GeriYavuz GÖKMEN Önce kendimizi yargılayalım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Önce kendimizi yargılayalım

Yavuz GÖKMEN

Yaklaşık iki ay önce Sarışın Güzel Kadın, DYP Başkanlık Divanı'nda konuşuyor... Ezcümle, ‘‘Komuta kademesi emekli edilmelidir. Ben başbakan olsam, bunu hiç çekinmeden yapardım'' diyor. Toplantı 28 Şubat MGK'sıyla birlikte, askerin siyasete ağırlığını koymaya başladığı günlerde oluyor.

Toplantının bitiminden birkaç saat sonra, konuşmanın tam metni, Genelkurmay Başkanı Karadayı'nın önüne geliyor.

Birkaç gün sonra Çiller ve Karadayı şu ya da bu nedenle bir araya geliyorlar ve Karadayı, Çiller'e ‘‘Bu konuşma bizi üzdü'' diyor. Çiller şaşırıyor, ama toparlanarak şu cevabı veriyor:

‘‘Ben başbakan olsaydım, diyorum. Ben başbakan değilim ki...''

Ancak Karadayı üzüntülerini tekrar ediyor. Bu kez Çiller: ‘‘Bu konuşmayı yapılmamış sayalım'' diyor. Karadayı, ‘‘Bu konuşmayı yapılmamış sayamayacaklarını'' bildiriyor.

* * *

Hiç kimsenin inkâr edemeyeceği gerçekler vardır. Bunların başında 28 Şubat'tan sonra iyice artan ‘‘asker ağırlığı'' gelmektedir. Bu ağırlığa ‘‘örtülü darbe'' demek de mümkündür.

Bana göre 28 Şubat, Susurluk olayından sonra TBMM'nin askerleri sorgulamaya kalkmasıyla hızlanmış bir süreçtir. TBMM Susurluk Komisyonu'nda Hanefi Avcı ifade vermiş ve birtakım yüksek rütbeli asker ismi belirterek, bunların da çetelerle irtibatlı olduğunu söylemiştir.

Ordunun kendi itibarı konusunda son derece hassas olduğunu biliyorum. Ancak şurası unutulmamalıdır ki, içine ve eleştiriye kapalı her kurum sonunda yozlaşmaya mecbur ve mahkûmdur.

Amerikan ordusunun tarihi geleneğinde sürekli sivillerle iç içe olması, bu ordunun kendi kendini rahatça eleştirebilmesini ve tüm eleştirilere açık olmasını sağlamış, bu da ABD ordusunun, ABD halkının emrine girmesi sonucunu getirmiştir.

Bu ordu, işte bu nedenlerle dünyanın en güçlü ordusudur.

Başa döneyim. Çiller, kendi konuşmasının Genelkurmay'ın eline geçmesinden fena rahatsız olmuştur. Oysa birtakım bilgiler Genelkurmay'ın önüne yalnız Çiller'in değil, daha birçok devlet ve hükümet adamının konuşmalarının geldiğini göstermektedir.

İşte köstebek olayı bunlara bir misillemedir. Dün basına yansıyan tüyler ürpertici ve Karadayı'nın bile, ‘‘kasıt aşılmış'' dediği belge bu şekilde ortaya çıkarılmıştır.

* * *

Bütün bunların temelinde, Türkiye'nin asker ağırlıklı bir bürokratik devlet olması ve şeffaflaşmaya bir türlü yanaşmaması yatıyor.

Ama son gelişmeler, Türkiye'nin ister istemez şeffaflaştığını ve daha da şeffaflaşacağını gösteriyor.

Bu nedenle kopan kıyameti sevinçle karşılıyorum. Karşılıklı atıp tutmalara bayılıyor, tümünü alkışlıyorum.

Ve biliyorum ki, sonuçta kimse kimseyi yargılayamayacaktır. Bu kavganın galibi, sadece halkın gerçek demokrasisi olacaktır.

Başkalarını yargılamak isteyenler önce kendilerini yargılayacaktır.

Bunu bir başarırsak, gelecek bizimdir.

X

Refah kapatılabilecek mi?

Öncelikle belirteyim ki, bir siyasal partiyi yasal olarak kapatmak, onu toplumsal gerçekliğin dışına itmek anlamına gelmez. Benim tartışmak istediğim, bu noktalardan hem birincisi hem de ikincisidir.

Yavuz GÖKMEN

 

Önce ikinci soruyu yanıtlayayım; çünkü onun yanıtı basit ve kısadır. Refah Partisi'ni kapatmak, onu toplumsal gerçekliğin dışına itmek anlamına gelmeyecektir. RP başka bir isim altında belki de daha da güçlenerek -ki bu güçlenmenin anlam olarak derinliğine tartışılması gerekir- varolacak ve Türkiye siyasal yaşamına damga vuracaktır.

Ancak, şimdi birinci sorunun yanıtına geçmeliyiz. Refah Partisi, Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılabilecek midir? Bu soruya da iki türlü yanıt aramak gerekir.

1- Anayasa Mahkemesi, RP'yi hukuken kapatabilir mi?

2- Anayasa Mahkemesi, RP'yi siyasal bir kararla kapatabilir mi?

 

İşte mesele bu iki noktada odaklanmaktadır.

Yazının Devamını Oku