Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Öğretseler Alevi olurdum

Sünni’lerin önemli bölümü Aleviler’i küçümser. Aleviliği bir oyun gibi görürler. Devlet ve toplum katmanındaki egemenliklerini kaybetmemek için, öğretilmesini de istemezler. Bu çarpıklık artık düzeltilmelidir.

Eskiden o kadar farkında değildim. Aradan yıllar geçtikçe, Sünniler’inAleviler’e karşı nasıl bir susturma ve ezdirme politikası güttüklerini daha iyi görmeye başladım.

 

Sünniler’e göre Alevilik, bir nevi oyundur. Müslümanlıkla pek de ilgisi olmayan uçuk bir oluşumdur. Ünlü “mum söndürürler” lafını da Sünniler çıkartmışlardır.

 

Aleviler çok haklı.

 

Devlet, Sünniler’in elinde. Durum böyle olunca da, Alevilik geri plana itiliyor. Öğrenilmemesi için elden gelen yapılıyor.

 

Ben kendimden örnek vereyim.

 

Okulda bana Aleviliğin ne olduğu anlatılmış olsaydı, büyük olasılıkla Aleviliği seçerdim. Onların dünya görüşünü, dine yaklaşımlarını, felsefelerini kendime daha yakın görüyorum.

 

Sünniler devletçidir. Otoriteye boyun eğerler, haklarını pek aramazlar. Mutaassıptırlar. Aleviler ise, dünyanın ve yaşamın tadını çıkarırlar. Liberal bakışlı insanlardır. Haklarını aramayı bilirler. Aşırı tutucu değillerdir.

 

İşte bundan dolayı, Alevilerin “zorunlu din dersine” karşı çıkmalarını, çok haklı bir istek olarak görüyorum. Milli Eğitim Bakanlığı’nın, Aleviler’i Müslümanlık dışı görüyormuş gibi bir tutum ve söylevin içine girmesini de açıkça ayıplıyorum.

 

ATOM ENERJİSİ KURUMU NEDEN SUSUYOR?


Geçenlerde, nükleer enerji konusunda bilgiye ihtiyacım vardı. Haberlerde birinin konuşması gerekiyordu. Atom Enerjisi Kurumu’nu aradım. Bilgi Birim Başkanı Gül Göktepe karşıma çıktı. Bravo, dedim, gördünüz mü, nükleer enerjikonusunusavunuyorlar.

 

Ben, Türkiye’nin enerji ihtiyacının bir bölümünün nükleer ile karşılanması gerektiğine inanıyorum. Enerji ihtiyacımız, önümüzdeki 15-20yıl içinde birkaç misli artacak. Bu tempoda yaygınlaşacak ihtiyacımızı, sadece Rum-Kazak-İran gibi tüm dış kaynaklara dayandıramayız. Nükleer ile kaynaklarımızı çeşitlendirmeliyiz. Önemli olan nükleer istasyonlarınen sağlıklı olanını seçmektir.

 

İşte bunları konuşmak ve kurumun görüşünü almak istemiştim.

 

Gül Göktepe çok nazikti, ancak sorularımı yanıtlayamadı.

 

“ Yazılı müsaade olmadankonuşamayız” dedi.

 

İnanamadım.

 

Atom Enerjisi Kurumu, tam aksine daha fazla konuşan, daha fazla bilgi veren, kamuoyundakikuşku ve kaygıları gideren, Türk toplumunu aydınlatan bir politikaizlemeli. Anlaşılan, bu çağın enerjisi nükleer ileuğraşıyorlar, ancak kafalar hala 1960-70’lerin bürokratik sınırlarını aşamamış.

 

Çok yazık...


TEKNE GÜRÜLTÜSÜ ÇOK DAHA FECİ

 

Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe geçenlerde Boğaz turu yapmış ve gürültü oranlarını ölçmüş. İstanbul İl müdürü Birpınar da şimdiye kadar kesilen cezalar hakkında bilgi vermiş.

 

Pepe, genelde iyi iş yapan bir bakan. Ne dediği anlaşılıyor. Misyonu açıkça ortada. Ancak, bir noktayı gözden kaçırıyor galiba. O da, Boğaz’da eğlence ve yerli-yabancı turist dolaştıran teknelerin yaydıkları gürültü.

 

İnanılmaz bir kirlilik yapıyorlar. Sonuna kadar açılmış hoparlörlerden çıkan sesler kıyılarda oturanlara eziyet çektiriyor. Bu olay sadece İstanbul’a özgü değil. Ege ve Akdeniz’deki turistik bölgeleri dolaşın (özellikle Marmaris), göreceksiniz ki durum daha da korkunç.

 

Gürültü kirliliğinin yeri ve oranı olmaz. Bu bir kültür sorunudur ve farklı kriterler uygulanmamalıdır.

 
ÇANKAYA TARTIŞMASI BIKKINLIK VERİYOR

 

Allah’a çok şükür, kendimize yeni bir oyuncak bulduk: Cumhurbaşkanlığı’na kim aday olacak?

 

Erdoğan kendini seçtirirse, türbanlı eşi yüzünden rejim krizi çıkacak.

 

Erdoğan’ın dışında, türbansız eşi olan birinin aday gösterilmesi kriz olasılığını yok edecek.

 

Ne güzel bir senaryo değil mi?

 

Konuş konuşabildiğin kadar... Birbirinden korkunç senaryolar üretebileceğiniz ve gamlı baykuş gibi yorumlar yapabileceğiniz bir ortam. Ancak her tartışma veya spekülasyon piyasaları geriyor. Buna rağmen kimse bu tatlı gündem maddesinden vazgeçmiyor.

 

Gariptir, Başbakan da kim sorsa, farklı bir versiyonla yanıt veriyor. Yani tartışmayı besliyor.

