Panik odaları gerçek mi?

Çıldırıyorum, bedenimin kontrolünü kaybediyorum. Soluk alamama, titreme, terleme, kalp çarpıntısı ve göğüs ağrısından söz ediyorum. Kalp krizi veya felç geçireceğimi hissediyorum... Bu yakınmalar sizi ilgilendiriyorsa, panik bozukluğu sorununu tanımanızda fayda var.

Panik bozukluğu sosyal yaşam ve iş hayatında ciddi sorunlara yol açan, panik atakları, beklenti kaygıları, fobik kaçınmalar, güç ve kapasite yitimi ve sağlık konusunda gereksiz ve aşırı endişe gibi bileşenleri olan bir psikolojik tablodur. Tekrarlayan iyileşme ve hastalık dönemleri ile seyreder. Sık görülen bir hastalıktır. Bu bozukluğun temel özelliği ani korku dönemleri şeklinde ortaya çıkan, bedensel belirtilerle karakterli, yineleyici ve beklenmeyen panik ataklarıdır. Panik bozukluğu tanısı konulabilmesi için hastanın 'beklenmedik panik atağı' bulunması ve ataklardan en az birisini takip eden bir aylık sürede yeni bir atak geleceği konusunda kaygılı olması gerekir. Tanı konması için beklenmedik bir panik atağının bulunması olmazsa olmaz ön koşuldur.

Panik atak birkaç dakika içinde hızla ortaya çıkarak şiddetli bir korku ve genellikle de ölüm korkusu yaşatmaktadır. Bir kez atak meydana geldiğinde gerçek bir tehlike gibi algılanır ve beden tehlikeye karşı süratle tepki verir.

TEHLİKE! DİKKAT!

Panik atak sırasında görülebilen belirtiler: Birdenbire, nedensiz ve yoğun bir korku, huzursuzluk duygusunun 10 dakika içinde en yüksek düzeyine ulaştığı ve aşağıdaki belirtilerden en az 4'ünün bulunduğu duruma panik atak denilebilir.

Ani bir tehlike duygusu

Kaçma gereksinimi

Çarpıntı, kalp atımlarını hissetme ya da kalp hızında artma olması

Terleme

Titreme ya da sarsılma

Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma

Soluğun kesilmesi

Göğüs ağrısı ya da sıkıntı hissi

Bulantı ya da karın ağrısı

Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma

Kontrolünü yitireceği ya da çıldıracağı korkusu

Uyuşma ya da karıncalanma hissi

Üşüme, ürperme ya da ateş basması

Panik atağı genellikle 10-30 dakika sürer, 1 saate uzaması çok nadirdir. Panik atakları gece uykuda da gelebilir. Kişi bu panik atağı nedeniyle uykudan çok büyük bir korkuyla uyanır. Bu olayı sık olarak yaşayanlar yeniden uykuya dalamazlar hatta, uyumamaya çalışırlar.

Panik atağa karşı alınan önlemler tipiktir:

İşe gitmemek, evden çıkmamak.

Ev işi, spor, gezi, yürüyüş, seks gibi efor gerektiren etkinliklerden vazgeçmek.

Atak sırasında bayılma, ölme ve fenalaşma korkusu için bazı önlemler almak (kadınların bu durumlarda bacakları görünmesin diye etek yerine pantolon giymeleri, çalınmasın diye yanlarında fazla para bulundurmama, takı takmamaları görülebiliyor.)

Ataklara neden olduklarına inandıkları çay, kahve, kola, sigara ve bazı yemekleri yiyip içmemek.

Evden çıkarken kaygıyı azaltmak amacıyla alkol veya gevşetici-teskin edici ilaçlar kullanmak.

Atakları önleyeceklerini düşündükleri su, alkol, ilaç, bisküvi, şeker, kolonya gibi şeyleri yanında taşımak.

Atak sırasında gerekli olabileceğini düşündükleri kendi evinin, eşinin adres ve telefonları, doktorun adres ve telefon numarası gibi önemli bilgileri yanında bulundurmak.

Atak sırasında yardım alabilmek için bütün günü hastane bahçesinde geçirmek, güzergahını hekim, acil servis, eczane bulunan yerlerden seçmek.

Kontrol kaybı ve çıldırmaya karşı evdeki bıçakları kilit altında tutmak, çocuklarından uzak durmak, balkon kapısını, dış kapıyı kilitli tutmak, olası intihar kaynağı olabilecek ilaç, çamaşır suyu gibi malzemeyi kilit altında tutmak.


Sizin de agorafobiniz mi var?


Bu fobi, panik atağının ya da benzeri belirtilerin ortaya çıkması halinde kişinin yardım alamayacağı yer ve durumlarda bulunmaktan bunaltı duyma şeklinde tanımlanır. Agorafobi sorunu olanlar toplu taşıma araçları (otobüs, metro, uçak, tren, gemi vb), kalabalık ortamlar (süpermarket, sinema, pazar yeri, stadyum vs), kuyrukta beklemek, kapalı yerler (asansör vb), sokakta yürümek, evden uzağa gitmek, evde tek başına kalmak, açık alanlar (tarla, geniş cadde), yüksek yerler, köprüler gibi ortamlardan mümkün olduğunca kaçınırlar. Agorafobi işe gitmede, ev işlerini yapmada, sosyal ilişkileri sürdürmede zorluk yaratarak toplumsal ve mesleki işlevsellikte bozulmaya yol açar. Ağır agorafobikler tek başına evden çıkamadığı için giderek başkasına bağımlı hale gelirler.


Panik bozukluğunuz olabilir mi?


