GeriAhmet HAKAN O telefon kaydının üstüne yatılacak mı?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

O telefon kaydının üstüne yatılacak mı?

HÜKÜMET tarafı:

“Montaj, dublaj, yalan” dedi.

*

Muhalefet tarafı:
“Ağrı Dağı kadar gerçek” dedi.

*

Ne olacak şimdi?
Burada kalacak mı bu iş?

*

Bir tarafta “inanıyoruz” diyenler...
Bir tarafta “inanmıyoruz” diyenler...
Ne yani?
Bir inanç meselesi mi yapılacak bu iş?
Yatılacak mı bunun üstüne?

*

- “Çalarken görsem bile inanmam” diyenleri...
- “Çalsa da benim için fark etmez” diyenleri...
- “Çalıyorsa benim malımı çalıyor” diyenleri...
- “Çalmıyordur, o zekât parası diyenleri...
- “O kayıt gerçek çıksa da fark etmez” diyenleri...
- “Bana ister saf deyin, ister bağnaz” diyenleri...
Bir tarafa bırakalım.
Onlar kendi istikballerini ve pozisyonlarını, iktidarın istikbaline ve pozisyonuna bağlamış kişiler.
Çıkacaklarsa da beraber çıkacaklar.
Batacaklarsa da beraber batacaklar.
Onlardan “hakikat arayışı” ya da “ahlak sorgulaması” falan beklemek nafile...

*

Gözü kapalı inananları...
Ya da...
“Sahte bile olsa inanırım” mantığıyla yaklaşanları da...
Geçelim bir kalem.
Onların derdi de “hakikat” değil.

*

Ellerini vicdanlarından hiç çekmeyen büyük ve sakin kalabalıklar için soralım:
Ne olacak şimdi?
Hakikatin ortaya çıkması mümkün olmayacak mı?

*

Bir araştırma yapılmayacak mı?
Kanıtlar, deliller ortaya konmayacak mı?
O saatte orada olunmadığına dair bir karine “güm” diye getirilmeyecek mi?
O sesin Başbakan’a ve oğluna ait olup olmadığına dair bir araştırma yapılmayacak mı?
İktidarın da muhalefetin de kabul edeceği “güvenilir” bir araştırma kuruluşuna o kayıt teslim edilmeyecek mi?
Töhmet altında kalan bundan kurtulmak için zerre kadar çaba göstermeyecek mi?
Töhmet altında bırakan hakikatin ortaya çıkması için arayışa geçmeyecek mi?

*

- Kısık sesin...
- Milyon dolarların, milyon Euro’ların...
- Sıfırlana sıfırlana bir türlü bitirilemeyen o muazzam paranın...
Sahteliği ya da doğruluğu hakkında hiçbir fikrimiz olamayacak mı?
Gerçekliğinin kanıtlanması “çocuk oyuncağı” olan bir telefon kaydının gerçekliği kanıtlanmayacak mı?
Yoksa bu iş, “İnananlar peşimden gelsin, inanmayanlar karşıya geçsin” oyununa mı dönüşecek?

*

Unutulmasın:
Gerçeğin ortaya çıkması için çaba sarf etmeyenler, gerçeğin ortaya çıkmasından korkanlardır.

Biliriz, biz biliriz

NUTUKLARIN neredeyse yüzde 70’ini kapsayan kalıp cümleler şunlar:
- Biz onu da iyi biliriz.
- Biz biliriz.
- Biz biliriz be.
- Hadi oradan be! Biz biliriz.
- En iyi biz biliriz.

*

Ve bütün bu “biliriz”lerin ardından gelen şey şu oldu:
“Ne kadar da safmışız... Meğer nasıl da aldatmışlar bizi...”

*

Tanık sizin, başka diyeceğim yok.

Son günlerde sevdiğim şarkılar

- “HELE destur! Destur!” diye başlayan Barış Manço’nun “Dıral Dede’nin Düdüğü” adlı şarkısı...
- Mehmet Erdem’in meşhur ettiği Sezen Aksu’nun “Hâkim Bey” adlı şarkısı...
- “Namus şeref onur hepsi güzel ama/En önemlisi helal alınteri” dizelerinin de yer aldığı Barış Manço’nun “Kazma” adlı şarkısı...
- Yine bir Barış Manço şarkısı: “Halil İbrahim Sofrası”... Özellikle de “Buyurun dostlar buyurun/Halil İbrahim sofrasına” bölümü.
- Bir Fatih Kısaparmak şarkısı: “Haram Saltanatı”... Özellikle de “Ar damarı ar damarı/Şimdi olmuş kâr damarı” bölümü...
- Bir “Moğollar” şarkısı: “Bir şey yapmalı”. Özellikle de “Hileli terazi/Han hamam arazi/Konuşanı asi/Deyip içeri tıkmalı” bölümü.
- “Diren Karadeniz” adlı şarkı... Özellikle de “Fakiri çalıp soyan Ankara’ya çıkayi...” bölümü...

Yeni kavramlar

- SIFIRLAMAK: Öğrenciliğimizde elimize geçen azıcık parayı iki saatte ezerdik... Bu yeni kavramla öğreniyoruz ki çok parayı sıfırlamak hakikaten belalı bir işmiş.

*

- ZEKÂT: Evde bulunan milyon dolarlara “iyi niyetli bir yaklaşım denemesi” için kullanılan sözcük.

*

- ALO BABACIM: “Alo Fatih”ten daha tehlikeli olduğu kesin... Öyle olmasa tribünde bunun pankartını açanlar, polis tarafından didik didik aranmazlardı.

*

- ÜÇ-BEŞ KURUŞ: Bir bakan oğlunun terminolojisinde koca trilyon için kullanılan niteleme...