 

Artık yetti.

 

Hem bıktırdı, hem de gereksiz gerilim yarattı. Üstelik,orijinalliğini de kaybetti. Başbakan çanak tutmayı bırakır ve “bu soruyu yanıtladım” derse, dosya gündemden düşer... Ancak, benim tahminim, Erdoğanbu şekilde gündemi kontrolünde tuttuğuna inanıyor.


NEDEN LİDER ÜRETEMİYORUZ?

 

 70 milyonluk ülkeyiz, neden siyasi liderler üretemiyoruz ve dönüp dolaşıp eskilerin eteklerine yapışıyoruz?” diye öz eleştiri yapıyoruz.

 

Doğru, neden yetiştiremiyoruz?

 

Eğer tekrar siyasete dönebileceğini açıklıyorsa, kendini böyle bir ortamda buluyor, kapısı sürekli vuruluyorsa, kabahat Mesut Yılmaz’ın mı? Mesut Yılmaz, komplo kurarak liderliğe çıkma çabasında değil ki!.. Onu etrafındakiler istiyor.

 

Nedeni de basit: Birlikte siyaset yapabilecekleri yeni liderler bulamamış olacaklar ki, Yılmaz’ın paçasına yapışıyorlar.

 

Bu kısır döngüden kurtulabileceğimizi hiç sanmıyorum.

 

Siyaset yapmaya niyet edenler de akılsız insanlar değiller. Gencecik yaşlarındanitibaren, kendilerini bir yamyamlar ordusuna teslim edip, hayatlarını mahvetmek istemiyorlar.

 

Siyaset dünyamız, ortaya yeni ve genç liderler çıkmaması için adeta özel tuzaklarla doldurulmuş.

 

Bir yanda partilerin eskileri, öte yanda çıkar gözeten delegeler ve kendini sadecekötülemek ve eleştirmekle görevli sayan bir medya... Böyle bir kısır döngüden kurtulabilmek için özel yetenekler gerekiyor. İşte bu kişilerde dönüp dolaşıp tekrar sahneye çıkıyorlar.

 

Kimsenin siyasete geri dönmeye hazırlandığı için Mesut Yılmaz’a kızmayahakkı yok. Nasıl Baykal, Demirel ve Ecevit’i siyasete geri döndürdükse, Mesut Yılmaz’ın da gereken ilgiyi toplayabildiği taktirde siyasete geri dönme hakkı vardır.

 

Eğer bu duruma ilişkin illa ki bir eleştiri yapmak istiyorsak, kendimizi eleştirelim. Genç liderlere hayat hakkı tanımayan yöntemlerimize, önüne gelen herkesi yiyip bitiren medyamıza ve partilerin içindeki yamyamlara bakalım...


SONER YALÇIN’IN YENİ EFENDİ’Sİ...

 

Masamın üzerinde EFENDİ-2’yi görünce gözlerim parladı. 1’inci EFENDİ (Beyaz Türkler’in Sırrı) iki yıl önce çıktığında fırtınalar estirmişti. Şimdi Beyaz Müslümanlar’ın Büyük Sırrı- Efendi 2’yi bu beklentilerle bir solukta okuyuverdim.

 

Yine son derece rahat bir anlatım ve pek bilmediğim tarikatların, şeyhlerin, müritlerin ve tekkelerin gizemli dünyasına daldım. Bu dünyayı Soner kadar güzel anlatana rastlamadım. İyi bir yazarın yaptığı araştırma ve onu sunuşu bambaşka oluyor. Şimdiye kadar girmediğiniz kapıları açıyor ve elinizden tutup sizi dolaştırıyor. Bazen hayretle, bazen cehaletinizden utanarak okuyorsunuz.

 

Soner Yalçın ile çalıştığımdan dolayı, onun olaylara farklı bakışını, farklı üslubunu bilirim ve çok keyif alırım. Bundan dolayı, size yeni EFENDİ’yi de öneriyorum. Sizde keyifle okuyacaksınız.

 

İŞE YARAMAYAN BİRGİSAYARINIZI VERİN 

 

Ayhan Şahenk Vakfı önderliğinde, Milli Eğitim Bakanlığı, TCDD, Microsoft Türkiye ve Habitat İçin Gençlik Derneği’nin ortaklığında düzenlenen, “Paylaşalım Bilişimle Buluşalım Sosyal Sorumluluk Projesi” ihtiyacı olan okullara bilgisayar dağıtıyor. Bugüne dek TCDD tarafından tahsis edilen özel bir trenle, 60 ili 20 gün gibi kısa bir sürede dolaşarak toplam 1125 okula 6000 bilgisayar desteği yaptılar. Sadece bununla da kalmayıp, o okullardaki kişileri de bilgisayar eğitimi verebilecekleri bir düzeye getirdiler. Üstelik gönüllülerin bağışladığı bilgisayarların altyapıları, Garanti Teknoloji tarafından sıfırlandı ve Microsoft Türkiye tarafından yeni yazılımlar yüklendi. Onlar bu projeye devam etmek ve daha çok genci bilgisayarla tanıştırmak istiyorlar. Bunun için de sizlerin artık beğenmediğiniz, aslında çok da işinize yaramayan, “tüm gün ofiste karşısındayım artık evde de görmek istemiyorum” dediğiniz bilgisayarları bu proje grubuna ulaştırmanız gerekiyor.

 

Bu desteğiniz kim bilir kaç çocuğumuzun, gencimizin zihinlerinde yeni kapılar aralayacak.

 

Ve kim bilir kaç anne baba size minnettar kalacak. (Proje Yönetimi Lideri Güzin Savurgan      0 216 530 24 40, guzin@trafficorg.com )

X