CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan, dün Beştepe’de Kabine Toplantısı sonrası özetle şunları söyledi: “Dünyamız ve bölgemiz tarihi bir dönemden geçerken bizim ufkumuzda sadece büyük Türkiye var. Bizim idealimizde Türk milletini hayalleriyle buluşturmak var. Bizim hedefimizde bu çağa milletimizin mührünü vurmak var. Menzilinde güçlü, müreffeh, muteber ve muzaffer bir Türkiye’nin olduğu bu yolda durmadan, dinlenmeden yürüyoruz. Bu yolculukta elbette zaman zaman sıkıntılarla karşılaşıyoruz. Kimi zaman içeriden, kimi zaman dışarıdan önümüzü kesmeye, hızımızı yavaşlatmaya dönük operasyonlara maruz kalıyoruz. Ama bunları aldırmadan ülkemize ve milletimize hizmet mücadelemizi azimle sürdürüyoruz. Yaklaşık iki asırlık yönetim sistemi arayışına son veren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hem bu yolculukta hem de içinden geçtiğimiz sancılı dönemde Türkiye’nin en büyük avantajına dönüşmüştür.
BARIŞIN SESİ OLDUK
İran’ı ve Körfez bölgesini etkileyen çatışmalarda olduğu gibi Türkiye en zor krizleri bile son derece başarılı bir şekilde yönetiyor. İsrail’in tertip ve tahrikleriyle 28 Şubat’ta başlayan savaşta çok önemli bir adım atıldı. Amerika ve İran arasındaki çatışmaları sonlandırmaya dönük mutabakata varıldığı açıklandı. Böylece aylardır diken üstünde olan bölgemiz rahat bir nefes almış oldu.
Biliyorsunuz Türkiye olarak İran’a saldırıların ilk gününden itibaren daima sağduyulu, serinkanlı ve diplomasiyi önceleyen bir tutum içinde olduk. Savaşa benzin dökenlerden değil, barışın sesini yükseltenlerden olduk.
Kardeş ülkemiz Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen çabalara Katar ve Suudi Arabistan’la birlikte çok güçlü destek verdik.
SAVAŞ DEFTERİ KAPANDI
Kardeşi kardeşe kırdırma planları amacına ulaşmadı. Türkler, Araplar, Kürtler ve Farslar arasında yeni fitne ateşleri yakma girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. Elbette bölgemizde yaşanan korkunç yıkımı, okul sıralarında katledilen masum yavruların dramını, uluslararası hukukun pervasızca ayaklar altına alınmasını hiçbir zaman unutmayacağız. Ama aralarında masum yavruların da olduğu binlerce sivilin hayatına mal olan bu anlamsız savaş defterinin artık kapandığına inanıyoruz. Aylar sonra bölgemize ve tüm dünyaya rahat bir nefes aldıran bu önemli mutabakata ulaşılmasında emeği geçen başta Amerikan ve İran liderliği olmak üzere herkesi gönülden tebrik ediyorum. Arabuluculuk görevini layıkıyla yerine getiren Pakistanlı kardeşlerimizle, müzakerelere desteklerini esirgemeyen Katarlı ve Suudi kardeşlerimize aynı şekilde tebriklerimizi iletiyorum.”
