GeriO' Yazar Muhalefetten neden tiksinirim? Hangi liderlerden gıcık kaparım?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Muhalefetten neden tiksinirim? Hangi liderlerden gıcık kaparım?

20 Ağustos 2014

Memleketi on iki yıldır ışıldak gibi aydınlatan Ampul Partimiz’in içinde niza çıkması, Türkiye Cumhuriyeti içinde faaliyet gösteren köşe yazarlarının duayeni olarak en son isteyeceğim şeydir.

Parti içi huzursuzluk çıkacaksa muhalefet partilerinde çıksın. Gözlüklü adamın partisinde çıksın. Kafaları Tokuşturak Partisi’nin adamları arasında çıksın.

Gözlüklü adamın partisinde çıktı zaten. Ne ara imza topladılar, ne ara karar aldılar fark etmedim bile. 6 – 7 Eylül’de Kurultay toplayacaklarmış.

Toplansınlar bakalım. Nevri dönen bir il başkanı elinde pompalı tüfekle Kurultay salonuna dalar, Merkez Yönetim’i mermi manyağı yaparsa o zaman görürüm onlardaki bu kurultay sevdasını.

Hem zırt pırt Kurultay toplamak ne yahu? Bu partinin başka işi mi yok? Bunlar Kurultay Toplama işini Dereçine Kiraz Festivali’ne, Taşköprü Sarımsak Festivali’ne benzettiler.

Birinin kafası bozuldu mu hemen imza toplamaya başlıyor. Hasan Cemal de köşesinden bunlara gaz veriyor.

***

Bu Hasan Cemal’e kaç kere söyledim. “Biraz ağır ol” dedim. “Her mevzuya zıplama” diye dil döktüm. Koca kafalının bir kulağından girdi bir kulağından çıktı. Bu oğlandaki kuru inat, ihracata gelecek miktardadır.

Kafaya bir şey taktı mı günlerce yazar durur. Yazının altına da “Lütfen biraz demokrasi” lafını ekleştirir. Kendini görevini yapmış sayar. “Lütfen biraz demokrasi” diye diye demokrasinin başını, biri 12 Mart’ta diğeri 12 Eylül’de iki kere yedi.

Onlarca generalimiz, paşamız, amiralimiz, mareşalimiz, uzatmalı çavuşumuz, yüzbaşımız, zabıta amirimiz hapislerde süründü. Sebep hep Hasan Cemal’in kuru demokrasi inadı.

Bir aralar güzel gidiyor, her yazısında “Uzun boylu sevgi insanını..” övüyordu. Ama ne övmek? Yazılarını okuyan demokrasiyi “Uzun boylu sevgi insanı” icat etmiş zannederdi..

Meğer plânı başkaymış.

Böyle yaza çize “Uzun boylu sevgi insanını” demokrasi bağımlısı yapmak istiyormuş.

Onu bilirim onu söylerim.

Türkiye’de bir lider demokrasi bağımlısı oldu mu ondan hayır bekleme. İcraat yapmaz, proje üretmez. Sabahtan akşama “demokrasiye katkıda bulunacağım” fikrinden giderek ona buna laf yetiştirir.

Bereket “Uzun boylu sevgi insanı” paralel yapının tezgâhladığı demokrasi tuzağına düşmedi. “Sağlam irade” kendini bir kez daha gösterdi, çoğulcu değil tek kişilik demokraside ısrarcı oldu.

Türkiyemiz de bu sayede İkinci Boğaz Kanalı, Hızlı Tren, Alttan Yanmalı Sosyal Yardım Kömürü ve İftara Kadar Tok Tutan Sahur Çadırı gibi dev projeler üretebildi.

İşte Hasan Cemal’in maskesi o zaman düştü. “Uzun boylu sevgi insanına” hoyratça saldırmaya başladı. Can Dündar, Mehmet Altan, Paul Auster gibi şürekâsı da peşine takıldı. Onun için çok affedersiniz “Aslen Eskimodur” iması bile yaptılar.

