BABASI Ali Hamaney ile aynı saldırıda, annesi, eşi ve kız kardeşlerinden birini de kaybeden Mücteba Hamaney’in yeni ‘Devrim Rehberi’ seçilmesiyle İran İslam Cumhuriyeti’nde yeni bir dönem başladı. Ülkede seçimle iş başına gelen Cumhurbaşkanı sınırlı yetkilere sahipken, “liderlik makamı”, tüm devlet organlarının üzerinde, sahip olduğu anayasal yetkilerle iç ve dış politika konularında son sözü söyleyen merci kabul ediliyor.
Mücteba Hamaney, 1969’da Meşhed’de ülkenin; Ruhullah Humeyni’nin ardından 2’nci dini lideri olan Ali Hamaney’in ikinci oğlu olarak dünyaya geldi. Çocukluk ve gençlik yılları 1979’da gerçekleşen İran İslam Devrimi ve hemen sonrasında başlayan ve sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı’nın atmosferinde geçti. Babasının cumhurbaşkanı olduğu dönemde, henüz 17 yaşındayken Irak Savaşı sırasında cepheye giderek Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) katıldı. Burada kurduğu çevre ve geliştirdiği ilişki ağının bugün ona dini liderlik koltuğunu hazırlayan en kritik etkenlerden biri olduğu değerlendiriliyor. Mücteba Hamaney’in gücünü arttıran bir diğer unsur ise 1999 yılında İran siyasetinin muhafazakâr kanadında etkili bir isim olan Gulam Ali Haddad-Adil’in kızıyla evlenmesi oldu. Evlilik sonrası oğul Hamaney ilişkilerini rejimin elitleri içinde de genişletmeyi başardı.
EĞİTİMİ TARTIŞMALI
Kum’daki İslami ilimler okulunda ileri düzeyde fıkıh ve usul eğitimi aldı. Bazı dini otoriteler ve babası tarafından verilen “harici dersler” şeklinde nitelendirilen “içtihat dersleri müderrisliği” eğitimi de alan Hamaney, daha sonra bu dersleri okutan kişiler arasında yer aldı. Yine de oğul Hamaney’in dini yeterliliğine dair çok fazla bilgi bulunmaması onun eğitim düzeyi ve ilmi statüsünün tartışma konusu haline gelmesine yol açtı.
PERDE ARKASINDAKİ AKTÖR
Mücteba Hamaney, babasının döneminde kamuoyu önünde olmaktan hep kaçındı. Ancak ülkedeki gelişmelerde perde arkasında aktör olarak ismi sürekli söylenegeldi. 2005 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde reformcu aday Mehdi Kerrubi’nin beklentilerin aksine ikinci tura kalamaması ve onun yerine Mahmud Ahmedinejad’ın ikinci tura kalması ciddi tartışmalara yol açmış; Kerrubi, Ali Hameney’e yazdığı mektupta oğlu Mücteba’nın seçim sonucunu Ahmedinejad lehine değiştirilmesinde parmağı olduğunu iddia etmişti. 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve sonrasında ortaya çıkan ‘Yeşil Hareket’ protestolarının sert biçimde bastırılmasından da rolü olduğu konuşuldu.
DAHA MI RADİKAL
Bazı kesimler Mücteba’nın babasından daha radikal olduğunu ileri sürerken bazı kesimler ise onun DMO ve siyaset içindeki gücüne işaret ederek onun liderliğinin İran’ın içinde bulunduğu sıkışmışlığı aşmak için bir fırsat olduğunu öne sürüyor. Eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani’nin kızı Faize Haşimi gibi muhalif isimler, Mücteba’nın İran’ın “Muhammed bin Selman’ı” ya da “Sovyetler’in Gorbaçov’u” olabileceğini dile getiriyor. Öte yandan liderliğin babadan oğula geçtiği monarşik hanedan modelini reddeden bir söylem üzerine kurulan İran’da Mücteba’nın babasının ardından ülkenin en tepesindeki göreve gelmesi meşruiyet tartışmalarına yol açabilir. Zira Humeyni’nin monarşiye karşı geliştirdiği Velayet-i Fakih teorisinin meşruiyetin aileden değil, dini ehliyetten gelmesi gerektiği kuralına dayanıyordu.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaş kritik bir virajda. ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin İran’a Amerikan askeri göndermek yerine ülkenin batısındaki silahlı Kürt gruplarını sahaya sürmeye yönelik ısrarı artarken bölgedeki Kürt liderleri Washington’un baskısı ile Tahran’ın tehdidi arasında sıkışmış durumda.
