GeriFatih ÇEKİRGE Nerede hata yaptı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Nerede hata yaptı

GÖSTERMELİK OLAN: Anayasa’ya göre TSK’nın komuta kademesini yürütme onaylar. Yani belirler...

Nerede hata yaptı
GERÇEK: Son 30 yıl içinde TSK içindeki tüm tayin ve terfiler yürütmenin yani hükümetlerin inisiyatifi dışında gerçekleşmiştir. Özal’ın iki önemli operasyonu dışında bu böyle olmuştur. (Org. Necdet Üruğ ve Org. Necip Torumtay olayları...)
GÖSTERMELİK OLAN: Milli Savunma Bakanı terfileri Başbakan’a sunar. Başbakan inceler-imzalar ya da imzalamaz. Ve Cumhurbaşkanına onay için götürülür... Cumhurbaşkanı da inceler onaylar ya da geri çevirir.
GERÇEK: Genelkurmay Başkanı kuvvet komutanlarını belirler. Başbakan ve Cumhurbaşkanı da altına imzaları atar... YAŞ toplantıları daha çok bir tören şeklindedir. Toplantı başlamadan üst kademe için zaten imzalar atılmış, onaylar verilmiştir. Anıtkabir’e gidilir. Köşk’te akşam yemeği verilir.
GÖSTERMELİK OLAN: Org. Başbuğ her defasında “Ordu demokrasiye, seçilmiş Hükümet’e bağlıdır” demiştir...
GERÇEK: Org. Başbuğ, son krizde, seçilmiş sivil iradenin, yani yürütmenin genelkurmay başkanı gibi değil, sanki millet iradesinden bağımsız başka bir gücün temsilcisi gibi davranmıştır.
Hata buradadır.
Teamül diye meşrulaştırılmaya çalışılan “kör alışkanlık” işte budur...
Çünkü “TSK Hükümet’in emrindedir” sözü bugüne kadarki terfilerde işlememiştir...
Böylece komutanlar kendi aralarında bir hiyerarşik denge kurmuşlardır...
Bu denge, “Siyaseti askere bulaştırmayın. Onların kendi iç düzeni var” sözüyle karşılanmıştır...
Ama bu durum zamanla ordunun kendisini yürütmenin üzerinde, dışında ya da denetiminin ötesinde görmesini sağlayan bir psikolojiye neden olmuştur...
Bu kısa özetten sonra bugüne bakabiliriz...
Hükümet açıkça şunu söylemiştir:
“Ortada iddialar var... AK Parti’nin kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın hazırladığı dosyada bazı haberler yer almıştır. Bu haberlerin bir bölümü Org. Hasan Iğsız’ın Genelkurmay ikinci başkanlığı sırasında kurdurttuğu bazı internet sitelerinden alınmıştır... Bu kişi Kara Kuvvetleri Komutanı olamaz...”
Aslına bakarsanız, Anayasa’ya göre hükümetlerin böyle bir gerekçe sunmasına bile gerek yoktur...
Bu nedenle iddiaları bir kenara bile bıraksak, hükümet bu inisiyatifi gerekçesiz de kullanabilir...
Ama anlaşılan o ki; hükümet durumu Org. Başbuğ’a önceden iletmiş... Ve bu çekince Org. Başbuğ tarafından uzun süre askıda bırakılmıştır...
Şimdi asıl meseleye gelelim...
Org. Başbuğ, hükümetten gelen bu talebi son dakikaya kadar elinde tuttuğu için olay YAŞ toplantısı sırasında krize dönüşmüştür.
Bu bir hatadır...
Peki Org. Başbuğ ne yapmalıydı?
1) Ya komutanlarına dönüp, “Hükümet Iğsız Paşa’yı istemiyor. Anayasal hakkıdır” diyecekti...
Ya da:
2) Eğer ikna edici bir formül bulamadıysa istifa edecekti...
İkisini de yapmadı. Sorunu ortaya bıraktı. Bu nedenle KKK olması gereken Org. Atila Işık istifa etmek zorunda kaldı...
İşte hata buradadır.
Her basın toplantısında, “TSK demokrasiye ve parlamenter rejime bağlıdır” dedikten sonra bu direncin gösterilmesi inandırıcılıktan uzaktır...
3) Ayrıca ister CHP olsun ister Türkiye Komünist Partisi ya da BDP. Kim olursa olsun, eğer seçilmiş bir hükümetse, TSK Anayasal yapıya uymak zorundadır...
Öğrenilmesi gereken ise şudur:
Asıl komutanlık “Silah arkadaşlarına olan duygusal bağlılıktan” değil, parlamentoya ve demokrasiye olan bağlılıktan geçmelidir...
Şimdi “Kardeşim sen hangi ülkede yaşıyorsun. Askeri de kuşatıyorlar” diye başlayan ağır eleştirileri duyar gibi oluyorum...
Aynı eleştirileri, “BDP bu Meclis’in Anayasal partisidir. Açılım ya da Kürt meselesi onlarla da konuşulmalı” diye yazdığımda da duymuştum...
(Ayrıca hükümet açılım konusunda BDP’yi dışlayarak hata yapmıştır.)
Evet; artık şu gerçeği görmeliyiz:
Eğer demokrasiye inanacaksak;
Artık, “O partiye ya da şu partiye göre demokrasi olmaz” diyeceğiz.
Millet iradesine saygı duyacağız. Halka güveneceğiz...
İster kızın, ister bağırın demokrasinin başka yolu yok..
Çünkü demokrasi kalıcı, siyasi iktidarlar geçicidir...

