Okul öncesi eğitim ve kendini ifade etme

Yaratıcılık, yaşamın ilk yıllarından itibaren desteklendiği takdirde geliştirile-bilen gizli bir güçtür.

Okul Öncesi Eğitim Uzmanı Pınar Barut, “Çocukların beyin yapısı ve fonksiyon-larının gelişiminin üçte ikilik bölümü, 4 yaşa kadar tamamlanır. Bu nedenle okul öncesi önemli bir süreçtir.” diyor.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİMLE
ÜRETKEN YETİŞKİNLER
Çocukların beyin yapısı ve fonksiyonlarının gelişiminin üçte ikilik bölümünün 4 yaşa kadar tamamlandığı düşünüldüğünde, okul öncesi eğitimin çocuklar, aileler ve toplum açısından çok önemli bir süreç olduğu açıkça görülüyor.
Erken çocukluk dönemindeki deneyimler, beynin çalışma biçimini belirleyici özellik taşır. Okul öncesi eğitim, sosyal ve duygusal gelişimi destekleyerek yetişkinlik döneminde bireylerin daha üretici ve verimli olmalarını, sahip oldukları potansiyeli tam olarak kullanmalarını sağlar.
İLERİDE DAHA BAŞARILI BİREYLER OLUYORLAR
Çocukların gelişim özellikleri, bireysel farklılıklarına göre değerlendirilmelidir.
Ebeveyn ve eğitimcilerin etkin olduğu bir okul öncesi eğitim programına katılan çocukların; fiziksel, duygusal, sosyal ve zihinsel yönden sağlıklı şekilde geliştiği, olumlu kişilik temellerinin atıldığı, yaratıcı yönlerinin ortaya çıkarıldığı, güven duygularının sağlamlaştırıldığı, diğer çocuklara oranla gelecekte daha başarılı ve daha yetkin bireyler oldukları yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.
OKUL ÖNCESİ EĞİTİM ÖZGÜVENİ DE ARTIRIR
Henüz çok erken yaşlarda yemek-uyku-tuvalet gibi öz bakım becerilerini kazanmak, anne-babadan ayrı kalma sürecini yönetmeyi öğrenmek, çocuğun duygusal gelişimine katkıda bulunarak kendine olan güvenini artırır. Genel anlamda okul öncesi eğitim, çocukların sadece eğlenceli vakit geçirebileceği bir dönem olmaktan çok uzak, yüksek misyon içeren bir süreçtir.
Anaokullarındaki, nesneleri eşleştirme, sınıflandırma, ölçme, gözlem yapma ve fikir üretme gibi faaliyetler çocuğun matematik ve bilim becerilerinin gelişmesini sağlarken, canlandırma, taklit ve hayali oyunlar da hayal gücü ve yaratıcılığını geliştirir.
FIRSATLAR SUNULURSA YARATICILIK GELİŞİR
Koşma, zıplama, fırlatma, tırmanma gibi faaliyetlerle kaba motor fonksiyonları güçlenirken, kesme, yapıştırma, boyama gibi faaliyetlerle ince motor fonksiyonları düzenlenir ve gelişir.
Bununla beraber, yaratıcılık doğuştan gelen ve yaşamın her alanında kendini gösterebilen bir yeti olmasına karşın, yaşamın ilk yıllarından itibaren desteklenip, fırsatlar sunulduğu takdirde geliştirilebilen gizli bir güçtür.

Benim hikayem...

“Yıl 2002... Ay mayıs...
Yeni doğum yapmışım. Hayatımda kucağıma bir bebek almamışım ve o an ellerimin arasındaki o minicik bebeğe hem şaşkınlıkla hem de daha önce asla tanımadığım bir duygu ile bakıyorum.
Mis gibi bir koku, şahane bir his ama son derece berbat, iç acıtan, insanı kendinden soğutan bir duygu ile vicdanım kanıyor. Neden doğurduğumu da, ona nasıl bakacağımı da sorguluyorum. Bir de işsiz kalmışım...”
İşte benim hikayem böyle başlıyor.
Sabah sabah gözlerim dolup ağlayarak yazmaya başladığım bu yazının devamı şu anda zamanehatunları.com adresinde.
Okuyun da insan isterse neler yapabilir görün diye...
Bana hep yazan, soru soran, dert yanan hanımlar...
“Param var, yatırım yapacağım, ne yapsam bilemedim. Fikriniz var mı?” diyenler...
“İçinizdeki bir heyecanı büyüterek yaşamınızı nasıl değiştirirsiniz?” sorusuna yanıt arayanlar...
“Pınar, SIR senin yazman gereken kitaptı, bize anlat, bize yardım et” diyenler...
Okuyun!
Ve hiçbir şeyin PIT PIT PIT diye kendiliğinden olmadığını anlayın.
Yaptığım işle ilgili kilometre taşlarını listeledim jüri olduğum “Zamane Hatunları” projesine örnek yazıyı yazarken:
1- Anne olduğum an
2- İşimi kurduğum an
3- Cengiz Semercioğlu’nun beni aradığı an
4- Mehmet Barlas’ın bana canlı yayında yaptığı jest
Her şeyi yapabilirsiniz ama birilerinin gaz vermesi lazım. Size destek olması lazım.
2002’de, henüz internet emeklerken, yeni bir web sitesini fark edip de beni “gel bir anlat bakalım, sen ne yapıyorsun” diye programının canlı yayınına çağıran Cengiz...
Ve o programda, ne yaptığımı anlatmaya çalışan yazıma bakıp “Eeee Pınar kaç üyen var?” diyen, daha ben cevap veremeden önünde yazan 2000’li rakamı geçip, belki de bana acıyarak “Ooo demek 12.000 kadın seni okuyor, harika, tebrik edelim Pınar’ı” diyen, programdan çıkarken göz kırpıp “Doğru yoldasın, şimdi git gerçekten çok çalış” diyen Mehmet Barlas...
İşte bu ikisi bana fark edilmenin ne demek olduğunu öğrettiler.
Ve en yakınlarından medet ummanın yersiz olduğunu...
Kısaca...
Zamane Hatunları diye bir yarışma var. KADIN KADIN bir yarışma. Parfüm kokan ama altında gerçek hikayeler yatan...
Şimdi tıklayın: www.zamanehatunları.com adresine, gönderin kendi hikayenizi, sesinizi duyurun.
Derin bir nefes alın ve içinizde kalanları boşaltın. Ben öyle yaptım çünkü...

Mucizeler Atölyesi

Laterna Magica Mucizeler Atölyesi, ramazan ayı boyunca her cumartesi Profilo Alışveriş Merkezi’nde, illüzyon ve ebru atölyelerinin dönüşümlü olarak yapacağı etkinlikte, 4 yaş üzeri çocuklara, basit illüzyon numaraları ve ebru sanatını öğretecek. Tel: (0216) 550 69 15

Kaşiflerin dünyasına hoş geldiniz

“Nereden Nereye Keşifler” adlı bu kitapta çocuklar buzlarla kaplı kutuplarda yürüyen, timsahlarla dolu nehirlerden geçen kaşiflerin inanılmaz hikayelerini okuyacaklar. Anna Claybourne’un kitabı Timaş Yayınları’ndan çıktı.

Hürriyet Çocuk Kulübü Gazetesi’nde bu hafta...

Hürriyet Çocuk Kulübü Gazetesi’nde bu hafta, sakar kedi Tom ile kurnaz fare Jerry’nin hakkında merak ettiğiniz her şey, okçuluk sporu, bilmece bulmaca sayfaları, kültür sanat etkinlikleri, yaza özel moda önerileri ve teknolojiyle ilgili en son gelişmeler var.

Başkentteki Harikalar Diyarı

Ankara’nın Sincan ilçesindeki Harikalar Diyarı, Avrupa’nın en büyük parkı... Büyük kısmını suni göletlerin oluşturduğu parkta piknik masaları dışında çocukların ilgisini çekecek pek çok alan var. Nejat Uygur Amfi Tiyatrosu’nun bulunduğu Harikalar Diyarı’na gitmenin zamanı geldi de geçiyor bile... Tel: (0312) 274 15 35

Mutluluk hakkında

Gazeteci-yazar Azime Telli’nin yeni kitabı “Mutluluk Tabletleri” Alfa Yayınları’ndan çıktı. “Mutluluk veren 1000 söz” alt başlıklı kitap, bilgelikten bilim dünyasına uzanan bir çalışmanın ürünü...

Barış Manço’dan çocuklara unutulmaz şarkılar

Çocuklar için yaptığı renkli programlar ve şarkılarla bir nesle damgasını vuran Barış Manço’nun sevilen şarkıları, yeni neslin de kalbinde taht kuracak. “Barış Manço Çocuk Şarkıları Vol.1” adlı bu albüm, şimdiden pek çok çocuğun vazgeçilmezi oldu.

Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler

İşte çocukların bıkmadan defalarca izleyici bir DVD: Pamuk Prenses, krallığındaki herkesin gönlünü kazanmıştır, tek bir kişi hariç! Kıskanç üvey annesi, kötü kalpli Kraliçe... Şatodaki Sihirli Ayna’nın, krallığın en güzel kızının Pamuk Prenses olduğunu söylemesi üzerine Pamuk Prenses, hayatını kurtarmak için ormana doğru bir yolculuğa çıkmak zorunda kalır ve orada 7 sevimli cüce ile tanışır...

X

Koş Fatmagül Koş

Ben böyle bir rezalet görmedim.

Tüylerim diken diken oldu.
Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü.
Ayakta öylece kalakaldım.
Şoke oldum.
“Koş Fatmagül Koş” adında bir oyun.
Tecavüzcüler koşuyor.
Fatmagül kaçıyor.

Yazının Devamını Oku

Kadın eli

Hani “kadın eli değmiş” derler ya...

Bir ortama girince anlarsınız bir kadının orada bir şeyler yaptığını, bazı şeyleri değiştirdiğini...
İşte aynen böyle hissettim Aliye Kavaf’ın odasına girince...
Geçtiğimiz gün Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf ile sohbet etme fırsatı buldum. Bir devlet bakanını dışarıda görmek başka, kendi makamında görmek bambaşka...
O odaya girdiğim anda Aliye Hanım’a bakıp dedim ki; “Bir Türk kadını olarak, sizi bu masanın arkasında görünce çok büyük gurur duydum...”
Minicik detaylarda kadınca dokunuşların olduğu, tertemiz, sıcacık bir ofis... Soğuk değil, aksine bizden gibi, samimi.
Bugün, Aliye Hanım’ın üzerinde titizlikle çalıştığı bazı konular hakkında bilgilendirmek istiyorum sizi...
Engelli çocuğu olan ailelere maaş ödeniyor!

Yazının Devamını Oku

Eyvah, tatil geliyor!

