Pazar sohbeti

Güney Afrika’da İzmirli bir fotoğraf sanatçısı<br> <br>Babür Yakar, Güney Afrika’da yaşayan İzmirli bir fotoğraf sanatçısı.

Eşimle üniversite yıllarından arkadaşımız olan Babür, daha önce hiçbir tanıdığımızın gitmediği Güney Afrika’ya gidip üstüne bir de yerleşince bayağı şaşırmıştık.
Yıllar içerisinde, mühendis olan arkadaşımızın ‘Babür Yakar Photography’ adıyla, fotoğraf sanatçısı olarak kazandığı uluslararası başarıları uzaktan takip ettik. Nelson Mandela, Bill-Hillary Clinton, Naomi Campbell, Güney Afrika Başbakanı gibi ünlüleri de fotoğraflayan sanatçının amacı fotoğraflarını kitaplaştırmak. Neredeyse 23 yıldır Johannesburg’da yaşayan ama fırsat buldukça ailesini görmeye İzmir’e gelen Babür Yakar ile fotoğraf ve seyahat üzerine sohbet ettik.

DUVARIM İÇİN BULAMAYINCA KENDİM ÇEKMEYE BAŞLADIM

- Eğitim hayatın hep İzmir’de geçti değil mi?
- Atatürk Liseliyim. Dokuz Eylül Makine Mühendisliği’ni bitirdikten sonra burs alarak Güney Afrika’ya gittim ve master yaptım.
- Neden Güney Afrika peki?
- Devamlı Wilbur Smith okuyordum ve Afrika’ya gitmeyi çok istiyordum. O nedenle oradan burs aldım. Durban şehri Natali Üniversitesi’nde master yaptım.
- O dönemlerde fotoğrafçılık var mıydı?
- Amatör olarak çekiyordum, babamın eski bir kamerası vardı, onu kullanıyordum. Ama içimde sürekli bir kaydetme isteği vardı. Master bittikten sonra Johannesburg’a geçtim ve oradaki evimin duvarlarına asmak için istediğim gibi fotoğraf bulamayınca kendim çekmeye başladım. Çektiğim her fotoğraf çok beğenildi ve arkadaşlarım tarafından alındı, sonuçta evimin duvarları hala boş.

BİR DAHA YAKALANAMAYACAK ANLARI YAKALAMAK

- Fotoğrafçılık üzerine eğitim aldın mı?
- New York Institute of Photography’den, uzaktan eğitim aldım. Sonrasında Johannesburg’da eski bir binada ‘Stüdyo Seven’ adıyla kendi stüdyomu kurdum. 2 yıl çok güzel gitti ama bir yandan da mühendislik yaptığımdan sonra biraz aksamaya başladı.
- Daha çok ne tarz fotoğraflar çekiyorsun?
- Ben insanları ve mekanları oldukları yerde, var olan doğal ışıkla fotoğraflamayı seviyorum. Buna ‘street photography yani cadde fotoğrafçılığı’ deniyor. Bir başka adı da dokümanter fotoğrafçılık. Bir daha asla yakalanmayacak anı yakalayan fotoğraflar. Genel olarak da siyah-beyaz çekiyorum.
 
İŞ YAPMAK DEĞİL SANATÇI OLMAK İSTİYORUM

- Hiç ticari fotoğrafçılık yapmadın mı?
- Moda çekimleri yaptım. L’oreal Image, Revlon için model çekimleri yaptım. Hatta bazı fotoğraflarım Meksika’da büyük panolara konmuş. Ayrıca Lisa Beekman, Vusi Mahlasela, Lebo Mathosa gibi Güney Afrikalı birçok ünlü sanatçının da fotoğraflarını ve CD kapaklarını çektim.
- Sonra ne oldu?
- Fotoğrafı iş olarak yapmak hiç hoşuma gitmedi. Fotoğraf sanatçısı olmayı tercih ediyorum. Mühendisliğe devam ettiğimden istediğim her şeyi yapabiliyorum. Şu an Johannesburg’da tasarım mühendisi olarak bir Amerikan şirketinde çalıştığım için fotoğraf konusunda özgür olabiliyorum. Şu anda sadece dokümanter fotoğrafçılık yapıyorum.

NELSON MANDELA’NIN KALABALIKTAKİ YALNIZLIĞI YANSIDI

- Çektiğin fotoğrafları arşivliyor musun?
- Bu fotoğraflarım kitap olacak. İngiltere’de ya da Amerika’da bastırmayı düşünüyorum. Kitabın adını da Einstein’ın eski bir sözü olan ‘You are what you imagine’ yani ‘Sen hayalinsin’ olacak. Fotoğrafların hikayelerini de ben yazacağım.
- Hepsinin bir hikayesi var mı?
- Evet, her fotoğrafım bir hikaye anlatır. Mesela Nelson Mandela’nın fotoğrafında kalabalık içerisinde yapayalnız görünüyor. Çünkü herkes ona yol vermek için açılmış. Bu bir yandan da toplum içerisindeki yalnızlığını gösteriyor. Bir de herkes farklı şeyler görür fotoğraflarımda, bu da hoşuma giden bir şey.

FARKLI OLANI DAHA ÇEKERKEN ANLIYORUM

- Ödüllerin de var değil mi?
- Almanya, Bremen’de Agfa, Johannesburg’da Kodak yarışmalarından ödül aldım. Aslında ben yarışmalara katılmayı çok istemiyorum. Sergilemeyi daha doğru buluyorum. Johannesburg ve Paris’te sergilerim oldu. Türkiye’de şimdiye kadar hiç sergi açmadım.
- Bir fotoğrafın diğerlerinden farklı olduğunu ne zaman anlıyorsun?
- Çekerken.. Onu hissediyorsun. Birçok fotoğraf çekiyorsun ama birini çekerken hissediyorsun ‘Bu farklı olacak’ diye... Yüzde yüz bu doğru çıkıyor.

