Washington Hürmüz’ün koşulsuz açılmasını ve nükleer sınırlama isterken, Tahran kalıcı güvenlik garantisi olmadan anlaşmaya yanaşmıyor. Uzmanlara göre “kontrollü gerilim” hattında ilerleyen süreçte nükleer ve Hürmüz konularının yanı sıra bir diğer engel İsrail.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran savaşında 7 Nisan’da ilk olarak iki hafta süreyle ilan ettiği, ardından süresiz olarak uzattığını duyurduğu ateşkeste dün bir ay doldu. Geride kalan bir aylık sürede özellikle Trump, sürekli olarak “anlaşmaya yakınız ama anlaşamazsak vururuz” söylemini tekrar ederken, ne taraflar arasında gidip gelen tekliflerde sonuç alınabildi ne de sahada gerilimin tırmandığı görüldü. Tarafların şartlarında geri adım atmamasıyla süreç kördüğüme dönüştü. İran Hürmüz Boğazı’ndaki karşılıklı ablukanın aynı anda kaldırılması ve geçişler için yeni bir hukuki statü belirlenmesini isterken nükleer dosyasını ayrıca görüşmeyi talep ediyor. ABD ise Hürmüz’ün koşulsuz açılması ve İran’ın nükleer faaliyetlerini 20 sene ile kısıtlamasında ısrarcı. İki taraf da zamanla artan baskının karşı tarafı geri adım atmaya zorladığını öngörüp tavizi karşısındakinden bekliyor. Peki “ne savaş ne barış” belirsizliği sürecek mi yoksa Washington ve Tahran geri adım atarak anlaşma masasına oturacak mı? Uzmanlar Hürriyet’e değerlendirdi.
İRAN’IN DERDİ KALICI BARIŞ
İran Araştırmaları Merkezi Başkanı Doç. Dr. Serhan Afacan’a göre İran’ın geri adım atmamasındaki temel etken ABD’nin ve İsrail’in gelecekteki olası savaş tehdidinin sürmesi. “ABD’nin tehdidi sürdükçe İran geri adım atamaz. Tahran, başından itibaren ‘ateşkesi değil savaşı tümden bitirecek bir anlaşmayı görüşürüz’ tavrı sergiliyor” diyen Afacan, Tahran yönetiminin olası barış anlaşmasına “gelecekte yeni bir saldırı olmayacağı garantisinin eklenmesini” istediğini hatırlatıyor.
ABD GEVEZELİK EDİYOR
Tahran tarafında “Meclis Başkanı Muhammed Kalibaf ve Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan gibi isimlerin bir anlaşma sağlanmasından yana” olduğunu belirten Afacan, Trump’ın “anlaşmaya yakınız” çıkışlarına Tahran’dan gelen yalanlamaları ise, “İranlılar müzakerelere ‘Biz bazı konuları bir şey elde etmeden masaya getiriyoruz ama bunlar; karşılığında bir şey aldığımızda anlaşmaya dönüşür’ şeklinde bakarken ABD tarafında ise korkunç bir gevezelik var. Tahran’ın yalanlamalarının arkasında ‘Biz ortak bir metinde anlaşmadığımız sürece asla bir anlaşma görüntüsü vermeyiz’ tavrı var” sözleriyle açıklıyor.
‘İRAN İÇİN KIYAMET OLUR’
Ancak Afacan, İran’ın taviz vermesine neden olabilecek unsurlar olduğuna da dikkati çekiyor. “Trump’ın İran’ın enerji altyapısını hedef alma tehdidi İranlılar için bir kıyamet senaryosu” diyen Afacan’a göre “İranlılar savaş devam ederse telafisi zor bir durumla karşı karşıya kalacaklarının farkında”. Bu nedenle Tahran yönetiminin nükleer kapasite sınırlaması konusunda kapsamlı tavizler vermeye açık olduğunu anlatan Afacan, Hürmüz konusunda da yansıttığı kadar sert bir duruşu olmayacağı görüşünde: “İranlılar Hürmüz’ün statüsünü kalıcı olarak değiştirdiklerini ısrarla söyleseler de Tahran yönetiminin Hürmüz’ü bir koz olarak kullandığını düşünüyorum.”