Yarı yıl tatili gelmeden “Ne yapacağız, aman Allah’ım yandık!” moduna girmiş annelerden biri olarak, bugün de çocuklar için alternatifler sunmaya devam ediyorum sevgili dostlar.

Aksi takdirde bu 15 gün bize 150 gün gibi gelecek.
Çünkü okuldayken tüm enerjisini atan, arkadaşlarıyla bir arada olan “çocuk insanlar”, ne yapacağını bilemedikleri bir sakinliğe kavuştuklarında, bir çizgi film kahramanı var ya oradan oraya zıplayan, bir duvara çarpıp hız alarak tavana uçan falan, tıpkı onun gibi bir haleti ruhiye içine giriyorlar.
Bu durumda da biz “Okul yeniden açılsın” diye gün sayıyoruz.
Hele bir de okula giden çocuğunuzun dışında bebeğiniz varsa, hatta benim gibi büyük hariç aralarında sadece 11 ay olan iki bebeğiniz daha varsa, çıldırma noktasına gelebilme ihtimaliniz yüksek oluyor.
Benden söylemesi....
Bu yüzden de şimdiden program yapmakta ve bir tatil ajandası tutmakta fayda var diyorum.

Uzmanlar ne diyor?

Uzmanlar, “Yarı yıl tatilleri sırasında ölçülü olun” diyorlar. Yani çocukları ne tamamen okulu unutturacak şekilde eğlendirin ne de ders çalışması, kitap okuması, test çözmesi konusunda aşırı baskı yapın. Ortasını bulun. Dengeli olun. Hiçbir konuda aşırıya kaçmayın.

Yazının Devamını Oku

Sömestr geliyor

Yıllardır yazıyorum ve şöyle diyorum: “Bu analık hadisesi bir çeşit hastalık. Eğer bir anneysen, içinde başka başka insanlar oluyor; kadın, anne, kardeş, eş, çocuk gibi...” Bir de iki omzunda iki melek. Biri çok ama çok akıllı, diğeri kelek!
Konumuz sömestr sevgili dostlar. Pek yakında okula giden çocuğu olan annelerin derdi başlıyor. Tatil geliyor. Bir yanım “Yaşasın tatil geliyor” demek isterken, diğer yanım “Hapı yuttuk, ne yapacağız şimdi?” diye soruyor.
Araştırmaya başladım. Sizlerle bu hafta ve gelecek günlerde elimden geldiğince önerilerimi, bir kenara not alıp üzerine “bu olabilir” yazdıklarımı paylaşacağım. Belki sizler de faydalanırsınız. Hatta kim bilir belki bu etkinliklerin bazılarında karşılaşırız. Birbirimizin omzuna yaslanıp “şu tatil bitsin” diye ağlayabiliriz.

Bu akademi kaçmaz

Kadir Has Üniversitesi Yaşam Boyu Eğitim Merkezi Çocuk Akademisi, 6-12 yaş arası çocuklar için bilim konusunda sertifika programı hazırladı.
31 Ocak-11 şubat tarihleri arasında gerçekleşecek program bence acayip eğlenceli. Mad Science ve NASA işbirliğiyle hazırlanmışlar.
Şaka bir tarafa benim bile gidesim var. Özellikle Gizli Ajanlar Akademisi’ne gidip işlenen bir suçla bağlantılı her şey hakkında (kanıt toplama, dedektif olma, casuslar dünyası, nasıl ajan olunur, olay yeri inceleme, ipucu toplama, inceleme ve değerlendirme) bilgi edinmek istiyorum.
Geleceğin Uzay Kaşifleri, Çılgın Kimya Akademisi, Gizli Ajanlar Akademisi bu programlardan sadece birkaçı.
Detaylı bilgi için (0212) 533 57 65 numaralı telefonu arayabilir veya khas-yasam@khas.edu.tr adresine yazabilirsiniz.

Ben alışverişteyken çocuğum eğlensin

Akmerkez’de geçen yıl yapılan ve çok sevilen atölye çalışmaları 2011 yılında da devam ediyor. Ocak ayı boyunca her cumartesi 14:00-16:00 saatleri arasında düzenlenecek atölyelerde, çocuklar keçeden ve yer fıstığından kukla yapacak, seramik figürlere renk katacak, palamuttan çeşitli objeler yapmayı öğrenecek.
İçindeki yazma yeteneğini sergilemek isteyen çocuklar ise dergi atölyesinde ilk editorlük deneyimini yaşayacak.

Karagöz ve Hacivat sahnede

Dedelerimiz nelere gülerdi? Eğer bu sorunun yanıtını çocuklarımıza vermek istiyorsak, bu oyun bence harika bir başlangıç olacaktır. Özellikle bu tip oyunları ve bu işe emek harcayan oyuncuları biz ailelerin desteklemesi lazım. Neden mi? Gölge oyunu gölgede kalmasın diye...
Geleneksel Karagöz oyunlarından biri olan “Balık” temel alınarak yeniden yazılan “Karagöz Balıkçı”, perdenin ünlü kahramanları Karagöz ve Hacivat’ı, bugünden de izler taşıyan renkli figürlerle birlikte çocuklarla buluşturuyor.
Özgür Atkın ve Ceren Hacımuratoğlu’nun birlikte yazdıkları oyunu Özgür Atkın yönetti. Oyuncular ise Can Alibeyoğlu, Özgür Atkın ve Uğur Dilbaz...
Oyun, İBB şehir Tiyatroları Gaziosmanpaşa Ferih Egemen Çocuk Sahnesi’nde 13-14, 20-21 Ocak tarihlerinde, saat 10:30 ve 13:30’da; 8-9, 15-16 Ocak tarihlerinde ise saat 11:00’de miniklerle buluşacak.
İBB şehir Tiyatroları Kağıthane Küçük Kemal Çocuk Sahnesi’nde ise 27-28 Ocak’ta saat 10:30 ve 13:30’ta sahnelenecek.
Yazının Devamını Oku

Eyvah yakalandık!

Ailelerin içine düşebileceği en zor durumlardan biri de yatak odasında çocuklarına yakalanmak...

Sevişirken çocuklarına yakalanan anne-babaların sayısı tahmin edilenden çok daha fazla. Peki, böyle bir durumda nasıl davranmak gerekiyor? İşte yanıtlar...

Çocuğun, gördüğü manzara karşısında yaşıyla doğru orantılı olarak birtakım yargılara kapılmasının normal olduğunu belirten Psikolog Serap Duygulu, konuyla ilgili şu bilgileri verdi:
“Gördüğü manzara ve ilişkinin ne kadarını gördüğü çok önemli. Çocuk, özellikle de yaşı küçükse, ilk olarak düşündüğü şey anne ve babasının arasında bir şiddet yaşandığı yönün-
dedir ki, bundan ciddi olarak etkilenir. Özellikle ailede, cinsellik rahat konuşulan bir konu değilse ve çocuk bu konuda sorularına yanıt alamamışsa, karşı karşıya kaldığı durum onda sarsıcı bir etki yaratır.”

ÇOCUĞA NASIL BİR AÇIKLAMA YAPMALI

Yazının Devamını Oku

Disiplin nasıl olmalı

Kendi sınırlarını çizene kadar çocuğunuza sınır koymak sizin göreviniz. Çocuğun “hayır” kelimesi ile karşılaşması gelişmesinde etkili bir rol oynuyor. Ancak ret ya da yasakları dile getirirken onu küçük düşürmemek çok önemli.

Disiplin, çocuğun toplum içinde geçerli olan kuralları öğrenmesini, içinde yaşayacağı dış dünyaya uyumunu ve toplum tarafından onaylanan tutum ve davranışları içselleştirmesini, kendini denetleme olarak tanımlanan ahlak gelişimini sağlar. Uzman Psikolojik Danışman Meltem Canver Kozanoğlu’na disiplin nasıl olmalı, çocuğa nasıl sınır koymak gerekir diye sorduk.
KATI DE?YL KARARLI
OLUNMALI
Birçok ailede “disiplin” kavramı çocuklar ve anne-babalar için “cezalandırma” ile eşanlamlı olarak görülür. Disiplin yalnızca, yaramazlık yapan çocuğa uygulanacak kurallar dizisi değil, uygun verildiği takdirde davranışı yönlendirmeyi amaçlayan bir eğitimdir.  Ev içinde belirlenecek disiplin kuralları çocuğun dış dünyada da uyumunu sağlayıcı nitelikte olmalıdır.
Kuralları belirlerken çocuğun içinde bulunduğu yaş, bilişsel ve duygusal gelişimi mutlaka dikkate alınmalıdır.
Kurallar uygulanırken katı olunmamalı, ancak kararlı olunmalıdır. Oluşturulan kural o dönem içindeki çocuğun kaldırabileceğinin üstünde belirlenmiş ise kural yeniden düzenlenmelidir.
Kuralın yerleşmesi için çocuğa yardımcı ve yol gösterici olunmalıdır. Aynı zamanda çocuk, bu kurala uymadığı durumlarda karşılaşacağı yaptırımlardan haberdar edilmelidir.

Yazının Devamını Oku

Annemi İstiyorum’a müjde!

Alçakgönüllü ve samimi olmanın ne demek olduğunu bir kez daha öğrendim. Ve insanların bulundukları koltukta boşuna oturmadıklarını da. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ı tanıdıktan sonra... www.annemiistiyorum.com kampanyamızı anlatmak ve destek istemek için gittik Sağlık Bakanımıza.
Yıllardır çalışan, her türlü egolu ve dengesiz davranışı yaşamış ve halen de ara sıra yaşayan biri olarak o gün, tam da bize verilen saatte, bizi ceketinin önünü kapatmış ve gülümseyerek ayakta karşılayan bir bakan gördüm karşımda.
Yazdığımız mektubu satır satır okudu, söylediğimiz her sözü özenle dinledi, destekledi. “Bu konu önüme geldiğinde çok mutlu oldum, çünkü bu insanca ve son derece haklı bir talep ve olması da gerekir” dedi.
Kendisini en çok mutlu eden konuların “anne ve bebek” olduğunu söyledi. “Bu konudaki çalışmaları çok heyecanla, büyük bir istekle yapıyoruz. O kadar çok şeyi değiştirdik ki” dedi.
Doğal hayatın, karın, kışın ağır geçtiği şehirlerimizdeki anne adaylarını doğumdan önce alıp şehirlere, otellere getirip doğuma hazırladıklarını öğrendim ben o gün.
Anne ve bebek ölümleri oranında ne kadar gerilediğimizi ve Avrupa standartlarını yakaladığımızı da...
Bir şehirli ve çalışan anne için demiri, ilacı edinmek sorun değil belki ama o şartlara sahip olamayan annelerimizin artık “demir eksikliği” diye bir sorununun kalmadığını, hepsine destek olunduğunu da...
Sağlık Bakanımız, bize destek olabilmek için elinden geleni yapacak, konuyu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ile görüşecek ve kanuna bu konuda madde eklenmesi için çalışacak.
O gün karşımda çok samimi, çok alçakgönüllü ve çok içten bir baba gördüm ben. Bir çocuk doktoru. Tam altı tane çocuğu var. Ve hem anneleri hem de bebekleri son derece önemsiyor.
O bizi destekledi, ben de o anda ona söylediğim gibi verdiğim sözü tekrarlıyorum: “Yanınızdayım, içinde anne, bebek, çocuk olan her şeyin arkasında, içinde ve yanınızda olacağım. Size tüm annelerimiz ve imza veren herkes adına sonsuz teşekkür ediyorum...”

