Ne yapmalı?

İKİ farklı türde egoizm vardır.

Bir tanesi Ayn Rand'ın felsefesini yaptığı, kendine önem veren, kendisini ön planda tutan bireylerin, mesleklerindeki güçleriyle toplumu da ileriye taşıdıkları egoizmdir.

Bir diğeri ise tamamen yıkıcı, insanın kendi çıkarı doğrultusunda hemen her şeyi ayaklar altına alabildiği, yok edebildiği egoizmdir.

Türkiye'nin bugün geldiği noktadan şöyle bir geriye baktığımızda ikinci türdeki egoizmin bu ülkedeki insanların adeta bir yaşam felsefesi haline gelmiş olduğu görülebilir.

Hepimizin bildiğini sandığım yakın tarihin detaylarına girmeyeceğim. Bu iş Turgut Özal ile başladı gayet tabii ki.

O, toplumu sarsıp kanallarını açarken, bu açılışın denetleyicisi rolünü oynayacak mekanizmaları kurmadı.

Böylece açılışla birlikte Türkiye bir ara hızla merkez ülkelerle düzgün bir eşit ilişki kurmaya doğru yol alır gibi olduysa da, sonra birden çöküş başladı.

Bütün ekonomik veriler bugün Türkiye'nin bir üçüncü dünya ülkesi konumunda olduğunu gösteriyor. Nüfusun yüzde beşinin merkez ülkelerdeki küçük burjuvalar gibi yaşıyor olması burunlarının dibindeki bu gerçeği görmelerini de engelliyor ama maalesef gerçek böyle.

Bu noktaya gelmemizde ise sistemin içine dahil olan bütün oyuncuların yarın hiç olmayacakmış gibi davranıp, o gün ne kadar kendimize alırsak kárdır düşüncesiyle hareket etmeleridir.

Öyle bir çılgınlık yaşandı ki özellikle son 10 yılda, bugün geriye bakınca insan dehşet içinde kalıyor.

Ben mesleki açıdan üzerime düşeni kısmen yapmaya çalıştığımı düşünüyorum. ‘‘Öteki Türkiye’’ adı altındaki tartışmalara bundan 19 ay önce başladık.

Büyük bir tehlikenin yaklaşmakta olduğunu Güngör Uras, Osman Ulagay ve ben durmadan söylemişiz o dönemde, yazıları tekrar okuyunca net olarak gözüküyor bu.

Ancak denilen lafların sağlıklı bir tartışma ortamında süreç başlatması da imkánsızdı, bugün bunun da nedenini anlamış durumdayım.

Gelecek yokmuş gibi davranıp, aslında bu varsayımları nedeniyle geleceği yıkan bireylerin belirleyici olduğu bir toplumda ‘geleceği kurtaralım’ çağrılarının bir şaka olarak algılanması gayet de doğaldı o zamanlar.

***

Şimdi istenilen oldu, gelecekten yiyerek yaşanan o yıllar sonuca vardı ve bir noktaya geldik. ‘‘Şaka’’ ciddi oldu.

Tarihimizin önemli bir dönüm noktasındayız.

Yakın geçmişte ne yaptık, bundan sonra ne yapmamalıyız ve bunu yapmamamız için ne gibi adımları atacağız bunları düşünmek gerek. Hepimizin görevi bu.

Demokrasi siyasi tıkanmayı çözer, piyasa ekonomisi krizi çözer deyip sonra yana çekilmek ve beklemek toplumsal intihara büyük bir katkıdır, başka bir şey değil.

Ben Türkiye'de bütün bir sistemin vurgun yemiş halde olduğunu düşünüyorum.

Çok insanla konuşuyorum, onları dinliyorum, okuyorum yazdıklarını, bu insanlar Türkiye'ye çok şey vermeye çalışmış, büyük sorumlulukları olan, tüm hayatları bu ülkenin iyi olmasına bağlanmış insanlar.

Onlar da aynı fikirde.

Sağlıkta, eğitimde, ekonomide, hukukta yenilmiş olan vurgunu herkes biliyor, yaşıyor, dümdüz olmuş bu sistem bunu görüyor ve korkuyor.

Bugün Türkiye'de hiçbir partinin herhangi bir mikro meseleyi dahi nasıl çözebileceğine dair bir fikri yok. Bırakın Türkiye gibi potansiyeli çok büyük olan bir ülkenin dev sorunlarıyla boğuşmayı, en basit meselelerin üstüne gitmeye bile halleri kalmamış durumda.

Bu nedenle bugün her vatandaş ‘‘Ne yapmalı’’ sorusunu sormalı, sordurtmalı ve yıllardır tembel durmaya alışmış beyinlere de cevaplar üretmeleri için baskı yapmalıdır.

Yine geleceğimiz sanki yokmuş gibi davranmaya mı devam edeceğiz?

Her şey kendiliğinden düzelir deyip, bekleyecek miyiz?

Yoksa eğer bir sistemin tamamen çökmüş olduğunu, bir dönemin artık biz istesek de istemesek de sona erdiğini kabul ediyorsak o zaman hemen bugünden, daha geç olmadan geleceğimizi tekrar kurmak için çalışmaya başlayıp, ülke için düşünce mi üreteceğiz?

Büyük tarihçi İlber Ortaylı geçenlerde bir televizyon programında Osmanlı'nın ve Cumhuriyet Türkiyesi'nin aslında son derece üretken bir sisteme sahip olduğunu, ‘‘üretmeme’’ politikasının 1980'den sonra gündeme geldiğini söylüyordu.

Bu tespit çok önemlidir. Türkiye tekrar büyümeli, üretmeli, tüketmeli. gelir dağılımını radikal bir hızla düzeltmeli.

Bu sağlandığı takdirde Ak Parti gibi bir demokratik hareket de hızla küçülecek ve hak ettiği konuma yani ana muhalefet konumuna yerleşerek ülkeye yapabileceklerini orada gösterecektir. O zaman dengeler yerine oturacaktır.

Ulusal Kalkınma Stratejisi, kapsamlı bir plan ve program yapılmazsa eğer gidilebilecek tek yön geriyedir.

20 yıl önce yapılmış yanlışları yine tekrarlarsak, denetim mekanizmalarını kurmazsak hem siyasette hem de ekonomide kaos kalıcı olacaktır.
Yazarın Tüm Yazıları