ASIL İLGİ ALANIM AFRİKA

- Fotoğraf için çok seyahat ettin mi?
- Evet. Mesela çekim için Mali, Timbaktu’ya gittim. Eskiden bilim, Timbaktu’dan çıkarmış çünkü bütün üniversiteler oradaymış. Sahra Çölü’ndeki tuz rotasında yaşayan Tourag’leri çektim. Eskiden bu rotadan tuz taşırlarmış, sadece zenginler alabilirmiş tuzu. O nedenle çok önemliymiş.
- Başka nerelere gittin?
- Benim asıl ilgi alanım Afrika ama Küba’ya da gittim ve çok etkilendim. Fidel Castro’nun Küba’sını fotoğraflamak benim için çok önemliydi. Orada uzun zaman geçirdim. Bir yaşlı kadının fotoğrafını çektim ardından kadın ‘Sen de sabun var mı?’ diye sordu. Fakir, son derece sade ama son derece tutkulu bir yer Küba, gerçekten ilginç bir ülke...

ZANZİBAR, NAMİBYA GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER

- Gezip fotoğrafladığın en ilginç yerler neresiydi?
- 1998’de Afrika’nın en yüksek dağı Klimanjaro’ya çıktım. Çok zordu. ‘Afrika’nın Çatısı’ deniyor. Zanzibar çok ilginç bir ülke. Ama en ilginç ülke bence Namibya..
- Angelina Jolie çocuğunu orada dünyaya getirmemiş miydi?
- Evet doğru. Gerçekten çok güzel ve ilginç bir ülke. Bence herkes görmeli. Türkiye’den daha büyük bir ülke ama nüfusu sadece 2 milyon. Yolda gidiyorsun arabadakiler birbirine el sallıyor. Her yer yollarla birleşmiş ama büyük bir alan çöl ve elmas için rezerve edilmiş. İzinsiz girilmiyor. Dünyanın jeolojik açıdan en eski ikinci ülkesi, insanlığın doğduğu yerler. Denizin kenarında kıpkırmızı kum tepeleri var.

RWANDA EN AZ İSVİÇRE KADAR TEMİZ, PLASTİK ALINMIYOR

- Güney Afrika’da Türk hatta İzmirli var mı?
- Evet İzmirli arkadaşlarım var. Hatta Atatürk Liseli bir arkadaşım bile var. Kan çekiyor arada hepimiz buluşuyoruz. Ama çok fazla Türk yok. Afrika zor bir kıta..
- Ne anlamda?
- Yerleşimi, adaptasyonu, kıta içi seyahat zor. Beyaz olduğundan hemen dikkat çekiyorsun. Güney Afrika modern bir yer ama tüm kıtayı gezmek zor. Ben çoğunu gezdim. Nil nehrinin doğduğu ‘Afrika’nın İncisi’ denilen Uganda’ya gittim. Rwanda’ya gittim.
- Aman Allahım. Korkunç soykırımların ülkesi..
- Soykırımdan sonra gitmiştim, zaten çok üzgün bir ülke. Gözlerimiz yaşlı gezdik birçok yeri. Ama biliyor musun dünyanın İsviçre’den sonraki en temiz ülkesi diyebilirim. Çünkü herkes her cuma sokaklara çıkıp temizlik yapıyor. Plastik şişe ve eşyalarımızı ülkeye sokturmadılar, inanamadık ama çok saygı duyduk.

HAYATIN KENDİSİNİ GÖRÜNTÜLEMEK İSTİYORUM
- Açlığın olduğu bölgelere gidebildin mi?
- Sudan, Etiyopya tarafları bu aralar çok karışık olduğundan bir türlü gidemedim. Çok olay oluyor. Birleşmiş Milletler ile birlikte gıda kamyonlarıyla gideyim istedim ama çok zor olduğundan gerçekleşmedi.
- Bundan sonra en çok neyi fotoğraflamak istersin?
- Benim fotoğraflamaktan en çok keyif aldığım, sıradan insanlar. Poz vermeyen, doğal durumları içerisinde çalışan, yaşayan insanlar… Hayatın kendisi yani...

 

X

Depremde hasar gören sadece binalar değil

İZMİR çok büyük bir deprem yaşadı, tarihinde ender olan bir felaket geçirdi.

 

Yaşadığımız binalarda hasar olsa da olmasa da ruhlarımız, psikolojimiz hasarlı. Bunun bilincinde olan Türkiye Psikiyatri Derneği Ruhsal Travma ve Afet Psikiyatrisi Çalışma Birimi Halka Yönelik bir bilgilendirme hazırlamış. Doktor arkadaşım sevgili Işınay Ünal’ın paylaşımıyla haberdar olduğum bilgilendirmeden sizler ve özellikle çocuklar için seçtiğim bazı bölümleri aktarıyorum.


Tüm bilgilendirmeye BURADAN ulaşabilirsiniz.

DEPREMDEN SONRA RUHSAL AÇIDAN KENDİNİZİ NASIL HİSSEDİYORSUNUZ?
Depremin olumsuz etkilerini yaşadınız. Şimdi bir yandan yaşam normale dönmeye başlarken sizin de ruhsal açıdan bunlardan az ya da çok etkilenmeniz doğal. Bunları yalnızca siz değil deprem bölgesindeki herkes yaşadı. Herkes korktu. Sıradan bir korkudan çok bir dehşet duygusuydu yaşanılan. Çoğu insan sizin gibi çaresiz hissetti.

KENDİNİZİ DAHA İYİ HİSSETMEK İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ

Yazının Devamını Oku

Washington nere Kayseri nere?

DAHA önce anlatmıştım.