Bir ordu nasıl politize olur?

1) EĞER siyasiler ordu üzerinden politika yaparlarsa...
2) Demokrat olmanın ölçüsü askere vurmak olarak algılanırsa...
3) Bir toplum sosyal varlığını, ideolojisini ve geleceğini, bağımsız sivil ve entelektüel alanlarda sorgulayıp yenilemeyi başaramazsa...
4) Hükümetler terörle mücadeleyi her yönüyle askerin sırtına yüklerse...
O ordu mutlaka siyasallaşır. Politize olur...
Mustafa Kemal işte bu yüzden Selanik’teki İttihat Terakki toplantısında, Enver ve Talat Paşa’ya karşı şunu söylemiştir:
“Bu böyle olmaz. Birine karar verin. Ya üniformayı çıkartıp siyaset yapalım. Ya da üniformalı kalıp siyaseti bırakalım...”

Orda mısınız hocam?

TÜRKİYE böylesine derin ve tarihi bir tartışmanın içindeyken sessiz kalan üniversitelerimize sormuştum: “Nerdesiniz hocam?”
Çok sayıda mesaj aldım... Yorumlar, eleştiriler, sıkıntılar...
Bir üniversite görevlisinin cevabını özetliyorum:
“Sayın Çekirge,
Akademisyenler sürekli ağırlaşan atama kriterleri altında ezilmiş durumda puan toplama telaşına düşmüşlerdir.
Yrd. Doçentliğe atanmak için kadro bulan şanslı hocalar daha buna sevinmeye fırsat bulamadan 3 yılda belirli bir puan toplama telaşına düşmektedirler. Çünkü bilirler ki, belirli bir puanı toplayamadıkları takdirde öğretim görevliliğine düşürülürler. Bu arada dersleri ikinci plana atmaktadırlar.
Doçentler ise daimi kadroya geçmenin rahatlığı içerisinde profesörlük dosyası için gerekli eksikleri toplamaya çalışır.
Profesörler ise ununu eleyip eleğini asmıştır. TÜBA’nın hazırladığı 2009 Bilim Raporu’nda belirttiği gibi ‘profesörlüğü hak edenlerin bir daha bilimsel çalışma ile ilgilenmediği’ açıktır.
Ayrıca Doçentlikten profesörlüğe geçen bazı öğretim üyelerimiz, emekliliği garanti altına almış olarak; bilimsel etkinliklerde bulunmayı, kitap yazmayı gerekli görmemektedir.
Yazınızda belirttiğiniz gibi ‘1980’den sonra bu ülkede özgür üniversite bırakmadılar’... Peki anayasa değişikliğinde bununla ilgili bir iyileştirme var mı? Yok...
Kimliğimi yazamıyorum çünkü malum cevap yazınızda gizli: ‘Özgür bilim adamları’nın yerini, YÖK’e bağlı ‘devlet adamları’ aldı...”

