Oya Berberoğlu: Yılmaz’ın gümrük operasyonu

Oya BERBEROĞLU
Haberin Devamı

‘PARAŞÜT Operasyonu’yla gümrüklerin hali pürmelali, soygunlar ortalığa iyice dökülüp saçıldı bildiğiniz gibi.

Bizim yazarlarımızdan Yalçın Bayer ortaya çıkardı. Kazdıkça pislik her yere yayılıyor. Sıkı denetim, iyi temizlik gerekiyor.

Şu günlerde Ankara kulislerinde, ANAP Lideri, Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın ANAP'ın sorumluluğundaki gümrüklerin başına kimi getirmek istediği konuşuluyor. (Müsteşar Ramazan Uludağ da bir süre önce görevinden alınmıştı.)

Gümrükler, Nevzat Saygılıoğlu'na emanet ediliyormuş. Mesut Yılmaz'ın isteğiyle. Yılmaz AB'ye uyum sürecinde iç işlerden sorumlu ve güvendiği, AB konusunu bilen üstelik de Maliye kökenli bir teknokrattan yararlanmak istemiş anlaşılan. Halen Turizm Bakanlığı Müsteşarı olan Nevzat Saygılıoğlu'nun Gümrük Müsteşarlığı'na atamasının muhtemelen 15 Ağustos'ta gerçekleşecekmiş. Hazine'yi de sayarsak 3. müsteşarlığı olacak bu Saygılıoğlu'nun. Nevzat Bey'in Gümrük Müsteşarlığı'nda işi çok zor gerçekten. Ama zor işin üstesinden gelecek niteliklere sahip olduğuna şüphe yok. Yeter ki kirli işlerin üzerine gitmede siyasi destek sürsün.

Peki Turizm Bakanlığı Müsteşarlığı'na kim atanacak? Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Selçuk Polat'ın adı dolaşıyor. (Polat, ANAP'tan Urfa Belediye Başkan adayıymış geçen seçimde. Turizm Bakanlığı Müsteşarlığı beklemiş ama o zaman olmamış.) Turizmci olduğu söylenen Polat'ın ataması şimdi gerçekleşecek mi bakalım?

Turizm Bakanı ANAP'lı Erkan Mumcu'nun, ‘‘Bürokrat zihniyetinden’’ (O da neyse? İnce eleyip sık dokumak, ağır olmak, mevzuata yasalara uymak olsa gerek) hep yakındığı anlatılır. Mumcu, umuyoruz ki yeni müsteşarıyla daha uyumlu, hızlı, verimli çalışıp, başarılarını sürdürür, daha büyük işlere imza atar... Büyük iş deyince aklıma geldi. Bazı eski Turizm Bakanlarımız da söylerlerdi; ‘‘Turizm Bakanlığı'na gerek yok. Kapatılmalı. Müsteşarlık yeter’’ diye. Bir yandan da bakanlık kadroları şişirilmeye devam ederdi! Söz başka öz başka misali. Zevahiri kurtarma durumları! Mumcu da göreve geldiğinden beri ‘‘Bakanlık kapatılmalı’’ diyor. Doğru söylüyor da olumlu yönde değişen bir şey görülmüyor, misal bakanlık kadroları dolduruluyor! Neyse, tabii bir bakanın tek başına bakanlık kapatmaya ne yetkisi ne de gücü var. Bakanlar Kurulu, Meclis gibi aşamalardan geçmesi lazım. Asıl önemli olan şu kanımca: Devletin yeniden yapılanması, küçültülmesi felsefesi, sözün yanı sıra icraatta da samimiyet istiyor. Bizde, ülkeyi yönetenlerin, siyasetçilerin çoğunun söyledikleriyle yaptıklarının örtüştüğünü hiç göreniniz oldu mu? Bu Meclis böyle reformlara imza atsın da istikbalimiz aydınlansın!

Hökümatın işi bozulmuş

SEVGİLİ usta Oğuz Aral'ın bir yazımıza çizdiği karikatürü kitaba kapak yapmışlar. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Háluk Harun Duman, ‘‘Erzurum Fıkraları ve Meşhur Nüktedanlar’’ ismiyle bir kitap yayınlamış. Müthiş güzel, bir solukta okunuyor. Kitaptan bir fıkra:

Erzurum Belediyesi yeni kurulmuştur. Geliri yoktur, kasası boştur.

Belediyecilik fahri hizmettir o zamanlar. Belediyenin Cafer adında bir fahri ağası vardır. Para almadan mecanen çalışır durur. Çarşı, pazar mı pis? Cafer Ağa ilgilenir. Çöpler mi yığılmış? Aman sen becerirsin Cafer Ağa. Borular mı patlamış? Sen tamir edersin Cafer Ağa... Günler böyle gelip geçer...