Haziran sonunda oğlumun üniversite sınavında İzmir’de olabilmek için eşimle yaşadığım Amerika’dan tek gidebildiğim yer olan İngiltere’ye geçtim. Bir şekilde Türkiye’ye gelebilirim diye umuyordum. Ama gidince gördüm ki bu o kadar da kolay değil. Bir kere Avrupa Birliği hava sahasını üçüncü ülkelere açma işini elinden geldiğince geciktireceğe benziyor. Ayrıca İngiltere ile diğer ülkeler arasında da gerek Brexit’in etkileri, gerekse İngiltere’nin sayıları nedeniyle sıkıntılar yaşanıyor.
Anladım ki, bu pandemi sırasında İngiltere’de de geçirilecek günlerim varmış. Ben vardığımda İngiltere henüz karantina kuralını başlatmamıştı ama ben yine de kendimi evde karantinaya aldım. Bu arada, bazı acentelerin Türkiye’deki çeşitli yerlere kiralık uçaklarla uçuş gerçekleştirdiğini öğrendim. Bunlardan birini aradığımda geçen hafta Adana’ya bir uçuş olduğunu, birkaç gün sonra ise Kayseri’ye olacağını ve sadece ona yer olduğunu söylediler. Hiç düşünmeden bileti aldım.
Sonuçta, İngiltere’de tek başıma 14 gün geçirdikten sonra Londra’dan Kayseri’ye uçtum. Uçaktan inmeden astronot gibi giyinmiş sağlık görevlileri tarafından tüm bilgilerimiz alındı, ateşlerimiz ölçüldü, termal kameralardan geçerek ve ev karantinasında kalacağımıza dair yasal belge imzalayarak çıktık.
Ülkeye gelmek için Washington DC’den yola çıkıp ve Kayseri üstünden gireceğim hiç aklıma gelmezdi. Ama işte böyle ilginç bir dönemde yaşıyoruz.
Üç ayrı ülkede bu dönemi geçirmiş olmam farklı gözlemler yapmamı sağladı açıkçası. Ama bu başka bir yazının konusu olsun. Ben esas İngiltere’de yalnız geçirdiğim dönemden bahsetmek istiyorum;
Bir kere tüm bu dönemi sevdiklerinden uzakta, yalnız başına geçirenlere karşı şu anda büyük sempati duyuyorum. Hiç kolay değil.
Sadece beden sağlığı değil, böyle belirsiz bir dönemde uzun zaman yalnız kalanların mental sağlığı için de bir şeyler yapılmalı ve isteyenlere psikolojik destek verilmeli.

Yazının Devamını Oku

Korona döneminde uçak yolculuğum

 KORONA salgın dönemine eşimin işi nedeniyle bulunduğum Amerika’da yakalandım. Haberlerde yayınlanan fecaat haberlerini ben de gördüm ama bu süreci olabilecek en rahat ve huzurlu şekilde geçirdiğimi söyleyebilirim. Haberler ayrı bir yazı konusu...


Neyse, bu süreç içerisinde 3 kez Türk Hava Yolları ile Türkiye’ye gelmek üzere bilet aldım. THY her seferinde yolculuğa 1 hafta – 10 gün kala biletlerimi iptal etti ama her seferinde de kuruşuna kadar iade etti. En son artık Amerika uçuşlarının çok geç açılacağı haberleri dolaşmaya başlayınca Türkiye’ye ulaşmanın farklı yollarını aramaya başladım. Bu sırada İngiltere’de yaşayan bir arkadaşım kısa süre önce oğlunun New York üzerinden Londra’ya İngiliz Havayolu British Airways ile rahat bir şekilde geldiğini söyledi. Hemen kontrol ettim ve Washington DC’den Londra’ya her akşam bir uçuş olduğunu gördüm. Açıkçası ben de şaşırdım ama araştırınca anladım ki ne Alman Havayolu Lufthansa ne de British Airways Amerika uçuşlarını kesmemiş. Sadece azaltmış.
Böylelikle İngiltere’ye geçebileceğimi, Avrupa’dan ülkeme ve üniversite sınava girecek olan oğluma daha kolay ulaşabileceğimi düşünerek yola çıktım.

BİLET FİYATLARI DEĞİŞMEMİŞ
Washington’da havalimanı oldukça boştu. Ama yine de farklı yönlere giden yolcular vardı. Hatta Amerikalı bir öğrenci grubu aynı tip kıyafetleriyle sanırım bir kampa vs gidiyorlardı. Londra uçağının olduğu yere geldiğimde bekleyen 40 civarı insan vardı. 400 kişilik uçakta 40 kişi. Bu bilet fiyatlarını şimdilik etkilememişti. Her şeye rağmen her gün sadece 40 kadar yolcu ile okyanus aşırı uçan bir havayolunun aynı hatta daha ucuza bilet satmasına şaşırdım. Fakat şunu da eklemeliyim şu anda bilet fiyatları gittikçe artmaya başladı.

ÖKSÜRÜK VARSA GELME

Yazının Devamını Oku

Korona sonrası dünya nasıl olacak

EN çok merak edilen soruyu afet yönetimi konusunda kitapları bulunan bir uzman olan Prof. Alpaslan Özerdem’e sordum. Bakın neler söyledi;

 


Korona sonrasında dünyanın nasıl değişeceğine dair pek çok tahmin var. Çoğuna göre ‘Salgın sonrası dünya’ siyasi ve ekonomik düzende derin sarsıntılar geçirecek kasvetli bir yer. Hatta korku, belirsizlik, otoriter yönetişim ve sosyo-ekonomik felaketler dünyası.
Bunun yanı sıra, insanlığın bu krizi, yaşama, tüketme ve toplumlarımızı yönetme alışkanlıklarımız gibi ‘eski normalden’ çıkarılan derslerle, daha iyi bir dünya inşa etmek için bir fırsat olarak kullanabileceğine dair güçlü bir inanç ve umut da var. ‘Daha iyi dünya’ gündemi için üç ana risk ve bunların nasıl önlenebileceğine gelince...


İlk olarak; salgının etkisi azaldığında ve bir alışkanlık haline dönüştüğünde, ‘öğrenilecek dersler’ gündeminin çekiciliğini kaybetme riski var. ‘Eski normal’e dönmek ve bu rahatlatıcı eğilimle günah keçisi bulmaya çalışmak daha cazip hale gelebilir. Buna engel olmak için önce, ‘eski normal’ hakkındaki ‘gerçeği’ bulmalıyız. Bu da mutlaka insanlığın açgözlülüğü, kibri, acımasızlığı ve cehaletinin etkisini yansıtmalı. İkincisi, ‘eski normal’den yararlanan siyasi ve sosyo-ekonomik çıkar grupları, ülkeler ve şirketler böyle bir değişikliğe direnebilir. Bunun için de ekonomik zorlukları bahane edebilirler. Başka bir deyişle, salgın sonrası politika oluşturma tamamen ekonomik bir bakış açısıyla yönlendirilebilir. Bu da gereken sosyo-politik reformların gerçekleştirilmesini zorlaştırır. Buna karşı yapılabilecek en önemli aksiyon, salgın sonrası dünyada aşamalı bir değişiklik isteyen tüm paydaşların, bu tek gündem maddesine odaklanması ve kaynaklarını koordine edebilmesi. Bu felaketin yarattığı fırsat penceresinin sonsuza dek orada olmayacağını unutmayalım.