ÜNİVERSİTEYE AÇILMAK

Merak ediyorum... Rektör atamalarının cumhurbaşkanı tarafından yapılmasına karşı olan Abdullah Gül acaba bu konuda ne yapabilir? Mesela rektörleri değil doçentleri dinlemek gibi...
Son olarak Noam Chomsky’nin şu sözünü hatırlatıyorum:
“Bir üniversitenin özgür bir topluma yapabileceği en temel katkı, serbest fikir alışverişine, eleştirel analize, deneyciliğe, yeni fikirlerin keşfine, toplumsal sorunların araştırılmasına ve değerlendirilmesine adanmış bir kurum olarak bağımsızlığını korumasıdır. Bunun dışında üniversite özgür değil ve kendisini başka güçlerin etkisiyle sınırlarsa kamunun güvenine ihanet etmiş olur...”
Sormakta haklı mıyız?
Neredesiniz ey mütevelli heyetleri?
X

Birisi gül veriyor diğeri yüz güldürüyor

Bu pazar “gül” diyorum. Ama “gül”ün her anlamında diyorum. O yüzden sayfamızda iki kadın konuğumuz var. Gülşah ve Oya. Birisi hayatımıza “gül” veriyor. Diğeri hayatlarımızın sonuna doğru yüzümüzü “gül”dürüyor. Anlatayım.

GÜLŞAH GÜRKANIsparta’nın en önemli gül üreticisi bir ailenin üçüncü kuşağı.

Gelin hayatından bir kareye bakalım.

İşte 6 yaşında Gülşah. Dedesi Mustafa Gürkan ona “Uğurum” diyor.

Adını da öyle koymuş.

Ve işte bir mayıs ayı... Ve her mayıs ayındaki gibi bir “gül hasadı”.

İşte küçük Gülşah... Dedesi onu gül havuzunda yuvarlıyor.

Böyle başlamış Gülşah.

Mühendislik okumuş. Yurtdışında master... 

Yazının Devamını Oku

Turizmde 'kâr' yılı değil, 'ar' yılı olsun

Başlıktaki bu sözün anlamını Bülent Bülbüloğlu şöyle açıklıyor:

Kredileri krediyle kapatmaya çalışan bir sektör. Kârdan vazgeçtik. Batmayalım, namusumuzla ayakta kalalım...”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kısa bir süre önce turizmin sektör temsilcilerini Külliye’ye davet ediyor...

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan, THY Yönetim Kurulu Başkanı İlker Aycı, TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya, GETOB Başkanı Bülent Bülbüloğlu, TAV’dan Sani Şener, TÜROFED Başkanı Sururi Çorabatır ve isimlerini alamadığım diğer sektör temsilcileri.

Cumhurbaşkanı herkesi tek tek dinliyor ve not alıyor.

Genel mesaj şu:

Sayın Cumhurbaşkanım, bu şekilde giderse çok sıkıntı olacak. Vaka sayılarının mutlaka düşmesi gerekir. Turizmci, geçen yıl aldığı krediyi yeni krediyle kapatmaya çalışıyor...

Ve Cumhurbaşkanı o toplantıda hemen kısa çalışma ödeneğini uzatıyor...

Sanıyorum, kapanma kararı ve arkasından gelen bazı ülkelere COVID-19 testinin kaldırılması kararının arkasında bu toplantı var.

Yazının Devamını Oku

Cenevre’de masayı donduran belge

Herkes soruyor: - Ne oldu da, Rum lider Anastasiadis birden bire Türkiye’ye hakaret yağdırmaya başladı?

Biraz araştırınca gördüm ki...

Perde arkasında bu sorunun çok keskin bir cevabı var.

Anlatayım.

Cenevre’de kritik bir görüşme...

Kıbrıs için sayısız kere kurulan masalardan birisi daha...

Toplantıyı BM Genel Sekreteri António Guterres yönetiyor.

Rum yönetimi lideri

Yazının Devamını Oku

Adalet Bakanı Gül: "Mesele siyasi parti meselesi değil insan hakları meselesidir"

İnsan Hakları Eylem Planı’yla ilgili olarak Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’le konuştum...

Söylediklerinden mutlu oldum...

Çünkü daha ilk cümlede şöyle dedi:

“Fatih Bey bu herhangi bir siyasi partinin değil, insanlarımızın yasası olacak.”

Sonra devam etti:

“Mesele iktidar muhalefet polemiği değil. Bu ülkede yaşayanların hakları meselesidir...”

Sorulara devam ettim:

“Ama sayın bakanım tartışmalar var.”

