GeriEmre Özpeynirci Peugeot Türkleşirken Citroen Fransız mı kalıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Peugeot Türkleşirken Citroen Fransız mı kalıyor

Bu hafta Fransız PSA Grubu’nun iki kardeş markası Peugeot ve Citroen’in Türkiye’deki durumları hakkında ilginç tespitimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu yazıyı açıkçası geçtiğimiz hafta içinde Citroen ve Peugeot yetkilileriyle yurtdışında yaptığımız görüşmeler sonrasında yazmaya karar verdim.

Öncelikli olarak iki kardeş markanın Türkiye’de sattığı modellere bir bakalım. Yer aldıkları segmentler birbirine çok yakın. Özellikle hafif ticari modeller ortak üretildiği için birbirinin tıpatıp aynısı. Tek farkları sadece marka ve logolarında. Binek modellere baktığımızda Peugeot, Türkiye’de daha zengin bir ürün gamına sahipken, Citroen ise daha yenilikçi modellerle ön plana çıkıyor. Sonuçta, Peugeot’nun Türkiye’de 14 farklı binek modeli ve 5 farklı hafif ticari modeli bulunurken, Citroen’in ise 10 binek modeli ve 5 hafif ticari modeli var.

CITROEN’İN SİCİLİ İYİ

Yani aslında model olarak iki marka arasında dengeleri bozacak bir durum yok. Buna karşın Türkiye’de Peugeot’nun imajı Citroen’e göre çok daha kuvvetli. Ama Peugeot’nun yüksek imajının yanısıra bazı teknik sebeplerden dolayı olumsuz bir imajının da olduğunu unutmamak lazım. Citroen ise Peugeot’ya göre daha düşük marka imajı olmasına rağmen kötü bir sicili olmadığı için avantajlı.

Bu iki markadan Peugeot, Türkiye’de kendi şirketiyle faaliyet gösterirken, Citroen ise Bayraktar Grubu’nun bünyesinde. Yani biri doğrudan diğer distribütörlükle temsil ediliyor. Bugün Peugeot’nun Türkiye Genel Müdürü Jean Pierre Vieux isimli bir Fransızken, Citroen’in Genel Müdürü ise Müfit Ataseven isimli bir Türk.

PEUGEOT DÜŞÜŞTEYDİ

Şimdi tüm bu detayları verdikten sonra asıl konuya gelmek istiyorum. 2006-2007 yıllarında, Peugeot satışlarda önemli bir düşüşe geçerken Citroen’de ise yenilikçi modellerle gözle görülür bir yükseliş vardı. 2007 yılında iki markanın pazar paylarına baktığımızda da bu değişimi çok net olarak görüyorduk. Citroen, 2007’de büyüyen otomotiv pazarında yüzde 2.3’lük bir paya ulaşırken, Peugeot’nun pazar payı ise yüzde 3.4’e gerilemişti.

Peugeot 2007 yılında genel müdür değiştirip, 2008 yılına yeni Genel Müdürle girerken, Citroen’de ise 2008 yılının ikinci yarısında Genel Müdür değişikliği oldu. 2008 yılında iki genel müdürün en büyük avantajı ise yeni hafif ticari modelleriydi. Tofaş tarafından üretilen Peugeot Bipper ve Citroen Nemo ile yine ikiz kardeş olan yeni Partner ve Berlingo iki markanın en büyük kozlarıydı.

Son çeyreğinde krizin patladığı 2008 yılı sonuçlara baktığımızda, yeni ticari modelleri iyi kullanan marka çok net ortaya çıktı. Tıpatıp aynı olan modellerde Peugeot büyük avantaj elde etti ve 2008 sonunda pazardaki toplam payını 4.4’e, hafif ticari payını ise 5.5’e yükseltti. Citroen ise Peugeot’ya oranla yeni model avantajını çok daha sınırlı sayıda kullanabildi. Citroen’in toplam pazar payı 2007’e göre sadece yüzde 0.3’lük artış gösterirken ticari araç payı ise yüzde 3.1’e yükseldi. Bu durum kuşkusuz en çok satan markalar sıralamasını da değiştirdi. Peugeot 2008 yılında en çok satan markalarda 9’unculuktan 8’nciliğe yükselirken, Citroen ise 10’uncu marka oldu.

2009 yılına gelindiğinde ise iki marka arasında fark artmaya başladı. Peugeot, 2009 yılının Ocak-Şubat döneminde pazar payını yüzde 5.7’e çıkartırken, ticari araçta uçuşa geçti ve 10.1’lik bir pay elde etti. Citroen’de ise Peugeot’nun tam tersine düşüş yaşanırken, pazar payı 2.2’ye geriledi. Aynı ürün gamına sahip olmasına rağmen hafif ticari pazarında ise Peugeot’nun yüzde 10.1’lik payına rağmen Citroen yüzde 3.2’de kaldı.

TİCARET İNSANCIL BİR ŞEYDİR

Vergi avantajı nedeniyle bir nevi hafif ticari araç üssü olan Türkiye’de Peugeot elindeki yeni kozları iyi kullanarak, hem 2008’de hem de 2009’un ilk iki ayında pazardaki sıralamasını hızla yükseltirken, Citroen’de ise belirgin bir gerileme yaşandı. Peugeot son iki ayda toplam otomotiv pazarında 6’ıncılığa yükselirken, ticari satışlarında ise 3’üncü marka oldu. Citroen ise toplam satışlarda 11’inciliğe ticaride ise 8’inciliğe geriledi.

