Türkiye son iki günde iki okul saldırısıyla sarsıldı. İlk saldırı önceki gün Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde meydana geldi. Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde pompalı tüfekle meydana gelen saldırıyı okulun eski öğrencisi gerçekleştirdi. Tam da “Çok şükür Siverek’teki saldırıda hiç can kaybı yaşanmadı” derken, acı haber Kahramanmaraş’tan geldi. Onikişubat ilçesinde Ayşel Çalık Ortaokulu’nda, 8’inci sınıf öğrencisi İsa Aras Mersinli tarafından dün gerçekleştirilen saldırıda 9 kişi hayatını kaybetti, 6’sı ağır 13 kişi yaralandı. İki olayda da saldırganlar kendi yaşamlarına son verdi.
Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer olayın hemen ardından yaptığı açıklamada, saldırganın olayın gerçekleştiği okulda eğitim gördüğünü belirterek, “Babası eski emniyetçi. Onun silahlarını aldığını tahmin ediyoruz. 5 silah, 7 şarjörle gelmiş” açıklamasını yaptı.
Önce Şanlıurfa, sonra Kahramanmaraş’ta meydana gelen bu saldırıların ardından akıllara, “Henüz çocuk yaştaki saldırganlar bu silahlara nereden ulaşıyor?” sorusu geldi.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi ve bilişim teknolojileri uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık çocukların ateşli silahlara erişimi ile ilgili yaptığı açıklamada, özellikle Telegram gibi denetimi zor platformlarda kurulan grupların, bugün çok ciddi bir risk alanına dönüştüğünü dile getirdi. “Bu gruplarda sadece zararlı içerikler değil, aynı zamanda yasa dışı faaliyetlere dair yönlendirmeler de yapılabiliyor” diyen Kırık, sözlerine şöyle devam etti:
“Çocuklar, neyin suç neyin risk olduğunu fark etmeden bu yapıların içine çekilebiliyor. Bazı durumlarda ise bu platformlar üzerinden silah ve benzeri tehlikeli araçlara erişim sağlanması, işin boyutunu çok daha vahim hale getiriyor. Özellikle silah satışı için Telegram adeta bulunmaz bir nimet oldu.”
Kırık, resmi operasyon verileri ve sivil toplum raporlarına göre, Türkiye’de ruhsatsız silahlanmanın korkutucu boyuta ulaştığına dikkat çekerek, “Saha araştırmaları ve uzman görüşleri, toplumdaki her 10 silahtan yaklaşık 9’unun ruhsatsız olduğunu ve 2025 yılı verilerine göre bir yıl içinde 110 binden fazla yasa dışı silahın ele geçirildiğini gösteriyor” ifadesine yer verdi.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullara kadar sirayet eden silahlı şiddet olaylarının, bireysel silahlanma yaşının dijital platformlar aracılığıyla düştüğünü kanıtladığını vurgulayan Kırık, her yıl ortalama 3 binin üzerinde silahlı şiddet vakası yaşanmasının ve bu olaylarda binlerce insanın hayatını kaybetmesinin, denetimsiz silahlara erişimin artık bir halk sağlığı ve milli güvenlik sorununa dönüştüğünü açıkça ortaya koyduğunu kaydetti.
ABD Başkanı Donald Trump, “savaşları bitireceğim” vaadiyle seçilmesinin ardından 2026’yı Venezuela’ya operasyon ve İran’a savaşla açtı. Gelinen noktada ABD ile İsrail’in İran’a başlattığı müşterek savaşın kapsamı ve etkisi öyle arttı ki savaş neredeyse küresel siyasetin tek konu başlığı haline geldi.
ABD’nin hiçbir müttefikine danışmadan, İsrail’le birlikte 28 Şubat’ta İran’a savaş açmasının ardından 8 Nisan’da geçici ateşkes sağlandı. Böylece Amerikan ve İranlı heyetler 11 Nisan’da İslamabad’da kalıcı ateşkesi görüşmek için bir araya geldi. Fakat 21 saat süren müzakerelerde düğümler çözülemedi.
Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ticaretinin gelecekte nasıl yönetileceğinden, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarına ve İran’ın nükleer programı ve uranyum stoklarına kadar çok kapsamlı ve çözülmesi zor meseleler görüşmelerde masaya yatırıldı. Ancak ABD-İran müzakereleri en çok, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in görüşme sırasında 12 kez Donald Trump’ı, bir kez de Binyamin Netanyahu’yu aramasıyla gündeme geldi.