Eşinizle tartışırken çocuklarınızı unutmayın

Evliliğiniz iyiye gitmiyor ve eşinizle aranızdaki küçük fikir ayrılıkları giderek birer buz dağına dönüşüyor. İkinizin sağlıklı bir iletişim kurması artık imkansız ama bir şekilde evliliğinizi sürdürmek zorunda hissediyorsunuz. Peki aranızdaki bu iletişimsizliğin çocuğunuzu nasıl etkilediğini biliyor musunuz?

Her ilişkide zaman zaman çatışmalar yaşanabilir. Bazen bu çatışmaların büyük kavgalara, geçimsizliğe dönüştüğü durumlar olur. Ciddi çatışmalar özellikle çocuklu ailelerde büyük endişeye yol açar. Eşiyle yaşadığı problemler yüzünden üzgün, kızgın, öfkeli ve gergin olan anne-baba, bir de bu problemlerin çocukları üzerindeki etkisini düşününce kendisini daha da çaresiz hissedebilir. Psikiyatrist Uzm. Dr. Muzaffer Uyar’a sorunlu evliliklerde arada kalan çocukları sorduk. İşte anlattıkları:

ÇOCUKLAR ÇATIŞMALARA NASIL TEPKİ VERİR?

Ebeveynler arasındaki çatışma, birkaç aylık bebeklerden ergenlere kadar her yaştaki çocuğu olumsuz etkiler. Ancak çocuklar gözlemledikleri çatışmalara beklenmedik ve farklı şekillerde tepkiler verebilirler. Çocuklar çapraz ateş altında genellikle ağlama, donakalma, kulaklarını kapatma, gergin yüz ifadesi, ortamı terk etme, tartışmaya müdahale etmek için yüksek sesle bağırma, ağlama gibi sözel ve araya girmeye çalışma, evin köşesinde bir yere çömelip kalma gibi dikkat çekebileceği olumsuz davranışsal tepkiler gösterebilirler.

SOSYAL VE DUYGUSAL SORUNLAR YAŞARLAR

Yapılan bir araştırmada, anne-babaları arasındaki çatışmaları gözlemlemiş olan çocuklar, çatışma sırasındaki duygularını genellikle üzüntü, öfke ya da korku olarak adlandırmışlardır. Gerçekten de üzüntü, korku, kaygı, depresyon, içine kapanıklık, öfke ve suçluluk duyguları hemen hemen birçok çocuğun aile içi geçimsizlik, çatışmalar, yolunda gitmeyen evlilikler içinde yaşadığı duygulardır.
Ebeveynler arasındaki çatışmalar, çocuğu duygusal olarak örselemektedir. Aile içi kavgalara, tartışmalara maruz kalan ve bunları gözlemleyen çocuklar, akran ilişkilerinde sorunlar yaşama, arkadaşlıklar kuramama, yeni ilişkiler başlatamama, disipline karşı çıkma, çevresine karşı ilgisizlik, aşırı duyarsızlaşma gibi sosyal ve duygusal problemler sergilemektedir.
Bu sonuçların yanı sıra akademik başarının düşmesi, dikkat dağınıklığı, konsantrasyon kaybı gibi bilişsel performansa yönelik problemleri de yaşayabilmektedirler.

Çocukların tartışmalardan en az zararla çıkmaları için neler yapılmalı?

* Tartışmaları mümkün olduğu kadar çocukların önünde yapmamaya özen göstermeli.
* Özellikle çocuklarla ilgili tartışmalar, onların önünde yapılmamalı. Çocukları en çok etkileyen tartışmalar, kendileri hakkında olanlardır.
* Tartışmaların çözüme yönelik ve uzlaşmacı olmasına özen gösterilmeli. Anne-baba arasındaki çatışmaların çözüme ulaşması, tartışmanın çocuk üzerindeki duygusal ve davranışsal etkilerini azaltmaktadır. Çatışmanın sıklığı ve düzeyi kadar, çatışmanın altında yatan nedenler de çocuk açısından önemlidir.
* Sözel olmayan öfke ifadelerinden kaçınmalı.
* Anne ve babalar aile içindeki rollerini aksatmamalı ve sorumluluklarını yerine getirmeli.
* Anne ve babalar çocuk yetiştirirken tutarlı ve kararlı olmaya özen göstermeli.
* Çocuğun duygusal gereksinimlerine karşı duyarlı olmaya özen gösterilmeli.

Hürriyet Çocuk Kulübü Gazetesi’nde bu hafta

Hürriyet Çocuk Kulübü Gazetesi’nde bu hafta, iyi ve kötü meleklerin sihirli bir dünyadaki eğlenceli maceralarını anlatan “Angel’s Friends”, merakla beklediğimiz “Çılgın Dostlar 3” filmi, Hollywood ünlülerinin çocuklarının giyim tarzları, sizlerden gelen on binlerce haber, şiir ve fotoğraf arasından seçtiklerimiz, yazı işleri toplantısı için gittiğimiz Bahçeşehir Koleji Florya İlköğretim Okulu’ndaki muhabirlerimizin çalışmaları, sporda en son gelişmeler, muhteşem moda önerileri, ayrıca rengarenk bilmece bulmaca sayfaları, kültür sanat etkinlikleri ve teknoloji ile ilgili en son gelişmeler var. Sakın kaçırmayın!

Çılgın Dostlar 3

Boog, Elliot ve ormandaki diğer arkadaşları yepyeni maceralarla geri döndüler! Boog, arkadaşları geziye çıkmak yerine ailelerini tercih edince hayal kırıklığına uğrar. Geziye tek başına çıkmaya karar veren Boog, bir sirk çemberinin tam ortasına düşer! Kendisine çok benzeyen bir ayıyla yer değiştirmek ve sirkte çalışan çekici bir Rus’a aşık olmak üzereyken, aslında ailesi ve arkadaşları arasında bir seçim yapmak zorunda olmadığını fark eder. Çocukların keyifle izleyeceği bu eğlenceli sinema filmi dün vizyona girdi. İyi seyirler...

Çocuklar eğlenerek öğrensin

Çocuklar için hem eğlenme hem de öğrenme zamanı! Edukids Eğitici Oyun Kartları, okul öncesi yaş grubundaki çocukların hem görsel hafıza, dikkat ve zihinsel gelişimine destek oluyor hem de eğlenceli zaman geçirmelerini sağlıyor.

Karagöz Balıkçı

Şehir Tiyatroları sahnesinde çocukların keyifle izleyeceği güzel bir gölge oyunu: “Karagöz Balıkçı”... Karagöz ve Hacivat’ın maceralarını anlatan oyun 4-5-11-12 Aralık’ta Gaziosmanpaşa Ferih Egemen Çocuk Tiyatrosu’nda, 16-17-23-24-30 Aralık’ta da Kağıthane Küçük Kemal Çocuk Tiyatrosu’nda sahnelenecek.
Yazının Devamını Oku

Çalışan annelerin en büyük derdi

Çok sıkıldım bu durumdan. Cidden. Bir çalışan anne olarak artık tepki göstermeye karar verdim. Eğer yanlış düşünüyorsam, lütfen çekinmeden “yapma Pınar, bu hatalı bir düşünce” deyin. Herkes sanıyor ki en büyük dertler evde olan, çalışmayan annelerin. Kendilerini yetersiz hissediyorlar, ev kadını olmaktan son derece rahatsız olanları da var.
Çeşitli ortamlarda “Siz ne yapıyorsunuz?” sorusuna yanıt verirken, çoğu “önceden şunu şunu yaptım ama şöyle oldu, sıkıldım” gibi sözlerle bir şey yapmış olduklarını ama şimdi çalışmadıklarını anlatıyor.
Genelde sıkılmış durumdalar. Sürekli “Bir şey yapsam ama ne yapsam?” sorusunun yanıtını da arıyorlar. Son derece saygı duyuyorum. Hak veriyorum...
Ancak...
Ya biz çalışan anneler? Bizi düşünen yok!
Bizler her sabah kuaförden fırlamış saçlarımızla, pür makyaj mutlu mutlu işe gidiyoruz, son derece de harca harca bitmez modunda kazanıyoruz, şahaneyiz, süperiz sanılıyor. Bizim derdimiz, sıkıntımız yok. Görüntü bu.
Olur mu öyle şey? Tabii ki var bizim de sorunlarımız...
Şimdi ilk sıkıntımı anlatıyorum: Okul yöneticilerinden artık çalışan anneleri de düşünmelerini istiyorum!
Öğretmenler Günü oluyor, veli toplantıları oluyor, şenlikler, kutlamalar oluyor. Ve tüm bunların kutlanma, yapılma, toplanma saatleri hafta içi sabah veya öğleden sonra oluyor.
Çalışan annenin tüm kutlama ve törenlere katılabilme ihtimali yok. İzin alan var, alamayan var. Yöneticisi anlayışlı olan var, olmayan var.
Peki çocuklar? Anneleri gelenlerle gelemeyenleri düşünelim.
Öğretmenler Günü kutlaması... Elinde hediyelerle, çiçeklerle çocuğunun yanında tüm öğretmenleri gezen veliler ve onların doğal olarak mutluluktan sırıtan çocuklarını düşünün.
Aynı gün o törende şiir okuyacak diğer bir çocuğun annesi ise izin alamadığı için orada değil. Bir de onu düşünün.
Şimdi çalışan annelerin çocuklarının bu durumu yaşamalarının sorumlusu kim? Bizlerin çalışıyor olması mı? Diğer annenin çalışmıyor olması mı? Yoksa bu tür etkinlikleri asla bir “aile etkinliği” havasına sokmak istemeyen okul yönetimleri mi?
“24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlaması” başlığı altında o haftanın temasını “öğretmenlik” yaparsın.
Çocuklara anlatırsın, yazdırırsın, konuyu işlersin. Hiçbir veliden ve hiçbir öğrenciden “hediye” kabul etmediğin gibi “velileri” de işin içine sokmazsın. “Öğretmen ile çocuk” olayına yüklenirsin.
Ha canın çok kutlamak istiyorsa, illa ki bir şölen yapmak istiyorsan, bir cumartesi gününe “Öğretmenimi Seviyorum Partisi” organize edersin. Dersin ki “çocuğum anneni, babanı, kardeşini al gel ve Öğretmenler Günü’nü kutlayalım”...
O zaman olur biter bu iş. Ne öğrenci üzülür ne de çalışan anne...
Zaten yeterince vicdan azabı yaşıyoruz, bu öneri yerinde değil de ne? Sorarım okul yönetimleri size...
Not: Bu yazıyı yazdım, çünkü bu hafta çocuğunun şiir okuyacağı 24 Kasım törenine katılmak isteyen bir çalışan anne, müdürü “Ne biçim izin nedeni bu, ne saçma” diyerek kendisine izin vermediği için 14 yıldır çalıştığı bankadan hem de hiçbir hak talep etmediğine dair imza attırılarak istifa etti.
Çantasını aldı, özel çekmecesini bir poşete döküp törene gitti. Çocuğunu ağlaya ağlaya izledi. Ve okuduğu şiir sonrası yanına gelip “Niye ağlıyorsun anne?” diye soran oğluna “Çok duygulandım da ondan” dedi.

