ABD ile İsrail’in İran’a müşterek operasyonlar başlatmasından bu yana, gözler İran’ın müttefiki Çin’e döndü. Batı’daki ana akım medya, iki ülkenin arasındaki ilişkilere dikkat çekerek, Çin’in İran’ı yalnız bıraktığını iddia ediyor.
O sırada Asya’nın doğusunda ise dikkat çeken bir gelişme yaşandı. AFP’nin hafta başında geçtiği habere göre, Tayvan, ada çevresinde son 10 günde sadece bir Çin askeri uçağı faaliyetinin saptandığını açıkladı. Çin, Tayvan’ı kendi topraklarının bir parçası olarak kabul ediyor ve son yıllarda ada çevresindeki savaş uçağı ve savaş gemisi varlıklarıyla Tayvan üzerindeki askeri baskısını arttırıyor.
AFP’nin Tayvan’daki makamlardan elde ettiği verilere göre, 28 Şubat’tan sonraki 10 gün içinde 24 saatlik periyodda sadece iki Çin uçağı saptandı. Bu sayı geçen sene yılın aynı döneminde 86 idi. Uzmanlar, sayılardaki bu çarpıcı düşüşün nedeni olarak, Çin’in başkenti Pekin’de her yıl Mart ayında yapılan ve “İki Toplantı” olarak bilinen yasama ve danışma organlarının oturumlarına işaret ediyor. Ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump’ın ay sonunda Pekin’e düzenleyeceği resmi ziyaret ve Orta Doğu’daki çatışmalar, Çin’in Tayvan çevresindeki askeri hareketliliğinin düşüşünün bir nedeni olarak yorumlanıyor.
Çin geçen yıl Aralık'ta Tayvan'ın etrafını kuşatan bir tatbikat yapmıştı. Fotoğraf: AA
Xi Jinping-Donald Trump görüşmesinde masaya gelmesi muhtemel konulardan biri, Çin’in İran başta olmak üzere Orta Doğu’daki yatırımlarının durumu. New York Times’ta yer alan habere göre, Orta Doğu’da giderek genişleyen çatışmalar ve petrol fiyatlarındaki artış, Çin’in bölgedeki milyarlarca dolarlık yatırımlarını tehlikeye atıyor.
Peki bölgede tırmanan gerilim Çin’in yatırımlarını nasıl etkiliyor? Ya da soruyu bir başka açıdan tekrar soralım: ABD, İran’a başlattığı savaşla genelde uluslararası çatışmaların dışında kalan Çin’i çatışmaların içine mi çekmeye çalışıyor? Bu sorunun cevabına geçmeden önce, Çin’in Orta Doğu’daki yatırımlarına bir değinelim…
YATIRIMLARI 89 MİLYAR DOLARA ULAŞTI
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, “Yeni savaşlar olmayacak” mesajı ile yürüttüğü seçim kampanyasının ardından 2024’te başkanlığı ikinci kez kazandı. Beyaz Saray’daki ikinci yılının açılışını ise Venezuela’ya müdahale ve İsrail ile birlikte İran’a karşı başlattığı savaşla yaptı. İran savaşı, halihazırda vatandaşların kutuplaştığı ABD’de bir ayrışma noktası daha yarattı. İran savaşının ilk günlerinde yapılan anketler, halk nezdinde bir ayrışmaya işaret ediyor. Üstüne Trump’ın savaşın gidişatı ile ilgili tutarsız açıklamaları da hem piyasalarda hem bireylerde kafaların karışmasına neden oluyor. Peki İran savaşı ABD’de sıradan vatandaşı ne kadar ilgilendiriyor? Amerikalılar savaşa nasıl bakıyor?
ABD ile İsrail’in İran’a yönelik 28 Şubat’ta başlattığı ve kısa sürede bölgeye yayılan savaş devam ediyor. İran, dünya petrol sevkiyatının yaklaşık yüzde 20'sinin gerçekleştiği Hürmüz Boğazı’nı kapattı. Savaşın başından bu yana Amerikan halkının tutumuyla ilgili değerlendirmelerde genellikle “Amerikalılar petrolün galon fiyatına bakar” yorumu yapılıyor.