‘BİZ KİRALIK SİLAH DEĞİLİZ’
Amerikan medya kuruluşları ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ve İsrail istihbarat servisi Mossad’ın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) konuşlu İranlı Kürt grupları Tahran’a karşı silahlı mücadeleye hazırladığına dair haberler yaparken, Iraklı Kürt liderlerden art arda gelen çıkışlar dikkati çekti. Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid’in eşi Şanaz İbrahim Ahmed, yayımladığı açık mektupta İran’a karşı yürütülen savaşta yer alan tüm taraflardan Kürtleri rahat bırakmalarını istedi. First Lady Ahmed, “Kürtler sık sık yalnızca güçlerine ya da fedakârlıklarına ihtiyaç duyulduğunda hatırlanıyor. Kürtleri rahat bırakın. Biz kiralık silah değiliz” ifadelerini kullandı. Kendisi de eşi gibi Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) üyesi olan Ahmed, ABD’nin 1991 yılında Iraklı Kürtleri, Saddam Hüseyin’e karşı ayaklanmaya teşvik ettiğini ancak sonrasında yüzüstü bıraktığını ve Suriye’de SDG ile ittifakını sonlandırdığını hatırlattı.
BARZANİ’DEN KIRMIZI IŞIK
Irak’taki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Başkanı Mesud Barzani de bölgenin içinden geçtiği sürece dikkat çekerek, “Tüm anlaşmazlıkların barışçıl yollarla çözüme kavuşmasını temenni ediyoruz. Bizler de IKBY’nin her türlü olumsuzluktan uzak kalması, korunması için elimizden gelen her şeyi yapacağız” dedi. Barzani’nin bu ifadeleri, Iraklı Kürtlerin Washington’un teklifine sıcak bakmadığı şeklinde yorumlandı.
‘TARAFINIZI SEÇİN’ BASKISI
Önceki gün Washington Post’ta çıkan haberde ABD Başkanı Donald Trump’ın, KYB lideri Bafel Talabani’yi arayarak İran’ın batısının bir kısmının ele geçirilmesi için “kapsamlı ABD hava desteği” teklif ettiğini aktarmış, Kürtlerin bu savaşta bir taraf seçmesi gerektiğini belirterek “Ya Amerika ve İsrail ya da İran’ın tarafını seçin” dediğini belirtmişti. Gazeteye konuşan bir KYB yetkilisinin ise “Eğer bu kara saldırısı başarısız olursa, İran’ın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne yönelik reaksiyonunun ne olacağını bilmiyoruz. Aynı zamanda özellikle bizzat aramışken Trump’ın talebini de öylece reddedemeyiz” dediği ifade edilmişti. ABD Başkanı Trump, İranlı Kürt grupların saldırılara dahil olup olmayacağına ilişkin soruya “Bunu yapmak istiyorlarsa harika bir şey olduğunu düşünüyorum” yanıtını vermişti.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, dün sabah saatlerinde İsrail’in başkenti Tel Aviv’deki Ben Gurion Havalimanı’na bir ton ağırlığında savaş başlığına sahip Hürremşehr-4 füzesiyle saldırdığını duyurdu. Irak’ın kuzeyindeki bir ABD üssü, Körfez ülkeleri ve bazı askeri tesisler de Tahran’ın dünkü hedefleri arasındaydı. Hürremabad şehri üzerinde İsrail’e ait bir Hermes-900 insansız hava aracının da etkisiz hale getirildiği açıklandı.
TAHRAN’DA STADYUM YIKILDI
İran devlet televizyonu IRIB, Tahran’daki uluslararası maçlara ev sahipliği yapan Azadi Stadyumu’nun ülkeye yönelik saldırılar sırasında “yıkıldığını” bildirdi. IRIB’in paylaştığı görüntülerde stadyumda geniş çaplı hasar olduğu ve tribünlerden yoğun duman yükseldiği görüldü. Stadyumda oluşan hasarın tam boyutuna ilişkin ayrıntılar henüz netleşmedi.
İsrail bombalarının hedefi olan Lübnan’ın başkenti Beyrut, alev alev yanıyor.