Spor yapan çocuklar okulda daha başarılı

Spor özünde sistem, disiplin, hedef ve başarı kombinasyonudur. Spor yapan çocuk ister istemez disiplinle sistemi uygulamaya, hedef koymaya ve başarmaya güdümlenir.

Spor Okulları Genel Koordinatörü Funda Öztürk Alban, sporun çocukların başarısındaki etkilerini şöyle anlatıyor:
Sporla enerjisini atan, sosyal bir gruba ait olan çocuğa, kazandığı başarı ve çevresinin desteği motivasyon kaynağı olur. Sağlığı, direnci, görüntüsü ve becerileri arkadaşları içinde de saygı uyandırır.
Spor yapan çocuk onaylanır, destek görür ve sevilir. Tüm bu pozitif katkılar çocuğun derslerdeki başarısını da pozitif yönde etkiler.

TAKIM SPORLARINA YÖNLENDİRİN

Ergenlikte veya ön ergenlik döneminde (9-12 yaş) enerjisini doğru kullanması, sosyal gelişimi ve özgüven duygusunun artması için her çocuğun özellikle takım sporlarına yönlendirilmesi gerekir.
Artan ders yükünü kaldırması, arkadaşlarıyla ödevlerini tartışması, çözümleri paylaşması, öğretmenleri tarafından desteklenmesi daha kolay olur.
Hayatındaki başarı hedeflerine koşarken sportif hedefleri ile ders başarısını paralel tutacağından ivmede paralel yükselir.

DAHA AZ HASTALANIR

Yapılan bir araştırmada, spor yapan ilköğretim öğrencilerinin zihinsel aktivitelerinin, yapmayan öğrencilere oranla daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir.
Spor yapan çocuk düzenli uyur, düzenli beslenir, direnci daha yüksek olacağından daha az hastalanır, böylece yaşam koşulları daha dengeli bir hale gelir. Bu da okul yaşamını daha kaliteli kılar ve okul başarısını olumlu yönde etkiler.
Çocuğunuzun sağlıklı büyümesi, gelişmesi ve derslerindeki başarısı için mutlaka bir spor branşında aktif olmasını sağlayın.
Her çocuğun severek yapabileceği bir spor mutlaka vardır. Ebeveyn olarak yapmamız gereken, onun bunu keşfetmesini sağlamak ve daima arkasında durmak olmalıdır.

Medrano Sirki İstanbul’da

Avrupa’yı dolaşıp yüz binlerce minikle buluşan Medrano Sirki, yarın İstanbul’da olacak! Bengal kaplanları, İspanyol gösteri atları, sevimli köpekler, yetenekli papağanlar, motor şovları, Robin Hood Show, jonklör, ikili trapez, tranbolin, denge ve palyaço gösterilerinin yer aldığı sirkte çok eğleneceksiniz...
Carrefour İçerenköy Alışveriş Merkezi

Eğlence başlıyor!

Çırağan Palace Kempinski’de yeni yıl eğlenceleri bu hafta sonu başlıyor! 28 Kasım, 5 Aralık, 12 Aralık ve 19 Aralık pazar günleri Boğaz’ın hemen kıyısındaki Laledan Restoran’da annelerle babalar brunch keyfi yaparken, ufaklıklar Çırağan şefleriyle Noel kurabiyeleri pişirecek. Kurabiyeler pişerken de önlüklerini istedikleri gibi boyayacaklar, oyun odasında eğlenceli oyunlar oynayıp sürpriz hediyeler alacaklar.
Bilgi için: 0 212 326 46 46

Yoga zamanı

Sakin ve huzurlu zamanlar geçirmek, negatifliklerden uzaklaşmak istiyorsanız, size güzel bir önerimiz var. Merih Kenet Yoga Stüdyosu’nda yoga terapisine ya da çocuğunuzla yoga derslerine katılabilirsiniz. Ne kadar keyifli ve huzurlu zaman geçirdiğinize siz bile şaşıracaksınız!
Tel: 0216 302 69 65
Yazının Devamını Oku

418 madde!

Konu annelikse “tecrübe” kelimesi cidden, vallahi, çok inanarak söylüyorum ki anlamını da, değerini de yitiriyor.

Biliyorsunuz üç çocuk annesiyim. Yaşları 8 yaş, 16 ay ve 5 ay olan birbirinden başka üç çocuk.
Kaldı ki iş gereği “anne & bebek & hamilelik & çocuk” gündeminin de göbeğinde oturuyorum. “Bilirkişi”, “tavsiye edici”, “yönlendirici” hatta “onaylayıcı” diyor çoğu reklam veren hakkımda.
Çıkan her ürün öncelikle bizim ofise geliyor, fikrimiz soruluyor, tanıtım için destek isteniyor. Hatta çoğu zaman ürün testlerine katılan hanımların arasına karışıyorum, birlikte ürün tartışma grupları yapıyoruz.
Hem ben hem ekibim “inanmadığımız” şeyleri asla tavsiye etmediğimiz gibi, kurum ve markalara da bunun nedenini açıkça söylüyor, yönlendirici oluyoruz. Bir sürü örnek var banka hizmetlerinden, eğlence ürünlerine kadar bize danışılan, fikrimiz alınan.
Ve...
Tüm bunlara rağmen.
Ciddiyim.

Yazının Devamını Oku

Başbakanımızı bekliyorum...

Rüzgar doğduğundan beri en az 100 kez şu cümleyi duydum ve durmaksızın da duymaya devam ediyorum:

“Ohooo Tayyip Bey tebrik etti herhalde!”

Yanıt veriyorum: “Yooo, ne tebriği! Vallahi ben de en azından ‘Aferin Pınar beni dinledin’ der sanıyordum ama demedi. Hem bizim mahalleye de aşina. Rahmetli Osman Yağmurdereli için az gelmedi ziyarete. Bana da gelir sanıyordum, hayal kırıklığı yaşıyorum, ciddiyim.”

* * * 

Yaklaşık 1 milyon kişiye ulaşan bir “aile” datası olan siteyi ve iki tane bu konuda yayın yapan dergiyi yöneten biri olarak, okurlarının çoğu da “anne” olan bir köşeci olarak sayın başbakanımızın dediğini uyguladım ve emsal oldum, örnek oldum ona. Başlattığı “3 çocuk yap” kampanyasının simgesi net olarak benim.
O bu konuda düğünlerde konuşurken, “3 çocuk yapın” derken, ben göğsümde Rüzgar, sürekli bacağıma yapışan, ayağımın üstünde yürüyen Kayla ve ensemden tokat atarak bana şaka yapan Emre ile spot ışıkları altında ortaya çıkıp çok çocuklu olmanın ne güzel bir şey olduğunu anlatabilirim.

Yazının Devamını Oku

Vasiyet!

İşte bizim ülkemizde eksik bir konu daha. Vasiyetname...

“Bir hastalık veya beklenmeyen bir durumda, kazalar veya ani ölümler sonrasında ana baba yok olur giderse pardon ama ne olacak çocuklara?”

Yıllardır her yurtdışına gidişimde el yazımla mektuplar yazıyordum. Emre’nin okul ödemeleri, kursları, dersleri, onun için planladıklarım, ne nerede, çocuk ne sever, ne sevmez, ne yapar ne yapmaz, onunla ilgili hayallerim...

Hem Bora için hem Emo için...

Başıma bir şey gelirse diye. Bir daha göremezsem onları ne olur ne olmaz diye. Ama Mehpare Edin gibi de yapmıyordum.

Yazının Devamını Oku

Aile olmak demek...

Ne demek “aile olmak”, düşündünüz mü son zamanlarda?

Yoksa ilkokulda öğrendiğimiz “çekirdek aile” kavramında mı takılıp kaldınız çoğunluk gibi hâlâ? Yani ailenizi sadece anne-baba-çocuk üçgeninden mi sayıyorsunuz. Diğer “aile” modellerini görmezden mi geliyorsunuz?

Yoksa aşağıdakileri de “aile” olarak tanımlamaya cesaret ediyor musunuz?

Eğer bu listede yer alan “aile olmaya uyan tanımlamaların” en az yarısını kabul ediyorsanız, o halde az kaldı, çok yakında kendinizi ait hissedeceğiniz yeri bulacaksınız.

* * * * *

Yazının Devamını Oku

Bir kuş olsam...

Çocukken zaman zaman kuş olmayı hayal ederdim.

Sıkıldığım zamanlarda, çaresiz kaldığım anlarda ve o gençliğin kaos dolu koridorlarında kendimi bulmaya çalışırken, elimde bir mumla yol, yordam, yöntem çıkış ararken de aynı hayali kurdum çoğu zaman...
“Bir kuş olsam ve kaçsam, istediğim yere gidebilsem” dedim kendi kendime... “Kanatlarımı çırpabildiğim kadar çırpsam, yorulduğumda oturup dinlensem ama yol alsam. Yeni bir yol alsam. Bulunduğum yerden azıcık bile olsa uzağa gidebilsem kârdır bana, birazcık daha yükseğe çıkabilsem bile faydadır bana. Hem başka yerleri görürüm, hem dünyaya daha geniş bir pencereden bakabilirim hem de başka havaları da içime çekerim, mis gibi doya doya...” diye konuştum içimdeki çocukla.
Ara sıra yapabildim bunu, bazı zamanlarda ise çok istediğim halde yapamadım. Okul sonrası kendimi minicik bir kız çocuğu olarak Singapur’a kadar, iş için eğitim bahanesiyle attım. İşte o uçakta giderken de, dönerken de aslında ben değildim o, olmak istediğim kuştu giden.
İşte bugünlerde öyle bir kanat çırpma durumumuz var bizim ekip olarak. Gece gündüz demeden, çok ama çok uzun süredir bir hazırlık içindeyiz. Bu kez yalnız da değilim bu hayalin peşinde koşarken. Yanımda kocaman bir ekip var. Arkamda vizyonist ve pratik bir yönetici...
İçim içime heyecandan sığmıyor, kalbim pır pır bir kuş gibi atıyor, ekip olarak sabırsızlık ve beklemekten yakında birbirimizi gagalayacağız, herkes “haber var mı, ne zaman hadi” diye soruyor.
Bugünlerde çok tatlı bir telaş içindeyiz. Artık kanatlarımızın altına sadece anneleri, bebekleri, çocukları değil, babaları, teyzeleri, anneanneleri, dedeleri, dayıları, halaları da alacağız...