İRAN SAVAŞ TAZMİNATI İSTİYOR
Tahran yönetimi, ateşkesin ilan edildiği 8 Nisan’da, müzakerelerde görüşülecek 10 madde arasında "İran'a verilen zararların hesaplanıp tamamen tazmin edilmesi" şartının da yer aldığını duyurmuştu. Şimdi İran Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani ise, ABD-İsrail saldırılarından kaynaklanan savaş tazminatının ilk tahminlere göre 270 milyar dolar civarında olduğunu açıkladı.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf (solda) ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, İslamabad'da. Fotoğraf: AP
Sözcü, savaş tazminatının ilk belirlemelere göre yalın haliyle 270 milyar dolar civarında olduğunu, kesin rakamın ilgili makamlar tarafından açıklanmasıyla netleşeceğini ifade etti.
İnternet alışverişi, hız, çeşitlilik ve erişim kolaylığı sayesinde her geçen gün daha fazla tercih ediliyor. Bu sistemin temelinde ise satıcı ile tüketici arasındaki güven ilişkisi bulunuyor. Tüketici, ödemeyi önceden yaparak satın aldığı ürünün kendisine vaat edildiği şekilde ulaşacağını varsayıyor. Bu vaatlerin başında da çoğu zaman “ücretsiz kargo” geliyor.
Ancak son dönemde bu vaadin ihlal edildiğine yönelik iddialar dile getiriliyor. Ürünü ücretsiz kargo seçeneğiyle satın alan bazı tüketicilerden, teslimat sırasında ek ücret talep edildiği ifade ediliyor. Tüketici Konfederasyonu Başkanı Aydın Ağaoğlu, bu durumun nasıl karşılanması gerektiğini hürriyet.com.tr’ye değerlendirdi.
‘ASLA ÖDENMEMELİ’
İnternetten hevesle alışveriş yaptınız ve günlerdir kargonuzun gelmesini bekliyorsunuz. Nihayet kargocu kapınızı çaldı ve teslimat koduyla birlikte sizden kargo bedeli talep etti. Halbuki alışveriş yaptığınız satıcı ürünü “ücretsiz kargo” ibaresiyle satmıştı. Aydın Ağaoğlu, böyle bir durumda kesinlikle ödeme yapılmaması gerektiğini vurguluyor:
“Tüketici asla ödemeyip, o kargo firması hakkında hem satıcıya hem Ulaştırma Bakanlığı’na şikayette bulunmalı.”
Buna karşılık, tüketici ürünü geri göndermek istemiyorsa ve acil ihtiyacı varsa farklı bir yol izlenebilir. Bu durumda ödemenin mutlaka belgelendirilmesi gerekiyor. Ağaoğlu, bu senaryoda izlenecek yolu ise şöyle anlatıyor:
“Tüketici, kargo bedelini ödedikten sonra, makbuz alıp, ödediğini belgeleyerek bedeli satıcıdan talep edebilir. Satıcının ödememesi halinde de Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurarak ödediği bedeli geri alabilir. Çünkü bu noktada müşterinin muhatabı satıcıdır, kargo firması değil; o nedenle parasını satıcı firmadan istemeli.”
İsrail meclisi Knesset’ten hafta başında gelen haberler ve görüntüler büyük tepki çekti. Knesset’te, işgal altındaki Batı Şeria’da ölümle sonuçlanan terör saldırılarına karışan Filistinliler için idam cezasını öngören tartışmalı yasa onaylandı. Yasanın geçmesinin ardından aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve destekçileri, mecliste şampanyayla kutlama yaptı. Ayrıca yasayı destekleyen milletvekilleri, meclise yakalarında “urgan rozetiyle” geldi.
Uluslararası hukuka aykırı olarak ifade edilen yasa, İsrail askeri mahkemelerinin “terör eylemi” olarak kabul ettiği ölümlü saldırıları düzenlemekten hüküm giyen Filistinlilerin 90 gün içinde asılarak idam edilmesini öngörüyor ve bu süre en fazla 180 güne kadar ertelenebilecek. Yasa, Filistinliler arasında tedirginlik yaratırken, küresel çapta da kınanıyor. Uluslararası çevreler, yasayla İsrail’in “apartheid sisteminin” pekiştiğini dile getiriyor.
Peki, İsrail “Filistinlilere özel” bu idam cezasını meclisinden nasıl geçirdi? Düzenleme yasal mı? Bu soruların cevabına geçmeden önce tepkilere ve yasanın oylanmasına kısaca değinelim.
BM VE İNSAN HAKLARI ÖRGÜTLERİ TEPKİLİ
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir meclise urgan rozetiyle geldi. Fotoğraf: AP
İsrail’deki Yahudi vatandaşları kapsamayan bu yasa, ülkedeki aşırı sağcılar arasında sevinçle karşılandı ancak gerek Avrupa’dan gerekse insan hakları örgütlerinden yasaya karşı tepki büyük…
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk de dahil olmak üzere, yasa düzenlemesini eleştirenler, yeni yasayı ayrımcı olarak nitelendiriyor. Türk ayrıca, uygulamanın “savaş suçu anlamına geldiğini” dile getirdi.
ABD’nin İsrail ile İran’a başlattığı müşterek operasyonda bir ay geride kaldı. Savaşın ilk günlerinde çıkan haberlerde bu adımın bölgedeki bütün dengeleri değiştirdiği/değiştireceği konuşulmuştu. Hatta ABD’nin İran çevresindeki müttefiklerinde füze savunma sistemlerine duyulan ihtiyacın artmasının, Ukrayna’yı zor durumda bırakacağı gündeme gelmişti.
Ukrayna savunmasında özellikle öne çıkan Patriot sistemlerinin kısıtlı olması ve Körfez ülkelerine nakledilmesi Ukrayna’nın Rusya karşısında elini zayıflatmıştı. Fakat savaşın uzamasıyla dengelerin değişeceği yönündeki soru işaretleri bölgeden taştı ve Asya’nın doğusuna uzandı.
Tokyo’dan Manila’ya, Taipei’den Seul’e yetkililer, yükselen petrol fiyatlarının ve doğal gaz tedarikinin ekonomilerini halihazırda zora sokmasından endişe ediyor. Fakat bölgedeki en büyük endişe kaynağı ekonomik değil… ABD’nin Asya Pasifik’teki müttefiklerinde güvenlik stratejileri konusunda da bir endişe hâkim. Söz konusu ülkeler, savaşın askeri varlığı ve taktiksel odağı Asya Pasifik ve Çin’den uzaklaştırdığı konusunda uyarıyor. Yani ABD’nin Asya’daki müttefikleri Orta Doğu’daki savaşın uzamasından endişe duyuyor.
ABD ve İsrail’in İran savaşının ilk dört gününde, tarihte görülen en yoğun hava saldırısına şahit olduk. ABD, milyarlarca dolarlık maliyetle bölgeye sadece 96 saatte 5 binden fazla mühimmat konuşlandırdı. Savaşın 16’ıncı gününde ise bu sayı iki kattan fazla yükselerek 11 bine çıktı.
Fotoğraf: ABD Deniz Piyade Teşkilatı
Orta Doğu’da kapasitesi zorlanan ABD, odağını Güneydoğu Asya’daki varlıklarını yönlendirdi. ABD, son yıllarda askeri kapasitesini artıran Çin ve Kuzey Kore karşısında önlem almak ve koruma sağlamak amacıyla Asya Pasifik’e askeri varlıklarını yerleştirmişti. Ancak ABD İsrail ile birlikte İran’a açtığı savaşla, Güney Kore’de konuşlu THAAD füze savunma sistemine ait füzeleri ve önleyicileri Orta Doğu’ya nakletti. Japonya’da görev yapan hızlı müdahale deniz piyadesi birliğinden de 2 bin 500 deniz piyadesi yine Körfez’e sevk edildi.
Yüz milyonlarca Apple kullanıcısının telefonuna sızıp, kişisel bilgileri çalabilecek güçlü bir casus yazılım tespit edildi. Araştırmacılar, siber suç çetelerinin iPhone’ları hack’lemek için eskiden ağırlıklı olarak casuslar ve kolluk kuvvetleri tarafından kullanılan casus yazılım araçlarını kullandığını ortaya koydu. Olay önemli, çünkü artık bütün iPhone kullanıcıları, kişisel mesajları, fotoğrafları, notları ve takvim verilerini ele geçiren istilacı kötü yazılımların hedefi olabilir.
Google, mobil güvenlik firması iVerify ve siber güvenlik şirketi Lookout’tan araştırmacılar, iPhone’un güvenlik açıklarını kullanan iki girişim tespit etti.
Google araştırmacıları bu ayın başlarında, aslen Amerika’da ismi açıklanmayan bir hükümet müşterisi için geliştirilen ama Çinli siber suç çetelerinin eline geçen Coruna isimli gelişmiş bir iPhone hackleme aracı tespit ettiğini açıkladı. Basında çıkan ilgili haberlere göre, casus yazılım, savunma teknolojileri şirketi L3Harris tarafından ABD hükümeti için tasarlandı.
Hacker’lar, Coruna’yı Çince olarak hazırlanan sahte kripto ve finans platformlarına yerleştirerek, bu siteleri ziyaret eden savunmasız iPhone’lara bu casus yazılımı bulaştırdı. Siber saldırganlar söz konusu işlemi, kullanıcıların bir şeye tıklaması ya da bir dosya indirmesi gerektirmeden gerçekleştirdi.
Araştırmacılar geçtiğimiz günlerde de aynı server’da DarkSword isimli başka bir iPhone hack aracı keşfettiklerini kaydetti. DarkSword, “su birikintisi saldırılarının” bir parçası olarak, Ukraynalı haber ve hükümet siteleri dahil olmak üzere belirli siteleri ziyaret eden kullanıcıların iPhone’nuna kolayca bulaşabiliyor. Rusya merkezli bir hacker grubuyla bağlantılı olduğu belirlenen DarkSword’un hükümet birimleriyle ya da siber suç çeteleriyle ilişkili olup olmadığı ise henüz belli değil.
iVerify’dan edinilen bilgiye göre, DarkSword bir cihaza girdiğinde, iMessage ile WhatsApp ve Telegram’daki mesajlara, konum verisine, telefon rehberine, arama geçmişine, WiFi konfigürasyonlarına, tarayıcı geçmişine ve çerezlere ulaşabiliyor.
Her ne kadar DarkSword, Ukraynalı web siteleri ziyaret eden kullanıcıları hedef alsa da Lookout araştırmacıları, casus yazılımın geliştiricilerinin, sunucudaki temel JavaScript kodunu gizlemediğini,
Dünya unutulmayacak günlerden geçiyor. ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı müşterek operasyon 3’üncü haftasına Trump’ın Avrupa ülkelerini NATO’nun geleceği konusunda tehdit etmesiyle başladı. Hürmüz’deki gemi trafiğini teminat altına alabilmek için boğaza savaş gemisi gönderilmesi çağrısı yapan Trump’a Avrupa ülkelerinden net bir “hayır” cevabı geldi.
Almanya “Bu savaşı biz başlatmadık” derken, AB Dışişleri Bakanları “Krizi çözmek ABD’nin sorumluluğunda” açıklamasını yaptı. Hürmüz Boğazı küresel petrol sevkiyatında büyük önem taşıyor. Peki, petrol fiyatları ile uluslararası çıkarları arasında denge kurmaya çabalayan Avrupa, İran savaşında nerede konumlanacak? Bu savaş NATO’da çatlak yaratacak mı?
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, “Yeni savaşlar olmayacak, bütün savaşları bitireceğim” mesajı ile yürüttüğü seçim kampanyasının ardından 2024’te başkanlığı ikinci kez devraldı. Beyaz Saray’daki ikinci yılının açılışını da Venezuela müdahalesi, Grönland tehdidi ve İran savaşıyla yaptı. Üstelik, dünya petrol sevkiyatının yüzde 20’sinin gerçekleştiği Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğini teminat altına alabilmek için birçok ülkeden askeri destek geleceğini öne sürdü ve ülkelerden ret gelince konuyu NATO çerçevesine çekerek, “NATO’nun geleceği açısından iyi olmaz” göndermesi yaptı.
Trump, sosyal medya hesabından ilk yaptığı açıklamada “Birçok ülke, özellikle de Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından etkilenenler, ABD ile birlikte boğazı açık ve güvenli tutabilmek için savaş gemileri yollayacak” değerlendirmesini yaptı. Trump, “Bu yapay baskıdan etkilenen Çin, Fransa, Japonya, Güney Kore, İngiltere ve diğerleri bölgeye gemi gönderecek” ifadesine yer verip, Hürmüz Boğazı’nı “öyle ya da böyle” açacaklarını, “güvenli ve özgür” kılacaklarını dile getirdi.
Hürmüz Boğazı'nda bekleyen petrol tankerleri ve kargo gemileri. Fotoğraf: AP
Avrupalı liderlerden gelen cevaplar ise tam tersini gösteriyor. Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, “Bu bizim savaşımız değil, bu savaşı biz başlatmadık” diyerek, ülkesinin diplomatik çözüm arzuladığını ve bölgeye daha fazla savaş gemisi göndermenin bu amaca hizmet etmeyeceğini söyledi. Fransa Dışişleri Bakanlığı da sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, donanmasının Doğu Akdeniz’de kalacağını belirterek, “Duruşumuz değişmedi: Savunma” açıklamasını yaptı.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer da ülkesinin İran’la daha büyük bir savaşa sürüklenmeyeceğini kaydetti. Starmer, doğrudan Trump’ın açıklamasına işaret etmeden, baskı ne olursa olsun İngiliz çıkarlarını korumak için kararlı olacaklarını aktardı. Ayrıca, İngiliz yetkililerin boğazın yeniden açılması konusunda hep birlikte neler yapılabileceğini "Avrupalı ortakları da dahil olmak üzere tüm müttefiklerle” çalıştığının altını çizdi. Starmer ayrıca, İran savaşı hakkında
ABD ve İsrail'in 28 Şubat’ta başlayan İran saldırılarında, İran lideri Ali Hamaney, Genelkurmay Başkanı Abdurrahim Musevi ve Devrim Muhafızları Ordusu Kara Kuvvetleri Komutanı Muhammed Pakpur gibi kritik isimlerin yanısıra yüzlerce sivil hayatını kaybetti.
Saldırıların ilk gününde Hürmüzgan eyaletine bağlı Minab şehrindeki Şecere-i Tayyibe Kız İlkokulu’nun hedef alındığı ve yaklaşık 180 öğrenci ve öğretmenin saldırıda öldüğü duyuruldu. Olay dünya gündeminde büyük yankı uyandırdı. ABD Başkanı Donald Trump gazetecilerin okul saldırısına ilişkin ısrarlı sorularına verdiği cevaplardan birinde, "Bence, gördüklerime göre, saldırı İran tarafından yapıldı. Biliyorsunuz, mühimmatları son derece isabetsiz. Hedefe ulaşma oranları çok düşük. Saldırı İran tarafından yapıldı" cevabını verdi.
Bu iddiasına herhangi bir kanıt sunmayan Trump’ın söylemi de ABD ordusu sözcülerince tekrar dile getirilmedi. Sözcüler sadece olayın soruşturulduğunu belirtmekle yetindi. Saldırıya BM, UNESCO gibi pek çok uluslararası kuruluştan kınama gelirken, İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) okula düzenlenen saldırının savaş suçu olarak soruşturulması çağrısı yaptı.
Okulun Tomahawk füzesiyle vurulduğu ortaya çıktı ve İran’ın elinde bu füzeden yok. Sahadan edinilen bilgiler ve görüntü analizleri okulu vuran tarafın ABD olduğunu gösteriyor. Üstelik, ABD’nin bu bombardıman planlanırken hedeflerin belirlenmesinde kullandığı yapay zeka sistemindeki bir hatadan dolayı okulun vurulduğu iddiaları da gündemde… Peki okul saldırısından ABD’nin sorumlu olduğuna dair kanıtlar ne diyor? Pentagon’daki yetkililer yapay zeka kullanımı hakkında nasıl açıklamalar yaptı?
KANIT 1: OKULUN KONUMU
Şecere-i Tayyibe Kız İlkokulu, Devrim Muhafızları Ordusu’nun deniz kışlası ve destek tesislerinin bulunduğu yerleşkenin bitişiğinde yer alıyordu. Guardian gazetesi, okulun konumunu doğrulamak adına yürüttüğü çalışmada, olay yerinden alınan videoları uydu görüntüleriyle karşılaştırdı.
Eski uydu görüntüleri, okul binasının bir zamanlar Devrim Muhafızları Ordusu’na ait kompleksin bir parçası olduğunu gösterse de bina 2015’te kışladan ayrıldı. Üstelik 2017’ye ait uydu görüntülerinde oyun bahçesi de yer alıyor.