İşte bu yüzden muhalefetten tiksinirim. Muhalefet kurultay topladı mı sinirden midem eşkir. Hoşgörü insanı olduğumdan belli etmem ama sinirden kuruyup ölür, sabunuma çatlarım.

Lanet olsun içimdeki hoşgörüye.

X

Dengeleri değiştiren adam

Hürriyet yazarlarından Orhan Uluca, Sivasspor'u 2-1 mağlup ettiği maçı değerlendirdi. İşte o yazı...

Trabzonspor, her açıdan alkışa değer mücadelesini ve galibiyet serisini sürdürüyor. Maça hızlı başlayan Karadeniz ekibi, oyunun hemen başında Ndiaye’nin kenar ortasında Sörloth ile golü buldu. Dengeleri değiştiren bu erken gelen golde Norveçli oyuncunun rakibinden kurtuluşu ve bitiriciliği kadar Aaron’un hatasının da konuşulması kaçınılmaz olacaktır. Tek görevi ligin en formda golcüsünü tutmak olan bir stoper nasıl bir kenar ortasında dalarak önünden rakip santrforun geçişini izler, anlamak gerçekten zor.

HAKİMİYET EL DEĞİŞTİRDİ

Geriye düşen Sivasspor rakibe önde pres yaparak buradan kazanacağı toplarla hücum etmeyi düşündü ve bir süre bunda başarı da sağladı. Kenardan oyunu izlemek yerine müdahale etmeyi bir prensip haline getiren Hüseyin Cimşir, Guilherme ve Sosa’yı bu bölgeye göndererek fazladan bir oyun kurucu oraya yerleştirip presi kırmayı başardı ve olası top kayıplarının ve verilecek pozisyonların önüne geçmiş oldu. Golden sonra skor avantajına sahip Trabzonspor topu rakibe verdi belki ama kalesinde tehlike de yaşamadı. 35’te Nwakaeme’nin sakatlanarak oyundan çıkması ve yerine A. Parmak’ın girmesiyle beraber oyunun kontrolü yeniden ev sahibine geçti. Ancak Sörloth ve savunma dörtlüsü dışında kalan bütün oyuncuların orta saha karakterli olmasıyla beraber Sivasspor’un topu yeniden kazanma süresi uzadı ve hâkimiyet de oyunda el değiştirdi. İlk yarı biterken maçın iyilerinden Sosa’nın kendi yarı sahasının sağından attığı uzun metrajlı diyagonal pasta maçın yıldızı Sörloth’un sert ortası Caner’e çarparak farkı ikiye çıkardı.

BEKLERİN MÜTHİŞ PERFORMANSI

İkinci yarıya baskılı başlayan Trabzonspor’da her iki kenar da orta saha karakterli oyuncular tarafından idare edildi. Merkeze kırık şekilde oynayan sağ ve sol kenarın açtığı koridora aynı anda hem Perreira’nın hem de Novak’ın bindirme yapması fark yarattı. Öyle oldu ki sağ kenardan sağ bek Perreira’nın etkili ortasına boş pozisyonda kafayı vurup golü kaçıran isim sol bek Novak oldu. Zaten iki bekin hem savunmada hem hücumda böylesine tempolu oynaması; Pereira’nın etkili ortaları ve Novak’ın gole yakın oyun anlayışı Trabzonspor’u ligin diğer bütün takımlarından ayıran en önemli fark. Zorunlu değişiklikler ve sakatlıklardan dolayı sıkıntı yaşayan Sivasspor, ikinci yarının ortalarından itibaren maçta üstünlüğü ele geçirdi. Gerek skor dezavantajı gerekse de uzaktan çekilen şutların sonuç vermemesi onları maça ortak etmekten alıkoydu. Uzatmalarda gelen Yatabare golü ise maçın skorunu belirledi.