Küresel piyasalarda Brent petrolün varil fiyatı 9 Mart’ta yaşadığı sert düşüşün ardından yeniden 90 doların üzerine çıktı. ABD Başkanı Donald Trump'ın Hürmüz Boğazı ve İran'a yönelik "20 kat daha sert karşılık" uyarıları da petrol fiyatlarında jeopolitik risk primini zirveye taşıdı.
Pazartesi günü Los Angeles'ta hizmet vermeyen bir petrol istasyonundan görüntü, AP
Diğer yandan, ABD’de pek çok basın kuruluşu ve araştırma şirketi, savaşın ilk günlerinde yaptıkları anketlerle Amerikan halkının İran’a müdahaleyi nasıl karşıladığına dair bir çerçeve çizdi. Üç önemli anket gösteriyor ki ABD’de çoğunluk İran’a askeri operasyonu desteklemiyor.
CNN International’ın araştırmasına göre, Amerikalıların yüzde 60’ı saldırıları onaylamıyor. Ipsos ve Washington Post tarafından yapılan anketlerde de sonuçlar benzer. Üç ankette de Cumhuriyetçiler her ne kadar ABD’nin sınır ötesi savaşlardan geri çekilmesi gerektiğini düşünse de genel anlamda destekleyici bir tutum sergiliyor. Amerikalıların yüzde 56’sına göre Trump, ABD’nin çıkarlarını geliştirme konusunda askeri gücü kullanmaya fazla hevesli. CNN’in anketinde ayrıca katılımcıların yüzde 29’u söz konusu gelişmelerle çok da ilgilenmediğini söylüyor.
Hasan Kalyoncu Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Murat Aslan, Hürriyet.com.tr’ye yaptığı değerlendirmede,
Amerikan medyası son günlerde, İran’ın batısındaki silahlı Kürt grupların molla rejimine karşı kullanılacağı haberleriyle kaynıyor. NBC’de yer alan haberde, Trump’ın Pazar günü, yani Destansı Öfke operasyonu başlatıldıktan sadece bir gün sonra Irak'taki Kürt liderlerle görüştüğü belirtildi.
Haberde, Trump’ın Irak’taki Kürt liderlerle hem Irak'taki hem de İran'daki Kürtleri silahlandırma olasılığını ele aldığı ve Tahran'daki rejimi devirmek için muhalif güçleri kullanma ihtimalini değerlendirdiği bilgisi yer aldı. İran’a 28 Şubat’ta başlatılan hava saldırılarında Tahran üzerindeki baskıyı arttırmanın yollarını arayan Washington’un bu görüşmelerde, İran’daki rejimi devirmek için Kürt ayrılıkçı grupları kullanma olasılığının test edilmesi meselesini masaya yatırdığı belirtiliyor.
Wall Street Journal’da konuyla ilgili çıkan haberde, bir kara savaşı olacaksa ilk kurşunun İran’da Kürtlerin yoğunlukla bulunduğu bölgede atılacağı ve bölgedeki örgütlerin militanlarının Tahran’da yönetimi ele geçirmek için hazırlandığı yazdı. Haberde, muhtemel bir Kürt ayaklanmasının, çoğunlukla havadan yürütülen savaşta bir dönüm noktası olabileceği ve İran İslam Cumhuriyeti'ni aşağıdan devirebilecek daha geniş çaplı bir halk ayaklanmasının yolunu açabileceği kaydedildi.
Trump, olası bir kara harekâtında Amerikan ya da İsrailli askerleri sahaya göndermek yerine, ABD silahlarıyla desteklenen ve İran Kürtlerinden oluşturulan bir vekil gücü tercih ettiğini belirtti. Diğer yandan, Telegraph’da Amerikan ve İsrailli yetkililerin kara harekatının Perşembe günü başladığı ancak İranlı ve Kuzey Iraklı yetkililerin bu iddiaları reddettiği de kaydedildi. İsrailli bir yetkili, “Savaş, eylemsel aşama olarak ABD ve İsrail orduları tarafından başlatıldı ama ilerledikçe Mossad ve CIA tarafından başka çabalar olacak” derken ABD’li bir yetkili ise İranlı Kürt gruplarının kullanılması fikrinin ilk olarak Netanyahu ve Mossad’dan geldiğini, CIA’in daha sonra dahil olduğunu söyledi. New York Times’ın haberine göre ise CIA, Kürt gruplara hafif silahlar temin etti.
