Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ocak ayı konsey sancısı

YİNE o koridorlar, o toplantı salonları, her köşede yine özgürlüklerin kısıtlandığını anlatan Türkiye raporları. Strasbourg’da Avrupa Konseyi’nin her yıl ocak ayı toplantılarında.

*

Nereye baksan gözaltı, mahkeme, tutuklama. Sadece Ergenekon, Balyoz, Kafes, KCK değil; Van’dan Malatya’ya, Ankara’dan İstanbul’a, sabahtan akşama kadar mahkeme haberleri. Siyasi, ticari, adi suçlarla ilgili.

Şöyle kaba bir derleme yapıyorum. TV’lerde her gün izlediğimiz haberlerin yüzde onu gözaltı, mahkeme, tutuklama ile ilgili. Tek başına bu oran bile, normal olmayan durumun göstergesi.

2006’da dava sayısı 4 milyon 853 bin 679. 2011 yılında 6 milyon 86 bin 26. Yarı yarıya artış. Bir yargıca düşen dava sayısı son bir yılda yüzde 23 artıyor.
Benzer biçimde AİHM’deki dava sayısında, 47 ülke arasında rekoru biz kırıyoruz, 11 bin dava ile. AİHM’de dava sayısı son yıllarda iki kat artıyor.

İHLALDEN İKİ BİN DAVA

Gözaltılar, tutuklamalar, yargılamalar Türkiye’de hepimizin başını döndürüyor. Öğretmenleri ihbar ve ardından davalar, doktorları ihbar ve ardından davalar, bakkal bakkalı, çakkal çakkalı, komşu komşuyu ihbar ediyor, ihbarları polis ve jandarma baskınları izliyor.

Arada devletle vatandaş arasındaki davalar da artıyor, şu sıralarda 564 bin. Daha önce böyle bir dava sayısı yok.

Daha önce olmayan bir başka rakam daha var. Gazetecilerle ilgili. Tutuklu ve yıllardır hapis yatan gazetecileri kastetmiyorum. Bu başka. “Soruşturmanın gizliliğini ihlal” gerekçesiyle, Ergenekon’la ilgili haber yapan gazetecilere açılan dava sayısı tam iki bin.

12 EYLÜL GİBİ

Bütün bunlar birikiyor, Strasbourg’da Avrupa Konseyi’nin yarınki toplantısında ele alınması beklenen “Avrupa’da Medya Özgürlüğü” raporunda Türkiye ile ilgili bölüme yansıyor. Buna göre:

“Türkiye dünyada en çok gazetecinin tutuklu bulunduğu ülke”.

Medya denince, buna internet yasaklarını da eklemek gerek.

12 Eylül askeri yönetim döneminde ocak ayı üç-beş yıl sıkıntılı geçiyor Avrupa Konseyi’nde. Önüne gelen Avrupalı parlamenter Türkiye’deki düşünce ve basın özgürlüğündeki kısıtlamalardan söz ediyor. 1980-83, hatta 84... O koridorlar hep böyle çınlıyor.

Geliyoruz, 2013’e, aynı koridorlarda AKP yönetiminde 12 Eylül benzeri nidalardan geçilmiyor.

Ocak ayı bu yıl da bizim için sancılı.

Aygün olayı durulmuyor

“Hüseyin Aygün’ün yaptığı insani ziyaret değil, siyasi faaliyettir, partiye zarar veriyor, onun için partiden istifa etmelidir”.

Bu sözler dünkü yazım nedeniyle beni arayan eski Genel Başkan yardımcılarından, CHP İzmir milletvekili Birgül Ayman Güler’e ait. Paris’te öldürülen PKK’lı Sakine Cansız’ın ailesini ziyaret etmiş olmasına ek olarak, Kurtuluş Savaşı sırasında İzmir’de etnik temizlik yapıldığı iddialarını dile getiren CHP milletvekili Hüseyin Aygün ile ilgili CHP’de rahatsızlık sürüyor.

Dün Aygün’e hoşgörü gösterilmeli, niteliğinde yazdığım yazıya pek çok CHP’li katılmıyor. Onlardan biri de, Güler. Tepkisini şöyle anlatıyor:

“Bu arkadaşımız yanına Avrupa Alevi Dernekleri Federasyonu Başkanı’nı alarak taziyeye gidiyor, sonra da bunu twitter’dan yayınlıyor. Özel ziyaret, insani ziyaret olmaktan çıkıyor, siyasi faaliyete dönüşüyor. İnsani olarak böyle bir ziyarete kimsenin sesi çıkmaz ama, ziyareti resimle dünyaya duyuruyor. Partide tepki var, hele etnik temizlik laflarını kabul etmek mümkün değil. Disipline filan gerek yok, partiden istifa etsin.”

Birgül Ayman Güler özetlediğim görüşün sadece kendine ait olmadığını ekliyor. Ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun tavrını beklediklerini söylüyor.
Olay kapanacak gibi görünmüyor. Bu görüşe rağmen ben tekrarlamak isterim, bana göre yanlış olur.

 

X