2 su bardağı aşurelik buğday
- 12 su bardağı içme suyu
- 1 su bardağı çekirdeksiz kuru üzüm
- 20-22 kuru kayısı 
- 2 su bardağı tozşeker

Üzeri için:

Yazının Devamını Oku

KAPI AÇIK LOKMA HELALDİR KARAMAN’DA

“Kapımız açıktır girene, lokmamız helaldir yiyene” diyen kadim şehir Karaman, aldığı göçlerle sürekli değişmiş, yenilenmiş ve yepyeni hikayeler yazmış. Elbette bu kaynaşma, sofra başında yemeklerini paylaşarak başlamış...

Anadolu mutfak gönüllüsü ve sevdalısı bir yemek yazarı olarak, mutfak kültürümüzle ilgili her kitabı dikkatlice okur, özenlice değerlendiririm. Bugüne değin elime geçen kitaplar arasında beni en çok etkileyen, heyecanlandıranlardan birisi de “Gelenekten Aşene’ye Karaman Mutfağı” kitabı oldu. Yazarı Rıza Duru, Karaman mutfak kültürünün tarihi yolculuğunu şiirler, maniler, deyişler ve hikayelerle aktarmış. Yaşanan göçlerin mutfaktaki yansımasını, sofralardaki kaynaşmasını sevgi ve hoşgörü diliyle anlatmış. Yani tam da Anadolu mutfak kültürümüze yakışır bir üslupla ifade etmiş. Geçmişine sahip çıkarak, geleceğe adım atan kültür mirası niteliğindeki bu kaynak kitapların sayısının artmasını çok isterim. Kitabın hazırlanmasında emeği geçen herkesi gönülden kutluyorum. Bu muhteşem eserden kendi üslubumla derlediğim bilgiyi de sizinle paylaşmak istedim.



Yüzyıllar boyunca, tarihe damgasını vuran onlarca medeniyete verimli topraklarıyla kucak açan Larende’nin, bugünkü bilinen ismi Karaman’dır. Birçok uygarlığın çekim merkezi haline gelen Karaman’ın Hititlerle başlayan konukseverliği, Frigler, Lidyalılar ile devam edip, Roma ve Bizans’a kadar uzanmıştır. Türklere Anadolu’nun kapısını açan 1071 Malazgirt Savaşı’yla beraber Anadolu Selçuklu Devleti’nin egemenliği altında parlak günlerini yaşamaya devam ediyor. 13. yüzyılda ise uzun süren Karamanoğulları hakimiyetine giren Larende, artık başkent oluyor.
Ancak coğrafi ve stratejik konumu, karasal ve ılıman iklim çeşitliliği, sulak, verimli toprakları nedeniyle Karaman’ın göçleri hiç bitmiyor. Çünkü bu topraklar her zaman yeni konuklarına kucak açıyor.


Yazının Devamını Oku

Aydın: Dağından yağ, ovasından bal

Aydın, doğası ve denizinin yanı sıra inciriyle, narenciyesiyle de ilgi çekiyor. Böyle bir yerin mutfağının da zengin olması kaçınılmaz. Şehre özgü dolmayı ve nohutlu böreği denediniz mi?

OP KABAK DOLMASI

(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

650-750 gr top kabak

İç harcı için;

100 gr dana kıyma

1 kuru soğan (yemeklik doğranmış)

Yazının Devamını Oku

Rize'de çay umuttur

Dünyanın en çok çay tüketen ülkesiyiz. Çayla tanışıklığımız ve geçmişimiz 75-80 yıl öncesine kadar gidiyor. Avrupalılar çayı, 18. yüzyılda tüketirken biz ancak 20. yüzyılda çaya “merhaba” demişiz...