KUZEYİN YILDIZ ALEXANDER SÖRLOTH

Maçın adamı hiç kuşku yok ki; bu sezonun en iyi transferi Sörloth oldu. Henüz ilk dakikalarda attığı golde kendisini saklaması ve bitiriciliği inanılmazdı. Öte yandan kenarlardan topun üçüncü bölgeye taşınmasında etkin rol oynaması ve zaman zaman arkası dönük toplar alıp içeriye yaptığı servislerle de etkili oldu. Ndiaye biraz daha dikkatli olsa maçın 25’inci dakikasında müthiş bir asiste de imza atacaktı. Maçın ve belki de sezonun yıldızı muhteşem performansına devam ediyor.

GUILHERME'NİN MEVKİSİZLİĞİ

Yazının Devamını Oku

Ak Saray'ın orijinal planı yetmiş altı bin metrekareydi, ben üç yüz bine çıkarttım

14 Mart 2015

ÖZETLERSEK, bir önceki yazıda lafıma, Ak Saray’ın ilk hazırlık projesini ilk kez ne zaman gördüğümü anlatarak başlamıştım. Büyük Usta, taslak projeyi bana ilk kez gösterdiğinde yanımızda Yiğit de vardı.

Laf uzadı, Yiğit’i nasıl danışman yaptığımı yerlere kadar gitti. Detayda yoğunlaştığım için bizim makale “su basman seviyesini” çoktan geçti. Böylece konu elimizde olmadan bölündü. Ak Saray’ın yapılması içi bu yazıya kaldı.

Şimdi, tarihe tanıklık etmiş biri olarak Ak Saray olayını anlatacağım ve yaratıcılığımı o günlerde nasıl devletin hizmetine verdiğimi arz edeceğim.

***

Bunun mimarları oturmuş, yeni başkanlık sarayını yetmiş altı bin metrekare olarak çizmiş.

Yazının Devamını Oku

Adamı ekonomik danışman yaptık, tuttu tepemize çıktı.

13 Mart 2015

Büyük Usta’yı hiç rahat bırakmadılar ki sarayında şöyle yayılarak otursun, makamının tadını çıkarsın.

Yok, tanesi bin liradan bardak alınır mıymış? Yok, teee İsrail’den lale ithal edilir miymiş? Yok, o avizelere kaç para verilmiş?

Hele “Üç yüz bin metrekarelik saray mı olurmuş?” diye bilip bilmeden laf sokanlar var ki boğazlarına sarılasım geliyor.

Niye mi bu kadar hassasım? Çünkü o sarayın her metrekaresinde benim fikri emeğim var. Mimar değilim ama mimarlardan çok emeğim geçmiştir.

Daha iş proje aşamasındaydı. Büyük Usta, Yiğit, bir de Dolmabahçe’deki çalışma ofisinde oturuyorduk. Bilal oğlan da gelip geçen gemilerin fotoğrafını çekiyordu. Demek ki armatörlük çocuğun genlerinde varmış.

Büyük Usta gitti dolaptan bir rulo kâğıt çıkardı. Masaya yayıp bize gösterdi. Yiğit bir şeyden anlamadığı için öyle bakıyor. Benim çok mimar arkadaşım olmuştur. Proje çizgisine aşinayım.

“Bu görkemli bina nerede yapılacak?”

Yazının Devamını Oku

Bedri Baykam'ın kulaklarını kepçe gibi yapan büyük aşk!

21 Şubat 2015

Geçenlerde Brigitte Bardot beni cepten aradı. Şaşıracağınızı, Brigitte Bardot ne alaka diyeceğinizi biliyorum. Bu güzel Fransız aktristi teee eskiden tanırım.

Tabii o zamanlar şimdiki gibi değildi. Suratı kırış kırış olup, çamaşır makinasından yeni çıkarılmış nevresime dönmemişti. Bütün dünyayı güzelliği ile çıldırtıyordu. Pablo Picasso ile Bedri Baykam’ın bu güzel kadın için tekme sille dövüştüklerini bilirim.

Pablo ileri yaşına rağmen domuz topu gibiydi, Bedri ise genç bir ressam adayı olarak daha narindi. Bunların ikisi de o vakitler Brigitte Bardot’a asılıyor. Gerçi kız ikisine de yüz vermiyor ama bunlar gayretli.