İran savaşının başlangıcından itibaren kilit konumda bulunan ve Tahran yönetiminin ABD’ye karşı manevra alanını genişleten Hürmüz Boğazı, Washington’ın karşı abluka hamlesiyle dengeleri değiştirmiş olabilir. Petrol gelirlerinden mahrum kalan İran, aynı zamanda üretilen petrolün ihraç edilememesinden kaynaklanan depolama krizi ile karşı karşıya. ABD’nin beklentisi, savaş öncesinde dahi ekonomik darboğazda olan ülkede Hürmüz ablukası ile mali ve ekonomik sorunları derinleştirerek İran yönetimini “pes ettirmek”. Nitekim İran nükleer dosya ve Hürmüz meselelerinin birbirinden ayrılmasını talep ediyor ve öncelikle Hürmüz’ün açılmasını istiyor. Ancak ABD Başkanı Donald Trump’tan geri adım sinyali yok.
‘VURMAKTAN DAHA ETKİLİ’
Çarşamba günü Axios’a İran’ın limanlarına yönelik ablukanın “bombalamaktan” daha etkili olduğunu düşündüğünü aktaran ABD Başkanı, “Şişmiş domuz gibi boğuluyorlar. Durum onlar için daha da kötüye gidecek” demişti. Önceki gün de Oval Ofis’teki bir etkinlikte konuşan Trump, İran’la görüşmelerin “telefonla yürütüldüğünü” belirterek, “Abluka dahice bir hamle ve yüzde 100 çalışıyor. Artık hiçbir askeri güçleri kalmadı. Teslim olmak zorundalar, yapacakları tek şey bu. ‘Pes ediyoruz’ demeleri yeterli” ifadelerini kullandı. Trump’ın özgüvenli yaklaşımının arkasında ise Hürmüz’deki ablukanın İran’ın petrol gelirlerinden uzun vadeli de zarara girme ihtimali var.
ABD’nin Hürmüz’de uyguladığı karşı abluka nedeniyle, İran’ın ihraç edemediği petrolü depolamak zorunda kaldığı ve depolama kapasitesinin 3 ila 7 hafta arasında tamamen dolacağı belirtiliyor. İran’ın Çin’e demiryolu ile petrol ihracı denemesi, Hark adasındaki süper tankerlerin depolama amaçlı kullanımı gibi yollara başvurmasının krizin gerçek olduğuna işaret ettiği değerlendirmeleri var. Uzmanlara göre bu durumun İran’ın bir noktada üretimi tamamen kesmek zorunda kalması ve kuyularının kalıcı hasara uğrayarak ileride tekrar açıldıklarında verimliliklerinin düşmesine neden olabilir.
ABD ÇÖKÜŞ HEDEFLİYOR
Petrol üretim hatları üzerindeki baskının yanı sıra İran’ın ülkenin yeniden inşası için en az 270 milyar dolara ihtiyacı olduğu, altyapı onarımı için gereken çelik üretimi tesislerinin de vurulmasının bu konudaki manevra alanını kısıtladığı aktarılıyor. Batı basınında çıkan haberlere göre savaş öncesi dahi ekonomik darboğazda olan ülkede 12 milyonluk bir iş gücünün tehlike altında olduğu, sürecin uzaması halinde ekonomik krizin ocak ayındakine benzer bir ayaklanmayı tetikleyebileceği, ABD’nin de bunu hedeflediği belirtiliyor.
‘ABD SIKIŞTIRDI AMA GERİ ADIMA YETMEZ’
“Ekonomik basınç Tahran üzerinde geri çevrilemez bir maliyet biriktiriyor ancak rejimin hayatta kalma hesabı saf ekonomik mantığa indirgenemez” diyen Toğa, mevcut haliyle ablukanın İran’a geri adım attırmayacağı görüşünde: “Tahran’ın masaya inmesi için ablukanın iç istikrarsızlığı tetiklemesi ve DMO’nun maliyet-fayda denkleminde negatife geçmesi gerekir. Trump’ın ‘pes et’ çağrısı bu yüzden psikolojik operasyon mahiyetinde.”