Çayın en yakın arkadaşı olan kahveyle ahbaplığımız, sohbetimiz çok daha eskilere dayanıyor. Ama çayı o kadar sevip, içselleştirmişiz ki sabah, öğle, akşam, gece yarısı bile içmeye devam ediyoruz.
Üstelik bardak bardak, teklifsizce, sürekli ve keyifle içiyoruz. Çayın uzmanlarına göre; Türk kahvaltı geleneğimizin zenginliği ve çeşitliliğinin en önemli etkenlerden biri çay kültürü. Benim gibi sabah kalkar kalkmaz çayla gözünü açanların sayısı eminim ki çoğunluktadır. Beyaz Ezine peyniri ve domates ikilisine tutkunsanız, çaysız asla sofraya oturmazsınız. “Ben kalender meşrebim güzel çirkin aramam” diyen çay aynı zamanda büyük küçük herkesin gönlünü fetheden bir halk içeceği.



Türkiye’nin ekonomik sorunlarının ilk defa masaya getirildiği İzmir İktisat Kongresi, 17 Şubat 1923 tarihinde yapılmıştır. Yeni Türkiye’nin kalkınma planları, ülkenin dört bir yanından gelen 1135 delege ile konuşulup, bir sonuç bildirgesi yayınlanmıştır.
İşte bu bildirgeye göre çay tarımının başlatılması önerilmiştir. Rize’de de ilk defa çay yetiştiriciliği başlamıştır.

Yazının Devamını Oku

Trabzon - Kuzeyin gözde mutfağı

Bu defa hamsiyi ve sütlacı es geçelim. Yeşilin ve asi denizin bir araya geldiği Trabzon’dan tadına doyulmaz Laz böreği ve patlıcanın en lezzetli hallerinden biri olan patlıcan tava...

LAZ BÖREĞİ

(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

20 adet hazır baklavalık yufka

Kreması için

1 lt süt

1 su bardağı mısır nişastası

Yazının Devamını Oku

Antalya Köklü ve kozmopolit...

Kültür çeşitliliği ve özgün lezzetleriyle Antakya, gastronomi seyahatlerinin vazgeçilmez adreslerinden biri... Yöreden tadı damağınızda kalacak iki tarif: Mercimekli kabak ve katıklı pide.

MERCİMEKLİ KABAK MAALE

(4 kişilik)

NE LAZIM?

4 adet orta boy kabak

2 su bardağı haşlanmış yeşil mercimek

2 adet orta boy kuru soğan

2-3 adet orta boy domates

Yazının Devamını Oku

Tarihi kadar güçlü lezzetler

Kahramanlıklarla dolu tarihiyle akıllara geliyor ama Çanakkale’nin yemek kültürü de bir o kadar önemli. Kente özgü nohutlu ve kıymalı mantıyı ve şerbetli mafiş tatlısını denediniz mi?

NOHUTLU KIYMALI  AVUNYA MANTISI(4 kişilik)

NE LAZIM?

* 2 adet hazır yufka 

* 3 su bardağı haşlanmış nohut 

* 2 adet orta boy kuru soğan 

* 250 gr orta yağlı dana kıyma

* 2 adet yeşil sivri biber 

* 5 yemek kaşığı sızma zeytinyağı  

Yazının Devamını Oku

Novi Pazar'da boşnak mutfağı

Osmanlı İmparatorluğu’nun 1461 yılında egemenliği altına aldığı Novi Pazar ya da nam-ı diğer Yeni Pazar, Avrupa’da Müslüman nüfusun en yoğun olduğu şehirlerden. Bu sıcak insanların Müslüman Boşnak mutfakları da muhteşem...

Güneydoğu Avrupa’nın parlayan yıldızı Sırbistan’ın, Kosova ve Saraybosna’yla sınır komşusu olan Novi Pazar, tarihi boyunca ticaret yolları üzerinde çok önemli bir kavşak noktası olmuş.
Marina Nicifarovic, Novi Pazar’da doğmuş, büyümüş Sırbistanlı bir arkadaşım. Uzun süredir beni Novi Pazar’a götürüp, arkadaşlarıyla tanıştırmayı ve kökleri yüzyıllar öncesine uzanan Müslüman Boşnak mutfağını göstermek istiyordu.