Cafe Fleur’da karşılaşıyorlar. Pablo buna el kol işareti yapıyor. Bedri Baykam da “Sen önce doğru dürüst kadın resmi çiz ressam eskisi. Çizdiğin bütün kadınlar kamyonla ezilmiş gibi görünüyor. Nedense gözleri hep aynı tarafta” diyor.

Pablo Picasso

Yazının Devamını Oku

Bedri Baykam'ın kulaklarını kepçe gibi yapan büyük aşk!

21 Şubat 2015

Geçenlerde Brigitte Bardot beni cepten aradı. Şaşıracağınızı, Brigitte Bardot ne alaka diyeceğinizi biliyorum. Bu güzel Fransız aktristi teee eskiden tanırım.

Tabii o zamanlar şimdiki gibi değildi. Suratı kırış kırış olup, çamaşır makinasından yeni çıkarılmış nevresime dönmemişti. Bütün dünyayı güzelliği ile çıldırtıyordu. Pablo Picasso ile Bedri Baykam’ın bu güzel kadın için tekme sille dövüştüklerini bilirim.

Pablo ileri yaşına rağmen domuz topu gibiydi, Bedri ise genç bir ressam adayı olarak daha narindi. Bunların ikisi de o vakitler Brigitte Bardot’a asılıyor. Gerçi kız ikisine de yüz vermiyor ama bunlar gayretli.

Cafe Fleur’da karşılaşıyorlar. Pablo buna el kol işareti yapıyor. Bedri Baykam da “Sen önce doğru dürüst kadın resmi çiz ressam eskisi. Çizdiğin bütün kadınlar kamyonla ezilmiş gibi görünüyor. Nedense gözleri hep aynı tarafta” diyor.

Pablo Picasso

Yazının Devamını Oku

Siz istemeseniz de özgürlüklerinizi koruyacağız. Gerekirse döve döve!

ÇOK DUYGUSAL BİR SİYASET ANISI / 19 Şubat 2015

Adım gibi biliyorum. Duygusal bir insan olan liderimizi Gezi olayları tetikledi. Orada kendini bilmez bazı paralelci polislerin, kendi halinde bağırmakta olan vatandaşların gözüne gözüne biber gazı tutması liderimizi sinirlendirdi.

Kamuoyunun önünde bunu belli edemezdi.

Mecburen polise sahip çıkar gibi yaptı ileri geri konuştu. Bu arada kurmaylarına da “Bana öyle bir yasa hazırlayın ki ahalinin özgürlüğü yüzde yüz korunsun” dedi.

Ben bu tarihi talimata tesadüfen tanık oldum.

Liderimiz tarafından iftara davetliydim. Tesadüfe bakın ki iftarın yapıldığı beş yıldızlı otelin balo salonunda tam da onun masasının yanına düşmüşüm. Sağ elimde bıçak, sol elimde çatal, hafiften bateri çalar gibi yapıp, müezzini bekliyorum.

Yazının Devamını Oku

Federasyon Başkanımız, şimşeğimiz, beni az daha ağlatacaktı

13 Şubat2015

Futbol Federasyonu Başkanımız Yıldırım Demirören’in Lig TV tayfasından Şansal Büyüka ile yaptığı konuşmayı izledim. İçimden “Helal olsun!” dedim.

“Zengin çocuğu ama halktan biri gibi konuşuyor.”

Yazının Devamını Oku

Ekonomik mucizenin sırrı "üç çocuk" politikası

05 Şubat 2015

Bu muhalefet yine kudurdu.

Kılıçdaroğlu bir yandan Bahçeli bir yandan milleti fiştikleyip duruyorlar. Amaç, on iki yıl içinde, bin bir fedakârlık ile kurulan bu huzur düzenini bozmak, yerine kaos getirmek.

Bu arada “Kaos” sözcüğüne Google’dan baktım, çok kötü bir şey. Allah kimsenin başına “Kaos gibi dert” vermesin. Hani kişinin mabadında fistül çıktığında, şeyi nasıl acıyla tutuşursa bu ”Kaos” başa geldiğinde beteri yaşanıyor.