NATO ZİRVESİ’NE KAPSAMLI HAZIRLIK
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı Kürşad Zorlu, Kerkük’te 102 yıl aradan sonra bir Türkmen valinin göreve gelmesini “tarihi bir gelişme” olarak nitelendirdi. Türkmenlerin Kerkük’te daha güçlü şekilde temsil edilmesinin herhangi bir kesimin kaybetmesi anlamına gelmediğini vurgulayarak, “Aksine bu durum, Kerkük’te dengeyi ve istikrarı güçlendiren bir gelişmedir” diyen Zorlu, Hürriyet’e şu açıklamalarda bulundu:
KERKÜK’TE SİYASİ UZLAŞI
“Kerkük, yaklaşık bin yıl Türklerin hâkimiyetinde kalmış, son yüzyılda demografik yapısı suni bir biçimde değiştirilse de Türk milletinin hafızasında özel bir yere sahip olan kadim bir Türkmen şehri. Bu durum diplomasinin işlevselliğinin yanında, Türkiye olarak bize sorumluluk da yüklüyor. Dili, tarihi, kültürü bir olan soydaşlarımızın bunu koruyabilmesi aynı zamanda Irak’ın birlik ve istikrarı açısından da kritik önemde. Bu bakımdan son dönemde ortaya çıkan siyasi uzlaşı bizim için çok mühim. Tabi ki daha da önemli olan bu istikrarın kalıcı olmasının sağlanması. Zira Türkmenler, Kerkük’ün demografik, kültürel ve tarihî kimliğinin ayrılmaz parçası. Bu gerçeğin yönetim mekanizmalarına yansıması hem demokratik meşruiyet hem de toplumsal barış açısından önem taşıyor. Türkiye, Kerkük’te tüm kesimlerin huzur içinde yaşadığı, adaletli ve dengeli bir yönetim anlayışını desteklemeye devam edecek.
KERKÜK KALESİYLE BİRLİK MESAJI
Sayın Cumhurbaşkanımız, Kerkük Valisi Mehmet Seman Ağa’yı Dolmabahçe’de kabul ettiler. Çok samimi ve verimli geçen bir görüşme oldu. Dolmabahçe’de olması da ayrı bir önem taşıyor. Cumhurbaşkanımız Kerkük’e, Türkmenlere yönelik yaklaşımını ve hassasiyetini bir kez daha ortaya koydu. Vali bey orada da Cumhurbaşkanımızın kararlı iradesi ile bu sürecin neticeye taşındığını ifade ettiler. Çok değil daha 100 yıl öncesine kadar bahsettiğimiz topraklarda soydaşlarımız vardı ve halen soydaşlarımız yaşıyor. Türkmenler Irak’ın ve Kerkük’ün asli unsurlarıdır. Bu anlamda Türkmenlerin Kerkük yönetiminde daha güçlü bir şekilde temsil edilmesi son derece önemli. Sayın Mehmet Seman Ağa’nın valilik görevini üstlenmesi, Türkmen toplumunun meşru taleplerinin karşılık bulması açısından tarihî bir gelişme. Türkmenler bugüne kadar Kerkük’te daima uzlaşının, birliğin ve devlet anlayışının temsilcisi oldular. Bu nedenle Türkmenlerin güçlenmesi herhangi bir kesimin kaybetmesi anlamına gelmez. Aksine Kerkük’te dengeyi ve istikrarı güçlendiren bir gelişmedir. Cumhurbaşkanımızın kabullerinde Sayın Ağa, üzerinde Kerkük Kalesinin yer aldığı ve Türkmence, Kürtçe, Arapça, Süryanice yazılı bir görsel hediye etti. Bu aslında Türkmenlerin ülkede temsil alanı açıldıkça nasıl bir birleştirici anlayışla hareket etmek istediklerinin de net mesajıydı. Biz Türkmenlerin haklarının korunmasını ve asaletli bir temsil elde etmelerini Irak’ın istikrarının ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Güçlü Türkmen varlığı, güçlü Kerkük ve güçlü Irak demek.
ANKARA-BAĞDAT İLİŞKİLERİNE KATKI SAĞLAR
Türkiye ile Irak arasında son yıllarda önemli bir iş birliği zemini oluştu. Güvenlik, enerji, ticaret ve ulaştırma alanlarında geliştirilen ortak projeler bunun göstergesi. Özellikle Kalkınma Yolu projesini son derece önemsiyoruz. Hatta bu süreci artık Türkiye’nin katalizörü olduğu Hazar geçişli Orta Koridor ile birlikte düşünmeliyiz. Dünyanın yeni dengelerinde Ticaretin, enerjinin ve ulaştırmanın sınırları, tüm dost ve kardeş ülkelerin birlikte yükseldiği bir dönemi işaret ediyor. Böyle bakıldığında 700 milyar doların üzerinde bir ticaret kapasitesinden söz edebiliriz. İşte böyle bir dönemde, Kerkük’te ortaya çıkan daha dengeli ve kapsayıcı siyasi tablo, Ankara-Bağdat ilişkilerine de olumlu katkı sağlayacaktır. Çünkü huzurlu ve istikrarlı bir Kerkük, Irak’ın bütününe olumlu etki eden bir unsur. Türkiye’nin yaklaşımı nettir. Irak’ın egemenliğini, siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü destekliyoruz. Türkmenlerin haklarının güvence altına alındığı bir Irak, hiç kuşkusuz bölgesel istikrara daha fazla katkı sunacak.
CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan, dün Beştepe’de yapılan Türk Kızılay Ödülleri Töreni’nde özetle şun-ları söyledi:
“Türk Kızılay afet yönetiminden kan hizmetlerine, uluslararası yardımlardan sağlık ve sosyal hizmetle-re, eğitim çalışmalarından barınma, beslenme ve psikososyal desteklere; çalışmalarını bugün de ba-şarıyla sürdürüyor. Şube, temsilcilik ve delegasyonlarıyla, kan bağışı, hastane, lojistik ve tıp merkezle-riyle, ihtiyaç sahiplerine yönelik ücretsiz butik mağazalarıyla tüm bu faaliyetler özverili bir şekilde sınır ve engel tanımadan devam ediyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Beştepe’deki törende Türk Kızılayı Ödülleri’ni sahiplerine verdi.
GAZZE’YE 26 TON YARDIM
Netanyahu’nun başını çektiği Siyonist soykırım şebekesinin saldırılarını sürdürdüğü Gazze’de Kızı-lay’ımız bugüne kadar 26 bin tonu aşkın insani yardım malzemesini bölgeye ulaştırdı. 7 Ekim’den bu yana 15 milyon öğün sıcak yemekle Gazzeli kardeşlerimizin sofralarına katkı yaptı. Aşevi hizmetleriyle günlük 30 bin kişiye sıcak yemek dağıttı. Vekâletle kurban kampanyası ile Gazze için 22 bin 757 hisse kurban kesti. Ateşkes sonrası başlattığı Gazze Neşeli Çocuklar Projesi ile Gazze’deki yavrularımıza gıda hizmeti veren Kızılay, bir yandan da çocuklara yönelik psikososyal destek faaliyetleri ifa ediyor. Kızılay Gazze Ofisi eş zamanlı olarak sahada ihtiyaçların tespiti ve iyileştirme çalışmalarını titizlikle yerine getiriyor. Gazze’nin yanı sıra Siyonist barbarlığın hedefi olan Lübnan’da da Kızılay gayretleriyle milletimizin yüzünü artmaktadır.
HİTLER’İN YOLUNDAN GİDENLER
İsrail, mevcut yönetim altında ham maddesi sadece kan ve gözyaşı, sadece istikrarsızlık ve kaos olan bir fitne üretim fabrikasına dönüşmüştür. Kan kokusu almış köpek balığı misali coğrafyamıza saldıran-lar eninde sonunda döktükleri kanın hesabını verecek, mazlumların arşı titreten ahı er veya geç zalim-lerin yakasına yapışacaktır. Bugün Hitler’in yolundan gidenler unutmasınlar ki, böyle devam ederlerse akıbetleri de tarihteki diğer zalimler gibi olacaktır. Türkiye, bir taraftan mazlumlara yardım elini uzatır-ken, diğer taraftan da katliam şebekesinin hukuk ve tarih önünde hesap vermesi için elinden geleni yapmaya devam edecektir.”
