Diyet trendleri arasında popülaritesini her geçen yıl artıran aralıklı oruç, kilo kontrolü, metabolik sağlık ve hatta uzun ömür vaatleriyle milyonlarca insanın beslenme alışkanlıklarını yeniden şekillendirdi. Ancak yakın zamanda yayımlanan kapsamlı bir araştırmanın bulguları, bu yöntemin sanıldığı kadar masum olmayacağı yönündeki tartışmaları beraberinde getirdi.
Amerika Birleşik Devletleri’nde 19 binden fazla yetişkinin sekiz yıl boyunca takip edildiği araştırmada, yemek yeme süresini günde sekiz saatten daha az bir aralığa sıkıştıran bireylerde, kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölüm riskinin yüzde 135 daha yüksek olduğu tespit edildi.
YÖNTEMSEL BENZERLİK TARTIŞMALARI TETİKLEDİ
Araştırma doğrudan ‘aralıklı oruç’ uygulamasını incelemiyor. Katılımcılar bilinçli bir diyet planı çerçevesinde değil; günlük yaşamlarında doğal olarak oluşan yeme alışkanlıkları temelinde değerlendirildi. Ancak çalışmada ele alınan kısa süreli yeme penceresi, aralıklı oruç yöntemleriyle benzerlik gösterdiği için bulgular doğrudan bu diyet modeliyle ilişkilendirildi ve uzmanlar arasında yoğun bir tartışma başlattı.
Dünyanın en büyük arama motoru Google’da yaşanan erişim sorunu, küresel çapta milyonlarca kullanıcıyı etkiledi. Kısa sürede sosyal medyada gündem olan çökme, teknoloji devlerine olan bağımlılığı ve dijital altyapıların kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi.
Google servislerine erişimin durmasıyla birlikte birçok kişi e-posta, haritalar, bulut depolama ve arama motoru gibi temel dijital ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldi. Uzmanlar, bu tür kesintilerin yalnızca teknik bir sorun olmanın ötesinde, ülkeler için dijital bağımsızlık ve veri güvenliği konularında ciddi bir uyarı niteliği taşıdığına dikkat çekiyor.
‘YEREL SOSYAL MEDYA VE ARAMA MOTORLARINA YÖNELMELİYİZ’
İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Berk Çaycı, dijital platformlarda yaşanan erişim kesintilerine karşı yerli ve milli çözümlerin önemine dikkat çekti. Doç. Dr. Çaycı, özellikle sosyal medya ve haberleşme araçlarında tekele bağımlı hale gelindiğini belirterek, “Bir noktaya bağlı şekilde yaşamaya çalışıyoruz. Ancak bu erişim akışı kesildiğinde, sosyal dünya ile bağımız kopuyor” dedi.
Bu duruma karşı, kullanıcıların yerli sosyal medya uygulamalarına ve arama motorlarına yönlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Berk Çaycı, şöyle devam etti:
İstanbul Şişli’de bir daire kiralayan A.D., kira sürecinde karşılaştığı zorlukları ve ev sahibiyle yaşadığı deneyimleri paylaştı. Ev sahibinin, kira sözleşmesinden önce hem kendisinden hem de ablasından maaş bordrosu, iki kefil ve ek olarak bir Findeks risk raporu sunmalarını istediğini belirtti.
‘NE KADAR İTİRAZ ETSEM DE TALEPLERİNDEN GERİ ADIM ATMADI’
Bu taleplerin kişisel veri niteliği taşıdığını ve etik olmadığını düşündüğünü dile getiren A.D.,
“Bu belgelerin mahremiyet içerdiğini, özellikle de kredi geçmişimi gösteren Findeks raporunun paylaşılmasının doğru olmadığını söyledim. Ev mi kiralıyorum, yoksa banka kredisine mi başvuruyorum? Ancak ev sahibi, bunları bir tür teminat olarak gördüğünü ve bu belgeleri almadan evi kiraya vermeyeceğini açıkça ifade etti. Ne kadar itiraz etsem de taleplerinden geri adım atmadı. Hem ev bulmakta çok zorlandığım hem de ablam da evi çok beğendiği için ev sahibinin istediklerini mecbur verdim” diye konuştu.