Kaos’u 77 milyona çıkan nüfusumuzdan bir örnekle izah edeyim. Kaos, aynı anda 77 milyon insanın mabadında fistül çıkması gibi bir şey oluyor.

Kaos’un merhemi de yok ki sürelim geçsin.

Kılıçdaroğlu’na, Bahçeli’ye, Demirtaş’a sormak isterim. Başımızdaki dünya lideri gitsin de başımıza Kaos mu gelsin? İnsanlar sokaklarda Kaoslu Kaoslu yürüyüp, birbirlerine atarlansınlar mı?

Çarşı karışsın, esnaf birbirine düşsün, sonunda

Yazının Devamını Oku

Lafım muhalefete! Sıkıyorsa gel, bana iftira at!

17 Ocak 2015

Köşe yazarının bir işi de eğri oturup doğru yazmak, yiğidin hakkını yiğide vermektir. Buna sosyoloji biliminde “Şık şık eden nalçadır, niyeti belli eden kalçadır” kuramı derler ki yaratıcısı benim.

Kalça neden önemli? Orası burası oynayan, oturduğu yerde kıvırtandan hayır gelmeyeceğini gösterdiği için.

Kısa bir süre önce “ahlâk imtihanından” geçtik.

Malûm paralel yapı, kabinemizin aslan gibi dört üyesine paralel yapı “Bunlar para yedi, size koklatmadı” iftirası attı.

Evlerini sanki IŞİD hücresiymiş gibi bastırdı. O baskınların birinde eski İçişleri Bakanımızın oğlunun evinde “para sayma makinaları” çıkmasın mı?

O dört makinayı şuursuz basınımıza gösterip

Yazının Devamını Oku

Benim kafada da bir tuhaflık peyda oldu. Orhan Pamuk romanları bende kafa yapıyor.

08 Ocak 2015

Orhan Pamuk’un “Kafamda Bir Tuhaflık” adlı son kitabını bir çırpıda okudum. Kitabı elime Aralık ortası aldım. “Her yemekten sonra birer sayfa okunacak” yöntemiyle bir ayda bitirdim.

Tabii gereksiz ayrıntılarla dolu, gereksiz taramalara yer veren sayfaları atladım. Orhan Pamuk beni bir kez daha haklı çıkardı.

Daha evvelki edebi yazılarımı hatırlayanlar onun Robert Kolej’deki günlerinde nasıl sahip çıktığımı hatırlarlar. Bir keresinde beni okula çağıran Robert Kolej’in müdürü Humphery Bogart bunun işlerini bire bir anlatmıştı. Okulun helasında gizlice nasıl sigara içtiğini, sos sınıflardan tombulca bir kıza pandik atması da dahil, bir sürü umumi adaba aykırı hikâyesini dinlemiştim.

Eğitimde dayaktan yana bir insan olmadığım halde bunu müdürün odasında “eşek sudan gelinceye kadar” dövmüştüm. Dayak atarken yorulduğumuzla kaldık.

***

Yazının Devamını Oku

Ak Saray'ı ben de gezdim, çok sıradan buldum

05 Ocak 2015

Hain oldukları her türlü hainliklerinden belli olan muhaliflerin diline doladığı Ak Saray’a davet edildiğimde doğrusu heyecanlandım.

Asrın mucizelerinden birine tanık olmanın heyecanıydı bu, tıpkı özel mekiğe binip turist olarak aya gitmek gibiydi.

“Memleket büyüğümüzü” nasıl bunaltmışlarsa artık, Ak Saray’ın kapısını herkese açmış. Herkesin gelip bu sarayı görmesini istiyor. Bunu yaparak vatandaşa “Bu sarayı kendim için yaptırmadım, sana yaptırdım. Buranın asıl sahibi sensin” mesajı vermek istiyor.

***

Ak Saray

Yazının Devamını Oku

Burcunuz, 2015'de başınıza bakalım ne işler açacak?