KRİTİK İLAÇLARI ÜLKEMİZDE ÜRETECEĞİZ
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, dün partisinin Meclis Grup toplantısında şu açıklamaları yaptı:
DEV AYNASINDA GÖRDÜLER
“7 Haziran seçimlerinde ortaya çıkan tablonun önemli bir yönüne dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Malumunuz bir süredir ana muhalefet partisinin kimi aktörleri üst perdeden konuşarak kendilerince bir gündem oluşturma çabasındaydılar. Otobüslerle o şehirden bu şehre sürükledikleri vatandaşlarımız üzerinden güya ahkâm kesiyor, kendilerini dev aynasında görüyorlardı. Ama sandık sonuçlarının gelmesiyle hepsi birden ortalıktan kayboldular. Sorun sadece bunların siyasete bakış açılarında, siyaset tarzlarında, bunların çirkin ve çirkef üsluplarında değildir. Esas sorun bunların zihniyetindedir. Bunların faşizan ideolojisindedir. Sorun bunların sokakla kurdukları bağın harbi ve hasbi, sahici ve samimi olmamasındadır.
TÜM TARAFLAR CHP’Lİ
Kendi aralarındaki anlaşmazlıkları yargı kararları çerçevesinde suhulet ve sükûnetle çözmek yerine kimi zaman bizi kimi zaman mahkemeleri kimi zaman da medyayı suçlayarak yine kendilerine toz kondurmuyorlar. Oysa biz ilk günden itibaren hep şunu dedik; CHP’nin 38’inci kurultayına ilişkin tartışmalarda kurultayı yapan da kurultaya şaibe bulaştığını iddia eden de bu iddiaları belgeleriyle birlikte mahkemeye götürüp hakkını arayan da CHP’lilerdir. Gazi Mustafa Kemal’in kurduğu partiyi, affınıza sığınarak söylüyorum, pavyon masalarına düşürenler yine kendileridir. ’Rüşvet aldım, rüşvet verdim, şu kişiye şu kadar para verdim’ diyenler aynı şekilde kendileridir. Dün ‘halkın umudu’ dediklerine bugün ‘hain’ damgası vuranlar da kendilerinden başkası değildir. Tüm tarafların CHP’li olduğu hukuki bir ihtilafta belge ve bilgiler ışığında yargı gerekli değerlendirmeleri yapmış neticede hükmünü vermiştir. Mahkeme kararı sonrası yaşananlar bizim haklılığımızı teyit etmiştir.
TARAFI DEĞİLİZ
Dikkat ederseniz partimize yönelik edep, adap ve siyasi nezaket dışı onca hakarete rağmen karar sonrasında da tartışmaların uzağında durduk. Toplumsal barışa, kamu düzenine ve siyaset kurumuna zarar vermediği sürece CHP’deki anafor bizi zerre miskal ilgilendirmiyor. Biz bu girdabın içine sürüklenmek veya çekilmek asla istemiyoruz. Koltuk ve salon kapmaca savaşının tarafı değiliz ve olmayacağız. AK Parti olarak samimi temennimiz suç örgütlerinin güdümünden çıkamayan kimi tiplerin sorumsuz tavırları sebebiyle saatli bir bombaya dönüşen bu krizin bir an önce aşılmasıdır. Milletimizin huzuruna, gazi Meclisimizin mehabetine, demokrasimizin ve ülkemizin itibarına zarar vermeye başlayan bu kavganın yargı kararları çerçevesinde demokratik bir olgunlukla çözüme kavuşturulmasıdır.
BU YÜCE ÇATI ALTINDA
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dün Beştepe’de Milli Güvenlik Konferansları Açılış Töreni’nde özetle şu açıklamaları yaptı:
“Devlet yönetiminde milli irade ve sivil siyaset merkezli gerçekleşen sessiz devrimin sembollerinden biri Milli Güvenlik Kurulumuzun (MGK) görev, yapı, işleyiş ve konumunda yaşanan değişimdir. Yasal ve Anayasal düzenlemeler, Kurulun ve Genel Sekreterliğimizin asli misyonlarını daha etkin, daha verimli ve demokratik standartlara uygun bir zeminde ifa etmelerini mümkün hale getirmiştir. Bir zamanlar eğitim kurumlarında okutulacak yabancı dillerin tespitinde, sinema ve müzik eserlerinin denetimine geniş bir alanda mesaiyi harcamak zorunda kalan Genel Sekreterliğimiz artık bu yüklerinden kurtulmuştur. Genel Sekreterliğimizin dikkatini ve enerjisini dağıtan bu işlerden kurtulup asli görevlerine odaklanmasını sadece Türk demokrasisi açısından değil, Türkiye’nin ulusal güvenlik bakımından çok kıymetli buluyorum.