Gülerek cevap verdi:

Yazının Devamını Oku

Oğlunu kurtarmak için arı kovanından mucize yarattı

Oğlu Kıvanç dünyaya geldikten hemen sonra ateşlenmeye başlamıştı.

11 aylık aylıkken neredeyse antibiyotik bombardımanı altındaydı.

Hemen her ay ateşleniyor... Annesi Aslı Hanım çaresizlik ve üzüntüden perişan oluyordu... Üstelik Aslı Hanım’ın annesi bir pediatri profesörüydü. Ama bir türlü bu ateşin nedeni anlaşılamıyordu.

Babası ne yapacağını şaşırmıştı.

Çocuk ateşleniyor, yoğun ve kuvvetli bir antibiyotikle ateş ancak düşüyordu. 

Ama birkaç hafta sonra yeniden ateş...

Aslı Hanım çalmadık doktor kapısı bırakmadı. Saymıştı. O ana kadar tam 18 doktor gezmişti.

ÇOCUKTA MORLUKLAR ANNE PANİK İÇİNDE

Aradan 5 yıl geçmişti. Ama değişen bir şey yoktu. Çocuk günden güne eriyordu.

Yazının Devamını Oku

Ben bu insan hakkı belgesinin altına imzamı atarım

Adalet Bakanlığı dün İnsan Hakları Eylem Planı belgesini yayınladı...

146 sayfalık belgeyi satır satır okudum...

Ve ben bu eylem planının ana omurgasını oluşturan:

- 11 temel ilkenin;

- 9 amaç zincirinin;

- 50 hedef tablosunun;

- Ve 393 faaliyetin altına imza atarım...

Okurken heyecanlandım çünkü:

Her birimizin içine

Yazının Devamını Oku

Çevre eylemleri tarihinde bir ilk - Kovan barikatı

Fotoğrafa baktım...

Bir tarafta jandarma sıralanmış...

 Önünde birtakım sandıklar...

Nedir bu?

Sanıyorum çevre eylemleri tarihinde bir ilktir bu sandıklar...

Rize’nin İkizdere Vadisi köylüleri yapmış...

Dünyaca ünlü deli balın üretildiği vadiye “taş ocağı” açmak için getirilen iş makinelerinin önüne arı kovanlarını koymuşlar.

Arılardan barikat yani...

Yazının Devamını Oku

İşte insanlığın eli

Bu fotoğraf Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin inşa ettiği hastanelerin birinde Suriyeli bir çocuğa Türk doktorlarının eli uzanırken çekildi.

Bu fotoğrafı görünce bütün ruhumla gittim o anlara... Bu pazar işte orada, insanlığın tam ortasındayız...



Suriye’de şifa dağıtan Türk doktorları, sağlık çalışanlarının o meşakkatli ve fedakâr günlerine... İşte...

Sınırın hemen ötesinde bir sahra çadırı...

Ve oradan bir anı...

Yazının Devamını Oku

Vali Bey, bu coğrafyadan da bir Troya hikâyesi bekliyoruz

Kuşatma altında iki kez intihar eden o şehir halkı için, Anadolu Ateşi kim bilir neler yapar?

Pekin’de Çinli seyircilerin hayranlıkla izleyip ayakta alkışladığı Anadolu Ateşi’nin “Troya” gösterisini izlerken...

Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş Çinli meslektaşına Troya’yı anlatıyor, ben içimden soruyordum:

- Troya Yılı nasıl ilan edildi?

- Kimin aklına gelmişti?

Bu soruların hikâyesini Muğla’da bir sohbet sırasında buldum.


Yazının Devamını Oku

Akademisyeni hıçkıra hıçkıra ağlatan Vali

Başlığı görünce hemen negatif düşünmeyin.

Çünkü hikâye derin...

Birkaç gün önce bir mail aldım. 

Şanlıurfa Harran Üniversitesi’nden bir akademisyen göndermiş. Belli ki olayın yaşandığı o an...

Duygusallıkla yazmış...

Şöyle başlıyordu:

Fatih Bey, ben ve eşim Harran Üniversitesi’nde akademisyeniz.

Eşim tıp fakültesinde profesör... Ben de mühendislik fakültesindeyim. 

Bundan 11 yıl önce ormana bitişik 1700 metrekare bir yer aldık. Arkamız orman olduğu için çok sevinmiştik. Ta ki, bundan 5 yıl öncesine kadar. Birileri ormana komşu yaklaşık 2000 metrekare yeri işgal etti. Ben de yaklaşık 1 yıl boyunca BİMER üzerinden şikâyetlerimi yaptım. Fakat kurumlar o kadar ilgisizdi ki...