Beslenme çantasına su

Okulların açılmasıyla çocuklarınız günün büyük kısmını evin dışında geçirmeye başladı. Okulda ne yediğini büyük oranda takip edebiliyorsunuz, belki yemeğini evden hazırladığınız için, belki de okulda verilen yemeklerin aylık mönülerini takip ettiğiniz için. Peki ne kadar sıvı tükettiğini biliyor musunuz?

Yazının Devamını Oku

Emzirirken su için

Bilinenin aksine şekerli gıdaların tüketimi anne sütünü artırmıyor.

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Nafiz Karagözoğlu, yeterli miktarda sıvı tüketilmesinin anne sütünün devamı açısından yapılabilecek en uygun davranış olduğunu vurguluyor ve bu önemli konuda aklınıza takılan önemli soruların yanıtlarını veriyor.

Su, bebeğin gelişimindeki en önemli gıda olan anne sütünü nasıl etkiler?
- Anne sütüyle ilgili en önemli yanlış, şekerli gıdaların anne sütünü artırdığının sanılması... Oysa anne sütünü devamlı kılan en önemli uygulama, yeterli miktarda sıvı alımıdır.
Eskiden bebekler doğar doğmaz şekerli su verirlermiş. Bu uygulama doğru mu peki?
- Gebelik sırasında, doğacak bebeğin beslenmesi için anne bedeni süt üretme hazırlığına başlar. Süt üretecek meme dokularında değişiklikler olur. Doğumdan hemen sonra, yarım saat içinde bebeğin anne memesini ağzına almasıyla birlikte süt üretimi için anne beyni uyarılır. Beyin de meme dokularını uyarır ve süt salgısı başlar. Bebek kendisi için özel önem taşıyan en muhteşem gıda olan anne sütüne kavuşur.
Gerek gebelikte gerekse sonrasında suyun önemi konusunda neler söylenebilir?
- Sağlıklı gebelik ve bebekler için, düzenli ve yeterli miktarda sıvı almak gerekir. Anne sütüyle beslenme, bebeğin sağlıklı büyüyüp gelişmesi için son derece önemlidir. En üstün teknolojiyle yapılmış olsa bile hiçbir memeli hayvanın sütü yeni doğan bebeğe uygun değildir. Her memeli canlının sütü kendi yavrusuna özgüdür.

Yazının Devamını Oku

Seni dinliyorum annecim!

Taciz, tecavüz, şiddet! Konular aynı.

Ülkemizin en büyük sorunlarından biri bu. Erkekler bazen kaba olabiliyorlar. Çok kaba... Biz kadınlar ise hassasız çoğu zaman. Çok hassas aslında...
Sosyolog, psikolog ve toplum bilimcilere sorduğunuzda yanıt belli “aile, eğitim, kişilik ve toplumsal bilinç” arasında sıkışıp kalıyor bu konular. Her biri başlı başına son derece derin konular. Anne-baba olarak bir çocuğu mükemmel yetiştirmemiz ve bizlerin de kusursuz aileler olabilmesi zor, hatta imkansız hanımlar.
Bence işe bizim olağanüstü yaratıklar olmadığımızı, çocuklarımızın da mükemmel olmak zorunda olmadıklarını kabul ederek başlamak gerekiyor. Bu küçük gözükebilir ama çok büyük bir adım aslında.
Tecavüz eden de tecavüze uğrayan da bir anne ve baba tarafından yetiştirilen insanlar. Bu tür olayların işinde “kısmet” diye adlandırılan ve ihmal edilmemesi gereken bir detay da var. Belki bana “kaderci” diyeceksiniz ama iyi veya kötü tüm hikayeler hep bir şeylerin bir bütünü oluşturması ile meydana geliyor. “O öyle yapmasaydı bu böyle olmazdı” veya “oraya gitmeseydim başıma bu gelmezi” belki de “bu kişi ile arkadaşlık etmeseydim onu tanımazdım” gibi nedenlerle tamamlanıyor olaylar.
Her şeyi mükemmel yapamayacağımızı kabul etmek ve çocuklarımızı sadece içtenlikle sevmek hem bizi hem onları rahatlatıyor. Ailesi ile konuşabilen, yaşadıklarını onu yargılamadan dinleyen, çocuğa bir yetişkin gibi davranıp bir üslup çizgisinde yönlendiren bir anneye sahip olan çocuk “saklamak” zorunda da kalmıyor hayatında olup bitenleri.
Hep diyoruz ya içinizi dökün, saklamayın, gizlemeyin diye çocukluktan başlıyor bu işte...
Bu ay görevimiz şu hanımlar: “Seni dinliyorum annecim!” Onları dinleyeceğiz ki anlatsınlar, paylaşsınlar. Onları gözlerinin içine bakarak dinleyeceğiz ki saklamasınlar, yasak veya günah demesinler. Saklamamayı ve paylaşmayı çocukken öğrensinler ki yetişkin olduklarında da haklarını savunabilsinler...

Yazının Devamını Oku

Kim? Aslında kim?

Son iki aydır karşımıza çıkan, yaptığımız özel haberler nedeniyle bir şekilde bizi bulan, çeşitli yaşanmış hikayelerdeki kadınlar ve erkekler nedeniyle çok ciddi bir korku yaşamaya başladım. Hani klişe bir ifade vardır, “memleketimden insan manzaraları”, işte tam da böyle bir manzara izliyoruz şu an ekipçe...
Kocaman bir tepeye çıkmışız, dışarıdan hiç tanımadığımız insan hikayelerini izliyoruz ve bunların aslında belki de hiç yüzleşmek istemediğimiz konular olduğunu anlıyoruz. Kimi zaman korkarak, kimi zaman anlatana sarılıp ağlayarak, bazen de ciddi şekilde kızarak...
Yıllardır şükürler olsun ki okurlarımızla öyle bir bağ kurduk ki... “Pınar rüyamda seni gördüm, böyle bir şeye dikkat” diyerek beni uyaran, evde kek, börek yapıp “Geçerken uğradım, canının istediğini yazmıştın” diyerek Göztepe’den Güneşli’ye yiyecek taşıyan okurlarımız var bizim. Bu bağın ve bu güçlü yakınlığın ardından, yeni konulara gelen “yeni insanlarla” yani bambaşka okurlarla tanıştık biz.
Kocasından taciz gören, dayak yiyen, aşağılanan... Tam da “Fatmagül’ün suçu ne?” şeklinde tecavüze uğrayan ama onun gibi bir köyde değil ıstanbul’un göbeğinde oturan, eğitimli, çağdaş bir ailenin kızı olduğu halde tecavüzcüsü ile iki ailenin verdiği karar nedeniyle evlendirilen...
Uğradığı her şiddet sonrası hastaneye kaldırılacak derecede hasar gören ama bir hafta sonra en popüler alışveriş merkezlerinden birinde alışveriş yaparken objektife gülümseyen herkesin tanıdığı sosyetik anne... Geçmişte yaşadığı cinsel bir olayın etkisiyle “çoklu kişilik bozukluğu ve şizofreni” etiketi almış bir modern insan...
Şu anda destek isteyene çeşitli kurumlar ve bireysel danışmanlarla psikolojik destek veriyoruz. Bazısı var ki “sadece paylaştım ya bu bana yeter Pınar Hanım, beni anladınız” diyor. Bir kısmı hiç yüzünü göstermiyor. Bazısı da pıt diye korkutucu şekilde ofiste beliriyor...
Hayat aslında ne?
Kim? Aslında kim?
Tanıdığımızı sandığımız insanlar evlerinin içinde nasıllar?
Biz tüm bu ortam ve bu insanlardan çocuklarımızı nasıl koruyacağız?
Ve çocuklarımız bu tür hikayelerde oyuncu olmasınlar diye ne yapacağız?
Bugünlerde bu soruların yanıtını arıyoruz.
Yıllar önce Sinan Çetin’e bir soru sormuştum, “Çocuklarınız için hayat söz konusu olduğunda nelerden korkuyorsunuz?” demiştim. şöyle yanıt vermişti: “Ben onlara güveniyorum ve güveneceğim. Onlar için yapacağım iki şey var, sevmek ve güvenmek. Biliyorum ki o zaman her şey yolunda gidecek.”
Bu yanıtı aldığımda Emom minicikti. Büyüdü. şimdi daha da doğru buluyorum bu yanıtı. Gözümün önünden Sinan Çetin’in sürekli çocuklarına dokunan, seven, öpen, saçlarını koklayan hali ve babasının bacaklarına yapışan, omzuna tırmanan çocukların hali gitmiyor böyle karamsar olduğum zamanlarda.
Sanırım gerçekten haklı.
Sevmek ve güvenmekten başka çaremiz yok sanki...
Kim? Aslında kim? Belli değil...
Biz çocuklarımızın kim olduklarını bilmelerini sağlayabilelim yeter ki...

Bebeklerin suya ihtiyacı var

Su, bütün canlılar için yaşam kaynağıdır. Yalnız bebek ve çocuklarda değil, erişkinlerde de su, yaşam için olmazsa olmaz ve en önemli bileşiklerden biridir. Su vücudumuzdaki tüm organların ve sistemlerin düzgün bir şekilde çalışmasını sağlar. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Eliya Benbiçaço, bebekler ve çocukların neden suya gereksinimleri olduğunu anlattı.

İhtiyaç erişkinlerden fazla

Bebeklerde vücut ağırlığının yüzde 75 kadarı sudan oluşmaktadır. Çocuk büyüdükçe bu oran giderek azalır. Erişkin bir kişide su oranı yaklaşık yüzde 60 kadardır. Bu yüzden bebek ve çocukların su ihtiyacı erişkinlerden daha fazla olmaktadır.