Bir zaman sonra belediye paraya, bütçeye sahip olur. O zaman çarşı ağaları tayin edilince Cafer Ağa'nın işi haliyle hafifler.

Bir gün Ankara'ya heyet gidecektir. Encümen kimlerin gideceğini kararlaştırmak için toplanır. Kadirbilirlik numunesi olarak Cafer Ağa da heyete dahil edilir. Kendisine haber verilir.

Cafer Ağa, akşam eve gittiğinde, pek çalımlı, pek endamlı tavırlar takınır.

Karısı dayanamaz sorar:

-Cafer Ağa, o sufatan gurban olim bi şeye mi canın sıhıldi?

Cafer Ağa, istifini bozmadan çalımla cevap verir:

- Benim canım sıhılmasın da kimin cani sıhılsın gari! Bıhdım usandım...Çamurli sohağın çamurlari temizlenecek, gel Cafer Ağa. Çöplükler payhlanacah gel Cafer Ağa. Sular patlamış gel Cafer ağa. Şimdi de Ankara'da hökümatın işleri bozulmuş gel Cafer Ağa!

Kadın kocasına bakar, bakar ve şöyle der:

- Eee sen de niye o geder gayretlisen çi, bunca işi sene veriller!

Uçan adam Zorlu’dan uçtu

KULİSLERDE konuşulduğuna göre iyi bir ayrılık olmamış. Zorlu Holding'in patronu Ahmet Nazif Zorlu, yıllardır beraber çalıştığı sağ kolu Metin Çağlar'a ‘‘Artık seninle çalışamam, yıl sonuna kadar da buraya gelme ’’ demiş. İddia edildiğine göre Çağlar'ın holdingle ilişiği yıl sonu itibariyle resmen kesilecekmiş.

Denizli'de tekstille işe başlayan, marka olan, çok sayıda yabancı ülkede fabrikalar kuran, elektronik ve finans sektörüne de giren Zorlu, Vestel'in de sahibi.

Metin Çağlar yıllarca Ahmet Nazif Zorlu ile çalıştı. Holding'de ve Vestel'de tepe yöneticiliği yaptı. Çağlar bu gruba Sınai Kalkınma Bankası'ndan gelmişti. Zorlu, Çağlar'ı özetle, ‘‘70'lik delikanlı, uçan adam. Benim için süper bir adam. Böyle profesyonel görmedim. Bize ufuk açıyor. Bu yaşına rağmen sürekli seyahat eder bu enerjiyi nereden bulur anlayamadım’’ diyerek hayranlıkla tanımlardı. Grubun diğer profesyonel yöneticileri de Çağlar'dan ‘‘Bizim hocamız’’ diye bahsederlerdi.

Aralarına nasıl, hangi nedenden kara kedi girdi bilemiyorum. Çağlar'ın son yurtdışı seyehatiyle ilgili faturalarının ‘‘süper şişkinliği’’ üzerine tevatür var ama gerçek neden nedir öğrenemedim... ‘Uçan Adam’ın Zorlu'dan uçurulduğundan başka...

Cimri değil cömerttir

TUTUMLU olmak demek yardımsever olmama anlamına gelmiyor ki. İyi bir haslet, bilinci ortaya koyuyor...

Bir vesileyle işadamı Selahattin Beyazıt'ın tutumlu oluşundan, iş aleminde ‘‘cimri’’ olarak nitelendirildiğinden söz etmiş, latife yapmaya çalışmıştım.

Selahattin Bey değil tabii, ama bazı arkadaşları çok hassasiyet gösterdi. Beyazıt'ın birçok arkadaşı aradı ve Selahattin Bey'in, nasıl cömert, nasıl yardımsever bir insan olduğunu anlattı. Mehmet Beyazıt Lisesi'nden arkadaşı olan bir beyefendi, ‘‘Oya Hanım, Selahattin Bey tanıdığım en cömert insandır. Yüzlerce öğrenciye burs vermiştir. Benim kanser hastası karımı tedavi ettirmiştir. Hep yardıma koşar. Belki kabahati, her şeyi gizli yapmasıdır’’ diyor.

Benim de tanıdığım bir başka dostu da şöyle diyor: ‘‘Selahattin Beyazıt, kafasına yatmayan işlere girmez. Çok kişi gidip iş görüşmesi yapıp sonuç alamadığı için adını cimriye çıkardılar. O ince eleyip sık dokur. Ama yardıma muhtaçlara koşar. İyi yaşar, iyi gezer, iyi yer, fakat iyi araba almaz dikkat çekmesin ister. Gösterişsiz yaşamayı sever. Eli de çok açıktır. Dosttur. Mahmutpaşa'dan bir yelek al, hediye et, kırılmayasın diye giyer. İncedir..’’

Yazarın Tüm Yazıları