Marina’yla Belgrad’ta buluşup, 4 saatlik bir araba yolculuğuyla Novi Pazar’a ulaştık.
Yol boyunca kesintisiz süren yemyeşil bitki örtüsü nedeniyle gökyüzünü bile yeşil görüyorsunuz. Dağlardan fışkıran, derin vadilerden akan suların bolluğu göz kamaştırıcı.
Yükseklerdeki yayla evleri, meralarda serbest otlayan hayvanlar, evlerin dışına kurutulmak üzere asılmış biberler, renkli heybeli çobanlar, eşarp bağlamış kadınlar, bakkalda satılan tahta kaşıklar gibi birçok ayrıntı sizi şaşırtabilir. Sanki Karadeniz’de veya Ege Bölgesi’nde yolculuk yapıyormuş hissine kapılabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Mardin Süryani mutfağı

Dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olan Süryani toplumunun muhteşem bir mutfağı vardır. Mezopotamya’nın bu kadim halkının, binlerce yıllık birikiminden gelen ve zenginleşen mutfak kültürü günümüzde de devam ediyor.

Tüm aile, anne, baba, gelin, torun hep bir arada yaşardık. Ben 16 yaşında evlendim ve 17 yaşında anne oldum. Annemden, kayınvalidemden ve görümcemden masa düzeni ve yemek pişirmekle ilgili çok şey öğrendim...
Bu sözler, 1950’lerde Mardin’den İstanbul’a göç eden Süryani bir ailenin kızı olan Dilek Hanım’a ait. Bu topraklarda doğup büyüyen ama zorluklar nedeniyle yurtdışına göç eden Süryanilerin bir kısmı da İstanbul’a yerleşmiştir.
Ancak yüzlerle ifade edebileceğimiz ufak bir nüfus da Urfa, Mardin, Midyat, Elazığ, Diyarbakır ve Adıyaman’da kalmıştır.
Mezopotamya Ovası’nda yerleşik, kökenleri Asurlulara kadar giden, dünyanın en eski medeniyetlerinden biri olan Süryani toplumunun muhteşem bir mutfağı vardır. Mezopotamya’nın bu kadim halkının, binlerce yıllık birikiminden gelen ve zenginleşen mutfak kültürü gelenekleri devam ediyor.
Ancak, Dilek Hanım çok emekli, çok işçilikli, çok zaman alan ve el oyalayan bu yemeklerin devam ettirilmeyeceği düşüncesinde.
Aynı coğrafyada yaşamamıza rağmen pek çoğumuzun varlığından bile haberdar olmadığı Süryanilerin mutfağı, aslında gizli kalmış bir kültür hazinesi gibi.
Evde pişen yemeklerin yanı sıra, dini inanç ve ibadet merkezleri olan manastırlarda, rahipler tarafından pişirilen yemeklerin de bu kültürde önemli bir yeri vardır.

Yazının Devamını Oku

Malatya’ya 44 kere maşallah

Anadolu’nun ilk yerleşimlerinin doğduğu topraklar üzerinde kurulan Malatya, aynı zamanda pek çok medeniyete, kültüre de ev sahipliği yapmış. Bir kültür hazinesi niteliğindeki mutfağı ise çok renklidir...

Hitit dilinde “bal, şeker” anlamına gelen “melit, melid” kelimesinin zamanla Malatya’ya dönüşmesi efsanesi, tatlı dilli, konuksever Malatyalıların karakterlerini de çok iyi ifade ediyor.

44 numaralı il plakasının uğur getirdiğine inanan Malatyalılar, kendilerini “dört dörtlük” olarak tanımlıyor.

“Hayat çiçek açıyor” temasıyla düzenledikleri “Kayısı Çiçeği Festivali”nde de misafirlerini “44 kere maşallah” diyerek, 44 çeşit kahvaltı sofrasıyla ağırladılar.

Şehir planlaması açısından örnek gösterilecek kadar düzenli, estetik ve modern planlanmış bir şehir.

Geniş caddeleri, kilometrelerce uzayan parkları, doğa güzellikleri ve tarihsel birikiminin yanı sıra Malatya, çok önemli bir kavşak noktası.