EMLAKÇIDAN DA BASKI: ‘ARTIK HERKES BU BELGELERİ İSTİYOR, PİYASADA DURUM BÖYLE’
A.D., sadece ev sahibinin değil, emlakçının da talepler karşısında kendisini ikna etmeye çalıştığını belirtti:
Son yıllarda internet üzerinden yasa dışı içerik sunan uygulamaların sayısında büyük bir artış yaşanıyor. Özellikle ücretli dizi, film ve spor yayınlarını bedava izlettiklerini iddia eden bu uygulamalar, yalnızca telif haklarını ihlal etmekle kalmıyor, aynı zamanda kullanıcıların kişisel verilerini ve banka hesaplarını da ciddi tehlikeye atıyor.
14 MİLYON 714 BİN 354 LİRALIK VURGUN!
İstanbul merkezli olarak başlatılan ve 21 ilde eş zamanlı gerçekleştirilen büyük bir operasyon, bu tarz uygulamaların arkasındaki karanlık yüzü bir kez daha gözler önüne serdi.
Telefonlarına bu tür bir uygulamayı indiren onlarca kişinin banka hesaplarının ele geçirildiği, gece saatlerinde internet bankacılığına izinsiz erişim sağlanarak toplamda 14 milyon 714 bin 354 lira çalındığı belirlendi. Siber suçlarla mücadele kapsamında yürütülen soruşturmada, 75 şüpheli tespit edilirken, aralarında halen cezaevinde olanlar ve yurt dışında bulunanların da olduğu öğrenildi.
İklim değişikliğinin gezegen üzerindeki etkileri her geçen gün daha da belirginleşirken, bilim dünyası endişe verici bir eşiğe dikkat çekiyor: Dünya iklim sisteminin en önemli düzenleyicilerinden biri olan Atlantik Meridyen Devinim Dolaşımı (Atlantic Meridional Overturning Circulation / AMOC), yani Körfez Akıntısı’nın da bir parçası olduğu dev okyanus akıntı sistemi, ciddi bir tehdit altında!
Bu sistemin yapısal olarak zayıflaması, yalnızca Atlantik çevresindeki ülkeleri değil, dünya genelindeki iklim dengelerini ve insan yaşamını etkileyebilecek potansiyele sahip. Avrupa’nın kuzeyinden Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarına, Güney Amerika’dan Afrika’ya kadar çok geniş bir coğrafyayı etkileyen bu sistem, küresel ısınma nedeniyle şimdilerde ciddi bir baskı altında.
İKLİMİ DÜZENLEYEN ‘DOĞAL TAŞIMA BANDI’ GÖREVİ GÖRÜYOR
AMOC, tropik bölgelerden sıcak suyu Kuzey Atlantik’e taşıyan ve iklimi düzenleyen bir ‘doğal taşıma bandı’ görevi görüyor. Ancak bilim insanlarına göre, bu taşıma bandı artık kritik bir kırılma noktasına doğru ilerliyor. Yeni yapılan kapsamlı simülasyonlar, eğer sera gazı emisyonları bugünkü seviyelerinde kalırsa, bu hayati sistemin geleceği sanıldığından çok daha büyük bir tehlike altında.
Bu da akıllara şu soruyu getiriyor: İnsanlık bu çöküşten nasıl etkilenecek?
ÇÖKÜŞ SENARYOSU: NE OLACAK?
Hava durumu verilerinin sıklıkla kontrol edildiği yaz mevsiminin son demlerindeyiz. Sabah ve akşam saatlerinde kendini hissettirmeye başlayan serinlik, sonbaharın sessiz adımlarla yaklaştığını gösteriyor.
Doğa yavaş yavaş sarıya, turuncuya bürünmeye hazırlanırken, atmosferdeki daha büyük ölçekli değişimler de kendini göstermeye başladı. Küresel iklim modelleri tropikal Pasifik’te orta şiddette bir La Nina evresinin oluşmakta olduğuna işaret ediyor.
ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (National Oceanic and Atmospheric Administration / NOAA) ve Avrupa Orta Vadeli Hava Tahminleri Merkezi (European Centre for Medium-Range Weather Forecasts / ECMWF) gibi önemli iklim kurumlarının son verileri, sonbaharda başlayacak olan La Nina’nın kış boyunca etkili olabileceğini ve atmosferik dolaşımı belirgin şekilde değiştireceğini gösteriyor.
AVRUPA İÇİN DE DİKKATLE TAKİP EDİLMESİ GEREKEN BİR GELİŞME
Bu durum, sadece Amerika Birleşik Devletleri değil Avrupa için de dikkatle takip edilmesi gereken bir gelişme. La Nina, her ne kadar doğrudan Avrupa’yı hedef alan bir sistem olmasa da Atlantik üzerindeki hava akımlarını ve kutupsal jet akımını etkileyerek Avrupa’nın kış hava düzeninde dolaylı ama güçlü değişimlere yol açabiliyor. Bunu daha önce yaşadık.
BU YIL DURUM DAHA KARMAŞIK OLABİLİR
Beyin kanaması, uzun yıllar boyunca daha çok ileri yaş grubunun karşılaştığı bir sağlık sorunu olarak değerlendirilse de son dönemde genç bireylerde görülen vaka sayısındaki artış dikkat çekiyor. Artık bu ciddi tablo, sadece yaşlı nüfusun değil, gençlerin de karşı karşıya kaldığı bir risk haline gelmiş durumda. Üstelik bu değişim hem sağlık alanında hem de toplum genelinde yeni bir farkındalık gerektiriyor.
Örneğin yakın zamanda Helsinki Üniversitesi’nde yürütülen bir çalışmada, 16-49 yaş aralığındaki bireylerde beyin içi kanama (intracerebral hemorrhage, ICH) yıllık insidansının 100 bin kişi başına yaklaşık 4,9 olduğu raporlandı.
Dünya genelinde hastalıkların, yaralanmaların ve risk faktörlerinin insanlar üzerindeki etkisini ölçen ve analiz eden büyük bir araştırma projesi olan Global Burden of Disease (GBD) ise dünya genelinde genç yetişkinlerde beyin kanaması sayısının artış eğiliminde olduğuna dikkat çekiyor.
Peki neden böyle bir artış yaşanıyor? Türkiye’de durum ne?
‘SON 10 YILDA YÜZDE 15-20 ARTIŞ GÖZLENDİ, HATTA…’Özel bir üniversite hastanesinde Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı olan Doç. Dr. Muhammet Arif Özbek, “Son yıllarda beyin kanaması vakalarının yalnızca ileri yaş grubunda değil, gençlerde de artış gösterdiği doğru. Yapılan değerlendirmelere göre, özellikle son 10 yıl içerisinde gençlerde görülen beyin kanaması oranında yaklaşık yüzde 15-20 artış gözlendi. Bu eğilimin önümüzdeki yıllarda da devam edebileceğini söyleyebilirim. Zaten pek çok uzman da bu şekilde düşünüyor” ifadelerini kullandı.
Birçok kişi için sadece haritada doğunun en ucunda bir şehir gibi görünen Hakkari, bambaşka bir yüzünü gösterdi bana. “Bir Anadolu Şenliği Festivali: Hakkari” adıyla düzenlenen festival, sadece bir etkinlik değil, adeta bir umut mesajıydı.
Festivalin ismindeki “bir” kelimesi bile aslında çok şey anlatıyor: Birlik, bütünlük, dayanışma... Anadolu’nun dört bir yanından gelen insanların buluştuğu bu şenlik, kültürün, sanatın ve ortak duyguların gücüyle hepimizi aynı çatı altında buluşturdu.
HUZURUN, DOĞANIN VE KÜLTÜRÜN MERKEZİ OLMA YOLUNDA GÜÇLÜ ŞEKİLDE İLERLİYOR
Şenliğin amacı açıktı: Şehri kalkındırmak, bölge insanının yüzünü güldürmek ve Hakkari’nin potansiyelini ortaya koymak. Bir zamanlar yalnızca terör haberleriyle anılan bu coğrafya, artık huzurun, doğanın ve kültürün merkezi olmuş durumda.