Şimdi özellikle hafif ticari modelleri birebir aynı, fiyatları birbirine yakınken, aradaki bu satış farkının (Ocak- Şubat’ta Peugeot 2 bin 358-Citroen 939 araç sattı) sebebini çok merak ediyorum. Bu noktada Peugeot Türkiye Genel Müdürü Jean Pierre Vieux’ün yorumu bence çok önemli: "Türkiye’de piyasaya inandım. Ticaret çok insancıl bir şeydir. İletişimde büyük bir gayret sarfettik. Piyasaya, müşterilerimize, bayilerimize insalcıl davranıp inandık. Bakın bana Peugeot’nun CEO’su bile ’Sen bir şube müdürü değil tam bir Türk gibi oldun’ diyor. Bu da başarıyı getirdi."

Sonuç olarak Peugeot’nun Fransız Genel Müdürü Türkleşerek başarıyı sağlarken, Citroen’in Türk Genel Müdürü acaba pazara biraz Fransızlaştı mı. Yorum sizin.

Türkiye’de kapanma riski bulunan fabrika hangisi

Küresel kriz nedeniyle bugün Avrupa’daki bir çok otomobil fabrikası kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Geçtiğimiz günlerde ana gazetede de yazdım. Özellikle AB üyesi gelişmiş ülkelerdeki 16 fabrikanın kapısına kısa süre içinde kilit vurulabilir. Dikkatinizi çekerim bu fabrikaların ortak noktası İtalya, Almanya, Fransa, İspanya, İngiltere, Portekiz ve Belçika gibi gelişmiş büyük ülkelerde olması. Sebebi çok açık. Bu ülkelerde gerek üretim gerek işçilik maliyetleri çok ama çok yüksek. Neden riskli fabrikalar arasında, Polonya’dan Çek Cumhuriyeti’nden Türkiye’den bir fabrika yok. Çünkü bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin maliyetleri hala çok iyi seviyelerde.

HERŞEY LEHİMİZE DÖNEBİLİR

Türk otomotiv sanayinin maliyete ek olarak son yıllarda öne çıkan en büyük özelliği ise kaliteli üretimi. Bugün Türkiye’de yer alan tüm fabrikalar temsil ettiği markaların dünyadaki en kaliteli üretim tesisleri. Bunlar resmi olarak açıklanmış veriler. Şimdi böylesine önemli bir kriz ortamında eğer başarılı bir yönetim sergilersek herşeyi kendi lehimize çevirebiliriz.

Zaten Avrupa’da kapanma riski olan fabrikalara yeni model verilmezken bizde neredeyse tüm fabrikalar yeni modellerle kendilerine kriz sigortası yaptı. Bakınız, Tofaş yeni Doblo projesine aynen devam ederken, Renault yeni Clio ve GrandTour’un dışında yılın ikinci yarısında yeni Megane Sedan üretimine başlıyor. Ayrıca Oyak Otomotiv ve Çimento Grubu Başkanı Celal Çağlar, yeni bir projenin geldiği müjdesini de verdi. Toyota, Türkiye’de yeni Verso ve Auris üretimine devam edeceğini açıklarken, Ford Otosan Amerika ihracatıyla derin bir nefes aldı. Hyundai’de de Accent ve Matrix üretimi hız kesmeden devam ediyor

Şimdi Türk otomotiv sanayi krizde böylesine büyük bir avantaj yakalarken, bir tek belirsizliğini koruyan ise Japon Honda’nın Gebze fabrikası. Biliyorsunuz geçtiğimiz günlerde, Türkiye’de büyük bir operasyona giden Honda Türkiye, hem üretimini tek vardiyaya düşürürken hem de gönüllü işçi çıkartmaya başladı. Çok önemli kaynakların iddialarına göre Honda’nın bu operasyondaki amacı şu: "Yaklaşık 1200 kişinin çalıştığı Honda Türkiye fabrikasında, gönüllü işten çıkartılma operasyonuyla 600’e yakın çalışanın işine son verilemek isteniyor. Honda, çalışanların normal yasal kıdem ve ihbar tazminatlarının 3-4 katı teşviklerle ayrılmalarını sağlıyor. Gebze tesisi artık bir lojistik merkezi olacak. Üretim ve ihracat olmayacak. En iyi durumlarında 2 bin kişiye kadar iş verebilen bu kuruluş en fazla 100-150 kişinin çalışacağı bir depo olacak."

YENİ CIVIC CITY GİBİ GİDER Mİ

Bir başka iddiaya göre ise "Honda, Civic Sedan yenilenene kadar Türkiye’de üretime devam edecek, yeni model çıktığında aynı City’de olduğu gibi üretim başka bir ülkeye kayacak. Yeni bir model verilmeyeceği için de üretim otomatik olarak bitecek." Evet bunlar çok büyük iddialar. Türk otomotiv sanayi için büyük önem taşıyan Honda, inşallah böyle bir operasyona imza atmaz. Tüm uluslararası markalar, maliyetleri yüksek ülkelerden kaçıp, kriz ortamında Türkiye gibi ülkelere odaklanma kararı alırken, Honda’nın İngiltere değil de Türkiye fabrikasını gözden çıkarması bence çok yanlış bir karar olur. Umarım bu yazdıklarım sadece iddiadan ibarettir. Söz Honda Türkiye’de.
X