‘EYLÜLE KADAR UZAYABİLİR’
Tasnim Haber Ajansı’nın bildirdiğine göre İran Devrim Muhafızları, ülkenin güneybatı sınırlarına yakın bir bölgede bir ABD F-15E savaş uçağını düşürdüklerini iddia etti. ABD ordusu bu iddiaları yalanladı. Ayrıca USS Abraham Lincoln uçak gemisinin de vurulduğu öne sürüldü. Bu arada ABD Merkez Komutanlığı CENTCOM tarafından yapılan açıklamada İran’daki savaşın önümüzdeki eylül ayına kadar sürebileceği belirtildi. Öte yandan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, saldırıların bir sonraki aşamaya geçtiğini ve saldırıları şiddetlendireceklerini öne sürerek, “Elimizde, açıklamayı düşünmediğim başka sürpriz hamleler de var” dedi.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak başlattığı savaş 6’ıncı gününde devam ederken uluslararası medya Başkan Donald Trump yönetiminin İran’da Kürt grupları örgütleyip içeride ayaklanma hazırlığında olduğunu iddia etti. İngiliz Reuters ajansı İranlı Kürt milislerin son günlerde ABD ile İran’ın batısındaki güvenlik güçlerine nasıl saldıracakları konusunda istişarelerde bulunduğunu öne sürerken Amerikan CNN, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatının (CIA), İran’da ayaklanma çıkarmak amacıyla ülkedeki muhalif Kürtleri silahlandırmaya çalıştığını belirtti.
İTTİFAK KURMUŞLARDI
Reuters, İran-Irak sınırında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde konuşlanmış İranlı Kürt gruplardan oluşan bir koalisyonun bu tür saldırılar için eğitim aldığını ve ABD ile İsrail, İran’ı bombalarken ülkenin askeri gücünü zayıflatmayı umduklarını, amacın İranlıların hükümete karşı bir ayaklanması için zemin hazırlamak olduğunu belirtti. 22 Şubat tarihinde İran’da faaliyet gösteren beş Kürt muhalif grup birleşerek yeni bir ittifak kurmuş, İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ), terör örgütü PKK’nın İran kolu olan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Emekçiler Topluluğu (Komale) ve İran Kürdistanı Mücadele Örgütü’nden (Khebat) oluşan ittifak amaçlarının rejimi devirmek olduğunu açıklamıştı. İran Komünist Partisi’nin Kürdistan örgütü ise ABD ve İsrail’in desteğini sebep göstererek ittifakta yer almamıştı. Haberde ayrıca, bu grupların ABD’den askeri destek talep ettiği de belirtildi.
TRUMP GÖRÜŞTÜ İDDİASI
Üst düzey bir İranlı Kürt yetkiliye göre ABD Başkanı, İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ) lideri Mustafa Hicri ile telefonda görüştü. Daha önce de Trump’ın Iraklı Kürt liderler Mesud Barzani ve Bafel Talabani ile telefon görüşmesi yaparak İran’daki son durumu ve tarafların nasıl işbirliği yapabileceğini ele aldığı iddia edilmişti. Bu arada Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt dünkü basın brifinginde “Başkan, Ortadoğu’daki ortaklar, müttefikler ve liderlerle birçok görüşme yaptı. Kuzey Irak’taki üssümüzle ilgili olarak Kürt liderlerle görüştü. Ancak Başkan’ın böyle bir plana onay verdiğini iddia eden haberler, tamamen yanlıştır ve bu şekilde yazılmamalıdır” ifadelerini kullandı. Uzmanlara göre İranlı Kürt grupların silahlandırılması halinde silah sevkiyatının Irak Kürt Bölgesel Yönetimi üzerinden gerçekleşecek olması nedeniyle Erbil’deki yönetimin desteği gerekiyor. Öte yandan IKBY Başbakan Yardımcısı Kubad Talabani, bölgenin tamamen tarafsız kalacağına dair açıklama yapması dikkat çekti. İddialara yanıt veren ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth ise “Diğer aktörler yapıyor olabilir, biz değil. Şunu söyleyebilirim ki hedeflerimiz herhangi bir belirli gücün desteklenmesine ya da silahlandırılmasına dayanmıyor” dedi.