Yazının Devamını Oku

Uçmaya sevdalı 5 kuşak bir ailenin öyküsü... Gökyüzünde korkusuz bir anne

Düşman yakıp yıkıp Sivrihisar’a doğru ilerliyordu.

1- Mustafa Kemal Atatürk, arkadaşı İsmet Bey’e haber gönderdi:

“Sivrihisar’a geliyorum. Sizde kalırım. Hem konuşur hem de dertleşiriz..”

İsmet Bey, Sivrihisar’ın hatırı sayılır isimlerindendi. Kuva-yı Milliyeciydi...

Atatürk her geldiğinde oturur uzun uzun sohbet ederlerdi.

O günlerde Ankara’da Milli Meclis...  

Anadolu’da Türk ordusu işgale direnmek için hazırlanıyordu. 

Sivrihisar ahalisi de taşı toprağı silah yapıyordu. Ama ne yazık ki Türk ordusunun hava gücü yok denecek kadar azdı. 

İşte o günlerde Sivrihisar ahalisi ve

Yazının Devamını Oku

Son fıkrayı o anlatmıştı: 'Şimdi fıkra sırası bende'

ANAP’ın en tartışmalı günleriydi.

Ara seçimler yapılacaktı...

Genel Başkan ve Başbakan Yıldırım Akbulut neredeyse iki ateş arasında kalmıştı...

Muhalefet de parti içi muhalefet de kaybetmesini bekliyordu. 

Eğer kaybederse parti içi muhalefet, genel başkanlıktan düşürmeyi planlıyor...

Muhalefet de kaybedince genel seçimlere gitmeyi hedefliyordu.

Akbulut, sakin cevaplarıyla tanınırdı. 

Kolay kolay sinirlenmezdi.

Yazının Devamını Oku

Buzları eriten Kanal telefonu

Suveyş Kanalı’nın tıkandığı günlerde...

Dünya lojistik sektörünün krize girdiği haftada...

Mısır’ın kanal geçişinden büyük zararlar ettiği bir dönemde...

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Mısır Dışişleri Bakanı Sami Şükrü’yü arıyor.

Ve aralarında şöyle bir diyalog geçiyor:

MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU: Sayın Bakan çok geçmiş olsun... Umarım bir an önce kanal açılır. Bu arada bizim yapabileceğimiz bir şey var mı diye sormak istedim. Bizim donanımlı kurtarma gemilerimizden yardım için gönderebiliriz.

SAMİ ŞÜKRÜ: Sayın Çavuşoğlu. Nazik teklifiniz için çok teşekkür ederim. Şimdi değerlendiriyoruz. İhtiyaç olursa sizi mutlaka arayacağım...

Ve önceki gün Mısır Dişişleri Bakanı Şükrü, Bakan Çavuşoğlu’nu arıyor:

- Sayın bakan size yardım talebiniz için çok teşekkür etmek istedim. Neyse ki sorun çözüldü. Bu vesileyle mübarek ramazan ayınızı tebrik etmek istedim...

Yazının Devamını Oku

Çevre Bakanlığı’ndan muazzam bir eser: Tabiatın sessiz tanıkları anıt ağaçlar

Çevre Bakanı Murat Kurum hangi kente gitse, bir meydanda, bir cami avlusunda, bir çeşme başında görüyordu.

Devasa boyları, gökyüzünü tutan kolları ve uzayıp giden gölgeleriyle...

Dallarında biriken çocuk kahkahaları, aşk hikâyeleri, savaşlar, keşifler, yüzlerce yıllık hatıralar... Köklerinde binlerce yıllık tarih...

Ne zaman birisinin gölgesine uğrasa, öylece bakıp kalıyordu... Ve bir gün dedi ki:



“Anadolu’nun binlerce yıllık tarihini taşıyan bu ağaçları anıtlaştıralım...”

Yazının Devamını Oku

Kaya mezarlarına jet araştırma

Bunca yıl sonra gazetecilikten en keyif aldığım şey nedir diye sorsanız...

Derim ki:

- Bir hüznü mutluluğa çevirmek. Kırık bir kalbi onarmak.