AYAKLANMA OLASI DEĞİL
Ancak İran uzmanı, Tahran’ın petrol fazlasını mevcut yöntemlerle elden çıkarmasının mümkün olmadığını belirterek bir noktada üretimin durdurulması gerekeceği ve bunun da İran için gelir kaybı yaratacağını söyledi. Toğa’ya göre ABD’nin beklediği halk ayaklanması ise kısa vadede olası değil. ”Ayda 22 güne varan internet kesintileri mobilizasyonu zayıflatıyor, ocaktaki sert müdahale caydırıcılık yaratıyor ve abluka protestoları ‘dış destekli’ çerçeveye oturtmayı kolaylaştırıyor” diyerek bu üç unsurun ocak protestolarından farklı bir denklem kurduğunu söyleyen Toğa, “Kısa vadede parçalı ve sınırlı protestolar, orta-uzun vadede ise daha ciddi sarsıntılar olası” dedi. Toğa ayrıca Tahran yönetimi arasındaki mücadele için, “Ekonomik daralma bu fayı kapatmak yerine derinleştirir ama İran siyasal kültürünün konsolidasyon refleksi güçlü. Açık bir ayrılık değil, yavaşlayan karar süreçleri ve DMO lehine pekişen güç dengesi muhtemel sonuç” yorumunu yaptı.
DENKLEM TERSE DÖNDÜ
İran’ın Hürmüz’den yalnızca petrol değil gıda ve tarım ticareti de yaptığını belirten Toğa, buna rağmen ablukanın insani kriz yaratma ihtimalinin düşük olduğu ancak tarımsal üretimi etkileyerek gıda enflasyonunu tırmandırabileceği görüşünde.
Savaşın başında ABD’nin “önce Hürmüz açılsın” söyleminin karşı abluka sonrası İran tarafından dile getirilmesinin süreçteki değişimi çarpıcı şekilde yansıttığını kaydeden Toğa, “Şubat sonu-nisan başı döneminde Hürmüz İran’ın elinde bir caydırıcılık enstrümanıydı, 13 Nisan ablukasıyla denklem tersine döndü” dedi. ABD’nin İran’ı aynı silahla vurduğuna dikkati çeken Toğa, “Tahran’ın yeni söylemi olan ‘ablukayı kaldırın, sonra nükleeri konuşuruz’ formülü, kaldıracı kaybetmiş bir tarafın çıkış yolu arayışı” değerlendirmesini yaptı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik geniş çaplı hava harekâtıyla başlayan savaş, bugün üçüncü haftasını dolduruyor. Liderlik kadrosundan kritik isimleri kaybeden ve askeri noktaları her gün hedef alınan Tahran yönetimi, bu saldırılara İsrail içlerine gönderdiği füze ve dronların yanı sıra küresel petrol piyasasının atardamarlarından Hürmüz Boğazı’nı kilitleyerek ve bölgedeki ABD üslerini hedef alarak misilleme yaptı. Ortadoğu’yu karıştıran savaşın nereye evrileceğine dair belirsizlik ABD ve İsrail’in bazı noktalarda görüş ayrılığı yaşadığına dair haberlerin gölgesinde derinleşiyor. Bu belirsizlikte ise savaşın akıbetine dair ön plana çıkan üç soru var.
SUİKAST STRATEJİSİ GERİ Mİ TEPTİ?