Yazının Devamını Oku

Amerika’dan korona günlüğü

KORONAVİRÜSÜN yeni yayılım merkezi olarak gösterilen Amerika ile ilgili haberler çoğunlukla endişe verici fakat doğruyu söylemek gerekirse dünyanın birçok yerinden çok da farklı bir durum yok.

Virüsün en büyük yayılma yeri New York şehri. Neredeyse 19 milyonluk nüfusuyla dünyanın en büyük metropollerinden olan şehrin merkezinin son derece sıkışık ve kalabalık bir yaşam şeklini benimsediği düşünülürse buna şaşırmamak gerekli. Müze, sanat merkezi, kütüphane gibi büyük kalabalıkların ve turistlerin ziyaret ettiği merkezler; her daim çok kalabalık caddeler, metro ve otobüsler, restoran ve kafeler bu virüsün birçok kişiye kolayca bulaşmasını sağlamış olmalı. İtalya ve İspanya’daki yoğun vaka sayısı için de bu etkenler sözkonusu olabilir.
Şu anda New York’taki vakalar hastanelerin kapasitesini çoktan aşmış görünüyor. Tüm ülkedeki vaka sayısına göre ölüm oranı yüzde 5’lerde. Bu oran İspanya’da yüzde 10, İtalya’da ise yüzde 15 civarında.

AFRİKA KÖKENLİLER
Amerika’daki bir başka ilginç gelişme ise ölümlerin Afrika- Amerikalılar arasında fazlalaşmış olması. Bazı eyaletlerde bu oran yüzde 70’leri bulmuş durumda. Bunun nedeni ise bu kişilerin çoğunlukla daha kötü sosyal koşullarda yaşıyor olması nedeniyle daha çok kronik hastalıklarının bulunması ve sağlık sistemine ulaşmalarının zorluğu olarak gösteriliyor.
Benim bulunduğum Washington DC ve Virginia’da ise durum orta seviyede görünüyor. Market, eczaneler ve eve teslim restoranlar dışında her yer kapalı. Okullar bu yılı kapatarak tamamen elektronik eğitime geçti. Sokağa çıkma yasağı yok fakat yoğun tavsiye var. Geniş caddelerin ve büyük parkların olduğu bir yerde yaşadığımdan insanlar sokaklarda birbirlerine yaklaşmadan spor, yürüyüş ve koşu yapabiliyor. İnsanlar sakin görünmekle birlikte yarının getireceği belirsizliğin endişesinden ancak böyle uzaklaşıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Benim koronodan anladıklarım

* AKLIMIZI öyle tembelleştirip kısa yoldan yargılamaya öyle alışmışız ki, hayatımız söz konusu olduğunda bile düşünüp tahlil etmektense tanıdık gelen alışkanlıklarla devam etmeye, bildiğimiz gibi yaşamaya çalışıyoruz. Değişimin en büyük düşmanı da bu zaten...

 

* Magazin ve eğlence hayatın tadıymış ama tüm hayatımızı öyle kaplayıp bizi sersemletmiş ki, şimdi önümüze çıkan hayata dair bilimsel içerikli programlar ilaç gibi geliyor.
* İçi boş siyaset yapan ve dini manipülasyon için kullanan kişilerin konuşmaları, hatta bağrışmalarına o denli alışmışız ki, tartışma programlarında şimdi mantıkla konuşan, birbirinin sözünü kesmeyen ve kibarca söz alan bilim adamlarının aklı başında konuşmalarıyla ruhumuz da temizleniyor...
* Teknolojilerimiz gelişmiş olsa da, uzaya gitsek de, nükleer silahlar üretsek de asla atalarımızdan daha akıllı değiliz. Eve gelen misafiri kibarca dezenfekte eden kolonya ikramı, sirkeli sularla temizlikleri geçtim, mevsimine göre tarım yaparak bitkilerden güç verici besinler üreten, ayın ve güneşin hareketlerini çıplak gözle uzun uzun inceleyip doğal takvimler yapan ve yaşam döngüsünü buna göre belirleyen antik dönem insanından bile akıllı değiliz... (Merak edenler Hürriyet’te yayınlanan ‘Yazılıkaya’nın 3200 Yıllık Sırrı’ yazısına bakabilir.)
Ve bana göre en önemlisi:
* Doğanın bizlerin korumasına, merhametine ihtiyacı yok, hatta hiç olmadı. Doğa kendisini korumayı biliyor. Bunu da öyle fırtınalara ve tsunamilere bile gerek olmadan gözümüzle göremeyeceğimiz kadar küçücük bir varlıkla yapabiliyor. Bizim, sadece doğaya saygı göstermemize ve doğa ile nasıl uyumlu yaşayabileceğimizi anlamaya ihtiyacımız var.
O da kendi iyiliğimiz için...

Yazının Devamını Oku

Keten Tarımı Ege’de

 KADINLAR bir araya gelince hem de bilinçli, farkındalığı yüksek kadınlar buluşunca gerçekten güzel şeyler oluyor. Tıpkı Döngü Tarım Koopeartifi’nde olduğu gibi...


Kadınların kurduğu Döngü Kooperatifi, 2019 yılında Bartin ve Kastamonu’da keten ekimi yaptıktan sonra hasatı tamamlayarak ilk ürünlerini elde etti. Amaç, tarımı desteklemek ve ileri AR-GE yöntemleriyle birçok alanda kullanılabilecek farklı ürünler elde etmek olduğundan, bu kez Ege Bölgesi’nde keten ekimine başlandı. Tire Belediye Başkanı Salih Atakan Duran ile yapılan görüşme sonrasında 5 dönümlük bir arazide keten yetiştirilmek üzere iş birliğine karar verildi. Bu ekim neticesinde keten tarımının bölge iklim koşullarındaki verimi, toprak analizleri, hasat teknikleri ve avantajları ölçülebilecek. Böylelikle, mayıs ve haziran aylarında yapılacak hasat sonrasında çiftçileri bilgilendirebilecek bir rapor hazırlamak mümkün olacak.