ABD ve İsrail hava saldırılarının Kürt nüfusun yoğun olduğu sınır bölgelerindeki İran askeri tesislerini, özellikle Pave ve Senendec gibi şehirlerdeki sınır karakollarını, üsleri, polis karakollarını vurduğu belirtilirken bunun amacının milis grupların Irak’tan İran’a geçişlerini kolaylaştırmak olabileceği değerlendiriliyor. Diğer yandan İsrail ve bölgedeki ABD üslerine saldırılarını sürdüren İran, dün Erbil yakınlarındaki Degala kasabasında Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) örgütünün üssünü füzeyle vurdu. İran Devrim Muhafızları da Irak’ın kuzeyindeki “devrim karşıtı gruplara” saldırı düzenlendiğini doğruladı.
SURİYE’DEN SONRA KOLAY MI
ABD’nin Kürt kartını sahaya sürmesinin ardında İsrail’in baskısı olduğu düşünülüyor. Uzmanlar Kürt gruplarının, ABD’nin Suriye’de SDG ile başlayan serüveninin Şam yönetiminin güç kazanmasıyla 180 derece değişmesinden dolayı Washington’la güven sorunu yaşayabileceğini belirtiyor. Netanyahu yönetiminin, Suriye’de denediği ‘azınlıklar ittifakı’ stratejisini İran’da da devreye sokmak istediği, Kürtleri Tahran’a karşı ayaklandırmayı hedeflediği tahmin ediliyor.
ABD ile İran arasında Umman’ın arabulucuğunda salı günü İsviçre’nin başkenti Cenevre’de düzenlenen müzakerelerin 2’nci turunun ardından taraflardan ‘anlaşma yoluna girildiğine’ dair olumlu açıklamalar yapılsa da savaş tansiyonu bir anda yeniden yükseldi. ABD medyası Washington’ın bu hafta sonu bile İran’ı vurabileceğini iddia ederken ABD’li televizyon kanalları CNN ve CBS Amerikan ordusunun saldırı için hazır olduğunu ancak Başkan Donald Trump’ın henüz nihai kararı vermediğini öne sürdü. Uzmanlar ise olası bir savaşta ilk gün yapılması muhtemel saldırılara dair senaryolarını paylaşmaya başladı.
SİYASİ VE ASKERİ SUİKASTLAR
ABD’nin Ortadoğu’daki hava gücünün yoğunluğunun Irak Savaşı’nı başlatan 2003 işgalinden bu yana en yüksek noktaya ulaştığının altını çizen Wall Street Journal gazetesi (WSJ), Pentagon yetkililerinin Başkan Trump’a, rejimi devirmek amacıyla çok sayıda siyasi ve askeri liderin öldürülmesi de dahil olmak üzere saldırı seçenekleri hakkında bilgilendirmede bulunduğunu aktardı. Suikastları nükleer ve balistik füze tesislerinin imha edilmesi izliyor. Üst düzey güvenlik görevlilerinin cumartesi günü itibarıyla ABD’nin bölgedeki askeri varlığının İran’ı vurmaya yeterli olacağını ilettiğini belirten WSJ, saldırıların rejim düşene kadar devam ettirilebileceğini kaydetti. Haberde nükleer ve füze tesislerine karşı bir hava harekatının planlandığına da yer verildi.
HÜRMÜZ VE HARK ADASI
Bazı uzmanlar ABD’nin ilk olarak dünya petrol sevkiyatının yüzde 30’u (günde 18-20 milyon varil) ve LNG (Sıvılaştırılmış Doğalgaz) ticaretinin de yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini de sağlamak isteyebileceğine işaret ediyor. Bu çerçevede Hürmüz’ün çevresinde bulunan savunma tesislerinin imhası, Washington’ın ilk gün saldırı senaryoları arasında yer alabilir. Diğer bir olası hedef ise İran’ın enerji üssü diyebileceğimiz en önemli stratejik bölgesi Basra Körfezi’nde yer alan Hark Adası’nda kurduğu petrol tesisleri. İran’ın petrol ihraç etme kapasitesinin en kritik noktalarından biri olan ada, devlete ait İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) tarafından kurulan devasa petrol depolama tanklarına ev sahipliği yapıyor. Ada ayrıca İran’ın en büyük petrol ihracat terminaline de sahip.
