Ömer Erdem

Kültür ve kibir

26 Eylül 2019

Kültür kelimesi kimsenin dilinden pek düşmez. Toplumun her katmanında bir büyüteç işlevi gördüğü de açıktır. Ticaret hayatından üniversiteye, medyadan sanat dünyasına, politikadan modaya kadar her alanda bir kültür tanımı da var üstelik. ‘18’inci yüzyılın sonlarında sanayiciliğin bir eleştirisi olarak önem kazansa’ da artık sanayi çağının sonucu sayılan kapitalizmin çok yönlü efekti konumunda çoktan. Terry Eagleton, ‘Kültür’ kitabında bu kavramın arkeolojisi kadar eleştirisini de yapıyor. Sonunda ise sözü bir şekilde edebiyata bağlıyor.
‘Sanat ve düşünce eserleri toplamı, ruhsal ve zihinsel gelişim süreci, insanların yaşamlarına yön veren değerler, gelenekler, inançlar ve simgesel pratikler’ çerçevesinde tanımlanan kültür, doğuşu kadar gelişip yayılmasıyla da ilginç bir konu. Tek bir kültür de yok. Bu sebepten kolay kolay indirgenemez.
İlkin uygarlık (çevirmen Berrak Göçer, medeniyet yerine uygarlık kelimesini tercih etmiş) ile kültür arasındaki ayrışımı ve birbirlerine sebep sonuç yönünden bağlanışlarını irdeliyor Eagleton. Pek çok düşünür, sanatçı ve eleştirmenin referanslarına yaslanarak kendi görüşlerini berraklaştırıyor.“Uygarlık kültürün bir önkoşuludur” derken, kültürün toplumun simgesel boyutlarını taşıma kapasitesinin altını çiziyor. Aslında bir eleştiri kitabı ‘Kültür’. Bugün dünyanın her yerinde saygı ile karşılanan ‘kültür’ün tekinsizliğini açığa çıkarıyor. Bir Marksist olarak, kapitalizmin ürettiği kavramı da tatlı tatlı silkeliyor.

Edmund Burke’den T. S. Eliot’a, Oscar Wilde’dan A. Ashley Cooper’a değin onlarca düşünce ve sanat insanının kültüre getirdikleri özgün yorumları yeniden gözden geçiriyor Eagleton. Üzerinde en çok durduğu ve altını ısrarla çizdiği mesele, seçkinlere ait bir değer olmaktan nasıl sıradan insanların hayatlarına başarıyla kültürün sokulduğudur. Kapitalizmin bir tür akıl ve sigortacılık oyunu olarak kültürü dönüştürmesi onun eleştirisinin önem verdiği noktalardan biridir. Çünkü “19’uncu yüzyıl düşünürleri eski Yunanlardan, onların ruhsal dengelerinden ve organik olduğu varsayılan toplumlarından özlemle bahsetmeye başlamışsa, bunun önemli bir sebebi fabrikalarla kömür madenleridir”. Ayrıca, kültür fikrinin kaynaklarından birisi olarak da ‘Tanrı’nın ölümü’ meselesini anacaktır yazar. Seküler modernliğin açtığı Tanrı biçimindeki boşluğu doldurmak için akıldan ruha, Michael Jackson’dan devlete kadar ikameler üretilmiştir. “Ancak tüm vaatlerine rağmen kültür de Tanrı’nın tahtına oturamamıştır” bugün.
Eagleton ayrıca ustaca üretilmiş ‘popüler kültür’ kavramına getirir sözü. Böylece kültürün ‘kapitalizmin maddi altyapısının şeker rafine etmek ya da hasat kaldırmanın parçasına’ dönüşmesini vurgular. Bugünkü dünyada bir kültür adamı olarak işlevsizleşen eleştirmen ve edebiyat araştırmacısını da o kurtarmıştır. Yoksa edebiyat incelemesinin “ne olduğu belirsiz bir uğraş olarak canlı bir ekonomiye gerçekten bir katkısı” olabilir miydi? Öyleyse kültür endüstrisinin (nedense kültürel endüstri kavramını üreten Edgar Morin’e hiç atıf yapmaz Eagleton) bayrağı kibirle dalgalanabilir. Doğu, İslam medeniyetleri (uygarlıkları) kitabın eksik yanı olarak söylenebilir.


KÜLTÜR

Yazının devamı...
Ömer Erdem Kimdir?

Ömer Erdem