GeriAhmet HAKAN Pilotlar destanı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Pilotlar destanı

DEVLETİMİZ çalıştı, pilotlarımız kurtuldu.

Allah katkıda bulunan herkesten razı olsun.

*

Bazıları yakınıyor, “Pilotlarımızın kurtarılmasına sevineceklerine hükümete laf saydırmaya kalkışanlar var” diye...
Doğrudur, gerçekten de sevinmek yerine laf saydırmayı tercih edenler var.
Ama durun bir dakika!
Laf saydıranların ortaya çıkmasında “Kahraman Başbakanımız pilotlarımızı kurtardı, işte büyük devlet, işte büyük lider” türü abartılı goygoyun payı yok mu?
Acaba böyle abartılı goygoylar yüzünden “Katar uçağı... Katar parası...” falan diye “bik bik” ediliyor olamaz mı?

*

Pilotlarımız kurtuldu, tabii ki sevinmeliyiz.
Ama insan, biraz da “endişe eden” bir varlıktır.
Bu nedenle endişe etmeliyiz:
“Acaba” demeliyiz, “bundan böyle Suriye’de savaşan taraflar, ellerindeki rehineleri kurtarmak için Türk vatandaşlarını rehin almayı yol haline getirirler mi?”

*

Ayrıca insan, biraz da “meraklanan” bir varlıktır.
Bu nedenle meraklanmalıyız:
“Acaba” demeliyiz, “Türkiye vatandaşları ne zaman Beyrut sokaklarında özgürce ve korkusuzca dolaşmaya başlayacaklar?”

Neredesin ey vicdan

HABERİN başlıklarını veriyorum:
- Suriyeli sığınmacılar İstanbul’da perişan halde.
- Soğukta çadırlarda kalıyorlar.
- Fatih’te her köşe başında dilencilik yapan Suriyeli mülteciler var.
- Çadırlarda kalan Suriyeli mülteciler ucuz işçi olarak çalıştırılıyor.
- Tekstil atölyeleri sigortasız ve ağır koşullarda çalışan Suriyelilerle dolu...
- Ucuz işçi olarak çalıştırılan Suriyeliler arasında çocuklar da var.

*

Eğer bir şehirde böyle bir olay yaşanıyorsa...
- O şehrin vicdanı ortadan kalkmış demektir.
- O şehrin cemaatleri, tarikatları, kursları, yurtları, dergâhları falan nafile demektir.
- O şehrin ruhaniyeti, maneviyatı, kutsiyeti zedelenmiş demektir.
- O şehrin yerel yönetimleri, idarecileri, dernekleri tükenmiş demektir.
- O şehirden umut kesmenin vakti gelmiş demektir.

Minik bir manifesto

- “SARIGÜL olayı” hakkında kalem oynattığım için bana “Sarıgül’cü” diyenler çıktı.
- Eğer ben hayatımda “bir şey’ci” olmayı içime sindirebilseydim “Tayyip Erdoğan’cı” olurdum... Sarıgül de kim oluyormuş?
- Kadir Abi başkan olsa bana ne, Sarıgül olsa bana ne? Gürsel’miş, Kadir Abi’ymiş, Sarıgül’müş, Sırrı’ymış... Bana ne kardeşim?
- “Bir şeyci” arayanlara tavsiyemdir: “Kadir Abi şimdiden rakiplerine 20 puan fark attı” diye ahkâm kesenlere yönelsinler.

Çocuk siyasetçi: Melih Gökçek

MELİH Gökçek’e kızamıyorum.
Gerçekten kızamıyorum.
Çünkü o “çocuk gibi” biri.
Hayatı hep bir yarış, hep bir rekabet, hep bir laf sokma, hep bir cephe yaratma, hep bir gol atma, hep bir üste çıkma, hep bir çekişme olarak algılıyor.
Hayat algısı böyle olduğu için siyaseti de böyle yapıyor.

*

İşte son marifeti:
Bir gece yarısı ODTÜ’nün ağaçlarını kesti, ardından da tweet attı, “Nasıl da kestik ama... Nasıl da attım golü...” kıvamında...
Nedir bunun anlamı?
Şudur:
Başkent’in koskoca belediye başkanı, şehrinin en önemli üniversitesiyle, o üniversitenin yönetimiyle, o üniversitenin öğrencileriyle resmen çocuk gibi didişiyor.

*

Neden böyle yapıyor?
Çünkü “çocuk gibi” olduğu için bu “didişme”den acayip hoşlanıyor, keyif alıyor.
Bu “didişme”, kendisini enerjik tutuyor, hayata bağlıyor, heyecanlandırıyor.
Sadece “çocuk gibi” olmayıp ayrıca “uyanık” olduğu için de...
Bu didişmenin kendisine oy kaybettirmeyeceğinin, partisinde rahatsızlığa yol açmayacağının, siyasi istikbalini zerre kadar zora sokmayacağının, popülaritesini arttıracağının, bazı taraftarlarında “Helal sana başkanım” duygusu yaratacağının da farkında.
Bu yüzden abandıkça abanıyor.