SAĞLIK İÇİN ÖNEMLİ
Her ne kadar yapılan çalışmaların sonucunda somut ürünler elde edilmiş olsa da bu tip çalışmaların gerçek değeri, bu yöndeki çalışmalara ilham vermesi. Özellikle tarıma yönelme ve bilimsel tekniklerle ürün yetiştirme konusunda örnek oluşturan bu çalışmalarını, ‘Yaşamın Döngüsüne Katkı Ver’ adında bir pojeye dönüştüren Döngü Kooperatifi, daha geniş kesimlere ulaşmayı hedefliyor. Kitlesel fonlama sitesi Fongogo’daki projeye destek verenler hem bu çalışmanın tanıtımı için yapılacak belgesele katkı veriyor hem de ilk hasat sonucu elde edilen sağlık açısından değeri tartışılmaz olan keten ürünlerine sahip olabiliyor. Hem çevre korumasına, hem ülke tarımına, hem de kadın dayanışmasına örnek oluşturan bunun gibi projelere çok ihtiyacımız var...

Yazının Devamını Oku

Somalı kadınların el emeği ABD’de

 WASHINGTON DC’de sivil toplum kuruluşu Anatolian Artisan, 20 yıldır Türkiye’de üretilen el emeği kültürel eserleri hem tanıtmak hem de düşük gelirli kadınlara maddi destek olmak için çalışıyor.

Trabzon, Samsun, Kars gibi sehirlerde benzer faaliyetler uzerinde çalışan Anadolu Artisan son projesiyle Somalı kadınlara destek veriyor. 2014’teki Soma kömür madenlerindeki patlama sonucu hayatlarını kaybeden ya da işsiz kalan madenci ailelerini desteklemek amacıyla başlatılan proje kapsamında, uluslararası tasarımcıların verdiği eğitim sonucu geleneksel becerilerini kullanan kadınlar, çağdaş ürünler oluşturuyor. Kooperatifleşen Somalı kadınların ürettiği ürünler dernek aracılığı ile hem ABD hem de Turkiye’de satışa sunuluyor.
7 Aralık’ta gerçekleştirilen kermeste, Soma’daki Rota Anadolu El Sanatları Kooperatifi’ndeki kadınların atık plastiklerden yaptığı fonksiyonel dekoratif ürünler ve Ağlasunlu kadınların yaptığı seramikler satıldı. Suriyeli mülteci kadınlarla da proje geliştirerek destek veren Anadolu Artisan, Anadolu halk sanatlarının en güzel örneklerini Amerika’ya tanıtıyor.

Yazının Devamını Oku

Müştemilat Kumpanya ile köylere iyi müzik

 İZMİR, Seferihisar’da 6 yıl önce başlayan ‘Müştemilat Kumpanya’ adlı oluşum ile farklı müzikler sadece şehir merkezinde değil, kasaba ve köylerde de dinlenir hale geliyor.

Veysel Eryürek öncülüğünde başlayan projenin en büyük destekçisi Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer. Daha önce sadece Seferihisar’da düzenlenen konserler Büyükşehir’in desteğiyle şimdi İzmir’in birçok köyüne gidiyor. Piyanist – Şef Cemile Cabbar yönetimindeki Müştemilat Mandolin Orkestrası’na müthiş yetenekli sanatçı Serap Tamay eşlik ediyor. Bir süredir İzmir’de yaşayan dünyaca tanınmış Arp Sanatçımız Şirin Pancaroğlu da dünya müziklerinden örnekler sunuyor. Dinleyicilerle sohbet edip, bilgilendiren Pancaroğlu belki de hayatlarında ilk kez Arp gören çocuklara unutulmaz bir deneyim yaşatıyor. Müştemilat Konserlerine katılmaktan büyük memnuniyet duyan Şirin Pancaroğlu anlatıyor...


- Sizin bu projeye katılımınız nasıl gerçekleşti?
- Bu projenin temeli Seferihisar ilçesinde 6 yıl önce atılmıştı. Ben de İstanbul’dan takip ediyordum, ne güzel ve özel işler yapıyorlar diye. Sonra 2017’de ben buralara yakın, Urla’ya taşınca araştırdım. Veysel Eryürek adında bir kültür insanı gönül vermişti Seferihisar’a kaliteli müzik götürmeye ve herkesi ikna etmiş, Belediye Başkanı Tunç Soyer de desteklemişti. Seferihisar’daki yerel kültür ateşi çok etkileyiciydi bu çalışmaların sonucunda. Sonra Veysel Eryürek projeyi genişletirken ben de dahil oldum. Tunç Soyer’in desteğiyle ekim ayından bu yana köylerde konser yapıyoruz, Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle dışarıdan yaptığımız bir kumpanya projesi bu. Veysel Eryürek yerelde çok sıkı çalışıyor; konserler köylüler ve çocuklarla dolup taşıyor.

- Nerelerde konser verdiniz?

Yazının Devamını Oku

Kırkağaç’tan Washington’a

MANİSA Kırkağaç’ta yetişen Prof. Alp Özerdem, uzun yıllar İngiltere’de akademisyenlik yapmasının ardından Amerika’nın en önemli eğitim kurumlarından George Mason Üniversitesi’ndeki ilk Türk dekan oldu.

 ‘Anlaşmazlık Çözümü ve Barış İnşası’ konularında yıllardır çalışan Prof. Özerdem’e eşim olması nedeniyle bu sayfada yer vermemek, onun hikayesinden ilham alabilecek gençlere haksızlık olacaktı.