*

- ŞEHRİZAR: Çok parayı sıfırlamak için içinden daire alınan Üsküdar’daki lüks dairelerle dolu site...

*

- ÇOLUK ÇOCUK: Yeni bir insanlık ölçüsü... Varsa çoluğun çocuğun tamam... Yoksa... Yandın.

*

- ŞEY: Telaşlı ve korkulu anlarda yapılan telefon görüşmelerinde kelimelerin arasına sıklıkla yerleştirilen sözcük.

*

- SİLERİZ: İleri demokratik bir ülkede bir işadamı örgütüne yönelik kullanılan tehdit sözcüğü...

*

- DARBE MAĞDURU: Eskiden siyasetçiler, bilimadamları, yazarlar, çizerler darbe mağduru olurdu. Şimdi trilyona kuruş diyen bakan oğulları, her makama rüşvet dağıtan Reza’lar darbe mağduru oldu.

X

İsraf var demek yoksulluk yok demek midir?

Dünkü Hürriyet’in manşeti şuydu:

“ÇÖP TOPLADIM, İSRAFI GÖRDÜM”

*

Nereden çıktı bu manşet?

*

Anlatayım:

*

Hürriyet Ekonomi Servisi’nden arkadaşımız Emre Eser, her hafta “İşin Peşinde” diye bir köşe hazırlıyor.

Emre

Yazının Devamını Oku

İşte Ayasofya’ya imam olacak imam

Bugün size bir imamımızın öyküsünü anlatacağım.

Balat’ta imamlık yapan Emin Kır Hocamızın öyküsünü...

*

Emin Kır Hoca’nın serüveni, tayini Eyüpsultan’ın Balat semtindeki Hazreti Kaab Camisi’ne çıkınca başlamış.

Yıl: 2006.



Yazının Devamını Oku

Teşekkürler Biden Bey! İç cepheyi birleştirdin

Dün itibarıyla...

Manzara-i umumiye aşağı yukarı şöyle:

*

Fazıl Say ile AK Parti Bağcılar İlçe Teşkilatı...



Aynı duyguda birleşmiş durumda.

Yazının Devamını Oku

Terörle yüzleşmeyen HDP, bize ‘Soykırımla yüzleşin’ diyor

HDP’ye yıllardır söylenen bir söz var:

“PKK’nın terörist olduğunu söyleyin”.

*

- Hık derler.

- Mık derler.

- Öyle derler.

- Böyle derler.

Ama bir türlü sadede gelmezler, gelemezler.

*

Yazının Devamını Oku

90’ların fırtınası: Selahattin Duman

Selahattin Duman 90’ların köşe yazarıydı.

Yepyeni bir üslupla, müthiş bir espri duygusuyla öyle bir daldı ki Babıali’ye...

Çok kısa süre içinde müthiş tiryakilik yarattı.

*

- Kadın erkek ilişkilerine bodoslama girerdi...

- Hasan Cemal’le kafa buluşları efsaneydi...


Yazının Devamını Oku

Bir zamanlar ben de 23 Nisan çocuğuydum

Her 23 Nisan’da şiir okuma işi bana düşerdi.

“Atatürk Çocuğu” diye bir şiiri, avazım çıktığı kadar bağırarak okuduğumu hatırlıyorum.

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Mustafa Kemal’in Kağnısı” şiirini de hakkını vererek okumuşluğum vardır.

*

Bu fotoğraf Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde çekildi.

Rahmetli babamın memuriyeti dolayısıyla Doğubayazıt’taydık.

*

Sene 1976 olmalı.

Yazının Devamını Oku

‘Menderes’in sonu’ demeden konuşmayı öğrenemediler

CHP’li Engin Altay, tam bir çelişkiler yumağıdır benim için.

Bazen acayip demokratik, acayip şaşırtıcı, acayip alkışlanacak açıklamalar yapar.

Mesela...

“Ey ABD! Senin bize verecek hukuk ve demokrasi dersine ihtiyacımız yok” diyerek ABD’ye rest çeker. Amerika’nın Türkiye’den Doğu Akdeniz, Ege, Kıbrıs, Suriye’de taviz istediğini söyleyip... “Asla taviz verilmemeli” der.

*

Bütün bunlara bakıp...

“Hah işte! Milli muhalefet budur” falan diye umutlanırım.

*

Yazının Devamını Oku

Bütün kadınlar KADES'i indirsin

Dün Hürriyet’in manşetinde Fevzi Kızılkoyun’un bir haberi vardı.

Haberde kadına şiddetle mücadelede elektronik kelepçe takılan kişilerin izlendiği merkez anlatılıyordu.

*

Haberin ayrıntılarını okuyunca...



Bu merkeze güvenim arttı. Umutlandım.

Yazının Devamını Oku

Cenap Şahabettin, Ali Edizer’i tanısaydı

Ali Edizer diye bir doktor var.

Daha önce yaptığı çeşitli densizlikler ve izansızlıklar yüzünden “olay adam” haline gelmiş, hatta GATA’daki görevine son verilmişti.

*

Fakat adam rahat durmuyor abi!

Densizliğe, izansızlığa, abuk sabukluğa devam ediyor.

*

Ne dediğini yazmaya bile tenezzül etmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Ne yaptınız İlhan Bey

CHP, ne güzel bir şey tutturmuştu!

“128 milyar dolar nerede” diye...

*

128 milyar doların hortumlandığı algısı yaratılıyordu.

Ve bu algı, zihinlere kazınıyordu.

*

İşgüzar kamu görevlileri, asılan pankartları polis ve zabıta marifetiyle anında engelleyerek...

Yazının Devamını Oku