İsrail ve ABD’nin savaşın ilk günlerinden itibaren sürdürdüğü lider kadroyu hedef alan suikast çizgisi, uzmanlara göre İran’da beklenen kırılmayı yaratmak yerine rejimi daha da sertleştirmiş olabilir. İngiliz düşünce kuruluşu Chatham House’tan Sanam Vakil, bu tür saldırıların rejimi yıkmak yerine içeriden yeni kadrolar üreterek ayakta tutabileceğine işaret ederken, “Bu yaklaşım daha çok direnci büyütür” değerlendirmesini yapıyor. Washington merkezli düşünce kuruluşu CSIS’ten Jon B. Alterman, İran içinde rejimi dizginleyecek etkinliğe sahip kimsenin kalmamasının daha büyük bir risk yarattığını kaydederken, ABD’deki Dartmouth Üniversitesi’nden Ortadoğu araştırmacısı Steven Simon ise en olası senaryonun çöküş değil, “yaralı, intikamcı ve yönetilemez” bir İran olduğunu vurguluyor. İsrail basınında çıkan ve Devrim Muhafızları’nın kritik figürlere düzenlenen suikastlar sonrası siyasi isimleri pasifleştirdiği haberleri de bu bağlamda dikkati çekiyor.
TRUMP “TAMAM” DESE İRAN DURUR MU?
Financial Times’ın (FT) haberine göre ABD Başkanı Donald Trump savaşın kendi kararıyla biteceğini söylese de bu yalnızca Washington’a bağlı olmayabilir. İran yönetimi savaşı kısa vadede bitirmek yerine kendi şartlarını dayatmaya çalışıyor. FT’ye konuşan Batılı bir yetkili, “Herkes Trump’ın dalgalanmalarına odaklanıyor ama kendi ajandası olan büyük bir ülkeyi gözden kaçırıyor” derken, çatışmanın esas meselesinin rejimin varlık nedeni olan hayatta kalma ve direnme olduğunu söyledi. FT’ye göre İran’ın savaşı sonlandırmak için iki şartı var. ABD ve İsrail’in gelecekte yeniden saldırmayacağına dair garanti ile yaptırımların kaldırılması. Uzmanlar bu iki unsur sağlanmadan İran’ın durmayacağını vurgularken, İran’ın ABD çekilse bile İsrail’e saldırıları sürdürebileceği, hatta Hürmüz Boğazı’nı kısmen silah haline getirerek bazı gemilerin geçişine izin verip bazılarını engelleme yoluna gidebileceği belirtiliyor.
ABD KARA HAREKÂTI MI PLANLIYOR?
Reuters’ın özel haberine göre Trump yönetimi Hürmüz Boğazı’ndan tanker geçişini güvence altına almak için İran kıyılarına kara unsurları konuşlandırmak ve İran’ın Hark Adası’ndaki petrol altyapısına yönelik bir operasyon yapmayı değerlendiriyor. Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesi ise bu ihtimalin bölgeye sevki devam eden 2200 kişilik 31’inci Deniz Piyadeleri Birliği ile uygulanabileceğini yazdı. WSJ’ye göre bu birlik Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için İran’ın stratejik adalarını ele geçirebilir. Özellikle İran’ın petrol ihracatının yüzde 90’ının geçtiği Hark adasının bir pazarlık kozu olarak Washington tarafından ele geçirilebileceği belirtiliyor. WSJ’ye konuşan ABD’li kaynaklara göre bir kara harekâtı düzenlense bile bu İran ana karasına uzanmadan; Hark, Keşm, Kiş ve Hürmüz adaları çevresinde sınırlı olacak.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı geniş çaplı hava harekâtı ile başlayan savaş, Washington ve Tel Aviv’deki en üst düzey isimlerin açıklamalarına göre Tahran’da bir rejim değişikliğini hedefliyor. ABD-İsrail ikilisi, bu doğrultuda İran’ın askeri hedeflerine yönelik yoğun saldırıların yanı sıra ülkenin üst düzey yönet-ici kadrolarına da nokta saldırılar düzenliyor. Henüz ilk gün İran’ın ruhani lideri Ali Hamaney ve yaklaşık 40 üst düzey yetkilinin öldürüldüğü saldırıların en kritik halkalarından biri ise İran Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani’nin önceki gün öldürülmesi oldu. Uzmanlara göre dün başkent Tahran’da cenaze töreni düzenlenen Laricani’nin ölümü ile İsrail ülkedeki askeri ve iç güvenlik mekanizmalarını zayıflatmayı amaçlıyor. Ancak bazı analistlere göre İran yönetici elitlerinin farklı kanatları arasında bir köprü görevi gören Laricani’nin yokluğu, ülkede Devrim Muhafızları Ordusu merkezli daha sert bir yönetim doğmasına da neden olabilir.