Suyun yeterli verilmediği durumlarda

Bebek ve çocuklarda suyun yeterli oranda verilmesi gerekmektedir. Suyun yeterli verilmediği durumlarda “dehidratasyon” adı verilen ve hayatı tehdit eden bir tablo ortaya çıkar. Bu tehlikeli tablo kusma ve ishalle seyreden bağırsak enfeksiyonlarında da vücudun aşırı su kaybına uğradığı durumlarda da ortaya çıkabilir.
Su kaybı aşırı sıcak ortamlarda ve terlemeyle de ortaya çıkabilir. Vücudun su kaybı olan dehidratasyon, eğer yeterli su ağızdan verilirse iyileşir. Ancak bebek eksik olan sıvıyı ağızdan alamıyorsa, hastanede damar yolu ile serum verilerek düzeltilmeye çalışılır.

Su kaybını önlemek için

Aşırı sıcak ortamlarda çocuklara sık sık su vermek gerekir. Aynı şekilde, kusma veya ishal olan çocukta da su kaybını önlemek için sık sık su vermek çok yararlıdır.
Bebeklerde su kaybı dilin kuruması, gözlerin çökmesi, bıngıldağın çökmesi, idrar miktarının azalması, derinin pörsümesi ile anlaşılabilir.

İlk altı ayda su vermek gereksiz

Küçük bebeklerde ilk altı ay su verilmesine gerek yoktur. Bebekler su ihtiyaçlarını anne sütü veya hazır mamadaki su ile rahatlıkla karşılar. ılk altı ay anne sütü verilmesi, bebeğin su ihtiyacını en ideal bir şekilde karşılayacaktır.

Kullanılacak su özenle seçilmeli

Hazır mama hazırlarken kullanılacak su özenle seçilmelidir. Bunun yanında suda flor içeriğinin litrede 0,5 miligram olması diş sağlığı açısından önem taşımaktadır.
Hazır mama hazırlanırken eğer güvenilir ambalajlı bir su kullanılmıyorsa, kullanılan suyun mutlaka sterilize edilmesi (mikroplardan arındırılması) gerekir. Bunun için en basit yöntem suyu 10 dakika kaynatmaktır. Su ılıtıldıktan sonra mama hazırlanabilir. Altı aydan büyük çocuklara verilecek suyun da mümkün olduğu kadar temiz olmasına dikkat edilmelidir.

Altı aydan sonra bitki çayı

Bebeklere altı aydan sonra katı ek besinler verilmeye başlanır. Katı besinlerin sindirilmesi ve özümsenmesi için de dışarıdan su vermek gerekir.
Genellikle ek besinlerdeki su oranı yüzde 90 gibi yüksek olduğundan fazla su vermeye gerek yoktur. Bu dönemde bitki çayları da verilebilir. Bebeğin yeterli sıvı alıp almadığı günde kaç kez bezini ıslattığına bakılarak anlaşılabilir. Günde dört ila sekiz arasında ıslak bez normaldir.

Çocuğuma dokunma!

Teknolojik gelişmelerin şanslı kıldığı çocuklar, ne yazık ki aynı zamanda çok da şanssızlar! Çünkü sanal dünyada onları sayısız korkunç tuzak bekliyor. Pedofillerin dünyanın birçok ülkesinde sektör haline getirdikleri çocuk pornosu tuzakları, bunların en tehlikeli olanlarından biri... Üstelik bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin çocukları, bu tuzaklara karşı çok da korumasızlar. “Çocuğuma Dokunma-Sanal Operasyonlar”, anne-babaların ve eğitimcilerin mutlaka okumaları gereken bir kitap...
Sistem Yayıncılık

Tinker Bell ve Peri Kurtaran vizyona girdi

Bu hafta yine harika bir film vizyona giriyor; Bradley Raymond’un yönettiği ve Michael Sheen, Mae Whitman, Kristin Chenoweth ile Lucy Liu’nun seslendirdiği “Tinker Bell ve Peri Kurtaran”... Filmde: Tinker Bell, peri tozunun gücüne inanan Lizzy adında küçük bir kızla tanışır. Perilerin, ıngiltere’nin çiçek açan çayırlarına yaptığı yaz ziyaretleri sırasında, iki farklı dünya ilk kez bir araya gelir ve Tinker Bell, çocukla dost olur. Ama kendi güvenliğini ve tüm perilerin geleceğini tehlikeye attığının farkında değildir. Bu keyifli filmi çocuklarınıza mutlaka izlettirin. şimdiden iyi seyirler...

Eğitim ve Öğretime Hazırlık semineri

Uzun yaz tatilinin ardından öğrencilerin okula uyum sağlama sorunları yaşamaması için, Orion AVM’de çocuklara yönelik “Eğitim ve Öğretime Hazırlık” seminerleri düzenlenmeye başlandı. Özellikle ilköğretim öğrencilerine yönelik hazırlanan semineri kaçırmayın. Eylül ve ekim aylarında uzman psikolog tarafından yapılacak seminere Çorlu ve çevresinden tüm çocuklar aileleriyle katılabilirler.
Detaylı bilgi için: (0282) 652 54 23

Doğa-Kuş Gözlem

Kuş gözlemciliğini anlatan bu küçük kitapla çocuklarınız kuşların kendilerine özgü dünyalarının kapısını aralayacaklar. Kuşlarla ilgili ilginç gerçekleri okuyacak ve kuş gözlem için en iyi yerlerden birinin pencerenizin önü olduğunu keşfedecekler. Ayrıca kitaba ek olarak verilen CD’de bazılarını belki de ilk kez duyacağınız kuş sesleri yer alıyor. Sizi ve çocuklarınızı kuş gözlemciliğine başlamaya özendireceğini düşündüğümüz güzel bir rehber... ıyi okumalar.
TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları

Oyuncak Hikayesi 3

Disney Pixar’ın arkasındaki yaratıcı dehalar sizleri asla unutamayacağınız sıcacık ve muhteşem bir film deneyimi için oyuncak kutusuna geri çağırıyor. “Oyuncak Hikayesi 3”te, Woody Buzz Işıkyılı ve çetenin geri kalanı, bazı plastik ve peluş arkadaşlarla birlikte yepyeni bir macerayla geri dönüyor. Onlara Barbie’nin erkek arkadaşı Ken, Bay Pricklepants, çilek kokulu ayı Yumuş da katılıyor. Bu keyifli DVD’yi çocuklarınızla beraber keyifle izleyebilirsiniz.

İbrahim Kutluay Basketbol şenliği

Boyner, Warner Bros. ve İbrahim Kutluay Basketball Academy işbirliğiyle düzenlenen basketbol şenliği bugün ve yarın Metrocity’de gerçekleşiyor. Warner Bros. karakterlerinin eğlenceli dünyasına girecek çocuklar Tazmanya Canavarı, Tweety ve Bugs Bunny ile basketbol oyunları oynayacak; İbrahim Kutluay ile tanışma şansı yakalayacak. Çocuklar hem okul alışverişlerini eğlenceli hale getirecek hem de okul öncesinde keyifli bir gün geçirecekler. İyi eğlenceler.
Adres: Büyükdere Cad. 1.Levent 34330/ İstanbul
Yazının Devamını Oku

Çocuğum okula başlıyor!

Yaz tatili bitiyor, okullar açılıyor. Ancak uzmanlar, 3,5-4 ay süren uzun tatillerin çocukları olumsuz yönde etkilediğini söylüyor. Psikolog Serap Duygulu’dan konuyla ilgili bilgi aldık. Uzun tatiller, öğrencileri nitelikli ve planlı okumadan uzaklaştırarak, eğitim öğretim döneminde edindikleri bilgilerin bir kısmını unutmalarına yol açıyor. Tatillerin, öğrencilerin günlük zaman dilimlerini farklılaştırıp, uyku ve yemek düzenlerini değiştirdiğini söyleyen uzmanlara göre, çocuklar okuldan kopuyor ve konsantrasyonları da olumsuz yönde etkileniyor. 

HER ÇOCUĞUN BEKLENTİSİ FARKLI

Uzun tatiller kadar uzun eğitim dönemlerinin de çocukların konsantrasyonunu olumsuz etkilediğini kaydeden uzmanlar, Avrupa ülkelerinde Türkiye’de olduğu kadar uzun tatillerin olmadığının altını çiziyorlar.
Tatil sonrası okula başlayan çocukların adaptasyon sürecini ve sıkıntılarını konuştuğumuz Psikolog Serap Duygulu, özellikle ilkokul çağındaki çocukların okula yeni başlarken ya da bir üst sınıfa geçerken uyum sorunu yaşayabildiklerini söylüyor.
Her çocuğun okula bakış ve beklentilerinin farklı olduğunun altını çizen Serap Duygulu, “Uzun yaz tatili bitti ve artık okul zamanı. Tatilin tatlı yorgunluğunu üzerinden atmak her insan için zordur ama özellikle okul çocukları için bu ayrı bir sorun olabilir” diyor.
İşte Duygulu’nun çocukların okula başlama süreci ve sancıları hakkındaki açıklamaları:

OKULA YENİDEN “MERHABA!”

Okul hayatına bir kez adım atan çocuğun bundan sonraki yıllarda da aynı biçimde okuluna devam etmesi ve okulunu sevmesi beklenir. Ama durum her zaman beklendiği gibi olmayabilir.
Ülkemizde, bazı ülkelerle kıyaslandığında oldukça uzun sayılabilecek bir süre boyunca tatil yapılmaktadır ve bu, çocuğun tatil sonrası okula yeniden adapte olmasını zorlaştırabilecek en önemli etkendir.
Yaklaşık 8 ay boyunca devam eden bir eğitim ve öğretim yılından sonra 3,5-4 aylık bir yaz tatili, çocuğu okuldan uzaklaştırmaktadır.

OKUL, ÇOCUĞUN SOSYAL ÇEVREYE AÇILAN KAPISIDIR

Okulunu gerçek anlamda benimsemiş ve kendine göre bir sistem oluşturmuş öğrenciler, bu kadar uzun bir tatil sürecinden sıkılmakta ve okullarını, daha doğrusu arkadaşlarını ve öğretmenlerini özlemektedirler.
Ancak bazen beklenmedik durumlar söz konusu olabilir. Tatil sonrası okuluna ve sınıfına gelen çocuk öğretmeninin değiştiğini görürse bu ciddi bir sorun oluşturabilir. Özellikle ilkokul çocukları bu anlamda sıkıntılar yaşayabilir. Küçük öğrenciler için öğretmenleri vazgeçilmezdir. Onlara inanılmaz bir bağlılık geliştirdiklerini unutmamak gerekir.
Aynı şekilde okulun son günü kucaklaşarak, güle oynaya ayrıldığı arkadaşlarının bazılarının gittiğini görmek ya da yeni arkadaşların varlığı çocukları şaşırtabilir ve tepki göstermelerine, yeni arkadaşlarına karşı olumsuz tavırlar geliştirmelerine sebep olabilir.
Bu açıdan ailelerin yaz tatili boyunca okulla ilişkilerini tamamen kesmemelerinde büyük fayda vardır. En azından öğretmenleriyle ilgili gelişmelerden haberdar olmak, çocuğu olabilecek yeni durumlarla ilgili bilgilendirmek açısından önemlidir.

