Dünya enteresan günlerden geçiyor. Pek çoğumuz, “Pandemiden bu yana nasıl altı yıl geçti, 2020 daha iki sene önceydi?” diyerek zamanın ne kadar hızlı ve göreceli olduğunu sindirmeye çalışıyoruz ama Trump’ın Kasım 2017’de Pekin’e gerçekleştirdiği son ziyaretinden bu yana yaşananları kısaca özetleyip, canınızı biraz daha sıkayım:
*Covid-19 pandemisi patladı ve atlatıldı;
*ABD, Çin’e ticari savaş başlattı;
*ABD’de Kongre baskını yaşandı;
*Rusya, Ukrayna'yı işgal etti;
*ABD, Afganistan'dan çekildi;
*Küresel enflasyon ve çip krizi meydana geldi;
*İngiltere, Avrupa Birliği'nden ayrıldı;
ABD ile İsrail’in İran’a başlattığı savaşın ardından barış görüşmelerinin ilk turu 11 Nisan'da Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yapıldı. İkinci tur için ise bekleyiş sürüyor. Şimdilik tıkanan barış görüşmeleri Pakistan’ın arabuluculuğunda sürüyor.
Görüşmelerin kilit ismi Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir için Trump, “En sevdiğim mareşal” diyor; İran-Pakistan ilişkileri ise arada inişli çıkışlı olsa da genel anlamda istikrarlı izliyor. Bölgede barış ve huzurun tesis edilmesi Orta Doğu’daki ülkeler başta olmak üzere herkesin temennisi ancak arabuluculuk rolünü üstlenen Pakistan’ın da bu rolden beklentileri olması muhtemel; en başta prestij tabii.
Peki, Pakistan arabuluculuktan ne elde etmek istiyor? Barış görüşmelerinin olumlu neticelenmesi, 900 kilometrelik bir sınırı paylaşan İran ile Pakistan’ın Belucistan’da da huzura kavuşmasını sağlar mı?
PAKİSTAN GENELKURMAY BAŞKANI ASIM MÜNİR ÖNE ÇIKIYOR
İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi geçtiğimiz günlerde, ABD ile barış görüşmelerinin ikinci turunun çıkmaza girmesinin ardından İslamabad’dan ayrıldı ancak 24 saat içinde şehre geri döndü. Bu sefer Erakçi’nin görüşmek istediği kişi Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif değildi. Erakçi, bu gelişinde Pakistan Silahlı Kuvvetleri’nin başındaki isimle, Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Münir ile bir araya geldi. Münir, mevcut durumda Tahran ile Washington arasında mesaj taşıyabilecek tek kişi olarak görülüyor.
Müzakereler, İran ile ABD arasında diplomatik kapıların açılması için bir vesile şüphesiz, ancak bir yandan da ev sahibi Pakistan’ın güç yapısının yeniden dikkat çekmesine neden oldu. Pakistan’daki darbeci diktatör Pervez Müşerref’in 2008’de yönetimi sivillere devretmesinden bu yana “müesses nizam” -ordu için kullanılan pek çok kod addan biri- ülkeyi gölgelerin arkasından yönetmeyi tercih ediyor.
Mareşal Asım Münir, Başbakan Şahbaz Şerif gibi kamuoyuna konuşmalar yapmıyor fakat Donald Trump ve Erakçi gibi dünya liderleriyle saatlerce baş başa görüşmeler gerçekleştiriyor.
İnsanlık iki büyük dünya savaşı gördü. İçinde bulunduğumuz mevcut düzen ise çoğunlukla 2. Dünya Savaşı’ndan alınan dersler neticesinde kuruldu. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere birçok kurum ve uluslararası ilişkilerin temel kuralları bu savaşın neticesinde ortaya çıktı. Çünkü insanlığın hırsı 2. Dünya Savaşı’nda öyle bir noktaya geldi ki birbirileri Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atmanın iyi bir fikir olduğuna karar verdi. İnsanlık bütün bu dersleri ve nükleer silahın belki de en zararlı buluş olduğunu maalesef yaşayarak öğrendi. Ve bunlar tekrar yaşanmasın diye türlü önlemler alındı…
Bu önlemlerin en büyüklerinden biri şüphesiz ki Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA). İnsanlığın hayatta kalma içgüdüsünün en mücessem hali olan UAEA, BM bünyesindeki en kıymetli göreve sahip kurumlardan biri ve belki de görevi hiç bugünkü kadar kritik bir önem taşımamıştı.