*

Bir “çocuk siyasetçi”den...
Toplumsal barışı bayraklaştırmasını, bir arada yaşama kültürüne hizmet etmesini, herkesin mutluluğunu gözetmesini, uzlaşmaya dayalı siyasete ağırlık vermesini, bilgelik sergilemesini, olgunluk göstermesini bekleyemeyiz.
Ben işte bu yüzden Melih Gökçek’e kızamıyorum.

Bir şeyden de eksik kal

İSLAMİ moda” diye bir şeyi çıkardılar.
“İslami defile” diye bir şeyi çıkardılar.
“İslami otel” diye bir şeyi çıkardılar.
“İslami tatil” diye bir şeyi çıkardılar.
“İslami edebiyat” diye bir şeyi çıkardılar.

*

Baktım, en son “seks ürünleri” konusuna el atmışlar.
İnternette bir site kurmuşlar.
Adını da “helal sex shop” koymuşlar.

*

Rahmetli babam her şeylere heves ettiğimiz çocukluk günlerimizde bizi şu cümleyle durdurmaya çalışırdı:
Bir şeyden de eksik kal”.

Dükkânın anahtarları

CHP yönetimi diyor ki:
Sarıgül gelsin, partiye başvursun, üyelik hakkını kazansın, sonra da aday olsun”.

*

Sarıgül diyor ki:
Ben başvurmam, CHP beni davet etsin, davet sahibi genel merkez olsun”.

*

Size bir şey söyleyeyim mi?
Bir taraf “Gelsin, başvursun”, öbür taraf “Gelmem, davet etsinler” diyerek...
Bu işi ellerine yüzlerine bulaştırırlar ve olayı kocaman bir fiyaskoyla sonuçlandırırlarsa...
Hem CHP yönetimi, hem de Sarıgül...
Elbirliğiyle dükkânın anahtarlarını AK Parti’ye teslim etsinler.

Artık Cübbeli Hoca

İZZET Çapa’nın o şahane “Cübbeli Hoca” röportajını okuduktan sonra şunları söyleyebilirim:
-Cübbeli Hoca artık günümüz Türkiye’sinin bir şov vaizidir.
-Cübbeli Hoca artık eskisi kadar katı, eskisi kadar sekter, eskisi kadar sert bir imaj çizmemektedir.
-Cübbeli Hoca artık her türlü konunun üzerine giden, hiçbir konuya dudak bükmeyen bir fetvacıdır.
-Cübbeli Hoca artık magazinin tatlı kokusunu almış biridir.
-Cübbeli Hoca artık bir geri adım atıyorsa iki ileri adım atmaya başlamıştır.
-Cübbeli Hoca artık kendisi hakkında her kesimin “Onu öyle kabul ediyoruz” dediği bir fenomendir.
-Cübbeli Hoca artık bu reyting işini çözmüştür.
-Cübbeli Hoca artık en kabul edilemez görüşlerini bile belli bir sempati algısı üzerine bina etmeyi başarmaktadır.

X

O saçmalık ancak çöp kutusuna basket yapılır

Ekrem İmamoğlu’nun Fatih Sultan Mehmet türbesinde elinin arkasında olmasından yola çıkılarak başlatılan incelemenin tüm detaylarına baktım.

Şöyle bir macera:

Vatandaşın biri, CİMER’e şikâyet ediyor.

Oradan rutin bir işlemle Cumhuriyet Savcılığı’na gidiyor.

Savcılık, İçişleri Bakanlığı’na gönderiyor.

Bakanlık, rutin incelemeye alıyor.

Müfettişler, İmamoğlu’nun savunmasını alıyor.

Falan...

Yazının Devamını Oku

İsraf var demek yoksulluk yok demek midir?

Dünkü Hürriyet’in manşeti şuydu:

“ÇÖP TOPLADIM, İSRAFI GÖRDÜM”

*

Nereden çıktı bu manşet?

*

Anlatayım:

*

Hürriyet Ekonomi Servisi’nden arkadaşımız Emre Eser, her hafta “İşin Peşinde” diye bir köşe hazırlıyor.

Emre

Yazının Devamını Oku

E hani öldürmeye gelen dirilecekti?

Sezai Karakoç’un ünlü sözü aynen şöyledir:

“İslam’ı öyle bir yaşa ki... Seni öldürmeye gelen sende dirilsin”.

*

Ayasofya’nın eski imamı, sosyal medyada İslam davasını öyle savunuyor ki...