KÜLLERİMİZDEN DOĞDUK
Milletçe stratejik önemi yüksek ve zorlu bir coğrafyada asırlardır varlık gösteriyoruz. Cumhurbaşkanlığı forsumuzda temsil edilen 16 devletimizin 2 bin 200 yılı aşkın bir mazisi var. Türkiye Cumhuriyeti bizim bu topraklarda kurduğumuz ilk değil, en son devletimizdir. Kurduğumuz devletlerin adları ve yöneticileri zamanla değişmekle birlikte ebed müddet vasfı her zaman baki kalmıştır. Nice ihanetlere maruz kaldık. Nice badirelerden geçtik. Ama her defasında anka kuşu gibi küllerimizden yeniden doğduk.
CAM TAVANI PARÇALADIK
Özellikle 15 Temmuz ihaneti sonrası devreye aldığımız terörü kaynağında yok etme stratejisiyle içeride ve dışarıda kritik başarılara imza attık. Bu sayede bir taraftan tüm terör örgütlerine karşı çok yönlü bir mücadele yürütürken, diğer taraftan da sınır ötesi harekâtlarla ülkemizin güney sınırları boyunca bir güvenlik hattı oluşturduk. Milli güvenliğimiz riske girdiğinde gözümüzün hiçbir şeyi görmeyeceğini böylece çok net biçimde ortaya koyduk. Irak ve Suriye harekâtlarımız ülkemizin tepesine yerleştirilen cam tavanı parçalayarak güvenlik paradigmamızda yeni bir dönemi başlatmıştır.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE
Bugün kendi önceliklerimiz ve yöntemlerimizle yürüttüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizin de Körfez bölgesinden Kuzey Afrika’ya ve Doğu Akdeniz’e uzanan kararlı adımlarımızın da gerisinde işte bu artan özgüven, cesaret, planlama ve bağımsız hareket edebilme kabiliyeti vardır. Terörsüz Türkiye süreci bir güvenlik politikasının ötesinde ülkemizin yeni yüzyılına ilişkin stratejik bir devlet vizyonunun adıdır. İnşallah süreç hedeflerimizle uyumlu bir şekilde başarıya ulaştığında iç cephemizi güçlendirmekle kalmayacak; Türkiye’nin güvenliğini tahkim edecek, milletimizin önünde yeni kapıların açılmasına vesile olacaktır.
CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan, Nijer Cumhurbaşkanı Abdurrahman Tchiani ile Beştepe’deki ortak basın toplantısında şunları söyledi: “Nijer bizim için derin tarihi ilişkilere sahip olduğumuz Afrika’daki dost ve kardeş ülkelerin başında geliyor. Stratejik önemi yüksek bu coğrafyayla 1400’lü yıllara uzanan ilişkilerimiz, bugün Sayın Tihani’nin de katkılarıyla her geçen gün gelişiyor. Aziz kardeşimin liderliğinde Nijer’in karşılaştığı tüm zorluklara rağmen farklı bir atılım içinde olduğunu görüyoruz. Biz de Afrika halklarının kara gün dostu olarak elimizdeki tüm imkânlarla Nijer’in kalkınma mücadelesini destekliyoruz. Görüşmelerimizde ortak tarihimiz ve karşılıklı saygı üzerine bina ettiğimiz münasebetlerimizi her alanda ilerletme iradesine sahip olduğumuzu teyit ettik. Nijer’deki yatırım fırsatlarını görüştük. Savunma sanayi, güvenlik, enerji, madenler, eğitim, sağlık ve tarım alanlarındaki ilişkilerimizi etraflıca değerlendirdik. Nijer’deki yatırım fırsatlarını görüştük. Türkiye-Nijer Dostluk Hastanesi ve Dostluk Okulu projelerini geliştiren TİKA; sulama, tarım ve hayvancılık başta olmak üzere Nijer’in altyapısının güçlendirilmesi konusunda katkılarını sürdürüyor. Türkiye Maarif Vakfımız başkent Niamey’de 12 okulla toplam 1700’ü aşkın öğrenciye eğitim veriyor. 300’ü Türkiye Bursları’yla olmak üzere 500’e yakın Nijerli öğrenci ülkemizde yükseköğretim alıyor. Türkiye mezunları gönül elçilerimiz olarak aramızdaki muhabbetin daha da güçlenmesine vesile oluyor. Nijer’le işbirliğimizi sürdürmeye devam edeceğiz.