ABD ile İsrail’in İran’a başlattığı müşterek savaş, tansiyonu küresel ölçüde ciddi boyutta arttırdı. Öyle ki artık nükleer silah tehditleri sesli konuşulur, nükleer silah geliştirme planları kamuoyu önünde tartışılır oldu. UAEA Direktörü Rafael Grossi, önceki gün The Telegraph’a verdiği röportajda, çatışma ve istikrarsızlık ortamının yaklaşık 20 ülkeyi nükleer silah edinmeye itebileceğini söyledi.
Rafael Grossi, fotoğraf: AP
Grossi demecinde, Avrupa, Küçük Asya ve Orta Doğu’daki önemli ülkelerin asla nükleer silah geliştirmeyeceklerini taahhüt etmelerine rağmen bugün bu meseleyi açıkça tartıştığına vurgu yaptı ve dünyanın yeni bir nükleer silahlanma yarışı riskiyle karşı karşıya olduğu konusunda uyarıda bulundu.
The Telegraph’ın Dış Haberler Baş Yorumcusu David Blair tarafından kaleme alınan köşe yazısında ise, dünyanın nükleer konusunda geri dönüşün olmadığı noktadan sadece bir krizlik uzakta olduğu ifade edildi.
NÜKLEER SİLAHLARIN YAYILMASINI ENGELLEYEN ANLAŞMA ZAYIFLIYOR MU?
Amerikan medyasında geçtiğimiz günlerde Küba ile ilgili dikkat çeken bir iddia ileri sürüldü. Geçen hafta Cuma günü çıkan haberde, ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin, Küba'ya giderek eski Devlet Başkanı Raul Castro'nun torunu Guillermo Rodriguez Castro'nun da aralarında bulunduğu bürokratlarla görüştüğü öne sürüldü.
Axios'un bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisine dayandırdığı haberine göre, söz konusu heyetin 10 yıldan fazla süredir Küba'ya giden ilk resmi heyet olduğuna dikkati çeken yetkili, burada birçok görüşme yapıldığını ancak Castro dışında görüşülen kişilerin bilgilerinin paylaşılamayacağını kaydetti.
Yetkili, giden heyetin, ABD ile anlaşılması durumunda Küba'ya Starlink uydu interneti sistemi aracılığıyla internet sağlamayı teklif ettiğini belirtti. Söz konusu yetkili ayrıca, “Başkan Trump, mümkünse diplomatik bir çözüm arayışında, ancak Küba liderleri harekete geçmeye istekli veya yetenekli değilse, adanın büyük bir ulusal güvenlik tehdidi haline gelmesine izin vermeyecektir” diye konuştu.
Peki bu ziyaret neden önemli? Ve belki de asıl sorulması gereken soru: ABD, Küba’dan tam olarak ne istiyor? Bu soruların cevabına geçmeden önce ada ülkesindeki son durumu anlatmak gerekiyor.
BASKILAR ENERJİ KRİZİNE NEDEN OLDU
Bilindiği üzere 2015’te Obama döneminde ABD ile Küba arasında diplomatik ilişkiler yeniden tesis edildi (ancak ambargo kaldırılmadı). Küba’da o dönem turizm hareketlendi, ülkeye yabancı sermaye girdi. Fakat Donald Trump’ın göreve gelmesiyle bu huzur ortamı yerini yeniden yaptırımlara bıraktı.
ABD, Ocak ayında Venezuela'ya düzenlediği operasyonla Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i alıkoydu. Bu olayla başlayan süreç, Küba'yı tarihinin en ciddi enerji sorunuyla karşı karşıya bıraktı. ABD'nin artan yaptırım baskısı ve petrol tankerlerine el koyması nedeniyle Venezuela yönetimi Küba'ya uzun zamandır yaptığı petrol akışını kesmek zorunda kaldı.
Trump ayrıca, 30 Ocak'ta, Küba'ya petrol satan veya sağlayan ülkelerden gelen tüm mallara gümrük vergisi uygulanmasını öngören başkanlık kararnamesini imzaladı. Özellikle ülkeye ham petrol taşıyan tankerlerin engellenmesi Küba’da akaryakıt sıkıntısına, dolayısıyla da uzun elektrik kesintilerine neden olan bir enerji krizi başlattı. Enerji krizi, ülkedeki günlük hayatı ve temel hizmetleri felç etti. Küba’da eğitim faaliyetleri kısmen askıya alındı, bazı çalışanlar ücretsiz izne çıkarıldı. Doluluk oranı düşen oteller kapatıldı. Jet yakıtında yaşanan kıtlık nedeniyle bazı uçuşlar iptal edildi.