HAFTALARCA SÜREBİLİR
Axios’un haberine göre ise saldırıların İsrail ile İran arasında haziran ayındaki 12 günlük savaştan çok daha kapsamlı, haftalarca sürecek savaş benzeri bir askeri harekât kapsamında olması bekleniyor. Son üç günde ABD’nin Ortadoğu’da ciddi bir ‘hava şemsiyesi’ kurduğu, bu hazırlığın tek gecelik sınırlı bir hamleden çok daha uzun süreli bir operasyon kapasitesine işaret ettiği belirtildi. ABD’nin son üç günde bölgedeki üslerine 48 tane F-16, 18 tane F-35, 12 tane F-22, 6 tane AWACS havadan komuta ve kontrol uçağı ve 40 tane de tanker uçağının ulaştığı değerlendiriliyor. Uzmanlara göre taraflar arasında anlaşma sağlanması olası görünmüyor. ABD’li yetkililere göre Cenevre’deki görüşmelerde görüş ayrılıkları son derece derindi ve bunların aşılması beklenmiyor.
TÜRKİYE’nin 2011 yılında kıtlıkla mücadele ederken elinden tuttuğu, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın başkent Mogadişu’ya yaptığı tarihi ziyaretle yükselişe geçen Türkiye-Somali ilişkileri her geçen gün daha da ileriye gidiyor. 2024 yılında iki ülke arasında imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması kapsamında Türk donanmasına ait savaş gemileri TCG Sancaktar, TCG Gökova ve Burak sınıfı karakol gemisi TCG Bafra önceki gün Somali’ye ulaştı. TCG Sancaktar, Mogadişu’ya demirlerken diğer iki gemi, Somaliland bölgesindeki Laasqoray açıklarında faaliyetlerine başladı. Savaş gemilerinin amacının yaklaşan açık deniz petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerinin güvenliğini sağlamak ve ilgili operasyonlara lojistik destek sunmak olduğu değerlendiriliyor.
ÇAĞRI BEY MÜJDE VEREBİLİR
2024’ün şubat ayında imzalanan 10 yıllık Savunma ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması kapsamında Türkiye’nin Somali karasularını koruması ve deniz kaynaklarının gelişimine katkıda bulunması öngörülüyor. Bu çerçevede geçen yıl Somali karasularında sismik araştırma yapan Oruç Reis’in üç deniz blokunda 4 bin 465 km kare alanda topladığı 3 boyutlu veriler yeni keşiflerin önünü açabilir. Bu ay içinde Mersin Taşucu Limanı’nda yola çıkması ve mayısta bölgeye ulaşması beklenen Çağrı Bey Sondaj Gemisi tarafından işlenecek veriler hem Somali hem de Türkiye’ye yeni müjdeler verebilir.
MASADA DENİZ ÜSSÜ VAR
İsrail’in aralık ayının sonunda, Somali’den tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Somaliland’ı tanıma kararı alması, Türkiye ile Somali arasındaki ilişkileri çok daha stratejik bir aşamaya taşıdı. Ankara ile Somalili yetkililer arasında ülkenin karasularının güvenliği ve deniz yetki alanlarının korunması için, Somaliland’ın kontrol alanında yer alan Laasqoray’da bir deniz üssü kurulması adına görüşmelerin sona yaklaştığı iddia edildi. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud verdiği son röportajda, İsrail’in Somaliland’ı tanımasının arkasındaki en önemli sebebin bölgede üs temin etmek istemesi olduğunu ifade etmişti. Türkiye, İsrail’in Somaliland hamlesi üzerine Mısır ve Suudi Arabistan ile ortak bir tutum izlerken geçen haftalarda Somali ile Suudi Arabistan arasında savunma anlaşması imzalanmış, Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi de Somali’ye asker konuşlandırmak istediklerini duyurmuştu.
F-16 KONUŞLANDIRILDI
Ankara geçen hafta da terörle mücadelede Somali ordusuna destek vermek için ülkeye üç F-16 savaş uçağı konuşlandırmıştı. Somali’nin Eş-Şebab terör örgütüne yönelik operasyonlarını yoğunlaştırdığı bir dönemde gerçekleşen gelişme sonrası Somali Savunma Bakanı Ahmed Moallim Fiqi, bu işbirliğinin ülke sınırlarının korunması ve ulusal güvenliğin sağlanması açısından kritik rol oynayacağını dile getirmişti.