KAZAN-KAZAN İLKESİ VE EŞİT ORTAKLIK...
Afrika ülkeleriyle ilişkilerimizi eşit ortaklık, karşılıklı saygı ve kazan-kazan ilkeleri temelinde geliştirmeyi sürdürüyoruz. Biz bu münasebetleri sadece ticari ve ekonomi alanlarda değil; güvenlik, eğitim, kültür ve ulaşım gibi geniş vadeli bir işbirliği olarak görüyoruz. Kıtanın bilhassa Sahel bölgesinde istikrarsızlık oluşturan terör örgütleriyle mücadele noktasında dost ve kardeş ülkelerin yanındayız. Nijer güvenlik güçlerinin terörle mücadelesini de takdirle takip ediyoruz. Bu çerçevede askeri eğitim ve istihbarat alanında daha yakın işbirliği imkânlarını da değerlendirdik. Ülkemizin bu alandaki tecrübesini paylaşmaya hazır olduğunu belirttik. Ayrıca konuk heyetin önde gelen savunma sanayi firmalarımızla yapacağı görüşmelerin müspet neticelerini de yakında alacağımıza inanıyorum.”
BEŞTEPE’DE RESMİ TÖREN
CUMHURBAŞKANI Erdoğan, Türkiye’yi ziyaret eden Nijer Cumhurbaşkanı Abdurrahman Tchiani’yi Beştepe’de resmi törenle karşıladı. Erdoğan ve Tchiani’nin tören alanındaki yerlerini almasının ardından bando iki ülke milli marşlarını çaldı.
CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen 2025 Yılı Yenilenebilir Enerji Yatırımları Toplu Açılış Töreni’ne katıldı, özetle şu mesajları verdi: “2025 yılı içinde tamamlanan elektrik üretim santrallerinin toplu açılışını yapacağız. Törenimizin ve bugün resmen hizmete sunduğumuz yatırımların ülkemiz, milletimiz ve enerji sektörümüz için hayırlı olmasını diliyorum. Bu önemli yatırımları ülkemize kazandıran firmalarımızı, kurumlarımızı ve Enerji Bakanlığımızı canıgönülden tebrik ediyorum. Türkiye, bölgesinin enerji merkezi ve kavşak noktası olma vasfının giderek güçlendiriyor. Önceki hafta kendi alanında uzman ve seçkin isimlerin bir araya geldiği İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi’nin (İNRES) 2.’sini düzenledik.
HÜRMÜZ’ÜN KAPANMASI...
İNRES 2026, enerji, madencilik, kritik mineraller ile hidrokarbon alanlarında güncel meselelerin ele alınmasına vesile oldu. Türkiye’nin bilhassa güncel gelişmeler ışığında enerji alanında bölgesinin sıklet merkezi olduğu çok net biçimde görülüyor. Gerek son dönemde uluslararası basında yayımlanan makaleler gerekse enerji sektörünü çok iyi bilen isimler, ülkemizin günden güne artan stratejik değerine vurgu yapıyor. 28 Şubat’ta başlayan ve henüz çözülemeyen İran merkezli kriz, Türkiye’nin küresel enerji tedarikindeki kritik rolünü perçinlemiştir. Olumsuz etkilerini halen hissettiğimiz ve bir süre daha hissedeceğimiz İran savaşının ilk günlerinden itibaren neler yaşandığını hep beraber takip ettik.