Türkiye son iki günde iki okul saldırısıyla sarsıldı. İlk saldırı önceki gün Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde meydana geldi. Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde pompalı tüfekle meydana gelen saldırıyı okulun eski öğrencisi gerçekleştirdi. Tam da “Çok şükür Siverek’teki saldırıda hiç can kaybı yaşanmadı” derken, acı haber Kahramanmaraş’tan geldi. Onikişubat ilçesinde Ayşel Çalık Ortaokulu’nda, 8’inci sınıf öğrencisi İsa Aras Mersinli tarafından dün gerçekleştirilen saldırıda 9 kişi hayatını kaybetti, 6’sı ağır 13 kişi yaralandı. İki olayda da saldırganlar kendi yaşamlarına son verdi.
Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer olayın hemen ardından yaptığı açıklamada, saldırganın olayın gerçekleştiği okulda eğitim gördüğünü belirterek, “Babası eski emniyetçi. Onun silahlarını aldığını tahmin ediyoruz. 5 silah, 7 şarjörle gelmiş” açıklamasını yaptı.
Önce Şanlıurfa, sonra Kahramanmaraş’ta meydana gelen bu saldırıların ardından akıllara, “Henüz çocuk yaştaki saldırganlar bu silahlara nereden ulaşıyor?” sorusu geldi.
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi ve bilişim teknolojileri uzmanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık çocukların ateşli silahlara erişimi ile ilgili yaptığı açıklamada, özellikle Telegram gibi denetimi zor platformlarda kurulan grupların, bugün çok ciddi bir risk alanına dönüştüğünü dile getirdi. “Bu gruplarda sadece zararlı içerikler değil, aynı zamanda yasa dışı faaliyetlere dair yönlendirmeler de yapılabiliyor” diyen Kırık, sözlerine şöyle devam etti:
“Çocuklar, neyin suç neyin risk olduğunu fark etmeden bu yapıların içine çekilebiliyor. Bazı durumlarda ise bu platformlar üzerinden silah ve benzeri tehlikeli araçlara erişim sağlanması, işin boyutunu çok daha vahim hale getiriyor. Özellikle silah satışı için Telegram adeta bulunmaz bir nimet oldu.”
Kırık, resmi operasyon verileri ve sivil toplum raporlarına göre, Türkiye’de ruhsatsız silahlanmanın korkutucu boyuta ulaştığına dikkat çekerek, “Saha araştırmaları ve uzman görüşleri, toplumdaki her 10 silahtan yaklaşık 9’unun ruhsatsız olduğunu ve 2025 yılı verilerine göre bir yıl içinde 110 binden fazla yasa dışı silahın ele geçirildiğini gösteriyor” ifadesine yer verdi.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullara kadar sirayet eden silahlı şiddet olaylarının, bireysel silahlanma yaşının dijital platformlar aracılığıyla düştüğünü kanıtladığını vurgulayan Kırık, her yıl ortalama 3 binin üzerinde silahlı şiddet vakası yaşanmasının ve bu olaylarda binlerce insanın hayatını kaybetmesinin, denetimsiz silahlara erişimin artık bir halk sağlığı ve milli güvenlik sorununa dönüştüğünü açıkça ortaya koyduğunu kaydetti.
ABD Başkanı Donald Trump, “savaşları bitireceğim” vaadiyle seçilmesinin ardından 2026’yı Venezuela’ya operasyon ve İran’a savaşla açtı. Gelinen noktada ABD ile İsrail’in İran’a başlattığı müşterek savaşın kapsamı ve etkisi öyle arttı ki savaş neredeyse küresel siyasetin tek konu başlığı haline geldi.
ABD’nin hiçbir müttefikine danışmadan, İsrail’le birlikte 28 Şubat’ta İran’a savaş açmasının ardından 8 Nisan’da geçici ateşkes sağlandı. Böylece Amerikan ve İranlı heyetler 11 Nisan’da İslamabad’da kalıcı ateşkesi görüşmek için bir araya geldi. Fakat 21 saat süren müzakerelerde düğümler çözülemedi.
Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ticaretinin gelecekte nasıl yönetileceğinden, İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarına ve İran’ın nükleer programı ve uranyum stoklarına kadar çok kapsamlı ve çözülmesi zor meseleler görüşmelerde masaya yatırıldı. Ancak ABD-İran müzakereleri en çok, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in görüşme sırasında 12 kez Donald Trump’ı, bir kez de Binyamin Netanyahu’yu aramasıyla gündeme geldi.
İRAN SAVAŞ TAZMİNATI İSTİYOR
Tahran yönetimi, ateşkesin ilan edildiği 8 Nisan’da, müzakerelerde görüşülecek 10 madde arasında "İran'a verilen zararların hesaplanıp tamamen tazmin edilmesi" şartının da yer aldığını duyurmuştu. Şimdi İran Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani ise, ABD-İsrail saldırılarından kaynaklanan savaş tazminatının ilk tahminlere göre 270 milyar dolar civarında olduğunu açıkladı.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf (solda) ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, İslamabad'da. Fotoğraf: AP
Sözcü, savaş tazminatının ilk belirlemelere göre yalın haliyle 270 milyar dolar civarında olduğunu, kesin rakamın ilgili makamlar tarafından açıklanmasıyla netleşeceğini ifade etti.
