GeriSpor Murat Özaydınlı'nın evine gelen vamp kadınlar kimdi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Murat Özaydınlı'nın evine gelen vamp kadınlar kimdi


Menajer Saffet Sancaklı, bir yaz gecesi yanında vamp görünümlü iki kadın ve genç bir adamla beraber Murat Özaydınlı'nın evine geldi. Özaydınlı, eşinin kadınları merakla izlediğini fark etti. Neyse ki, gerçek gecikmeden ortaya çıktı. Genç adam yeni transfer Lazetiç'ti, sarışın afetler de Lazetiç'in kulübü Obilic'in yetkilileriydi.

MUSTAFA Denizli'nin istediği Zola'nın yanıtı gecikince, Chelsea'deki teknik direktör değişikliğinin onu rahatlattığını ve kulübüyle artık sorunu kalmadığını öğrendik. Başkanın Sardunya'da, Asbaşkan Hamdi Akın'ın da Chelsea kanadındaki çabaları sonuç vermiyordu. Mustafa Hoca'nın isteğiyle, sık sık başkanın ve Asbaşkan Murat Özaydınlı'nın evinde toplanarak, transfer stratejimizde değişiklik yapmayı kararlaştırdık. Zola'nın transferi suya düşünce Denizli, İtalyanca konuşan blok oyuncular yerine, aynı görevi üstlenecek Balkan kökenli futbolcular üzerinde durmaya başladı. Aklına gelen ilk isim, bir turnuvada seyredip beğendiği genç futbolcu Lazetiç oldu. Obilic takımında oynayan 22 yaşındaki genç futbolcu, çok dayanıklı bir bünyeye sahip olmasının yanı sıra, kısa mesafe yarışçıları gibi süratli koşabiliyordu. Üstelik fiyatı da Zola kadar astronomik değildi. Başkan eski futbolcularımızdan, menajer Saffet Sancaklı'dan, Lazetiç'i getirmesini istedi. Bundan sonrasını Asbaşkan Murat Özaydınlı'dan dinliyoruz:

‘‘Yıldızlarla dolu, su berraklığındaki bir ilkyaz gecesi, evimizin bahçesinde otururken Saffet Sancaklı, yanında vamp görünümlü iki sarışın afet ve bıçkın yapılı bir delikanlıyla çıkageldi. Kadınları gören eşim bana 'Bunlar da kim?' dercesine bakmaya başlayınca, Saffet onların Obilic Kulübü yetkilileri ve delikanlının da beklediğimiz Lazetiç olduğunu söyledi. Hepimiz rahatlamıştık. İlk görüşmeler böylece başlamış oldu.’’

Futbol Şubesi Sorumluları Şadan Kalkavan ve Selim Soydan, sarışın vamp kadınlarla Büyük Kulüp'te yaptıkları pazarlıkta lisan anlaşmazlığına düşünce, başkanın isteğiyle Asbaşkan Mahmut Uslu devreye girdi. Türkmenistan'da yatırımları olan Uslu, iyi İngilizce'nin yanı sıra Rusça da bildiğinden, al takke ver külah, sabaha doğru işi bitirdi. Böylece Lazetiç, Fenerbahçeli oldu hem de makul bir fiyatla.

Mustafa Denizli, Lazetiç'in ardından Juventuslu Zoran Mirkoviç, Perugia'da oynayan Milan Rapajiç ve İspanya'nın Celta de Vigo takımında top koşturan Haim Michael Revivo'nun alınmalarını istiyordu. Revivo, Mirkoviç, Rapajiç ve sonradan devreye giren Kennet Andersson'un transferlerinde, kesenin ağzını açarak 25 milyon dolarlık teminat mektuplarının altına imza atan başkanın yanı sıra, kardeşi Ali'yle Murat Özaydınlı ve Mahmut Uslu'nun unutulmaz gayretleri oldu. Bürokratik işlemlerde ise Genel Sekreter Vedat Olcay ve Muhasip Üye Tahir Perek, deyim yerindeyse arı gibi çalıştılar. Osman Yalçın, Nihat Özdemir ve Hamdi Akın da üzerlerine düşeni eksiksiz yerine getirdiler.