- Doğa, çevre ve tarihi koruyacak her çabaya bir nebze katkıda bulunmak. 

Niye sordum bu soruyu?

İşte sessizce yok olma sınırına gelen bir tarih...

Kaya mezarları...

Geçtiğimiz cumartesi, 5 bin yıllık tarihin, denizin ve doğanın merkezindeki “kaya mezarları”nı yazmıştım:

Fethiye ve Bodrum’daki

Yazının Devamını Oku

Yeter artık yahu!

Geçenlerde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ve kuvvet komutanlarıyla Kayseri’deydim.

Orada TSK’nın lojistik gücüne büyük katkı yapacak dev uçakların yenilenme ve bakım hangarlarının son halini gezdik...

Sohbetler ettik...

Akar, Türkiye’nin uluslararası bir güç olarak kendi bekasını koruması için nasıl fedakârca çalışıldığını anlatıyordu.

Suriye’den Libya’ya, Azerbaycan’dan Somali’ye kadar başarılı bir ordu.

Hain darbe girişimine rağmen, kendi sınırları dışında dünyanın en zor harekâtlarını başarıyla yapan bir ordu...

Erciyes manzarasına doğru sohbet ederken “Ölürsek şehit, kalırsak gazi” diyordu...

Akar her fırsatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğini vurguluyordu.

Bunları konuşmuştuk.

Yazının Devamını Oku

Mavi yolculuk rehberi

Yazılması 3 yıl sürdü. Gökova’dan Kekova’ya körfezler, kıyılar, adalar binlerce mil seyir yapıldı...

PANDEMİ... Virüs... Karantina... Yasaklar... Korku... Ölümler... Artan vaka sayıları... Kapanan işyerleri... Derken...

Geçen yaz, korku dolu bir yazdı... İşte yine yaz geliyor. 

Ve ben içine düştüğümüz bu karantinalı günlere inat...

Bu yaz başındaki karamsarlığımızı, “masmavi bir umutla” delmek istedim.

Yılların denizci/yazarı dostum Ali Boratav’ın çıkardığı “mavi yolculuk rehberi”ni koyuyorum önümüze...

İçinden martı çığlıkları geçen ve lacivert sulardan gelen bir rehber...

Yazının Devamını Oku

Bir tarih çığlık atıyor: 3 bin yıllık mezarlar 60 yılda ölüyor

Önceki gün dünya mirasına aday Kaunos kenti için hazırlanan bir rapor elime geçti.

İlk olarak rapordan bir cümle aktarıyorum:

“Kaunos kaya mezarları, kayaçlarındaki bozulma nedeniyle gün geçtikçe yapısal bütünlüğünü kaybetmekte, hatta yok olma tehlikesi ile de karşı karşıyadır.”

Bu çarpıcı tespitten sonra şimdi detaylara girebilirim.

Düşünün ki...

Pers işgallerinden, Bizans ordularından, Roma baskınlarından kurtulmuş bir tarih.

Şimdi ilgisizliğin sinsi işgali”nden kurtulamıyor.

Yazının Devamını Oku

Hapishanedeki o melek için ben de saygıyla eğiliyorum

İşte yine bir yaratık....

Genç kadını karnındaki bebeğiyle birlikte delik deşik edip öldürdü....

Yine haberler. STK tepkileri.... Gazete manşetleri.... Kınamalar.... Bela okumalar....

Ama sonuçta gencecik bir kadın kalbindeki ve karnındaki hayalleriyle birlikte gömüldü gitti....

Daha öncekilerde olduğu gibi yine 3-5 gün geçecek.... Yine unutulacak....

Ama buna rağmen önceki gün Antalya’dan umut dolu bir haber geldi...

DHA’dan Aslı Duran geçmiş:

Antalyalı iş insanlarından Melek İpek’e:

 Tahliye olduğunda işin, aşın hazır...”

Yazının Devamını Oku

New York’taki Nobel'in ışığı Bursa'daki kır çiçeklerine vurunca...

Ayse, 13 yaşına gelince dünyanın kendi köyünden ibaret olmadığını çoktan anlamıştı. 

Annesine soruyor, annesi de dili döndüğünce anlatıyordu.

Ayşe Bursa’nın Orhaneli Gümüşpınar köyündeydi. Ama aklı dünyada...

Ayşe okumak istiyordu. Ama köyünde olanak yeterli değildi.



Ayşe

Yazının Devamını Oku