31 Aralık 2014

Yeni yıla girerken “burçlardan haber vermek” adettir.

Bizim insanımız nüfusa kayıtlı olduğu yeri bilmez ama hangi burca bağlıysa onun bütün inceliklerini, enini boyunu, dört köşesini bilir.

Önceleri ben de bu burç işine inanmazdım.

Ancak Susan Miller ile tanıştıktan sonra bu işe biraz merak sardım. Susan da bana çok şey öğretti.

Özel hayatıma dair bazı şeyleri okurla paylaşmakta sakınca görmüyorum. Susan Miller ile dört ay kadar çıkmışlığım vardır. Bir NASA projesine PR danışmanlığı yapmak için gittiğim Amerika’da tanışmıştık.

Kadın nasıl etkilendiyse benden, daha ilk merhabalaştığımız gece kaldığım

Yazının Devamını Oku

Kendi kendime "sosyal sorumluluk" projesi ürettim

30 Aralık 2014

Bir insanın, yaptığı işin dışında başka şeylerle de uğraşması gerektiğine inanan sosyal biriyim.

Sinema filmlerinin müziklerine şarkı sözü yazmak, marketten alınan kuru fasulye paketinden çıkan “beyaz olmayan taneleri” saklamak, ağaç kabuğu biriktirmek, Japon turistlere uzaktan taş atıp saklanmak gibi meraklarım vardır.

Internet sayesinde yeni bir merakım oldu.

Gazetelerin köşe yazılarını tek tek okuyorum. O yazarın köşesine internetten laf yetiştiriyorum.

Köşeci şahıs

Yazının Devamını Oku

Gerçeği açıklıyorum! Turgut Özal'ın naaşı uzayda!

29 Aralık 2014

Hürriyet Sosyal Medya’daki köşemden yazılarımı düzenli olarak okuyan 3 milyon 862 bin takipçime bir müjde vermek isterim.

Bundan böyle bu köşede sık sık “tarihi konulara” yer vereceğim. Daha doğrusu “Tarihi Olayların İçyüzünü” anlatacağım. Amaç hem okuru resmi tarihin içinde sıkışıp kalmaktan kurtarmak hem de Murat Bardakçı gibi, İlter Orbaylı gibi kendilerine “tarihçi süsü” veren kişilerin etki alanından kurtarmaktır.

İlk olarak rahmetli Turgut Özal’ın naaşının uzaya nasıl gittiğini anlatacağım. Tarih sohbetleri bana ve millete hayırlı olsun.

TÜRK SAT FİKRİ BENDEN ÇIKTI

Yazının Devamını Oku

Öldük ama bize vız gelip, tırıs gitti.

28 Aralık 2014

Dünden Özet: Çatal Yürekli yazarınız ameliyata girer. Ona Adana pavyonlarından birinde konsomatris kadın yüzünden kapışıp “süngü harbi” yapan gençlerden birinin kalbi getirilmiştir. Çocuk civanmerttir, yiğittir, yazarımız memnuniyetle kabul eder.

***

Gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm şey

Yazının Devamını Oku

Duyduğum son ses "Unchain My Heart" oldu.

26 Aralık 2014

Dünden Özet: Yazarınıza “Kalbin sıfırlamış, kayış boşa dönüyor” teşhisini koyup “ameliyat” önerirler. Kalp nakli yapılacaktır. Ancak uygun bir kalp bulmak şarttır. Çatal yürekli bir köşe yazarına sıradan insan kalbi önerildiğinde, acaba o yazar ne tepki verecek?

***

Suratının ortasına çaktım tokatı. Gözlüğü bir yana gitti, kravatı bir yana.

“Sen. Sen. Seeen” diye bağırmışım Profesör Dr. Osman Müftüoğlu’na.. “Sen nasıl olur da bana bir İngiliz gencinin kalbini önerirsin?”

Efendim çocuk yirmi üç yaşındaymış, kalbi iyi durumdaymış, trafik kazasında telef olmuş. Bunu bulamayanlar da varmış.

Yazının Devamını Oku

Nasıl kalp nakli ameliyatı oldum?