Sosyal medyada onu madara etmek isteyenler, onun artık gitgide çirkinleşen polemikçi üslubu nedeniyle bırakın onda dirilmeyi...

Ona bakıp İslam’dan uzaklaşıyorlar.

*

“Seni öldürmeye gelen sende dirilsin” yaklaşımı nerede?

Yazının Devamını Oku

Liyakatsiz dış politika işte buna yol açar

Biden, henüz ABD’ye başkan seçilmeden önce meşhur bir açıklama yapmıştı. “Dur, bir daha bakayım o konuşmaya” dedim.

Açtım, baktım.

*

Açıklamanın sonuna gelince...

Birden irkildim.

Şöyle diyordu Biden:

*

“Türkiye’nin bölgedeki faaliyetlerini nasıl tecrit edeceğimizle ilgilenmek bizim için önemli bir iş olacak. Özellikle Doğu Akdeniz’deki petrol faaliyetleri... Ve birçok farklı şey.”

*

Yazının Devamını Oku

Teşekkürler Biden Bey! İç cepheyi birleştirdin

Dün itibarıyla...

Manzara-i umumiye aşağı yukarı şöyle:

*

Fazıl Say ile AK Parti Bağcılar İlçe Teşkilatı...



Aynı duyguda birleşmiş durumda.

Yazının Devamını Oku

Terörle yüzleşmeyen HDP, bize ‘Soykırımla yüzleşin’ diyor

HDP’ye yıllardır söylenen bir söz var:

“PKK’nın terörist olduğunu söyleyin”.

*

- Hık derler.

- Mık derler.

- Öyle derler.

- Böyle derler.

Ama bir türlü sadede gelmezler, gelemezler.

*

Yazının Devamını Oku

Bir zamanlar ben de 23 Nisan çocuğuydum

Her 23 Nisan’da şiir okuma işi bana düşerdi.

“Atatürk Çocuğu” diye bir şiiri, avazım çıktığı kadar bağırarak okuduğumu hatırlıyorum.

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Mustafa Kemal’in Kağnısı” şiirini de hakkını vererek okumuşluğum vardır.

*

Bu fotoğraf Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde çekildi.

Rahmetli babamın memuriyeti dolayısıyla Doğubayazıt’taydık.

*

Sene 1976 olmalı.

Yazının Devamını Oku

‘Menderes’in sonu’ demeden konuşmayı öğrenemediler

CHP’li Engin Altay, tam bir çelişkiler yumağıdır benim için.

Bazen acayip demokratik, acayip şaşırtıcı, acayip alkışlanacak açıklamalar yapar.

Mesela...

“Ey ABD! Senin bize verecek hukuk ve demokrasi dersine ihtiyacımız yok” diyerek ABD’ye rest çeker. Amerika’nın Türkiye’den Doğu Akdeniz, Ege, Kıbrıs, Suriye’de taviz istediğini söyleyip... “Asla taviz verilmemeli” der.

*

Bütün bunlara bakıp...

“Hah işte! Milli muhalefet budur” falan diye umutlanırım.

*

Yazının Devamını Oku

Bütün kadınlar KADES'i indirsin

Dün Hürriyet’in manşetinde Fevzi Kızılkoyun’un bir haberi vardı.

Haberde kadına şiddetle mücadelede elektronik kelepçe takılan kişilerin izlendiği merkez anlatılıyordu.

*

Haberin ayrıntılarını okuyunca...



Bu merkeze güvenim arttı. Umutlandım.

Yazının Devamını Oku

Cenap Şahabettin, Ali Edizer’i tanısaydı

Ali Edizer diye bir doktor var.

Daha önce yaptığı çeşitli densizlikler ve izansızlıklar yüzünden “olay adam” haline gelmiş, hatta GATA’daki görevine son verilmişti.

*

Fakat adam rahat durmuyor abi!

Densizliğe, izansızlığa, abuk sabukluğa devam ediyor.

*

Ne dediğini yazmaya bile tenezzül etmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Kanal İstanbul’un Montrö ile alakası

“Kanal İstanbul, Montrö’yü etkiler mi?” diye soru var ortada.

Geçen akşam Tarafsız Bölge’de işte bu soruyu sordum uluslararası hukuk alanında uzman bir isim olan Prof. Dr. Selami Kuran’a.

Selami Hoca...

Canlı yayında... Kalktı ayağa... Eline bir çubuk aldı... Ve başladı harita üzerinden anlatmaya.

“Yeni başlayanlar için 10 dakikalık bir Montrö dersi” gibi bir şeydi yaptığı.

Net, sarih, anlaşılır ve basit bir şekilde anlattı mevzuyu.

*

Sonucu açıklıyorum:

Yazının Devamını Oku