Revivo'nun Türkçe sözü

Mustafa Denizli, Revivo'yu İsrail Milli Takımı'nın bir maçında seyretmiş ve ona, sırtında taşıdığı numara gibi 10 puan vermişti. Bu büyük futbolcu için pazarlıklar Musevi cemaatinden bazı kişilerle İstanbul'da başladı. Belli bir noktaya gelinince Murat, Mahmut ve yedek üyelerimizden Burak, uçağa atlayıp İspanya'ya gittiler. Revivo, Türkiye'ye gelmeye can atıyordu. Böylece hem ülkesine yakın olacak, hem de Musevilerin çokluğu nedeniyle yabancılık hissetmeyecekti. İspanya'daki pazarlıklar çetin geçti. Ekibimiz her zaman olduğu gibi komisyonculara para kaptırmadan Revivo'yu transfer etmeyi becerdi. Revivo çok mutluydu. Kaçarcasına bindiği uçakta Murat'a duygularını anlatırken, şunları söylüyordu:

‘‘Hayatımın en mutlu anını yaşıyorum. Altı ayda Türkçe öğrenip, İstiklal Marşı'nı söyleyeceğim. Çünkü Ogün'ün olmadığı maçlarda kaptanlığı üstlenecek kişinin böyle yapması gerekiyor.’’

Konuşurken gözlerinin içi gülen, zeki, esprili ve sağlam kişilikli bir futbol virtüözü, dediğini yaptı ve kısa sürede şakır şakır Türkçe konuşmaya başladı. Kişiliğinin yanı sıra attığı unutulmaz gollerle de taraftarın sevgilisi haline geldi.

Baliç'i nasıl aldık

Madrid Havalimanı'nda, Real Madrid yöneticilerinin gönderdiği lüks araca binerek doğruca bir mimari harikası olan Bernabau Stadyumu'ndaki kulüp merkezine gittik. Başkanın hayalinde böyle bir stadyum inşa etmek yatıyordu. Kulüpteki tanışma faslının ardından, ikinci başkan ve diğer yöneticiler yemeğe davet ettiler. Yemekte Baliç'i kiralamak istediğimizi söyledik. Başkanımıza son derece saygılı davranan Real Madridliler, kiralamaya yanaşmıyorlardı. Hatta, Baliç'in satış fiyatını da belirlemişlerdi: 20 milyon Dolar. Mallorca'ya kiraladıkları geleceğin yıldızı Etoo'nun satışının lafını dahi etmek istemediler.

Neşeli ve esprilerle dolu bir havada geçen yemekten sonra havaalanına dönüşte, başkanımız konuşmaları değerlendirdi. Ona göre acele etmeye gerek yoktu. ‘‘Bir süre sonra Baliç'i kiralamak zorunda kalacaklar’’ diyordu. Nitekim başkan haklı çıktı, Baliç bir yıllığına kiralık geldi.

Andersson önce istemedi

Kennet Andersson'un adı, Avrupa Futbol Şampiyonası'ndan sonra ön plana çıktı. İsveç Milli Takımı'yla oynadığımız maçlarda başarılı ve değerli futbolcumuz Alpay'la girdiği çetin mücadele, herkesin dikkatini çekmişti.

Uzun boyu, sağlam fiziği ve hava toplarına hakimiyetiyle hocamızın aradığı ideal santrfor tipiydi. İlk teklif götürüldüğünde Alpay'la kavgasını öne sürerek ‘‘Hayır’’ diyen Andersson, artık bir transfer uzmanı haline gelen Murat Özaydınlı'nın ısrarlarına dayanamadı ve sözleşmeye imzasını attı.

Zola’nın Türkiye korkusu

Zola ile Sardunya Adası’nda görüştük. Zola gerçekten çok ürkmüştü.Bir akıntı yengeci gibi duvarlara sürünerek içeri girerken, durup durup arkasına bakıyodu. Tanışma faslının ardından ‘‘Sizinle buluştuğum duyulursa, zor durumda kalırım. Ama her türlü riski göze alıp randevuma geldim’’ dedi. Ne yazık ki Türkiye'de başarılı olamayan bazı yabancı futbolcular, ülkemizi kötülemişler ve özellikle Zola'nın eşinde bir Türkiye fobisi yaratmışlardı. Endişesini açıkça dile getirmekten çekinmiyordu. Hatta bir ara bana dönüp ‘‘Siz gerçekten Türk müsünüz?’’ diye sordu.

Yarın:


False