KIZINI ZİYARET EDİYORDU
Reuters’a göre Tahran’ın dış banliyölerinde kızını ziyaret ettiği sırada İsrail füzelerinin hedefi olan Laricani, son iki haftadır sürekli olarak yer değiştiriyordu. Laricani’nin konumu İran diasporasının haber organlarından Iran International’a göre Tahran’daki sivillerden gelen istihbarat, Amerikan Wall Street Journal gazetesine göre ise başkentin dışındaki bir saklanma noktasında diğer yetkililerle birlikteyken tespit edildi. İran, Laricani’nin öldürülmesine misilleme olarak İsrail’e füze saldırısı düzenledi. Önceki gece saatlerinde ateşlenen füzeler Tel Aviv çevresinde çok sayıda noktaya isabet etti. İsrail sağlık yetkilileri, Tel Aviv yakınlarında iki kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Peki, Hamaney sonrası İsrail’in bir numaralı hedefi haline gelen Laricani’nin ölümü rejimin geleceğini nasıl etkiler?
Ali Laricani’nin Tahran’daki cenazesine binlerce kişi katıldı.
POLİTİK AĞIRLIĞI FAZLAYDI
Uzun yıllar İran siyasetinin en etkili isimlerinden biri olan Laricani’nin öldürülmesi İran’ın stratejik karar alma mekanizmasına yönelik bir darbe olarak görülüyor. Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri olarak savaş stratejisi, diplomasi ve güvenlik politikalarının koordinasyonunda kilit rol oynayan Laricani, BBC’ye göre son saldırılar dahil İran’ın stratejik kararlarının merkezinde yer alan isimlerden biriydi.
İran’da meclis başkanlığı, nükleer müzakerelerde arabuluculuk rollerinde bulunan ve Çin ile İran başta olmak üzere üst düzey diplomatik kanallarda ülkeyi temsil eden Laricani, henüz Ali Hamaney ölmeden bile İran’da gölge lider olarak görülüyordu. Bazı analistler Laricani’nin yokluğunun rejimin farklı güç merkezleri arasında koordinasyon sorunlarına yol açabileceğini düşünüyor. Ayrıca Financial Times’a konuşan analistler, Laricani’nin rejim içindeki farklı fraksiyonlar arasında bir “köprü kurucu” rolü oynadığını ve bu nedenle yokluğunun karar alma mekanizmasını kırılgan hale getirebileceğini belirtiyor.
REJİM SERTLEŞEBİLİR
ABD ve İsrail, 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı kapsamlı hava harekâtını sürdürüyor. Ancak İran’ın dini lideri Ali Hamaney ve birçok üst düzey ismin öldürülmesine, ayrıca Tahran’ın askeri kapasitesine büyük darbe vurulmasına rağmen ABD adına yoğunlaşan stratejik belirsizlik Washington çevrelerinde kaygıya neden oldu. Beyaz Saray danışmanları kasım ayındaki ara seçimlere gidilirken, İran savaşının büyük bir ekonomik ve siyasi maliyet getirebileceğinden endişeli. İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu’nun “Henüz savaş bitmedi” açıklamasına rağmen Tel Aviv’deki güvenlik kaynaklarının da olası çıkış senaryolarını tartışmaya başladığı belirtiliyor.