Körfez ülkelerinin açık denizlere açılan kapısı Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasıyla Uluslararası Enerji Ajansı’nın tanımına göre tarihin en büyük petrol arz kesintisi yaşandı. Boğazın kapatılması, küresel petrolün yaklaşık yüzde 25’inin, sıvılaştırılmış doğalgaz ticaretinin yüzde 20’sinin devre dışı kalmasına yol açtı. 60 dolar civarında seyreden petrol varil fiyatları iki katına yükseldi.
MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ
Aynı sarsıcı rakamlarla LNG fiyatlarının yanı sıra gübre, plastik dahil petrol türevi olan bütün ürünlerde karşılaştık. Bunun üzerine kimi ülkeler enerji tüketimlerini düşürmek için koronavirüs salgını günlerinden hatırladıkları çeşitli kısıtlamaları devreye aldı. Okullar tatil edildi, özel araçların trafiğe çıkışına sınırlamalar getirildi. Uçak seferlerinde ciddi sayıda iptaller oldu. Petrol istasyonlarının önünde uzun kuyruklar oluştu. Petrol ve doğalgaz bazlı ürünlerin fiyatlarıyla eş zamanlı olarak dünyada enflasyonlar artmaya başladı. Birkaç ay öncesine kadar küresel ekonomide toparlanma beklenirken Hürmüz krizi uzadıkça bugün pek çok ülke kendini resesyona hazırlıyor. Bunlara iş gücü piyasasından turizme, sanayiden tarıma uzanan geniş bir yelpazedeki etkilerini dahil ettiğimizde enerji tedariki meselesinin ne kadar hayati önemde olduğu çok net biçimde ortaya çıkmıştır. Rusya-Ukrayna savaşı ile Hürmüz’ün kapanması bize şunu öğretmiştir; enerji arz güvenliğinin sağlanması sadece bir kalkınma meselesi değil, aynı zamanda bir egemenlik ve milli güvenlik meselesidir.”
SABOTAJA İZİN YOK
Türkiye, dünyanın 16’ncı, Avrupa’nın da 6’ncı büyük ekonomisi. Biz aynı zamanda son 23 yılda ortalama yüzde 5.3 büyüyen bir ülkeyiz. Milli enerji ve maden politikamız ile daha çok yerli ve yenilenebilir stratejimizin hedefi enerjide dışa bağımlığımızı sıfırlamaktır. Hali hazırda yenilenebilir enerji kurulu gücü bakımından Avrupa’da 5., dünyada 11. sıradayız. Türkiye ulusal enerji planı ile çok daha iyi yerlere geleceğiz. 2025 sonu ile 40 bin megavat güneş ve rüzgâr kurulu gücümüzü 100 bin megavata çıkarmayı hedefliyoruz. Bu hedef için 80 milyar dolar yatırım yapacağız. Yeşil iletim altyapısı inşa edeceğiz. 5 bin megavat deniz üstü enerji alanı kurma niyetindeyiz. 2025’te toplam kurulu gücümüz 38 bin 820 megavattı. Yenilenebilir enerjinin payı bunun biraz üzerinde idi. Nisan sonunda 125.410 megavata yükselirken yenilenebilir enerjinin payı yüzde 62’ye çıktı. Çevreci maskelilerin engellemelerine rağmen bu potansiyeli değerlendireceğiz. 10 yıl önce 3-5 ağacın değiştirilmesini bahane ederek sokakları ateşe veren Gezici vandallara müsaade etmediysek, bugün de enerji yatırımlarımızı sabote etmeye çalışanlara müsaade etmeyeceğiz.
DEVLETİN VARLIK GAYESİ ADALETTİR
“DEVLETİN sebebi vücudu, yani varlık gayesi evvelemirde adalettir. Devamında emniyettir. Son noktada huzur ve selamettir. Bizim zihin haritamızda bu kavramların her biri, insanı ve toplumu merkeze alarak şekillenmiştir. Adaleti mülkün, yani devletin temeli olarak gören ecdat tam da bu yüzden ‘İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ demiştir. Buradan hareketle devletlerin kudreti hem beşeri sermayenin hem de mevcut kaynakların hikmeti de kuşatan rasyonel bir bakış açısıyla değerlendirilmesine bağlıdır. Kaynaklarını etkin ve verimli kullanamayan devletlerin muktedir ve müessir olması elbette mümkün değildir. Bunun için kamu maliyesinin iyi yönetilmesi büyük önem arz ediyor.