SURİYE’de Şam yönetimi ile SDG arasındaki yürütülen müzakerelerin, örgütün provokatif tutumu sebebiyle akamete uğramasının ardından ordunun; Arap aşiretlerinin de desteğiyle sahada elde ettiği kazanımlar, SDG’yi Ayn-el Arab (Kobani) ve Haseke vilayetine bağlı Kamışlı’ya sıkıştırdı. Suriye Ordusu, Ayn el Arab ile Haseke’ye doğru ilerlemeyi sürdürürken dün akşam saatlerinde Şam ile SDG arasında yeni bir mutabakata varıldığı haberi geldi. Suriye Cumhurbaşkanlığı’nın resmi haber ajansı SANA’da yayınlanan açıklamasında, hükümet ile SDG arasında Haseke vilayetinin geleceğine ilişkin bir dizi konuda mutabakata varıldığı belirtildi. SDG’ye bölgelerin fiilen entegrasyonuna ilişkin ayrıntılı bir plan hazırlanması ve istişarelerin tamamlanması için 4 gün süre tanındı.
OPERASYON HAZIRLIĞI
Geçen hafta ülkenin neredeyse üçte birini kontrol eden SDG, son gelişmelerle kendisini hayatta tutan petrol ve doğalgaz sahalarının yanı sıra birçok baraj ve askeri üssü kaybetti. Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ile SDG lideri Mazlum Abdi arasında 18 Ocak’ta ateşkes ve entegrasyon konusunda varılan anlaşma Abdi’nin bir gün sonra talepkâr tutumu sebebiyle çıkmaza girerken rüzgâr tersten esmeye başladı.
SDG, cuma gününden pazar akşamına kadar sadece iki günde petrol ve doğalgaz sahalarıyla ülkenin yer altı zengini kenti Deyrizor’un yanı sıra Deyr Hafir, Meskene, Tabka ve Rakka’yı kaybederek Fırat’ın doğusunda büyük bir güç kaybetmiş, ülkede Kürt nüfusunun nispeten daha yoğun olduğu Ayn-el Arab (Kobani), Haseke ve Kamışlı bölgesine çekilmişti. Dün 4 günlük ateşkes öncesi El Cezire’ye konuşan Şam’a yakın kaynaklar, Suriye ordusunun Haseke’nin dış mahallelerine ulaştığını, kent merkezine yönelik kapsamlı bir güvenlik operasyonu düzenleyeceğini, devletin topraklarının tamamında hukuku egemen kılacağını aktardı. SDG yöneticisi Foza Yusuf ise Rudaw’a yaptığı açıklamada, kendilerine tam bir teslimiyetin dayatıldığını, bunu asla kabul etmeyeceklerini söyledi. Haseke’nin yanı sıra Ayn-el Arab’a doğru da sevkiyatlarını arttıran Suriye ordusu, bölgede ciddi ilerleme sağlayarak Sarrin’i ele geçirdi ve Ayn el-Arab’a yaklaştı.
HASEKE’DE ÇOĞUNLUK ARAP
SDG’nin sıkıştığı iki cepten biri olan Mardin’in Nusabyin ilçesinin karşısında yer alan Kamışlı, Haseke vilayetine bağlı. Haseke’nin toplam nüfusunun yüzde 70’inin Arap olması dikkati çekiyor. Kent merkezinin de ezici çoğunluğu Arap aşiretlerden meydana gelirken Kürt nüfus daha çok Türkiye sınırındaki Kamışlı’da bulunuyor. SDG, iç savaşın devam ettiği 14 yıl boyunca, bölgede zaman zaman Beşar Esad rejimi ve ABD ile ortaklık kurmuş, terör örgütü DEAŞ’a karşı operasyonlarda yer aldığı için özellikle Batı dünyasının gözünde meşruiyet elde etmeye çabalamıştı.
SÜLEYMAN ŞAH TÜRBE ARAZİSİ KONTROL ALTINA ALINDI
SURİYE ordusu, dün akşam ateşkesin yürürlüğe girdiği 20.00’dan kısa bir süre önce Süleyman Şah Türbesi arazisinin bulunduğu Karakozak mevkinde de kontrolü sağladı. Köy, Süleyman Şah Türbesi’nin 2015 yılında Türkiye tarafından gerçekleştirilen ‘Şah Fırat Operasyonu’ öncesinde bulunduğu yer olarak biliniyor. Süleyman Şah Türbesi, Suriye’deki iç savaş ve güvenlik riskleri nedeniyle önce tarihi Caber Kalesi’nden Karakozak Köyü’ne, 2015 yılında ise Türkiye sınırına yakın Eşme Köyü’ne taşınmıştı. Türbe, halen Eşme Köyü’nde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin koruması altında bulunuyor.