BELİRSİZLİK AZALMADI
Başta ABD Başkanı Donald Trump olmak üzere yönetim kanadından gelen birbirini tutmayan mesajlar belirsizliği artırdı. Trump, “Birçok açıdan zaten kazandık ama henüz yeterince kazanmadık” diyerek askeri başarıyı vurgularken, diğer yandan savaşın “çok yakında bitebileceğini” söylüyor. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ise sosyal medya hesaplarından, “Savaşa henüz yeni başladık” gibi mesajlarla çatışmaların süreceğini ima ediyor. Bu farklı açıklamalar, askeri ve siyasi kanat arasında savaşın süresi ve hedefleri konusunda görüş ayrılığı bulunduğu yorumlarına yol açtı. Foreign Affairs’te yayımlanan bir analizde de siyasi hedeflerin net biçimde tanımlanmamasının çatışmayı uzatabileceği ve “savaşın nasıl biteceği” sorusunun yanıtsız kalmasının operasyonun giderek genişlemesine yol açabileceği belirtiliyor.
Binyamin Netanyahu savaşın sürmesi taraftarı.
DANIŞMANLAR ‘ÇIKALIM’ DİYOR
Wall Street Journal gazetesine konuşan Beyaz Saray çevrelerine göre danışmanların kaygısı üç temel noktada yoğunlaşıyor. İlk olarak savaşın uzaması halinde enerji fiyatlarının yükselmesi ve bunun ABD ekonomisini etkilemesi bekleniyor. İkinci olarak artan maliyetlerin yaklaşan ara seçimlerde Cumhuriyetçi Parti’yi zor durumda bırakabileceği değerlendiriliyor. Üçüncü olarak ise çatışmanın askeri açıdan kontrolsüz biçimde genişleme ihtimali Washington’da stratejik bir risk olarak görülüyor. Bu nedenle bazı danışmanlar Başkan’ın askeri hedeflere ulaşıldığını ilan ederek bir çıkış planı oluşturmasını savunuyor. Kamuoyu desteği de Başkan için risk sinyalleri veriyor. NBC’nin yaptığı ankete göre seçmenlerin yüzde 54’ü Trump’ın İran politikasını onaylamıyor. Bu tablo Cumhuriyetçi Parti içinde de kaygı yaratıyor. Ara seçimlere hazırlanan bazı Cumhuriyetçi siyasetçilerin Beyaz Saray’ı arayarak savaşın siyasi etkileri konusunda endişelerini dile getirdiği belirtiliyor. Bu bağlamda ABD’nin Ortadoğu dışındaki birçok bölgede planları olduğuna dikkati çeken uzmanlar Trump’ın “hedeflerimize ulaştık” diyerek ani bir kararla müzakere sürecine dönme ve saldırıları sonlandırma ihtimali bulunduğu görüşünde.
TERS Mİ DÜŞTÜLER
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik 28 Şubat’ta başlattığı kapsamlı hava harekâtı onuncu gününde devam ederken, Washington ve Tel Aviv’in “rejimi değiştirme” hedefine bu yolla ulaşamayacağı yönündeki kanaat de kuvvetlendi. Ülkenin dini lideri Ali Hamaney’in ölümünün ardından yönetimi cumhurbaşkanı, yargı erki başkanı ve Anayasa Koruyucular Konseyi’nden bir temsilcinin yer aldığı üçlü yapı devraldı; Tahran’ın bölgedeki misilleme saldırıları da devam ediyor. Uzmanlara göre Tahran’ın bu direnci, liderlik kaybı ve merkezi çöküş senaryolarına karşı geliştirdiği kara işgali temelli “mozaik savunma doktrini”nin füze ve dron saldırılarını da kapsayacak şekilde genişletilmesinden kaynaklanıyor.
‘KONSEPT GENİŞLETİLMİŞ’
Henüz savaş başlamadan önce Hürriyet’e yaptığı değerlendirmede “mozaik savunma doktrinine” vurgu yaparak, ABD ve İsrail’in rejim değişikliği planının istedikleri gibi gitmeyebileceğine işaret eden İran Araştırmaları Merkezi’nden akademisyen Oral Toğa, savaş başladıktan sonra sistemde güncellemelerle karşılaştıklarını söyledi.