GEÇMİŞTE HAR VURUP HARMAN SAVRULDU
Türkiye olarak geçmişte savrukluğun, özensizliğin, popülizmin sıkıntısını çok çekmiş bir ülkeyiz. Milletin dişinden tırnağından artırdığı kaynakların nasıl har vurup harman savrulduğunu gayet iyi hatırlıyoruz. SSK’nın göz göre göre nasıl batırıldığını, bankaların içinin nasıl boşaltıldığını, devletin hazinesinin nasıl hortumlandığını, rantiyenin halkın cebinden nasıl palazlandığını hiçbirimiz unutmadık. Tamahkârlar ve beceriksizler kadar kamu maliyesine en büyük darbeyi indirenlerden biri de vesayetçiler olmuştur. Geçen hafta 66’ncı yıldönümü geride kalan 27 Mayıs 1960 darbesinden başlayarak tüm anti-demokratik müdahaleler bu ülkeye milyarlarca dolar zarar vermiş, halkımızı fakirleştirmiş, Türkiye’yi geride bırakmıştır. İşte en son FETÖ’nün elebaşılığını yaptığı 15 Temmuz kanlı darbe girişiminin Türk ekonomisine faturası 350 milyar dolardan fazladır. Gezi olaylarının doğrudan maliyeti 1.5 milyar doları, dolaylı maliyeti ise on milyarlarca doları bulmaktadır.
TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİMİN HAKKI VAR
İster sokak olayları, ister FETÖ’vari terör örgütleri, isterse cuntacılar vasıtasıyla olsun; milli iradeyi hedef alan vesayet teşebbüslerinin ülkemize ve milletin kesesine verdiği zarar maalesef yeterince tartışılmıyor. Türkiye’nin her türlü vesayet odağına karşı mücadelesi, aynı zamanda bu yüklerden de tamamen kurtulma mücadelesidir. İnşallah bu mücadele zafere ulaşınca ülkemizin ekonomik şahlanışı daha da hızlanacak, milletin kaynakları milletin cebine daha fazla akacaktır. Milli iradenin savunulmasını nasıl namus borcu olarak görüyorsak kamu malının israf edilmesine, yasadışı ve usulsüz yollarla istismar edilmesine, bilhassa ikbal hesaplarına merdiven yapılmasına da göz yummuyoruz. Bu konuda bizim tavrımız, duruşumuz gayet nettir. Kamu malında 86 milyon vatandaşımızın her birinin hakkı vardır. Garip gurebanın, tüyü bitmemiş yetim ve öksüzün payı vardır. Beytülmal aynı zamanda gelecek kuşakların bizlere emanetidir. Makamı, unvanı, mevki ne olursa olsun kamuda görevli tüm personelin kaynak kullanırken hassasiyetle hareket etmesi bizim kırmızı çizgimizdir. Görevi veya konumu icabı kamu personeline tahsis edilen kaynaklar, kimsenin babasının malı değildir. Kapısının üstünde ne yazarsa yazsın, hiçbir kamu görevlisi bunu şahsi cüzdanı gibi kullanamaz, kullanmamalıdır. Biz buna izin veremeyiz.
SKANDALLAR ASLA MAZUR GÖRÜLEMEZ
Hele hele son dönemde kimi zaman hayretle kimi zaman utançla takip ettiğimiz yerel yönetimler merkezli skandallar asla mazur görülemez. Her kim olursa olsun milletin emanetini ganimet olarak görenlerle hukuk ve yasalar çerçevesinde mücadele etmek bizlerin boynunun borcudur. Ödediği verginin en yüksek kalitede hizmete dönüşmesini bekleyen 86 milyon vatandaşımıza karşı, unutmayın hepimiz sorumluyuz.”