26 Aralık 2014

Bir süredir yazılarıma ara vermiştim. Keyfimizden değil, sağlık sebepleri yüzünden okurdan ayrı düştüm.

Şahsen nezle olmuşum, grip olmuşum, başım dönmüş, bunları hastalıktan saymam bile. Ancak doktorum Profesör Osman Müftüoğlu beni karşısına alıp da “Durum ciddi” deyince, hasta olduğumu kabul etmek zorunda kaldım.

Kalbim tekliyormuş, son kullanma tarihini çoktan geçirmiş.

“Eğer..” dedi Müftüoğlu. Gözleri doldu, gözyaşını bana belli etmemeye çalışarak sildikten sonra devam etti:

“Eğer kalp nakli için bir done bulamazsak..”

Yazının Devamını Oku

Uluma muhalefet uluma.. Kurban ederim seni soyuma sopuma..

31 Ağustos 2014 / Ankara Notları IV

Eeeeeeyyy! Muhalefet!

Eeeeeeyyy fitne ve şer ocağı. Yemin töreninin icra edildiği gün Meclis’te yaptığınız şey neydi? Koca Meclis Başkanı’nın (*) kafasını nişanlayıp, iç tüzük kitabını atmak marifet miydi?

O kitap Cemil Bey’in yüksek fikirlerle dolu “kutlu kafasına” denk gelse, cilt yeri başında yara açsa, değerli büyüğümüzün pekmezini akıtsa daha mı iyi olurdu?

Kuzey Kore gibi, Katar gibi, Malezya gibi, Papua Yeni Gine gibi dünyanın en önemli devletlerinin temsilcileri oradaydı. Böyle bir kanlı sahneye tanık olduktan sonra kendilerine gelebilirler miydi?

Onlar özür dilemiyor, ben dileyeyim. Ama muhalefet namına değil, duayen bir köşe yazarı olarak insanlık namına, hatta kanun namına

Yazının Devamını Oku

Aşırı sıcaklar, Köşk yolundaki sevgi insanını durduramadı..

30 Ağustos 2014 / Ankara Notları III

O güzel sevgi insanını seyrederken inanır mısınız ağladım.

Bindiği limuzin, gayet ağır bir tempoda Çankaya’ya doğru tırmanıyordu. Partimizin gözbebeklerinden Melih Gökçek’in belediye otobüsleri ile Keçiören, Etlik, Mamak çevresinden getirdiği “vatanına milletine bağlı vatandaşlar” yolun iki tarafına dizilmişti.

Limuzini gören “Bizim orası seninle gurur duyuyor” diye bağırıyordu.

“Sizin orası batsın!”

Bu da yeni moda oldu. Eskiden “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye bağırılırdı. Şimdi herkes kendi ilçesini, mahallesini, kafasına göre cümlenin başına kondurup öyle bağırıyor.

Bala, Güdül, Mamak benim o güzel sevgi insanımla ayrı ayrı gurur duysa ne olacak, duymasa ne olacak? Sen bana Türkiye namına bağır da o zaman gözlerim yaşarsın.

Yazının Devamını Oku

Başkent’teki tarihi kongrenin yıldızları..

28 Ağustos 2014 / Ankara Notları II

Beyler! Tarafsız bir yazar, daha da ilerisi, Türkiye’deki köşe yazarlarının tarafsız duayeni olarak bir gerçeğin altını çizeyim.

“Çiy yumurta soyulmaz. Bizim partide yıldız sayılmaz.”

Herkes kendi başına bir yıldızdır ancak Kongre ortamı eğer bir yarışmaysa, onun da kendi içinde diğerlerinden daha fazla parlayan yıldızları vardır.

Ben önceliği, liderimizin “O güzel sevgi insanının” Özel Kalem Müdür Yardımcısı ve danışmanı Yusuf Yerkel beyefendiye veriyorum.

Kongreyi dört dörtlük düzenleyen, hiçbir delegeyi aç ve açıkta bırakmayan

Yazının Devamını Oku