Eğer panik bozukluğunuz olduğundan şüpheleniyorsanız aşağıdaki soruları dikkatle yanıtlayınız.

- Görünürde hiçbir neden olmaksızın aniden çok yoğun korku ve huzursuzluğun eşlik ettiği tekrarlayan ve beklenmedik 'ataklar' yaşadınız mı?

- Bu ataklar sırasında aşağıdaki belirtilerden hangisini yaşadınız?

Kalp çarpıntısı ya da kalp atımlarının duyumsanması

Terleme

Titreme ya da sarsılma

Nefes darlığı ya da boğuluyor gibi olma

Soluğun kesilmesi

Göğüs ağrısı

Bulantı ya da karın ağrısı

Bacaklarda uyuşma ya da karıncalanma

Başdönmesi , sersemlik hissi

Gerçekdışılık duygusu ya da kendi kendinde olmama

Ölüm korkusu

Uyuşma ya da karıncalama duygusu

Üşüme, ürperme ya da ateş basması

Köprü veya kalabalık gibi yardım almanın ya da kaçıp kurtulmanın zor olacağı yer ve durumlarda bulunduğunuzda korku yaşamak

Bir arkadaş olmadan seyahat etmek sizi rahatsız eder mi?

- Atağı takiben,

Başka bir atak yaşayacağınız konusunda ısrarlı bir biçimde kaygılandınız mı?

Kalp krizi geçireceğiniz ya da çıldırabileceğiniz konusunda endişelendiniz mi?

Atağa uyum sağlayabilmek için davranışlarınızda değişiklik yaptınız mı?


TEDAVİSİ MÜMKÜN


Panik bozukluğu olan hastalar ilaç tedavisi ve bilişsel davranış terapisiyle tedavi edilmektedir. Depresyon tedavisinde kullanılan ilaçların yüzde 75-90'ı panik atak bozukluğunda da etkilidir. Bilişsel ve davranışçı tedavide 5 anahtar yöntemden yararlanılır:

Öğrenme

Kontrol

Nefes alma

Tekrar düşünme

Yüzleştirme

Uygun bir psikiyatrik tedavi ile panik bozukluğu olan hastaların %90'ı iyileşir ve normal yaşamına geri döner.


Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Nesrin Dilbaz'ın katkıları ile hazırlanmıştır.

Genç kalın

İyi yaşlanmanın iki yolu vardır: Birincisi yaşlanmamaktır. Faaliyetlerine devam etmek suretiyle yaşlılıktan kurtulan genç yaşlıların izlediği temel yol budur. Çalışmaya, üretmeye, kısacası hayata devam etmek... İyi yaşlanmanın ikinci yolu ise, yaşlılığı kabul etmektir. Bu bir başeğme, bir yenilgi, bir geri çekilme değildir. Yaşlılığın bir dinginlik, bir muhasebe yapabilme dönemi olduğunu anlama erdemidir. 'Hayat kavgadır' dönemi artık kapanmış, oyun oynanıp bitmiş, bu sükunet yeterince hak edilmiştir. (Yaşlanmak Sanatı'ndan yararlanılmıştır).

Uyku ve egzersiz, büyüme hormonu salgılanması için iki temel uyarıcıdır.

Artan yaşları ile birlikte egzersize devam edenlerin fizyolojik büyüme hormonu salınımını daha iyi devam ettirdikleri yönünde deliller vardır.


NASIL YAŞIYORLAR?


PROF. DR. AHMET METE IŞIKARA


İşim artık stressiz, tansiyonum düzeldi


62 yaşındayım. Boyum 1.67, kilom ise 68. İki günde bir kırmızı et yerim. Şeker ve un kullanmam, tuzu az kullanırım. Ögünlerim muntazamdır. Akşam yemeğinden önce ve sonra birer duble viski içerim. Günde 3-4 fincan kahve içerim. Her gün çoklu vitamin ve C vitamini kullanırım. Erken yatarım, ama arada kalkıp oturduğum olur. Günde toplam 7 saat uyurum. Her sabah yürüyüş ve bambu hastalığı tedavisine yönelik kültür-fizik hareketleri yaparım. Bunların toplamı 45-50 dakikayı bulur. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nden ayrıldıktan sonra tansiyonum muntazam hale geldi, Kolesterol ve lipitim düştü. İşim şimdi daha stressiz ama hareketli. Eğitim amacıyla Türkiye'yi dolaşıyorum. Annemde kronik romatizma var. Şu ilaçları kullanıyorum: Vioxx 12.5 mg.(bambu hastalığı için), Monopril 10 mg. (tansiyon), Norvaks 5 mg. (tansiyon), Provakol (kolesterol).


Prof. Osman Müftüoğlu’nun görüşü


Sayın Ahmet Mete Işıkara'nın deprem süresince ve sonrasında gösterdiği önderliği beslenmesinde de göstermesi ne kadar iyi olurdu. Daha sık kırmızı et yiyen, viski kullanmayan, kahveyi bir fincan dekafeine kahve ile sınırlayan bir A. Mete Işıkara daha sağlıklı olacaktır. Egzersiz ve uyku alışkanlıkları ise mükemmel. Ankilozan Spondilit (Bambu Hastalığı) nedeniyle daha bol egzersiz yapabilir, özellikle solunum egzersizlerini daha da yoğunlaştırabilir. Kan basıncı ve kolesterol kontrolü konusundaki hassasiyeti de çok olumlu sağlık davranışları. Sayın Işıkara'ya sağlıklı ve depremsiz bir yaşam diliyor, bir toplum önderi olarak da teşekkür ediyoruz.
Yazarın Tüm Yazıları