Ülkenin bütünlüğünü sağlama sürecini tıkayan SDG’ye rağmen Suriye’de denklem bir anda değişti. Şam yönetiminden bile güçlü olduğu ileri sürülen terör örgütü PKK iltisaklı SDG, Suriye ordusunun 44 saatlik harekâtıyla darmadağın oldu. Suriye ordusu, 16 Ocak’ta yerel saatle 22.00 civarı, Fırat Nehri’nin batısında yer alan işgal altındaki Deyr Hafir ve Meskene’ye operasyon başlattığını duyurdu. Buraların alınmasının ardından Rakka üzerine yüründü. Bu sırada Deyrizor ve çevresinde kontrol sağlandı. 18 Ocak akşam saatlerinde ise Rakka kent merkezine girilmesiyle harekat 44 saatte 5 zafer elde edilen bir başarıyla sonuçlandı.
1- ATEŞKES VE ENTEGRASYON
14 yıllık iç savaşın ardından 2024’ün aralık ayında İdlib merkezli silahlı muhalif güçlerin Şam’a ilerleyerek Beşar Esad rejimini devirmesinin ardından yeni Şam yönetiminin önündeki birincil mesele, ülkenin neredeyse üçte birini kontrol eden SDG ile anlaşmaya çalışmak olmuştu. 10 Mart 2025’te imzalanan mutabakat anlaşması, ülkenin toprak bütünlüğüne işaret etse de Suriye ordusunun son zaferiyle eski anlaşmanın muğlak maddeleri de Şam lehine güncellendi. Önceki gece imzalanan 14 maddelik son anlaşma artık Suriye’de savaşın döneminin bittiğini, federalizmden uzak; tüm farklılıkların temsil edildiği merkezi bir yönetimi müjdeliyor.
2- SINIRLAR KONTROL ALTINDA
Türkiye için en kritik başlık olan, 911 kilometrelik Suriye-Türkiye sınırı, terörden temizleniyor. Enerji sahalarının yanı sıra ülkenin tüm sınır kapıları da yapılan anlaşma ile Şam yönetimine devredildi. 2019’da yapılan “Soçi mutabakatı” çerçevesinde SDG güçlerinin sınırdan belli bir mesafe kadar çekilmesi öngörülmüş ancak SDG’nin sınır hattı üzerindeki fiili kontrolü devam etmişti. Varılan son anlaşma ile SDG kontrolündeki yüzlerce kilometrelik Türkiye sınırındaki tek silahlı güç Suriye ordusu mensupları olacak. Şam ile SDG arasında bir yıldır devam eden müzakerelerde sınırların kontrolünün devletin elinde olacağı belirtilse de Ankara, entegrasyon sonucu SDG’nin orduya dahil edilmesiyle bu noktalarda SDG’ye bağlı kişilerin görev almasından endişe ediyordu.
3- KORİDOR PROJELERİ ÇÖKTÜ
Suriye’de iç savaşın çıktığı ve SDG’nin Türkiye sınırındaki bölgede etkinliğini arttırdığı dönemden bu yana Ankara’nın en öncelikli meselesi, ülkenin kuzeyinde PKK bağlantılı bir örgütün devlet kurmasını engellemek oldu. Türkiye’nin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı harekâtları ile Suriye’nin kuzeyinde terör örgütü ve destekçileri tarafından “terör koridoru” kurmaya yönelik çalışmaları akamete uğratılsa da Suriye ordusunun son harekâtıyla söz konusu koridor ihtimali tamamen ortadan kalktı. Çöpe giden bir diğer proje ise İsrail’in “azınlıklar ittifakı” stratejisiyle oluşturduğu “Davut Koridoru” planı oldu. Tel Aviv yönetiminin Suriye’nin güneyinde silahlandırdığı Dürzi gruplarla kuzeydeki SDG tarafından kontrol edilen bölgenin birleştirilmesini amaçlayan proje, SDG’nin “oyun dışı” kalmasıyla kâğıt üzerinde kaldı.