- Seni Amerika’nın en önemli üniversitelerinden birine dekan olmaya götüren eğitim hayatından bahseder misin?
- İlk ve orta öğrenimimi doğup büyüdüğüm Manisa’nin Kırkağaç ilçesinde yaptım. Sonrasında İzmir Atatürk Lisesi var ki, benim hayata hazırlanmamda, hep faydasını gördüğüm iş etiği ve disiplin kurallarını anlamamda bambaşka yeri oldu. Üniversite konusunda da şanslıydım, çünkü İstanbul Teknik Üniversitesi gibi köklü bir üniversiteye, İnşaat Mühendisliği’ne gittim. Ancak topluma sosyal anlamda entegre bir alanda çalışmak istiyordum. Bu nedenle İngiltere’de yükseklisans ve doktora öğrenimimi Anlaşmazlık Çözümü ve Barış İnşası olarak seçtim. York Üniversitesi’ndeki doktoramı Bosna-Hersek’in savaş sonrası yapılanması üzerine yaptım ve daha sonra 20’ye yakın çatışmalardan etkilenen ülkede araştırma yaptım. George Mason Üniversitesi’ne dekan olarak gelmeden önceki 10 yılda İngiltere’deki Coventry Üniversitesi’nde büyük bir Barış Çalışmaları Merkezi’nin kuruculuğu, yöneticiliği ve üniversitenin rektör yardımcılığı görevlerinde bulundum.

TOPLUMSAL GELİŞME İÇİN ÖĞRETMENLERE YATIRIM YAPILMALI

- Kırkağaç’ta bir öğrenciyken ya da sonrasında bir gün bu noktada olabileceğini hayal etmiş miydin?

Yazının Devamını Oku

Çeşme’de çocuklar Astronomi Okulu’na

NEDENSE bilimi hayatımızdan soyutlayarak sadece okullar ve biliminsanlarına bırakmışız.

Çeşme Jump Start’da, Astronomi Okulu açan Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serdar Evren ve Jump Start kurucuları Yonca Temizocak O’Mahony ile eşi Ryan O’Mahony’in dediği gibi, bilim hayatımızın her alanında olduğundan herkes, hele ki çocuklar rahatça öğrenebilir.

- Astronomi Okulu projesi nasıl ortaya çıktı?
Serdar Evren: Uzun yıllardır çocuklar için astronomi etkinliği yapıyorum. Geçen sene Jump Start ile Çeşme’de düzenlediğimiz etkinliğimiz çok ilgi görünce bu yaz astronomi okulu açalım istedik. Bu birliktelik kışın da devam edebilir.
Yonca Temizocak O’Mahony: Serdar Hoca gibi çok değerli bir bilim insanı ile onun da hep istediği astronomi okulunu düzenlerken amacımız, çocukların yazı eğlenceli, aktif geçirmeleri için, onları bir adım ileriye götürebileceğine inandığımız etkinlik ve atölyeler yapmak. Serdar Hoca’nın anlatımı ile astronomiyi anlamamak ve sevmemek mümkün değil.

PROF. SERDAR EVREN
ASTRONOMİ HAYATIN HER ALANINDA VAR

Yazının Devamını Oku

Uzaktan bakınca seçim

KUŞKUSUZ İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri hepimizi etkiledi. Uzaktan bakınca ülkede birçok şeyin değiştiğini söylemek mümkün. Bakın neler değişti:


İNANÇ: Birçok insana göre bu seçimde sadece belediye başkanları değişmedi. Siyasette yeni bir anlayış, umut, bir şeylerin değişeceğine olan inanç belirdi.
GENÇLER: Seçimin esas değişimi gençlerle oldu. Belki aynı yaşta bir oğlum olduğundan, Berkay beni çok ama çok etkiledi. Onun o naif, sevecen, umut dolu bakışları ve heyecanını her gördüğümde gözlerim doluyor. Bu gençleri yeniden bu ülkeye inandıran ve heveslendiren bir değişim başladı.
ANLAYIŞ: Bu seçim hem AKP, hem de CHP’deki köhnemiş anlayışları yıkması bakımından da bir mihenk taşı oldu. İzmir, Ankara, İstanbul başta olmak üzere birçok yerde özellikle CHP’nin gösterdiği adaylar daha önceleri kıdem, ahbaplık ya da yumuşak üslupları nedeniyle öne çıkarılmazlarken bu seçimde Kemal Kılıçdaroğlu’nun da desteğiyle aday oldular ve kazandılar. Bu anlamda Kılıçdaroğlu’nun dirayetli duruşu da bu sonuçları getirdi denebilir.
SAĞDUYU VE DURUGÖRÜ: Kendisini bilgi, mütevazılık, mağduriyet, cömertlik gibi binbir kisvenin ardına saklayabilen ve bizim toplumun baş derdi olan kibire karşı dayanıklılığımız arttı.
Değişim güzel ve herkes için yararlı, hele ki dönüşüme el verirse...

Yazının Devamını Oku

Gelin, bu perşembe tanışalım

HADİ bu perşembe tanışalım... Alsancak’ta, kitap imza günümde. ‘Gizemli Işığın İzinde’ kitabını sizlere anlatmak istediklerim için yazdım...

Ne mi anlatıyorum? Bizlere kim olduğumuzla ilgili anlatılmayanlardan bahsediyorum.

Nereden geldiğimizle ilgili, kimlere ait olduğumuzla ilgili gizlenenlerden bahsediyorum.
Orta Asya diye tutturulsa da bizim aslında bu topraklara ait olduğumuzun, Anadolulu olduğumuzun kanıtlarından bahsediyorum...
Ege’nin gerçek tarihinden bahsediyorum.
Neredeyse hiç bilmediğimiz gizemli uygarlık Luvi’lerden, Atalarımızdan bahsediyorum.
İçlerindeki ışığı bulmak için cesaretle yeni bir hayata atılan bir kadın ile bir erkeğin hem Luvileri hem de birbirlerini ve aşkı bulma hikayelerini anlatıyorum. Selimiye’de başlayan öykü İstanbul ve İngiltere’nin ardından İzmir’de son buluyor. Kimbilir, belki İzmir’de daha yeni başlıyor, İzmir’den devam edecek.
Hadi gelin, 30 Mayıs Perşembe günü saat 17.00 - 19.00 arası Alsancak D&R’da buluşalım, konuşalım...

Yazının Devamını Oku

Yılın Tiyatro Ödülü Ürkmezli kadınların

Tunç Soyer önderliğinde kurulan Ürkmez Kadın Tiyatrosu, kadınların sorunlarına sahneden ses vererek çok başarılı oyunlar sahneliyor.