Washington Post’un Kuzey Irak’taki üst düzey bir yetkiliye dayandırdığı haberine göre, Beyaz Saray, Kuzey Irak yönetiminden yolu açmasını, geçişe engel olmamasını ve lojistik destek sağlamasını istedi.
ABD ile İsrail’in İran’a başlattığı savaş, gözlerin bir de Ukrayna-Rusya tarafına dönmesine neden oldu. Çünkü kuzeyde dört senedir süren savaşta, Ukrayna’nın en büyük destekçisi Avrupa oldu. Fakat gelinen noktada, İran çevresindeki ABD müttefiki Körfez ülkelerinde füze savunma sistemlerine duyulan ihtiyacın artması, Ukrayna’yı zor durumda bırakacak gibi duruyor.
ABD yapımı Patriot sisteminin üretimindeki kısıtlılık, İran harekâtından önce bile Ukrayna’nın rezervlerini tüketmiş ve ABD’nin Avrupalı müttefiklerini yıllar sürecek bir bekleme listesine sokmuştu. Bu eksiklikler, Rusya’nın Ukrayna’nın hava savunmasındaki boşluklardan yararlanmasına ve elektrik altyapısına zarar vermesine neden oldu.
ABD ve Körfez ülkeleri, İran’dan atılan füze ve İHA saldırılarını püskürtmek için savaşın ilk günlerinde yüzlerce önleyici füze ateşledi. Körfez ülkelerinin yoğun saldırı karşısında yalnızca birkaç günlük önleyici füze stokuna sahip olduğu tahmin ediliyor; bu da Washington’ı Hint-Pasifik ve diğer bölgelerden stok çekmek zorunda bırakabilir.
ABD’li silah üreticisi Lockheed Martin’in en gelişmiş önleyici füzesi PAC-3’ün geçen yıl toplam üretimi 600’ün biraz üzerindeydi. Uzmanlar, sadece bir balistik füzeyi etkisizleştirmek için genelde iki Patriot füzesi gerektiğini dile getirmekte. Hatta ilk ikisi etkisiz olursa çoğunlukla üçüncü de ateşleniyor. Milyonlarca dolara üretilen tek bir Patriot’un ise üretimi hem ABD’den hem de İspanya’dan gelen parçalarla yapılıyor ve aylar sürebiliyor, o nedenle üretim sınırlı.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Pazartesi günü basın mensuplarına yaptığı açıklamada, önleyici füzelerle ilgili “Bizim için hayati önem taşıyor” dedi. Zelenskiy, Ukrayna’nın silah tedarikini finanse eden Avrupalı ortaklarıyla temasa geçerek, İran çatışmalarının teslimatı etkileyip etkilemeyeceğini görüştüğünü belirtti. Ukrayna Hava Kuvvetleri Komutanı Yardımcısı Pavlo Yelizarov da ülkesi için en büyük tehdidi Rusya’nın balistik füze saldırılarının oluşturduğunu ve tek çözümün ise Patriot sistemi olduğunu kaydetti. Ukrayna ve Batı istihbaratına göre, Rusya ayda yaklaşık 80 balistik füze üretebilecek kapasiteye çıktı.
Ukrayna Hava Kuvvetleri, yalnızca Rus balistik füze saldırılarıyla aynı düzeyde ilerleyebilmek için ayda en az 60 PAC-3 önleyici füzeye ihtiyaç duyduklarını öngörüyor. Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius geçtiğimiz ay, Ukraynalı mevkidaşı Mykhailo Fedorov’un yoğun çağrısının ardından söz konusu ihtiyacın karşılanması için Avrupalı NATO ülkelerine füze bağışlama çağrısı yaptı. Sadece Almanya, beş tane bağışlamayı taahhüt etti.
MOSKOVA ŞAHİD DRONU ÜRETİYOR
İran ve Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail arasındaki tansiyon yükseldikçe çatışmalar bölgedeki diğer ülkelere de sıçrıyor. İran’ın Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ile Bahreyn dahil olmak üzere Körfez ülkelerindeki Amerikan üslerine saldırmasının ardından İsrail de Lübnan’a harekât başlattı.
İran lideri Hamaney’in öldürülmesinden ötürü önceki gece İsrail’e roket atan Lübnan Hizbullahı’na karşılık başlatılan harekât, savaşın Lübnan topraklarına da taşınmasıyla sonuçlandı. Bölgede artan gerginlik, gözlerin ABD’nin Avrupa’daki müttefiklerine dönmesine neden oldu. Özellikle İngiltere, Almanya ve Fransa’nın tutumu ciddi merak konusu.
İngiltere, ABD’ye bölgedeki askeri üslerini kullanma izni verdi. Almanya, savaşa girme niyetleri olmadığını belirtti ama ABD ve İsrail’in arkasında olduklarını açıkladı. Fransa, Doğu Akdeniz’e uçak gemisi gönderdi. Yunanistan'ın, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne (GKRY) 2 fırkateyn ve 2 savaş uçağı göndereceği bildirildi. Bölge kaynıyor, peki Avrupa bu savaşta tam olarak nasıl bir pozisyon alıyor?
İSRAİLLİ YETKİLİDEN ‘TUHAF’ ALMANYA PAYLAŞIMI
Eski İsrail Hükümeti Sözcüsü Eylon Levy, X’ten yaptığı paylaşımda İsrail Askeri Radyosu’na dayandırdığı iddiaları dile getirdi. Levy, “İran’ın her yere füze fırlatmayı sonlandırmaması halinde Almanya’nın savaşa katılmayı ciddi şekilde değerlendirdiğini” ileri sürerek, Almanya silahlı kuvvetleri Bundeswehr’ın halihazırda ABD ile muhtemel bir ortak operasyona katılmayı planladığını iddia etti. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ise, bu iddiaları reddederek ülkesinin savaşa katılmak gibi bir niyeti olmadığını açıkladı.
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise, ABD Başkanı Donald Trump ile önceden planlanan görüşmeye katılmak üzere dün Washington’a gitti. Ancak Merz önceki gün yaptığı açıklamada, ABD ve İsrail’in arkasında duracaklarını belirterek, İran’ın Körfez ülkelerindeki ABD üslerine ve İsrail’e düzenlediği saldırıları kınamıştı. Merz ayrıca, ülkesinin, İsrail ve ABD’nin ilk saldırıyla ilgili bir ikilemde kaldığını da vurguladı ve Alman hükümetinin “Birçok İranlının molla rejiminin sona ermesinden ötürü yaşadığı rahatlığı paylaştığını” dile getirdi.
ABD ile İsrail’in İran’a savaş başlatmasıyla bölge bir anda barut fıçısına döndü. Savaşın üçüncü gününde çatışmalar Lübnan’a da sıçradı. İran'ın başkenti Tahran ile Kerec’ten gece saatlerinde patlama seslerinin geldiği bildirilirken, İsrail aynı saatlerde Lübnan'ı hedef aldı. Hizbullah'ın, İran’ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesine misilleme olarak düzenlediği saldırıların ardından İsrail güçleri de Lübnan’a karşı saldırıya geçti.
İsrail Savunma Kuvvetleri IDF, bu sabah da Lübnan'ın güneyi ve Bekaa Vadisi'nde 50'den fazla köy ve beldeye saldırı tehdidinde bulunarak, bölge sakinlerine evlerini terk etme çağrısı yaptı. İsrail’in saldırı tehdidinin ardından bölgeden binlerce kişi Lübnan’ın kuzeyine doğru göç etmeye başladı.
İsrail ordusundan yapılan açıklamada ise, Hizbullah lideri Naim Kasım’ın Beyrut’ta öldürüldüğü ileri sürüldü. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz da X hesabından yaptığı paylaşımda, İran destekli Hizbullah’ın liderinin “yok etmek için işaretlenen hedef olduğunu” söyledi.
IDF, Beyrut’ta Hizbullah’ın üst düzey yöneticilerine ve ayrıca Lübnan'ın güneyinde bulunan örgütün "merkezi" bir ismine yönelik saldırılar düzenlediğini açıkladı. Saldırılarda hayatını kaybedenlerin kimlikleri henüz doğrulanmadı ancak en az 31 kişinin öldüğü biliniyor.
Beyrut'ta Hizbullah'ın güçlü olduğu iddia edilen Dahiye bölgesinden dumanlar yükseldiği görüldü. Fotoğraf: AP
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, ordunun Hizbullah’a yönelik “saldırı harekâtı” başlattığını ve operasyonun birkaç gün sürebileceğini açıkladı. Zamir, saldırıyla ilgili açıklamasında şunları söyledi:
“Hizbullah’a bir saldırı harekâtı başlattık. Artık saldırıya geçiyoruz. Birkaç gün veya daha uzun sürecek bir çatışmaya hazırlanmamız gerek. Güçlü bir savunma ve devamlı saldırı hazırlığına ihtiyacımız var.”
Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail ile birlikte İran’a düzenlediği saldırılar, hem İran’da hem bölgede dengeleri altüst etti. İran’ın lideri Ayetullah Hamaney’in İsrail’in düzenlediği bombardımanda hayatını kaybetmesi ise İran’daki rejimin geleceği başta olmak üzere birçok soru işareti doğurdu.
ABD’nin son 20 yıldır dünyanın çeşitli noktalarında rejimlere müdahale ettiği herkesin malumu. Bu müdahalelerin en barizi 2003’te Irak yönetimine ve geçen ay Venezuela’da Maduro yönetimine düzenlenen operasyonlar. Tarihçilere ve uluslararası ilişkiler uzmanlarına göre, Trump’ın İran’a müdahalesi diğer rejim devirme stratejilerinden farklılık gösteriyor. Peki nasıl?
İran ile yürütülen nükleer müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması, ABD-İran ilişkilerinde tansiyonun iyice yükselmesine neden olmuştu. Haftalardır İran’a operasyon sinyali veren Trump yönetimi, ABD’nin Körfez Savaşı’ndan bu yana en büyük yığınağını başlattı ve donanmasının yüzde 41’ini Orta Doğu’ya getirdi. Artan tansiyon önceki gün İran’a başlatılan bombardımanla bir savaşa dönüştü.
İran halkına da seslenen ABD Başkanı, “Bu, İran halkının ülkesini geri alması için tek ve en büyük şanstır” yorumunda bulundu. İran Devrim Muhafızları Ordusu'nun ve diğer güvenlik güçlerinin çoğunun “artık savaşmak istemediğini” savunan Trump, "Şimdi dokunulmazlık elde edebilirler, ama sonra onları sadece ölüm bekliyor" mesajını paylaştı.
Hamaney'in öldürülmesinin ardından Tahran'da düzenlenen gösterilerden bir görüntü. Fotoğraf: AP
Tarihçilere göre, ABD’nin İran’a düzenlediği saldırılar ve İran halkına açıktan yaptığı ayaklanma çağrıları, ABD’nin Irak ve Venezuale’da yönetime uyguladığı baskı yaklaşımlarından farklı.
Geçtiğimiz günlerde X’te yapılan bir paylaşım pek çoğumuzu şaşırttı çünkü paylaşımda Melis isminin bir dönem yasak olduğu yazıyordu. Bugün ülke genelinde 34 bin 909 kişinin taşıdığı bu ismin, bundan yalnızca 35-40 yıl önce yasaklı olduğunu ise neredeyse kimse hatırlamıyor.
Biz de Türkiye’nin ilk Melislerinden biriyle, ismini kullanma hakkı edininceye kadar nüfus cüzdanı çıkarılmayan Melis Binay ile konuştuk, ona ailesinin bu süreçte yaşadıklarını ve ismiyle kurduğu bağı sorduk…
Önce konunun kısa bir özetini geçelim. Jale ve Özgen Binay çifti, 8 Mart 1987’de dünyaya gelen kızlarının nüfus cüzdanını çıkartmak için doğumdan hemen sonra Kadıköy Nüfus Müdürlüğü’ne başvurdu.
Burada kızlarına Melis ismini koymak istediğini beyan eden baba Özgen Binay’a bu ismin “yasak olduğu” söylendi. Gerekçe ise “isim ambargosuydu”. Çünkü isim Latince kökenliydi ve bu da onu isim ambargosuna sokuyordu. Aileye kızlarına bu ismi veremeyecekleri iletildi ancak hikâye tam da bu noktada başladı.