Anadolu’nun ilk yerleşimlerinin doğduğu topraklar üzerinde kurulan Malatya, aynı zamanda pek çok medeniyete de ev sahipliği yapmış.

Anadolu Selçukluları döneminde ise Doğu Anadolu’nun ticaret merkezi olmuş ve çok zenginleşmiş.

Malatya, baharda kayısı çiçeklerinin beyaza boyadığı, dünyanın en çok kayısı üreten şehri olarak da bilinir.

Yazının Devamını Oku

Bayram pilavı geleneği

Beni nazikçe karıştır, başımda durarak pişir ama uzun uzun demlendir. İşte o zaman tadı damağından silinmez.” Herhalde pilav dile gelse bu hassas püf noktalarını bizimle paylaşırdı. Bir de pilav, su konusunda çok titizdir. Ne çok lapa ne çok diri kalmak ister. Bazen 1’e 2, bazen 1’e 3 su kaldırır. Ehh bu da bir tecrübe ister.



Bugün 97 yaşında olan kayınvalidem Hatice Soysal, Divriği Alatlı pilavını müthiş bir efor, dikkat, titizlik ve törenle pişirirdi. Et ayrı pişer ve pirince katılırken mutlaka yenibahar dövülürdü. “Pilavın ziyneti yenibahardır” derdi.
Pişerken sandalyesini ocağın önüne çeker ve saatlerce başında bekleyip, adeta yemekle pişerdi. Sonrasında bakır tencereyi üç kat sofra beziyle sarar ve bir baş köşeye oturtur, demlenmeye–dinlenmeye bırakırdı.
Bayramın 1’inci gününde herkes akşama yenilecek pilavın önünden, arkasından geçip, sabırsızlıkla pilavın demlenip, lezzetlenmesini beklerdi.
Bayram sofrasında baş köşeye oturtulan pilav tenceresinin etrafındaki sofra bezleri açılır ve tahta bir kaşıkla hafifçe alttan üste doğru karıştırılıp tabaklara koyulurdu. Sonuçta herkes çok lezzetli bir yemek yemenin mutluluğuyla neşeli sohbetler yapardı.
Bayramların yemek kültürümüzde de çok özel bir yeri vardır. Çünkü misafirle paylaşmak için yapılan bayram yemeklerinin hepsi Türk mutfak kültürünü de zenginleştirmiştir.


Yazının Devamını Oku

Urfa iftarı

Tavada Künefe

MALZEMELER
* 200-250 gr çiğ tel kadayıf
* 150 gr tereyağı
* 1 çay bardağı sıvı yağ
* 1 paket dil peyniri (250 gr)
* 2 yemek kaşığı pekmez
* 2 yemek kaşığı tahin

Şerbet için:

Yazının Devamını Oku

Elazığ iftarı

Elazığ’ın ev sahipliği yaptığı medeniyetlerin birikimi mutfağına da yansıyor.

Tarihi Oğuzlara kadar uzanan tutmaç, umaç aşı, anamaşı, kara kavurma gibi yemekler bulunuyor. Elazığ mutfağında yemekler daha çok etli ve bulgur mutfaktaki önemli malzemelerin başında geliyor. Tabii bir de salça ve soğan. Elazığ mutfağı kendine has sebze yemeği tarifleriyle de sağlıklı bir sofra kurmayı kolaylaştırıyor. Listenin başında ise ışkın, irehan (reyhan), kenger, kuzukulağı, pancar, pirpirim (semizotu), roka, yarpuz gibi sebzelerden yapılan yemekler var. Elazığ mutfağında “israf” en kaçınılan şeylerden biri. Örneğin, çörek ve patila yapılırken hem israfı önlemek hem de lezzetli olması için hamura peynir suyu, süt kaymağı veya içyağı konuluyor. Bazı yemeklerde yoğurt da önemli bir rol oynuyor. Tıpkı sırın, gıldirikli köfte, ayranlı çorbada olduğu gibi. Ve tabii ki tatlı, dut helvası, yatsılık denilen pestil, dutunu ve orcik... Dut, Elazığ’ın en çok üretilen meşhur meyveleri arasında. Taze olarak yendiği gibi, kurtuluyor da. Kurutulmuş dut taş dibekte dövülüp içerisine ceviz veya badem içi katılarak “dutunu”ya dönüşüyor.