3 ayrı yerde 11 farklı tiyatro ekibi ve 200’ü aşkın oyuncusuyla bir sezonda 8 farklı tarzda oyun sergileyebilen İzmir’in tek tiyatrosu olan Seferihisar Belediye Tiyatrosu’na bağlı Ürkmez Kadın Tiyatrosu, Bedia Muvahhit Tiyatro Ödülleri’nde ‘Yılın Anadolu Tiyatrosu’ seçildi. ‘Göksel Kortay Özel Ödülü’nü yönetmen Vedat Murat Güzel’in aldığı törende, Seferihisar’daki çalışmaları dolayısıyla sanata destek veren ‘Yerel Yönetici Ödülü’ de Tunç Soyer’in oldu.

HER YIL YENİ BİR OYUN HAZIRLIYORUZ
VEDAT MURAT GÜZEL (YÖNETMEN)
O dönem Seferihisar Belediye Başkanı olan Tunç Soyer, ‘Ürkmez bize bağlandı, orada da kültür sanat etkinliği yapalım’ deyince, gittim ve kadın katılımcılar olduğunu gördüm. Böylece Kadın Tiyatrosu’nu kurduk. Şu an 3 erkek katılımcımız da var. Her yıl bir kadın oyunu seçerek çalışıyoruz. Tiyatroyu araç olarak kullanarak kadınlarımızın hayatında fark yaratmaya çalışıyoruz. Annem adına yazdığım ‘Kız Çocuğu’ oyunumuzla aldığımız ödülü ise Anneler Günü ertesi almam çok anlamlı oldu. ODTÜ Tiyatro Şenliği, İzmir Uluslararası Tiyatro Festivali’ne katıldık, Avrupa turnesine çıktık.

TORUNUM ‘ARTİST ANNEANNEM GELDİ’ DİYOR
MÜJGAN HASDEMİR (79)

Yazının Devamını Oku

İngilizler Ege’yi çok seviyor

Birleşik Krallık Büyükelçisi Dominick Chillcott, İzmir ile İngiltere arasındaki ilişkileri güçlendirmek için geçtiğimiz hafta İzmir’e geldi.

Brexit sonrası Türkiye ile ilişkilerin daha iyi olacağına inandığını ifade eden Büyükelçi, İzmir ve çevresinde turizm alanında büyük gelişme olduğunu, her yıl yüzde 35 oranında artış yaşandığını anlattı.

- İzmir’e gelişinizin nedeni nedir?
- Önceki yıllarda İzmir ve çevresi ile ticari ilişkilerimize gereken değeri vermemişiz. Şimdi bunu değiştirmek istiyoruz. İzmir Konsolosluğu’ndaki arkadaşlarımız, ülkelerimiz arasındaki ticaret için çalışıyor. Buradaki genç, dinamik, açık görüşlü iş gücüne ve potansiyele uygun projeler geliştirmek istiyoruz. Teknoparklar ve serbest bölge ilgimizi çekiyor. Geçen yıl ve bu yıl ticaret hacmimiz hızla büyümeye başladı. Bu konuda daha fazla işbirliği olacağını umuyoruz.


İNGİLİZ TURİST SAYISI
HER YIL YÜZDE 35 ARTIYOR

- Ticari işbirliğini geliştirmek için buradasınız yani...

Yazının Devamını Oku

Türk-Yunan dostluğu inanılmaz bir zenginlik

Leyla Diamondi gerçek bir Egeli. Annesi İzmir, babası Selanikli. Türk-Yunan anne ve babadan dünyaya gelen Leyla, Türk-Yunan deyince ilk akla gelenin politika olduğunu oysa buradaki kültürel zenginliği görmemiz gerektiğini söylüyor.

 Küçük yaşlardan itibaren şarkı söyleyen sanatçı sadece söylemekle kalmıyor, kendi söz ve bestelerini de yazıyor. ‘Kendimi en iyi müzikle ifade ediyorum’ diyen Leyla, ilk albümünün ardından İngiltere’de konserler vermeye başladı. Yazlarını her zaman Ege’de geçiren sanatçı, müziğiyle buradaki gençlerle de buluşmak istiyor.

ÜNİVERSİTEDE MÜZİK ENDÜSTRİSİ OKUYORUM
- Müzik kariyerin nasıl başladı?
- Şarkı söylemeye 4 yaşında başladım. Şarkı söyleyebildiğimi ilk fark eden annem oldu. Bu kariyerden çok bir tutku benim için. Eğitimimin merkezinde de hep müzik oldu. Önce klasik müzik eğitimi ile başladım. 16 yaşımdayken gittiğim tanıştığım bir yapımcı beni kayıt yapmaya davet etti. Annemle buraya gidip kayıt yaptıktan sonra anladım ki, müzik benim için vazgeçilmez.
- Aldığın eğitimden bahseder misin?
- Lisede matematik, fizik, bilgisayar programcılığı ve resim okudum. Müziğe okul dışında devam ettim. Şu an üniversitede müzik ve müzik endüstrisi üzerine okuyorum. Sadece müzik yapmayı değil, yaymayı ve insanlara ulaştırmayı da öğreniyoruz. Sosyal medyayı kullanmayı, analitiklerini, algoritmalarını, prodüksiyonu ve hatta pazarlamasını da üniversitede görüyoruz.

İLK AKLA GELEN POLİTİKA OLUYOR

Yazının Devamını Oku

Ofisim Projesi Türkiye’ye model

GÜNÜMÜZDE, hemen her meslek yenilenerek çağa ayak uydurmak durumunda.

Mali müşavirlik mesleği de teknolojik ve çağdaş uygulamalarla yaratıcı girişimler gerçekleştiriyor. İzmir Mali Müşavirler Odası Başkanı Vedat Adak, bu anlamda başlattıkları Ofisim Projesi ile Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdiklerini söylüyor. Mesleğin bir nevi ‘Köy Enstitüsü’ olan proje ile genç mali müşavirler hem güvenli bir ortamda mesleğe adım atıyor, hem de verilen eğitimlerle mesleği daha ileriye taşıyor.

- Ofisim projesine neden ihtiyaç duyuldu?
- Teknoloji o kadar hızlı gelişiyor ki her meslek buna uyum sürecinden geçiyor. Bizim mesleğimiz de tek başına yapılabilir bir meslek olmaktan çıktı. Artık bir mali müşavir çok fazla konuda bilgi sahibi olmak durumunda. Bu da ancak çoklu organizasyonlar ve kurumsallaşma ile mümkün. Bu nedenle genç meslektaşlarımıza destek olmak ve onları bu anlamda mesleğe hazırlamak için Ofisim Projesi’ni başlattık.

ÜLKE GENELİNE YAYILMASI İÇİN TÜRMOB’A DEVREDİLECEK
- Türkiye’de bir ilk olması ayrıca önem taşıyor.
- Evet, bu bizim için de gurur kaynağı. İzmir zaten ilklerin şehri. Biz de İzmir Mali Müşavirler Odası olarak kendi alanımızda bir ilk olarak yaratıcı girişimciliği gerçekleştirmiş olduk. Bu ülkemiz için tam anlamıyla bir pilot çalışma olacak. Eksiklerimizi gidereceğiz varsa yanlışları düzelteceğiz, hedeflerimize ulaştığımızda ise bunu ülke geneline yayması için TÜRMOB’a devredeceğiz. İl odaları da bu işin gözetim ve denetimini yapacaklar.

Yazının Devamını Oku

İzmir’den Londra’ya uzanan başarı hikayesi

Genç işkadını Feraye Özfesçioğlu, doğup büyüdüğü İzmir’de kurduğu hayalleri gerçeğe dönüştürmenin mutluluğunu yaşıyor.

 

BUGÜN sizlere İzmir’de doğup büyüyen ve Londra’da başarılı organizasyonlara imza atan genç bir işkadınından bahsedeceğim. Feraye Özfesçioğlu, birkaç yıl önce İstanbul’da başlattığı etkinlik yönetimi şirketini Londra’ya taşıyarak, Dünya İnsaniyet Forumu gibi önemli zirveleri gerçekleştirmeye başlamış. İngiltere eski Başbakanı Tony Blair, eski Dışişleri Bakanı Jack Strow gibi konuşmacıların katıldığı zirvede 2 İzmirli buluşup sohbet ettik.

* İzmir’den İngiltere’ye gelişiniz nasıl oldu?
- İzmir Özel Türk Koleji mezunuyum. Sonrasında İstanbul Üniversitesi Mütercim Tercümanlık bölümünü bitirip çalışmaya başladım. Hayatımda hep hedeflerim oldu. Üniversite sonrasında da organizasyon işine girip kendi istediklerimi yapmaya odaklandım. Şu anda da aynı sekilde çalışmaya hem İstanbul’da hem İngiltere’de devam ediyorum.
* Londra’da tam olarak neler yapıyorsunuz?
- Etkinlik yönetimi yaptığımız için İngiltere’de şu andaki ortaklarımızla bağlantılarımız vardı. Birlikte yapı fuarları gibi çeşitli organizasyonlar yapıyorduk. Bundan 4 yıl önce Londra’da da ofisimizin olması yönünde karar aldık. Hem profesyonel anlamda ticari etkinlikler yapıyoruz hem de insani yardım anlamında kar amacı gütmeyen etkinlikler düzenliyoruz.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER AJANSI OLDUK

Yazının Devamını Oku

Hayat çok kısa vakit varken anlat

İLETİŞİMİN önemini bilmeyenimiz yok.

Her birimiz kendimizi, iletişime açık sanırken, acaba kaçımız bunu gerçekten uygulayabiliyoruz? Uzman Psikolog ve Aile Danışmanı Ayşe Çolakoğlu Özgener, bu konuya en güzel yanıtı yeni kitabı ‘Sonra Konuşuruz’ ile veriyor. ‘Dağa küsen tavşan olmamak için duygu ve düşüncelerimizi ifade etmeyi öğrenmeliyiz. Sonuçta hayat kısa, anlatacak vaktimiz varken kendimizi anlatalım’ diyen Özgener’i can kulağı ile dinleme zamanı...

- ‘Sonra Konuşuruz’ kitabın yayınlandı. Seni bu kitabı yazmaya teşvik eden ne oldu?
- Sanırım hayata ve insanlara dair gözlemlerim oldu. Aslında iletişimin önemini vurgulamak istedim. Söylemek istediklerimizi söyle(ye)mediğimizde hem kendimiz hem de çevremizdekiler neler yaşıyor, bunu vurgulamaya çalıştım. Söylemek istediklerimizi içimizdeki kumbarada biriktirmeden sağlıklı bir şekilde ifade edersek iletişimi etkili kullanmış oluruz. Ve iyi bir iletişim ilişkilerimizin can damarıdır. Hayata, sevdiklerimize ve en çok da kendimize nasıl bağlanıyoruz? Çekim gücümüz kuvvetli mi, zayıf mı? Bu sorular üzerine sıklıkla kafa yordum ve bu kitabı yazma fikri böyle doğdu.

 

EN BÜYÜK İLETİŞİM SORUNU DİNLEMEMEK
- Neleri ‘sonra’ya erteliyor ve böylelikle neleri ıskalıyoruz? Özellikle aile ilişkilerimiz bundan nasıl etkileniyor?

Yazının Devamını Oku

Hep birlikte alkışlayalım

ÖZEL gereksinimli çocuklarımız, Burhan Öcal ve İzmir Devlet Senfoni Orkestrası eşliğinde 9 Nisan’da sahne alacak.

 

Bunu da İzmir’in yedi başarılı kadını tarafından kurulan Ege Engel Siz Yaşam Derneği sağlayacak. Dernek Başkanı İnci Sancak ve Aynur Şahin hem projeyi anlattı hem de destek beklediklerini söyledi. Hadi, gelin, ‘Sevginin Önünde Engel Yoktur’ diyen bu güzel gönüllü kadınları ve güzel çocuklarımızı birlikte alkışlayalım…

ÖZEL ÇOCUKLARIMIZ SAHNE ALACAK
- 9 Nisan’da nasıl bir etkinlik düzenliyorsunuz?
Ege Engel Siz Yaşam Derneği olarak Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde 9 Nisan 2019’da özel bir konser düzenliyoruz. Şef Hakan Şensoy yönetiminde ,solist Burhan Öcal eşliğinde, özel çocuklar İzmir Devlet Senfoni Orkestrası işbirliği ile konser verecek. Gecenin sanat yönetmenliğini ise Sinan Olcay yapacak.
- Ege Engel Siz Yaşam Derneği nasıl kuruldu?

Yazının Devamını Oku