TATİLİNİ DOLU DOLU GEÇİRMELİ

Çocukların okula yeniden başlamalarını kolaylaştırmak için tatil süresince onu kitap okumaya teşvik etmek ve okul arkadaşlarıyla görüşmesini sağlamak iyi bir yöntem olarak önerilebilir. Tatilin sadece oyun ve eğlence olmadığı çocuğa hissettirilmelidir.
Mümkünse bir faaliyete katılmasını sağlamak, üretebileceği bazı çalışmalar için ortam hazırlamak, tatili dolu dolu geçirmesini ve arkadaşlarına anlatabileceği konular olmasını sağlayacağı için çocuk okulun açılmasını büyük bir heves ve heyecanla bekleyecektir.
Yine tatil sırasında günlük tutturmak ya da gün içinde yaptıklarını yazdırmak, okuduğu kitapların özetlerini çıkarmasını istemek de çok yararlıdır. Bunlar, çocuğun okuma ve yazma becerisinin gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır.

Bütün çocuklar nereye gitti?

Holly Webb’in imzasını taşıyan “Rose” adlı kitap, yetimhanede yaşayan Rose adlı küçük bir kızın öyküsünü anlatıyor... Bay Fountain’ın yaşadığı görkemli ev, Rose’un geride bıraktığı karanlık yetimhaneden dünyalar kadar farklıydı. Rose, bu evin sihirle dolu olduğunu hissedebiliyordu. Ve Rose, kısa zaman sonra kendinde de böyle sihirli bir gücün var olduğunu keşfedecekti. Bir gün yetimhanedeki çocuklar esrarengiz bir biçimde kaybolmaya başladı. Kaybolanlar arasında, Rose’un en sevdiği arkadaşı Maisie de vardı. Artık Rose’un sihir gücünü kullanması kaçınılmazdı...
Kelime Yayınları
Yazarı: Holly Webb

İnsanlık için küçük çocuklar için büyük bir adım

Kanyon, yoğun ilgi üzerine ikinci kez “Kids on the Moon” etkinliğine ev sahipliği yapacak. Uzay ve ay modülleri ile ilgi çekici sergilerin yer alacağı etkinlik, 16 Eylül-5 Ekim günleri arasında alışveriş merkezinin B2 katında düzenlenecek. Uzay oluşumu, dünya ve güneş sistemi hakkında hayal dünyalarını geliştirecek keyifli bir sunum izleyecek olan çocuklar kendilerini bir anda uzayda bulacak. Aktivite bununla da sınırlı değil. Birbirinden farklı etkinlikler, çocukların heyecanına heyecan katacak.

Okula başlayan çocuğu anlamak

Okulların başlamasına sayılı günler kala aileleri ve minikleri aldı bir heyecan. Ebeveynlerin aklında “Okula gitmek istemezse ne yapmalıyım? Okulu ona nasıl sevdirmeliyim?” gibi sorular dönüp duruyor. Aile Psikolojik Danışmanlık&Eğitim Merkezi’nin siz ebeveynler için hazırladığı seminerlerde aklınıza en çok takılan soruların yanıtlarını bulacaksınız.
Tarih: 25 Eylül
Kayıt için: (0216) 416 52 63

Algıları Değiştirmek sergisi İstanbul’da

VIA/PORT Alışveriş Merkezi, 13 Eylül’e kadar Down Türkiye tarafından İngiltere’den getirtilen “Algıları Değiştirmek” adlı fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor. Tüm dünyada ekim ayında gerçekleştirilen “Down Sendromu Farkındalık Aktiviteleri” kapsamında sergiyi getirten Down Türkiye, toplumun down sendromlu bireylere karşı bakış açısını pozitif yönde etkilemeyi ve bu bireylerin bağımsız hayatlar kurabilmesi için gereken altyapıların sağlanmasına dikkat çekmeyi hedefliyor. Down sendromlu bireylerin hayatlarından kesitler sunan 20 fotoğraflık sergiyi mutlaka görün.

Adele’nin Olağanüstü Maceraları

Yıl 1912. Adele, gözü kara bir gazetecidir. Paris Ulusal Tarih Müzesi’nde bulunan ve bir uçan dinozor cinsi olan Pterodactyl’a ait olan 136 milyon yaşındaki yumurta kuluçkalanır. Yumurtadan çıkan kuş, kentte terör estirmeye başlar. Ama yaşamı maceralarla dolu Adele için bu o kadar da büyük bir heyecan değildir... Luc Besson’un yönettiği, Louise Bourgoin, Mathieu Amalric, Gilles Lellouche ve Jean-Paul Rouve’nin oynadığı “Adele’nin Olağanüstü Maceraları” dün vizyona girdi. Okullar başlamadan çocuklarınızla beraber bu filmi izlemenizi tavsiye ediyoruz.

Hürriyet Çocuk Kulübü Gazetesi’nde bu hafta

Hürriyet Çocuk Kulübü Gazetesi’nde bu hafta, eski bayram geleneklerimiz, çizgi dizi Phineas ve Ferb’ün çılgın icatlar yapan iki kahramanı, buz üstünde oynanan satranç körling, psikoloji sayfasında içimizdeki potansiyeli en üst seviyeye çıkarmanın ipuçları, ayrıca rengarenk bilmece bulmaca sayfaları, kültür sanat etkinlikleri, yaza özel moda önerileri ve teknolojiyle ilgili en son gelişmeler var. Sakın kaçırmayın!

Çocuk gözüyle referandum

Sıkışmış trafik ortasında okula kitaplarımızı almaya giderken aniden soruyor Emre:
Bir şey sorucam.
Sor.
Neden her yerde EVET veya HAYIR yazıyor?
Nasıl yani?
Binalarda, arabalarda, her yerde ya EVET yazıyor ya da HAYIR.
Hııııı... (Anne durumu anlar, konu ciddidir.)
Sana sordum anne!
Biliyorum cevap vericem.
Ver hadi!
Bak şimdi, demokrasi diye bir şey var ya...
Evet...
Aslında Yunanca’dan gelme bir kelime.
Yani?
“Demos” halk demek “kratos” ise yöneten demek.
Evet.
İkisi birleşince bizim dilimizde “demokrasi” olmuş.
Tamam da bunun ilgisi ne anne?
Yani yöneten aslında halktır demek demokrasi.
Nereyi yöneten?
- Ülkemizi evladım.
Yani başkan değil mi bizim ülkemizi yöneten?
Başbakan. Bizde başkan yok, başbakan var.
Evet anne öyle, başkan olan Obama. Sen cevap ver.
İşte yöneten halktır demek, bir değişiklik yapılacaksa ülkeyi yönetenler kendileri öyle pıt diye karar vermesinler, EVET mi HAYIR mı diyeceğine halk karar versin demektir.
Ne değişecek EVET olursa?
Anayasa, yani ülkenin kuralları gibi bir şey.
Kim yazdı onu?
Atatürk ve arkadaşları yaptılar ama birçok kez değişti, yenilendi çeşitli sebeplerle. Böyle seçimler olunca da bazı maddeler değişti. Daha önce de oldu yani böyle şeyler. (Gel de darbe falan anlat çocuğa, “bir de ona girersek bu konu kapanmaz” diye düşünüyor anne...)
Yani EVET olursa başkan değişiklik yapacak HAYIR olursa yapmayacak. (Çocuk anladı ama takıldı başkan diyor. Bir dönem de “Fenerbahçe’nin Cumhurbaşkanı Aziz Yıldırım” diyordu.)
Aynen öyle.
Nerden biliyor peki değişecek şeyler doğru mu?
Araştırıyorlar, oturup düşünüyorlar işte.
Hııı anladım.
Güzel.
... (Bir süre çocuktan ses çıkmaz ve sonrasında konuşur.) Ben HAYIR diycem anne.
... (Anne şoke olur) Neden oğlum?
Bilmiyorum ki neler değişecek. Neden değişecek? Doğru mu, yanlış mı? Anlamıyorum ki. Anlamıyorsam neden EVET diyeyim ki? Ya biri bana yanlış şey söylerse? Konuyu anlamam lazım. Değişince ne olacak bilmem lazım, ondan HAYIR diyeceğim. Hem Atatürk yanlış bir şey yapmaz anne biliyorum ben, işte ondan HAYIR yani.
... (Anneye kal gelmiştir)
Anne bir de Yunanlılar’ın bu konuyla ilgisi ne, neden bizim demokrasimize onlar isim verdiler? Ben bunu da anlamadım. Anne, soru sordum anne! Google’da var mıdır anne? Anne... Anne...
¡¡¡
Bu konuşmadan ne öğrendim? “Eğitim işte bunun için gereklidir. Sadece eğitim bir bireye düşünmeyi, araştırmayı ve karar vermeyi öğretebilir.”
Yarın kararınız ister EVET ister HAYIR olsun...
Tek dileğim şu: “ülkemize hayırlı olsun”.
Yazının Devamını Oku

İstediği alınmadığında ortalığı yıkan çocuklar

Alışveriş sırasında çocuğunuz her şeyi istemeye başlayınca eliniz ayağınız birbirine karışıyor, ne yapacağınızı bilemez hale mi geliyorsunuz? Psikolog İlkay Gedik, çocuğunuzla alışverişi nasıl keyifli hale getirebileceğinizi anlatıyor... Alışveriş sırasında en sıkıntılı anlardan biri, ağlayan çocuğu sakinleştirmektir. Çevredeki herkesin tanık olduğu bu an, aileler için bazen kâbusa dönüşür. Tüm bakışlar üzerlerinde toplanır, herkes ne yapacaklarını görmek ister.
Nasıl davranması gerektiğini bilmeyenler, bağırmayı ya da çocuğu çekiştirerek olay yerinden uzaklaşmayı tercih eder. Bu durumu yaşamamak için uygulayabileceğiniz çok basit yöntemler var. Özellikle erken yaşta uygulayacağınız bu yöntemlerle çocuğunuzla alışverişi zevkli bir paylaşıma dönüştürebilirsiniz.

KURAL KOYARKEN YAŞA DİKKAT

Alışveriş kuralları koyarken, çocuğun yaşını göz önünde bulundurmak önemlidir. Kurallarınızın ne anlama geldiğini çocuğunuzun anladığına emin olun. Alışveriş sırasında uygunsuz davranmaya başlarsa, koymuş olduğunuz kuralı uygulamaktan çekinmeyin.