Cevizli kavurmalı patila/gözleme
MALZEMELER

Hamur için:
* 1 su bardağı ılık süt
* 1 çay bardağı ılık su (kulplu çay bardağı)
* 1 çay bardağı sıvı yağ (kulplu çay bardağı)

Yazının Devamını Oku

Adıyaman iftarı

Adıyaman, tarihin bilinen en eski yerleşim yerlerinden biri. Birçok medeniyete ev sahipliği yapmış.

Nasıl yapmasın; İran ile Akdeniz’in, Mezopotamya ile Küçük Asya’nın, Arap yarımadası ile Karadeniz’in ve Kafkasların ulaşım yollarının kesiştiği yerde bulunuyor. Bu, kültürel zenginliğini daha da artırıyor. Tüm bu medeniyetler, Adıyaman mutfağını da zenginleştiriyor. Üstelik sadece çeşitlilik açısından değil sağlıklı beslenme açısından da dikkat çekiyor. Yöresel lezzetlerin başında yılın her günü tüketilebilen etli ve etsiz çiğ köfte geliyor. Adıyaman’ın etsiz çiğ köftesi için patent bile alınmış. Adıyaman mutfağında buğday önemli yemek malzemelerinden biri. Patlıcan, kuru baklagiller, domates, sarmısak, soğan gibi ürünler; pul biber, salça, kuru nane, maydanoz gibi lezzet katıcılar da sık kullanılıyor. Adıyaman medeniyetlerin kesişme noktası olmasının faydalarını mutfağında da yaşıyor, hem Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu hem de Akdeniz bölgelerinin lezzetleri sofralarda yerini alıyor. Örneğin, etli köfteler Güneydoğu Anadolu, hamur işleri ve et yemekleri Doğu Anadolu, sebze yemekleri ise Akdeniz mutfağının izlerini taşıyor.

Kabaklı Mehir Çorbası
MALZEMELER

* 1 orta boy kuru soğan
* 5 yemek kaşığı zeytinyağı
* 4 yeşil sivri biber
* 1 kırmızı kapya biber

Yazının Devamını Oku

Çanakkale iftarı

Çanakkale denildiğinde akla ilk gelen tarihi yapısı, kültürü, boğazı ve köklü geçmişi olsa da yemekleri de aynı derecede önemlidir.

Bir kısmı Marmara, bir kısmı ise Ege’de kalan Çanakkale, sebze tüketimi bakımından oldukça zengin. Pazı dolmasıyla, iskorpit çorbasıyla, melki yemeğiyle, peynir helvası tatlısıyla ağzınızı sulandıracak ve upuzun bir yemek çeşitliliğine sahip.

Peynirli tava böreği
MALZEMELER

* 1 adet hazır yufka
* 1 Türk kahve fincanı sıvı yağ
* 1 Türk kahve fincanı su
* 2 yemek kaşığı dolusu mısır ya da buğday nişastası.

İç harcı için:

Yazının Devamını Oku

Mardin iftarı

Bunca kültürün bir arada yaşadığı bir kentte, sofraların birbiriyle kaynaşmaması, lezzetlerin birbiriyle buluşmaması mümkün mü?

Mardin mutfağında da farklı kültürlerin lezzetleri birbiriyle uyum içinde sofrada yerini alıyor. Tarihi Mezopotamya mutfağının renklerini taşıyan Mardin’de yemek kültürü, çoğunlukla et ve baharat üzerine kurulu. Sebze yemeklerinde de genellikle et ve baharat yerini koruyor. Bulgur pilavı sofranın değişmezleri arasında. Acin (çiğköfte), ırok (içliköfte), ikbebet (içliköfte), bello’i (mercimekli köfte), kibe (işkembe dolması) ve kaburga dolması özgün yemeklerinden sadece birkaçı. Yemeklerin et ağırlıklı olduğuna bakmayın, sumak ve nar ekşisiyle tatlandırılmış salatalar da önemli bir yere sahip sofrada. Sumak zaten en çok kullanılan baharatlardan.

Soğan dolması
MALZEMELER

* 1 kg sıkma portakal büyüklüğünde kışlık beyaz soğan (oval yani lale şeklinde olanları kullanmanızı tavsiye ederim)
* 50-100 gr tereyağı
* 1 yemek kaşığı tatlı biber salçası
* 4-5 su bardağı sıcak su

Yazının Devamını Oku

Bodrum iftarı

Zengin mutfağı ile Akdeniz ve Rum mutfağının harmanlandığı yemeklerden oluşan Bodrum mutfağının kendine has yemekleri azımsanmayacak kadar fazladır.

Deniz kenarında bulunan Bodrum’da deniz ürünlerinin ayrı bir yeri vardır ve pişirme şekli ile de fark yaratır. Aynı zamanda Ege Bölgesi’ne has yabani otlarla yapılan mezeler de Bodrum lezzetlerinin arasında yer alır. Hafif ve lezzetli yemekleri ile dikkat çeken Bodrum mutfağında başka yörelerde de bilinen yemeklerin dışında sadece Bodrum’da tadabileceğiniz yemekler de yer alır. Bodrum’da denenmesi gereken yemekler arasında çökertme kebabı, kabak çiçeği dolması, ekşili palamut, ahtapot çorbası ve kaya koruğu salatası gibi lezzetler gelir.

OTLU POĞAÇA

MALZEMELER
* Yarım su bardağı yoğurt * 1 paket karbonat * 1 paket kabartma tozu * 2 çay kaşığı tuz * 1 yemek kaşığı tozşeker * 1 yumurtanın akı * 1 çay bardağı zeytinyağı k 1 çay bardağı sıvı yağ k 1 tatlı kaşığı mayonez k 1/3 demet maydanoz (çok ince doğranmış) k 1/3 demet dereotu (çok ince doğranmış) k 1 adet yeşil soğanın sadece yeşil kısmı (çok ince doğranmış) k Yaklaşık 3.5 su bardağı tam buğday unu k Ayrıca yarım su bardağı ekstra tam buğday unu.

YAPILIŞI

Yazının Devamını Oku

Anadolu’da kadın kooperatifleri

Anadolu’ya her gidişimde, kadın girişimci, kadın üretici ve kadın çiftçi hareketlerinin arttığını sevinçle gözlemliyorum. Kadınların ekonomik ve sosyal hayata katılımını teşvik eden, güçlenmesini amaçlayan kadın kooperatiflerini ise destekliyorum...

Kadının emeğini, el becerisini, yeteneğini, bilgisini ortaya koyarak bir üretim yapması, bunu satarak bir ekonomik değer oluşturabilmesi beni çok mutlu ediyor. Bu pazar Anneler Günü ve ben de müsaadenizle kadınlar lehine pozitif ayrımcılık yapmak istiyorum.



Biliyor musunuz, dünyadaki gıda üretim ekonomisinin neredeyse yüzde 75’i küçük ölçekli çiftçiler, kooperatifler tarafından karşılanıyor...
Bu çiftçi ve üreticilerin büyük bir kısmı da kadınlar. Özellikle gıda üretiminde kadınların işin içinde olduğu her oluşum bana güven veriyor. “Sevgi, kardeşlik ve barış” sloganıyla yola çıkan, zeytin kokulu kadınların kurduğu Altınözü Hazek Kadın Kooperatifi Türkiye’nin yüz akı.
“Kadının gücü ile geleceğe” sloganı, Malatya Kadın Kooperatifi Maldiana’ya ait.
“Kadınım, kazanırım, kalkınırım” sloganıyla yola çıkan Battalgazi Kalbi Kadın Kooperatifi ise başka bir muhteşem örnek.

Yazının Devamını Oku