İnternet alışverişi, hız, çeşitlilik ve erişim kolaylığı sayesinde her geçen gün daha fazla tercih ediliyor. Bu sistemin temelinde ise satıcı ile tüketici arasındaki güven ilişkisi bulunuyor. Tüketici, ödemeyi önceden yaparak satın aldığı ürünün kendisine vaat edildiği şekilde ulaşacağını varsayıyor. Bu vaatlerin başında da çoğu zaman “ücretsiz kargo” geliyor.
Ancak son dönemde bu vaadin ihlal edildiğine yönelik iddialar dile getiriliyor. Ürünü ücretsiz kargo seçeneğiyle satın alan bazı tüketicilerden, teslimat sırasında ek ücret talep edildiği ifade ediliyor. Tüketici Konfederasyonu Başkanı Aydın Ağaoğlu, bu durumun nasıl karşılanması gerektiğini hürriyet.com.tr’ye değerlendirdi.
‘ASLA ÖDENMEMELİ’
İnternetten hevesle alışveriş yaptınız ve günlerdir kargonuzun gelmesini bekliyorsunuz. Nihayet kargocu kapınızı çaldı ve teslimat koduyla birlikte sizden kargo bedeli talep etti. Halbuki alışveriş yaptığınız satıcı ürünü “ücretsiz kargo” ibaresiyle satmıştı. Aydın Ağaoğlu, böyle bir durumda kesinlikle ödeme yapılmaması gerektiğini vurguluyor:
“Tüketici asla ödemeyip, o kargo firması hakkında hem satıcıya hem Ulaştırma Bakanlığı’na şikayette bulunmalı.”
Buna karşılık, tüketici ürünü geri göndermek istemiyorsa ve acil ihtiyacı varsa farklı bir yol izlenebilir. Bu durumda ödemenin mutlaka belgelendirilmesi gerekiyor. Ağaoğlu, bu senaryoda izlenecek yolu ise şöyle anlatıyor:
“Tüketici, kargo bedelini ödedikten sonra, makbuz alıp, ödediğini belgeleyerek bedeli satıcıdan talep edebilir. Satıcının ödememesi halinde de Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurarak ödediği bedeli geri alabilir. Çünkü bu noktada müşterinin muhatabı satıcıdır, kargo firması değil; o nedenle parasını satıcı firmadan istemeli.”
İsrail meclisi Knesset’ten hafta başında gelen haberler ve görüntüler büyük tepki çekti. Knesset’te, işgal altındaki Batı Şeria’da ölümle sonuçlanan terör saldırılarına karışan Filistinliler için idam cezasını öngören tartışmalı yasa onaylandı. Yasanın geçmesinin ardından aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve destekçileri, mecliste şampanyayla kutlama yaptı. Ayrıca yasayı destekleyen milletvekilleri, meclise yakalarında “urgan rozetiyle” geldi.
Uluslararası hukuka aykırı olarak ifade edilen yasa, İsrail askeri mahkemelerinin “terör eylemi” olarak kabul ettiği ölümlü saldırıları düzenlemekten hüküm giyen Filistinlilerin 90 gün içinde asılarak idam edilmesini öngörüyor ve bu süre en fazla 180 güne kadar ertelenebilecek. Yasa, Filistinliler arasında tedirginlik yaratırken, küresel çapta da kınanıyor. Uluslararası çevreler, yasayla İsrail’in “apartheid sisteminin” pekiştiğini dile getiriyor.
Peki, İsrail “Filistinlilere özel” bu idam cezasını meclisinden nasıl geçirdi? Düzenleme yasal mı? Bu soruların cevabına geçmeden önce tepkilere ve yasanın oylanmasına kısaca değinelim.
BM VE İNSAN HAKLARI ÖRGÜTLERİ TEPKİLİ
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir meclise urgan rozetiyle geldi. Fotoğraf: AP
İsrail’deki Yahudi vatandaşları kapsamayan bu yasa, ülkedeki aşırı sağcılar arasında sevinçle karşılandı ancak gerek Avrupa’dan gerekse insan hakları örgütlerinden yasaya karşı tepki büyük…
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk de dahil olmak üzere, yasa düzenlemesini eleştirenler, yeni yasayı ayrımcı olarak nitelendiriyor. Türk ayrıca, uygulamanın “savaş suçu anlamına geldiğini” dile getirdi.