UNUTMAYIN

* Alışveriş planını çocuğunuzla birlikte yapın. Eğer çocuğunuzun o günkü ruh hali alışveriş için uygun değilse, alışverişinizi erteleyebilir veya yalnız başınıza gidebilirsiniz.
* Alışverişten önce çocuğunuzun karnı açsa veya yorgunsa öncelikle onun ihtiyaçlarını karşılayın.
* Alışverişin ne kadar süreceğini, neler almak istediğinizi ve bütçenizi önceden belirleyin.
* Çocuğunuzu alışverişe dahil edin. Mesela “Bana şampuan almayı unutturma” veya “Baban için alacağımız gömleğin rengine senin karar vermeni istiyorum” diyerek ona da sorumluluk verin. Bu çocuğunuza kendi fikirlerinin de önemli olduğunu hissettir.
* Kasada ödeme yaparken kartlarınızı veya parayı görevliye çocuğunuzun uzatmasına izin verin.
* Çocuklar alışveriş sırasında ilgilerini çeken birçok şeyi almak ister. “Hayır” dediğiniz için kendinizi suçlu hissetmeyin. Çocuğunuzun bu durumla baş etmesini öğrenmesi gerekiyor. Başka bir yol da “Çok güzel bir toka haklısın, eve gidince alışveriş listene eklersen bir sonraki alışverişte alabiliriz” demektir. Böylece çocuğunuz isteklerini ertelemeyi öğrenecektir.
* Öfkelenmeye başladığınızı hissederseniz, bunu olumlu bir şekilde ifade etmeyi deneyin. Mesela “Her gördüğünü almak istemene sinirlenmeye başladım. Hadi gel gidip bir şeyler içelim” diyin. Birkaç dakikalığına bile kalabalıktan uzaklaşmanız ikinize de iyi gelecektir.
* Çocuğunuz için alacağınız eşyaların seçiminde ona fikrini sorun, hatta tercih sunun.
Çocuğunuzla alışverişe çıkmanın birlikte zaman geçirmek için güzel bir olanak olduğunu unutmayın...

Yenilendik, yeşillendik, yeşerdik

Bu ay yeniden doğma, canlanma, yeşerme, değişme, büyüme ve yeniden başlama ayı bizim için...
Genelde bahar ayları yenilenme olarak bilinir ama bizim “basın-yayın” sektörü için ideal zaman bana göre eylül, ekim gibidir. Hem yılın son çeyreğinde kendini toparlarsın, hem gelecek yıl için planlar yaparsın. Ajandanın son üç ayını doldurmaya başlarsın eylül itibarıyla... Doldurursun, doldururken dolarsın ve coşarsın...
İşte bu ay biz de kabuk değiştiriyoruz.
Çok uzun süredir planladığımız bir şey yapıyoruz. Raflarda karışan, yazarken kapağa sığmayan, uzunluğu yüzünden çoğu yerde kullanamadığımız adımızı değiştiriyor, sizlere bambaşka bir pencere açıyoruz.
“ANNE” ve “HAMİLE” olmak!
ışte tüm hikaye de asıl burada başlıyor. Yeni bir doğum gibi düşünün yeni isimlerimizi.
Daha kısa, daha net, daha pratik ve tabii ki daha YENİ!
Yenilikçi, mis gibi, taze taze...
Bir o kadar da cesur, pırıl pırıl ve yeri geldiğinde agresif.
Bu bebek, çocuk ve anne sektörü aslında acımasız. Her annenin doğrusu başka... ıçinden gelen de...
Bir dünya var çizilmiş olan, tüm renkler ya mavi ya pembe... Bu yenilenme ile birlikte biz sizleri yaşamın diğer renkleriyle tanıştıracağız.
Bugünden itibaren GAZETECİ ve HABERCİ kimliğimizi de ortaya çıkaracağız.
HAMİLE ve ANNE olmanın ne değerli bir durum olduğunu, sadece karında bir çocuk taşımanın ANNE olmaya yetmediğini de biliyoruz.
Hem haklarımızı korumayı, hem de çocuklarımıza yaşanılası güzel bir gelecek oluşturmayı ancak biz anneler başarabiliriz.
Bu değişiklikle birlikte sizlere son derece büyük bir sosyal sorumluluk bilinciyle hizmet vereceğiz.
Tüm ekibimle birlikte de söz veriyoruz...
Not: Hanımlar, dergilerimizi almaya gittiğinizde sakın şasırmayın, raflarda Anneyiz.Biz ve Hamileyiz.Biz kapakları altında yeni dergilerimizi bulabilirsiniz.

Hürriyet Çocuk Kulübü Gazetesi’nde bu hafta

Hürriyet Çocuk Kulübü Gazetesi’nde bu hafta, 3 boyutlu bilgisayar animasyonu Çılgın Hırsız, beş genç ve güzel kadının 2007 yılında kurduğu The Saturdays grubunun üyeleri, Dünya Basketbol şampiyonası’nda harikalar yaratan 12 Dev Adam, hayvan dostlarımız sayfasında en güzel fotoğraflarıyla sevimli ve sadık dostlarımız köpekler, psikoloji sayfasında geleceğinizin mimarı olmanız için ipuçları, ayrıca rengarenk bilmece bulmaca sayfaları, kültür sanat etkinlikleri, yaza özel moda önerileri ve teknolojiyle ilgili en son gelişmeler var. Sakın kaçırmayın!

Harikalar Diyarı

Avrupa’nın en büyük parkı olan Harikalar Diyarı’nın, Ankara’nın Sincan ilçesinde bulunduğunu biliyor musunuz? Alanın büyük bir kısmını suni göletler oluşturuyor. Bu göletlerin içerisinde kayıklar ve su bisikletleriyle gezmek mümkün. Parkta Oyuncakistan, piknik masaları, barbekülü çardaklar ve değişik figürlerde heykeller bulunuyor. Çocuklar için masal ve çizgi film kahramanlarının bulunduğu Harikalar Diyarı Masal Adası da var. Bu alan içinde çizgi film sinemaları, Gülüver’in 50 metre boyundaki dev heykeli ve birçok kahramanın heykelleri bulunuyor. Ayrıca Masal Ada içinde yeme-içme yerleri var ve bu adayı Tırtıl Tren ile gezmek mümkün. Harikalar Diyarı’nda herkese iyi eğlenceler!
Adres: Yunus Emre Mah. Ayaşyolu Cad. No: 300 Sincan / Ankara

Doğum hikayeleri

Şebnem Susam-Sarajeva’nın derlediği, Kuraldışı Yayıncılık tarafından yayımlanan “Doğal Doğuma Doğru” isimli kitapta, Türkiye ve dünyadan 20 annenin doğum hikayesi yer alıyor. Her bir annenin hikâyesinde, hamileliğin ve doğumun farklı bir yüzü çıkacak karşınıza. Bu kadınların ortak noktaları ise, Türkiye gibi sezaryen oranı yüzde 60 ila yüzde 80 arasında değişen bir ülkede yaşayıp da normal doğum yapabilmek için pek çok şeyi göze almış olmaları...

Karınları doyuyor el becerileri gelişiyor

Schlotzsky’s Şaşkınbakkal restoranı, çocukların el becerilerini geliştirmeleri için ücretsiz el işi ve hobi atölyesi açıyor. Çocuk hobi dergisi “Kağıt vs.” tarafından pazar günleri 11.00-14.00 saatleri arasında düzenlenen etkinliğe katılan çocuklar, resim ve boyama yapıyor, kağıt kesip katlayarak eğlenceli vakit geçirme fırsatı buluyorlar...
Tel: (0216) 411 62 62

Padişahın Ebrusu

Çocuk kitapları yazarı Aysel Gürmen, Günışığı Kitaplığı’ndandan çıkan yeni kitabı “Padişahın Ebrusu” ile ebru sanatını çocuklara sevdirmeyi hedefliyor. Ödüllü sanatçı Huban Korman’ın özgün resimleriyle derinlik kazanan kitap, çocuğu sanatla buluşturmanın, onda estetik bir uğraş ve merak duygusu yaratmanın, eğitimin en vazgeçilmez öğesi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Çılgın Hırsız

Bugün çok keyifli bir film vizyona giriyor; “Çılgın Hırsız”... Etrafı minyonların oluşturduğu küçük bir orduyla çevrili olan Gru, dünya tarihindeki en büyük soygunu plânlamaktadır: Ay’ı çalacaktır! Gru, kötü olan her şey sevmektedir. Küçültme ışınları, dondurma ışınları ve savaşa hazır araçlardan oluşan cephaneliğiyle herkesi yok eder. Ta ki üç küçük yetim kız ona bakıp, başka kimsenin onda görmediğini görene kadar: Potansiyel bir baba... Çılgın bir hırsızdan baba olur mu? İzleyin ve görün.

Yazının Devamını Oku

Kız annesi olmak!

Allah doğuştan veriyor kardeşim bu annelik içgüdüsünü insana. Şaka değil gerçek. Kız bebekler doğdukları anda oluyor işte kendiliğinden.

Sadece Emo varken yani bir kızım yokken kızardım ben kız annelerine. “Neden hep pembe giydirirler kız çocuklara, neden hep oyuncak olarak bebek ve bebek malzemeleri alınır bu zavallılara” diye bir dolu nedenden dolayı hayıflanırdım.

Sonra kızım oldu ve gördüm ki...

Haklıymış kız anneleri. Yanılmışım. Tüm giysiler pembe, her kız oyuncağı pembe, tokalar, çoraplar, ayakkabılar. Hepsi pembe kelebekli halde. Erkek çocuklarla ortak kullandıkları klasik oyuncaklar hariç kızlar için kişiselleştirilen her şey ise bebekli. Doğal olarak şansları yok dedim kendi kendime.
Bu arada baktım ki benim kızım bebeklerden hoşlanmıyor. Çok sevindim. “Ohhh” dedim, öncelikle kendini düşünen bir kızım olacak. Derdi tokalar, ayakkabılar olan bir kızım var sandım. Sevincim kursağımda kaldı.

Yazının Devamını Oku

Adı: Berrin

Kod adı BERRIN olan bir okurum var. O da bir anne...

Başı da kapalı, türbanlı yani, oruç tutan, namaz kılan bir ailede büyümüş. Böyle tarif ediyor kendisini telefonda.

Babası hacı... Karşısına almış lisedeyken onu. “Kızım istersen aç başını, imam hatip lisesine gitme” demiş. Berrin cevap vermiş: “Yok babam, sen, anam, hepiniz kapalısınız, ben aykırı olamam, başka bir hayat yaşayamam.”

Başka olmak istememiş. Ama diyor ki “Seçme şansım vardı, ben istemedim, Allah babamdan razı olsun yoksa içimde hep kalacaktı ‘açsa mıydım başımı’ sorusu”...

Eş, dost tanıdık ortamından birini de bulmuş Berrin. Evlenmiş küçük yaşta. Ilk başta her şey iyi hoş. Seviyorlar birbirlerini... Zaman geçtikçe bazı şeyler yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Kocasının içinde başka fırtınalar koptuğu gerçeği ile tanışıyor.

Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI