Melike Çalkap

Meslek liselerine yurtdışı stajı

2 Mayıs 2026

TÜRKİYE Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında düzenlenen ‘Eğitimde Avrupa Birliği Projeleri’ Çalıştayı, İstanbul İl Millİ Eğitim Müdürlüğü koordinasyonunda, İstanbul genelinde okullar tarafından yürütülen Erasmus+ Program sürecinin etkilerini ortaya koymak ve geliştirmek amacıyla gerçekleştirildi. Eğitimde uluslararasılaşmayı destekleyen  program, kurumların proje kültürünü güçlendirmeyi ve yenilikçi uygulamaları teşvik etmeyi hedefliyor. Çok sayıda öğrenci ve öğretmenin katıldığı çalıştayda, eğitim öğretim süreçlerinin farklı alanlara ve kültüre yayılması gerektiğini dile getiren İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentür, “Devletin en önemli görevlerinden biri, eğitimde fırsat eşitliğini yaymak” dedi.

20 ÜLKEYLE ÇALIŞILDI

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Mesleki Eğitim Koordinatörü Kamil Melih Akay, mesleki eğitimde Avrupa Birliği projelerinin eğitim öğretim sürecinin önemli bir parçası haline geldiğini belirtirken, Avrupa Birliği Proje Koordinatörü Jale Ulutaş da şimdiye kadar 28 ülkeden 20’si ile Erasmus kapsamında çalışmaların gerçekleştiğine dikkat çekti. 

‘BİZİM İÇİN ÖNEMLİ BİR FIRSAT’

Çalıştaya katılan Demirören Medya ve Teknoloji Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi 11’inci sınıf öğrencisi İbrahim Emir Erkasap, “ABD’ye gitme fırsatı buldum. FRC robot olimpiyatlarına katıldım. Benim için önemli bir deneyimdi” diye konuştu. Yine 11’inci sınıf öğrencisi Dila Acar da Almanya merkezli medya şirketi Deutsche Welle’de 2 hafta staj yaptığını belirterek, “Bu deneyim benim için gerçekten çok kıymetliydi. Dünyanın önemli medya kuruluşlarından birinde çalışma fırsatı buldum” dedi.

 

Yazının Devamını Oku

Bakan Tekin’den okul saldırıları açıklaması: ‘Anlık öfke’yle açıklayamayız

26 Nisan 2026

Bu yıl 4’üncüsü ‘Modern Dünyada Çocuk: Riskleri Anlamak, Potansiyeli Özgürleştirmek’ temasıyla İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Montessori Zirvesi’nde, hızlı gelişen dünyada çocukların karşı karşıya kaldığı riskler ve onların potansiyelini açığa çıkarmanın önemi ele alındı. Zirveye katılan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarına dikkat çekerek, bu yaşananların ardından çocukların dünyasına dikkatle eğilmek gerektiğini belirtti. Modern dünyada çocukların oldukça imkâna sahip olduğunu ama aynı zamanda onların ciddi imtihanlardan geçtiğini dile getiren Bakan Tekin şöyle konuştu: “Hepimiz biliyoruz ki evlatlarımız, en çok bizim onlara ve birbirimize nasıl davrandığımıza bakarak büyüyor. Kendilerine verdiğimiz nasihatten önce, evin içinde kurduğumuz dili, öfke anında gösterdiğimiz tavrı, sokakta sergilediğimiz muameleyi, ekranda normalleştirdiğimiz davranışları görüyorlar. Bu sebeple okul bahçesinde, koridorda, sınıf kapısında karşımıza çıkan taşkınlığı tek bir çocuğun anlık öfkesiyle açıklayamayız. Orada bizim kurduğumuz hayatın, gevşettiğimiz hudutların, ihmal ettiğimiz terbiyenin, çoğalttığımız sertliğin ve dijital dünyanın çocuklarımızın ruhuna taşıdığı hoyratlığın payı vardır. Çocuklarımızın dilinde öfke büyüyorsa, önce kendi dilimize bakacağız. Tahammül zayıflıyorsa, önce kendi ilişkilerimizi gözden geçireceğiz.”

Yazının Devamını Oku

Söylüyorlar ama biz duymuyoruz

22 Nisan 2026

Geçtiğimiz hafta önce Şanlıurfa sonra da Kahramanmaraş’ta okullarda silahlı saldırılar gerçekleştiren ve bu olaylarda kendileri de hayatlarını kaybeden biri 19 diğeri 14 yaşındaki iki ergen hangi ruh haliyle hareket ediyordu. Onları bu vahşete yönelten etkenler nelerdi? Amerikalı araştırmacı ve psikolog Peter Langman, bu saldırganları psikopat, psikotik ve travmatize olmuşlar şeklinde üç psikolojik tipe ayrılıyor. Langman’ın araştırmasını bir eğitimci olarak analiz eden İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Bozkurt da “Tek bir okul saldırganı profili, tek bir neden ve tek bir saldırı tipi yok. Ama bu tür saldırıları gerçekleştirenlerin ortak bir özelliği var o da aslında öncesinde belli sinyaller veriyor olmaları. Yani bu çocuklar genellikle söylüyorlar. Biz duyamıyoruz” dedi.

Özellikle okul saldırganları üzerine yaptığı çalışmalarla bilinen araştırmacı ve psikolog Peter Langman, okul katliamlarını gerçekleştiren gençlerin psikolojik profillerini yıllardır inceleyerek bu saldırıların arkasında yatan nedenleri ortaya çıkarmaya çalışıyor. Bu kapsamda pek çok akademik yayını olan Langman, okul saldırganlarının günlüklerini, mektuplarını ve adli raporlarını titizlikle inceliyor. Langman bu alanda sıklıkla öne çıkan nedenlere ilişkin, “Ergen, yalnız çocuk. Şiddet içerikli video oyunları oynuyor. Zorbalığa uğruyor. Bir gün dayanamıyor ve kendisine eziyet edenleri vuruyor. Ancak bu hikaye hem eksik hem de çok yanlış” diyor. Toplum sosyolojisi üzerine çalışmalar yürüten İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Veysel Bozkurt da Peter Langman’ın çalışmalarına kulak verilmesi gerektiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Bozkurt, Langman’ın saldırganlara ilişkin yaptığı araştırmaları şöyle analiz etti:

OKUL PERSONELİNİ HEDEF ALIYORLAR
“Langman saldırganları üç kategoriye ayırıyor. Her biri farklı bir iç dünyanın fotoğrafı. Birinci sırada ‘psikopatlar’ var. Onu ‘psikotikler’ ve ‘travmatize olmuşlar’ takip ediyor. Psikopati, psikoz ya da travma tek başına saldırıyı açıklamıyor. Langman bunu açıkça söylüyor. Bu özelliklere sahip insanların büyük çoğunluğu hiç kimseyi öldürmez. Saldırı çok etkenli bir olay. İçsel yapı ve toplumsal tetikleyici önemli. Diğer yandan tetikleyiciler listesi oldukça tanıdık. Bunlar, akademik başarısızlık, disiplin sorunları, romantik reddedilme, hukuki sorunlar, akranlarla çatışma, gelecek algısının çökmesi ve sıradan ergenlik krizleri olarak sıralanıbilir. Ancak psikopatik, psikotik ya da travmatize bir zihin, sıradan bir başarısızlığı kozmik bir adaletsizliğe dönüştürebiliyor. Diğerlerinin atlattığı durumlar, bu zihinlerde farklı yankılanır. Langman, saldırganların hedef aldığı profillere ait de bir veri çıkardı. Buna göre analiz ettiği 48 okul saldırganından biri zorbaları, 3’ü rakiplerini, 7’si ailesini, 9’u kadınları ve 18’i okul personelini hedef aldı. Buna göre aslında saldırganların büyük kısmı kendisini eğitmeye çalışan personele zarar verme eğiliminde. Demek ki saldırı bir intikam eyleminden ziyade otoriteye başkaldırı meselesi.

EYLEMLERİNİ ÖNCEDEN SÖYLÜYORLAR
Bu saldırıların önlenmesi noktasında Langman’ın kritik bir tezi var o da ceza vermenin saldırıyı önlemediği. Uzaklaştırma ve okuldan atma tehlikeyi ortadan kaldırmıyor. Aksine, öfkeyi ve reddedilme hissini büyütebiliyor. Nitekim bunu Şanlıurfa saldırısında görüyoruz. Peki bu çocuklar saldırı öncesi ne gibi işaretler veriyor? Mesela okul krokisini çizmek, hedef listesi oluşturmak, silah edinmek, prova yapmak gibi davranışlar sergileyebiliyorlar. Bir de, ‘sızıntı’ diye tanımlayabileceğimiz kritik davranışları var; saldırganlar çoğunlukla ne yapacağını önceden birilerine söylüyor. Ancak saldırganı kızdırmaktan ve olaya dahil olmaktan duyulan korku bu uyarı sinyallerini anlamanın önüne geçiyorr. Diğer yandan insanlar hatalı muhakeme de yapabiliyor. Örneğin, “Şaka yaptı, aylardır söylüyor zaten, gerçekten yapacak olsa söylemezdi” diyebiliyorlar. Ancak saldırganlarının büyük bir kısmı gerçekleştirecekleri eylemleri önceden söylüyor. Ama biz duymuyoruz.

SORUN SADECE ‘YALNIZ KURT’ DEĞİL

Yazının Devamını Oku

Okullarda sıkı önlemli dersbaşı

20 Nisan 2026

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta gerçekleşen okul saldırılarının ardından İçişleri Bakanlığı eğitim kurumlarında güvenlik önlemlerini artırmıştı. Bu kapsamda polisler, okullarda görev almaya devam ediyor. Okullar da hafta sonu boyunca hem sosyal medya hem de WhatsApp gruplarında aldıkları yeni önlemleri veli ve öğrencileriyle paylaştı

- İlkokuldan lise kademesine kadar birçok okul, okula formasız öğrenci kabul etmeyeceğini açıkladı.

- Öte yandan bir süredir bazı okullarda uygulanan ama her okulda olmayan ‘veli randevu sistemi’ni hayata geçireceklerini duyuran okullar, randevusu olmayan velinin okula kabul edilmeyeceğinin altını çizdi.

ARAMALAR SIKLAŞTIRILACAK

Okulların aldığı güvenlik önlemleri birbirinden farklılık gösterdi.

- Lise kademesindeki okullar, özellikle velinin izni ve bilgisi olmadan öğrencilerin okuldan çıkamayacağını duyurdu. Okula giden velilerin ise ‘Veli Bekleme Alanı’nın dışında bulunamayacağını belirten okullar, velilerin refakatsiz bir şekilde okulun içinde dolaşmasına da izin vermeyecek. Okulda rahatsızlanan ya da izin almak isteyen öğrenciler, velilerinin okula gelmesini bekleyecek.

- Ayrıca aramalar sıklaştırılacak ve suç teşkil eden unsurları taşıyan öğrenciler anında disiplin cezası alacak.

- Tam gün eğitim yapan okulların bir kısmı da öğle arasında okuldan çıkışı yasakladı. Okullar bunun yerine öğrencilere yemeklerini evden getirmelerini ya da kantinden almalarını önerdi.

Yazının Devamını Oku

Katliam planlarını anlattığı Arjantinli sanal arkadaşı: Ona defalarca ‘yapma’ dedik

18 Nisan 2026

Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde bulunan Ayser Çalık Ortaokulu’nda geçen çarşamba öğle 13.30 sıralarında düzenlediği silahlı saldırıda 8 öğrenci ve 1 öğretmen olmak üzere 9 kişiyi katleden 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli’nin hayatına ilişkin ayrıntılar ortaya çıkmaya devam ediyor. Aynı okulun 8’inci sınıf öğrencisi İsa Aras’ın karanlık dijital geçmişine ve sanal bağlantılarıyla ilgili yeni detaylara ulaşıldı. Saldırı sonrası ölen İsa Aras’ın, radikal internet alt kültürleri ve yurtdışındaki arkadaş gruplarıyla kurduğu ilişki ağının boyutu dikkat çekti.

DEHŞETE DÜŞÜREN DİJİTAL İZLER

Yapılan incelemelerde, İsa Aras Mersinli’nin sanal dünyada “incel” (istemsiz bekârlar), LGBT ve aşırı şiddet içerikli oyun gruplarında yoğun mesai harcadığı belirlendi. Özellikle saldırganın mesajlaşma uygulaması WhatsApp profilinde, 2014 yılında ABD’de benzer bir okul katliamı gerçekleştiren ve bu çevrelerde sembolleştirilen Elliot Rodger’ın fotoğrafını kullanması, saldırının ideolojik arka planına dair önemli bir ipucu olarak değerlendirildi. Ayrıca, İsa Aras’ın ayna karşısında etek giyerek çektiği video görüntüleri de dijital mecralarda paylaşılan detaylar arasında yer aldı.

TAKMA ADI ‘KONATA’YDI

Soruşturmanın en çarpıcı gelişmelerinden biri ise İsa Aras’ın sosyal medya üzerinden tanıştığı Arjantin’deki arkadaş grubundan gelen itiraf oldu. Paylaştığı videoda, İsa Aras ile ilişkilerine ilişkin bilgilere de yer veren kız çocuğu, şunları kaydetti: “Aras (Konata), sürekli ‘Okul saldırısı yapacağım, haha’ derdi. Biz de ‘Arkadaşlar gülümseyin, yakında bir belgeselde olacağız’ gibi şakalar yapardık.

‘ÇOK EŞLİ BİR İLİŞKİMİZ VARDI’

Biz bunun olmasını istemedik, Aras (Konata) için de bunu istemedik. O benim ve Victor’un kız arkadaşıydı; poliamor (çok eşli) bir ilişkimiz vardı. Olanları öğrendiğimizde hepimiz ağladık. Ne ben ne de Victor, Aras’ın bunu yapmasını istedik. Ona defalarca kez ‘Lütfen yapma, buna değmez’ dedik. Diğer arkadaşlarımız da öyle. İsim vermeyeceğim ama bulunduğumuz Discord sunucusundaki birçok kişi bunu söyledi.

Şu an sunucu askıya alındı, bu olaydan dolayı sanırım iki yıl boyunca kullanamayacağım. Aras’ın cansız bedenini gördüm... Victor ile birlikte çok ağladık. Kurbanlar için de gerçekten çok üzgünüm.”  

Yazının Devamını Oku

Yapay zekâ bu gerçeği değiştiremeyecek: Bir dil bir insan iki dil iki insan

14 Nisan 2026

Yapay zekânın hayatımıza girdiği günden bu yana dil öğreniminin eskisi kadar önemli olmayacağı öngörülüyor. Çünkü bu teknoloji, dünya üzerindeki birçok dili saniyeler içinde tercüme ediyor ve iletişim kurmada büyük bir avantaj sağlıyor. Ancak Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Kadriye Bacanak ve nörobilim araştırmacısı Enes Kılınç’ın yaptığı çalışma, dil öğrenmenin her zaman yararlı ve önemli olmaya devam edeceğini ortaya koydu. Araştırmacılar, iki veya daha fazla dil öğreniminde beynin yeniden şekillendiğini ve bu durumun günlük yaşamda pek çok alanda fayda sağladığını kanıtladı. Prof. Dr. Bacanak, yaptıkları çalışmanın önemini, “Yapay zekâ ile artık insanlar ‘Dil öğrenmeye gerek yok’, ‘Zaten yakın gelecekte bunun için beynimize çip takacaklar’ gibi düşüncelere kapıldı. Ancak yaptığımız çalışma gösteriyor ki dil öğrenmek yalnızca iletişim kurmak için değil beynin gelişiminden duygusal kapasiteye kadar pek çok alanı etkiliyor” diyerek özetledi.

10 BİNDEN FAZLA DENEK İNCELENDİ

Gazi Üniversitesi Nörobilim ve Nöroteknoloji Mükemmeliyet Ortak Uygulama Ve Araştırma Merkezi (NÖROM) Araştırma Stajyeri Enes Kılınç ise çalışmayı şöyle anlattı:

“Nöro bilimle dil biliminin bir araya geldiği nörodilbilim alanında son 5 yılda 10 binden fazla deneyin bulunduğu 100’den fazla araştırmacının katkı sağladığı veri setini bir araya getirerek Prof. Dr. Bacanak ile analiz ettik. Maruz kalınan dil eğitimi, beynin mimarisini hücresel düzeyde değiştirebiliyor. İkinci dili doğumdan itibaren veya erken çocuklukta öğrenenlerin, en temel dil görevlerini yerine getirirken bile beyinlerinin kilit bölgelerinde farklı ve spesifik bir ağ üzerinden sinir hücrelerini aktif olarak kullandığı gözlemlendi. Ebeveynlerin çocuklarını erken yaşta farklı bir dile maruz bırakması, onların zihinsel süreçlerini ve sorun çözme mekanizmalarını yaşam boyu sürecek şekilde iyileştirir.

Enes Kılınç

‘AYNI İŞİ YAPARKEN DAHA AZ YORULUYORLAR’

Yazının Devamını Oku

Nobel ödüllü Prof. Dr. Morten Meldal: En büyük hata aşırı hırs

13 Nisan 2026

Danimarka’daki Kopenhag Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi ve Nobel Kimya Ödülü sahibi Prof. Morten Meldal, Gebze Teknik Üniversitesinde (GTÜ) düzenlenen konferansta konuştu. Nobelli profesörün konuşmasına öğrenciler büyük ilgi gösterdi. Salonu dolduran binin üzerindeki gence kendisine Nobel ödülü getiren ‘Klik Kimyası’nı anlatan Prof. Meldal ayrıca onlara tavsiyeler verdi.

Özellikle Nobel ödülünü aldıktan sonra bilim iletişimini ve gençlerle buluşmayı önemsediğini dile getiren Prof. Meldal, Nobel madalyasını da yanında taşıyordu. Konferans sırasında söz alan lise öğrencisi Ülkem Tenekeci, Nobel ödülüne dokunmak istediğini, bunun çocukluktan beri en büyük hayali olduğunu söyleyince Prof. Meldal onu sahneye davet etti. Sahneye büyük bir heyecanla koşarak giden Ülkem, Nobel’e dokundu ve Prof. Meldal ile tanıştı.

UZAK HEDEFLER YERİNE KÜÇÜK İLERLEMELER
Konferans sonrasında Hürriyet’e özel bir röportaj veren Prof. Dr. Morten Meldal başarıya giden yolun engebelerle dolu olduğunu belirterek günümüz eğitim sistemleri ve gençlerin başarıya olan bakış açısı hakkında şunları söyledi:

“Bugün gençler bana gelip bir pozisyon istediklerinde, ilk olarak sahip oldukları becerilere bakıyorum. Artık ezber bilgi o kadar önemli değil; çünkü yapay zekâ, internet gibi araçlar bize bilgiye erişimde yardımcı oluyor. Ama asıl önemli olan, sezgi, zihinde canlandırabilme yeteneği, cesaret. Bunlar bir öğrencide çok değerli özelliklerdir. Ayrıca yaratıcılık ve gözlem yeteneği de çok önemli. Öte yandan gençler, başkalarının ‘önemli’ dediklerini değil, kendilerinin gerçekten önemli bulduğu işleri yapmalı. Çünkü bir işi ya da çalışmayı gerçekten önemsediğimizde onun üzerinde gece gündüz çalışırız. Onunla yaşarız. Bu da başarı getirir. Diğer yandan sonuca değil, sürece odaklanmak gerekir. Eğer tek hedef, Nobel gibi büyük ödüller olursa hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Ama süreci severseniz, zaten doğru yoldasınız demektir. Genç araştırmacıların en büyük hatası aşırı hırslı olmak. Özellikle bu hırs, yapılan işten kopuksa problem yaratır. Uzak hedeflerin baskısı yerine küçük de olsa sürekli ilerlemek esas alınmalı.
 

KİMYA DAHA KOLAY ANLAŞILABİLİR

Yazının Devamını Oku

Harvard’dan Ahmet’e Lösemiyi yen de gel

7 Nisan 2026

 

 

Annesi tarih öğretmeni babası ise emekli emniyet müdürü olan Ahmet Cemal Müftüoğlugil, ebeveynlerinin devlet memuru olması nedeniyle Kabataş Erkek Lisesi’ni kazandığı 2021 yılına kadar pek çok şehir gezdi. Bu nedenle Tokat’ta doğan ve ortaokulu Kırşehir’de tamamlayan Ahmet Cemal, liseyi kazanmasının ardından Kabataş Erkek Lisesi’nde yatılı olarak okumaya başladı. Lisenin ilk yıllarından beri yükseköğrenimini İngiltere ya da ABD’de yapmayı hedeflediğini ve gelecekte akademisyen olmayı istediğini dile getiren Ahmet Cemal, bu hayalleri için ilk adımı attığı ve başarıyla dönüş aldığı sırada lösemi yani kan kanseri tanısı aldı. Geçtiğimiz 13 Şubat’ta hastalığını öğrenmesinin ardından Ankara’daki Lösante Çocuk ve Yetişkin Hastanesi’nde tedavi görmeye başlayan Ahmet Cemal, hastane yatağından çıkıp Harvard Üniversitesi’nde eğitimine başlayacağı günü iple çekiyor. Bu arada hastanede bazen yatağında bazen doktorların odasında ders çalışmayı da ihmal etmiyor ve hayata sıkı sıkı tutunuyor. Daha önce alzheimer ile ilgili bilimsel çalışmalara imza atan Ahmet Cemal, bu alanda uzmanlaşmak istediğini belirterek elde ettiği başarıyı ve tedavi sürecini şöyle anlattı:

KEMOTERAPİ ALMAYA DEVAM EDİYORUMLösemi gibi ciddi bir hastalıkla karşılayacağımı sanmıyordum bu benim için hiç beklenmedik bir durum oldu. İlk başta bacağımda küçük kırmızı noktalar gördüm ve alerji olduğunu düşündüm ama lösemi tanısını konuldu. Zor bir süreç. Bir anda tüm sosyal hayatım kesildi ve hastane odasına hapsoldum. Her ne kadar telefonda arkadaşlarımla konuşsam da ya da kitap okuyup film izlesem de okula gittiğim zamanlardaki gibi hissetmiyorum. Şu an Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı’nın (LÖSEV) Lösante Hastanesi’nde kalıyorum ve LÖSEV bize burada çok destek oluyor. Lösemi aslında tedavi edilebilir bir hastalık. Şu ana kadar 1 ay kemoterapi aldım ve kanserli hücrelerin yüzde 95’inden fazlası  yok oldu. Şimdi de hastalığın tekrarlamaması için pekiştirme tedavisi olarak kemoterapi almaya devam ediyorum.

LÖSEMİ DEĞİL DE GRİBE YAKALANMIŞIM GİBİBu zorlu ve beklenmedik bir süreç. Bu hastaneye gelmeden önce böyle ciddi bir hastalık geçiren bir akranımla tanışmamıştım. O nedenle benim için de bu durum farklı bir deneyim oluyor. Ben hep sanki çok ciddi ve büyük bir hastalığa değil de gribe yakalanmışım gibi hissettim. Yani daha basit bir hastalıkla savaşıyorum gibi düşünerek tedavilerimi aldım. Bu şekilde düşününce psikolojik olarak daha kolay geldi. Aksini düşününce motivasyonum oldukça azalabilir.

HARVARD KABUL VE BURS HAKKIMI KORUYACAKVücudun verdiği tepkiye göre ortalama 4 ay sonra kemik iliği nakli için hazır olabileceğim. Nakilden sonra da ilk 6 aylık süreç kritik olacak. Onun ardından aylık kontroller başlayacak. Yani bundan Harvard’a gidebilmem yaklaşık 10 ay sonra mümkün olacak. Harvard Üniversitesi’nin kendi hastanesi olduğu için kontrol sürecini orada da devam ettirebilirim. Bu konuda Harvard da bana yardımcı olmaya hazır bir tutum içinde. Üniversite 20 Ağustos 2026’da başlayacak ancak bu tarihte benim orada olmam mümkün görünmüyor. Bu nedenle 1 yıl boyunca tedavime odaklanmamı, bu süre zarfında kabul ve burs hakkımı koruyacaklarını söylediler.

ALZHEIMER ÇALIŞMALARINA DEVAM ETMEK İSTİYORUM

Yazının Devamını Oku