Toğa’nın aktardığına göre mozaik sistemi, bir kara işgali halinde olası liderlik kaybı ve emir-komuta zincirinin kopmasına karşı Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ülkedeki 30 vilayette bağımsız operasyon yürütebilecek şekilde örgütlenmesine dayanıyor. Bu sistemin köklerinin İran-Irak savaşına uzandığını ve doktrinin ABD’nin Afganistan ve Irak işgalleri sonrası 2005’te teorik olarak ilan edildiğini hatırlatan Toğa, “Bu savunma konsepti yeni değil. Yeni olan şey, füzelere uygulanabilmiş olması. Konsept kara işgaline karşı geliştirilmiş bir yapıyken, şu anda füzeler ve dronlar bağlamında da genişletilerek uygulandığını görüyoruz” ifadelerini kullanıyor.
‘KURYELERLE EMİR KOMUTA’
“İran’ın füze ve dron kapasitesinin farklı bölgelere konuşlandırılması da doktrinin bir parçası” diyen Toğa, mozaik savunma sisteminin “başıbozukluk” olarak anlaşılmaması gerektiğini vurguluyor: “Son saldırılarda en belirgin işaretler eşzamanlı, senkron atışlar ve farklı bölgelerden gelen koordineli ateşler oldu. O halde bu yapı merkezi bir sevk ve idarenin dağıtık uygulaması olarak okunmalı. Haberleşmenin kesintiye uğrayabileceği bir ortamda bile atışların senkron gelmesi, uygulanan sistemin planlı ve komuta kontrollü olduğunu gösteriyor.”
Askeriyedeki “muhabere olmadan muharebe olmaz” yaklaşımını hatırlatan Toğa, İran’ın sinyallere de müdahale edildiği bir ortamda sevk ve idarenin sağlıklı yürütülmesi için “canlı kuryeleri” kullanarak emir ve talimatları iletiyor olabileceğini söyledi.
‘1991 SONRASI IRAK GİBİ OLUR’
İRAN’ın ABD ve İsrail’in hafta sonu başlattığı saldırılara verdiği karşılık, Körfez’de zincirleme bir güvenlik ve enerji krizine dönüştü. ABD ve İsrail’in cumartesi günü İran’ı hedef almasının ardından geçen ilk 72 saatte Tahran, balistik füze ve insansız hava araçlarıyla İsrail’in yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan ve Umman’ı hedef aldı. Çatışmanın yarattığı ekonomik ve güvenlik etkileri Körfez ülkelerini harekete geçirdi. Bölge liderleri tırmanıştan bir çıkış yolu bulmak için önce ABD Başkanı Donald Trump’a ulaşsa da Trump’ın “operasyon sürecek” mesajı sonrası bu defa İran’ı dizginlemesi talebiyle Rusya lideri Vladimir Putin’e başvurdu.
KATAR’IN MÜHİMMATI AZ
Çatışmanın ekonomik etkisi ilk günlerden itibaren sert hissedildi. Bloomberg’e göre Katar, dünyanın en büyük LNG ihracat tesisindeki üretimi durdurdu; Avrupa’da doğalgaz fiyatları bir günde yüzde 50’den fazla yükseldi. Reuters, petrol fiyatlarının İran’ın Körfez enerji altyapısına ve Hürmüz Boğazı’ndaki tankerlere yönelik saldırıları sonrası üçüncü gün üst üste arttığını bildirdi. Küresel petrol sevkiyatının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda İran’ın gemileri hedef alma tehdidi, deniz taşımacılığını ve sigorta maliyetlerini yukarı çekti.
Askeri cephede ise Körfez başkentlerinde stok tartışması öne çıktı. Bloomberg’e göre Katar’ın üç günlük Patriot füze stoğu kaldı. BAE, Batılı ortaklarından orta menzilli hava savunma desteği talep etti. İtalya Savunma Bakanı Guido Crosetto, Körfez ülkelerinin anti-dron ve uçaksavar sistemleri için yardım istediğini doğruladı. Axios’a göre Dubai’de turistik alanlar dahil sivil noktaların vurulması güvenlik algısını sarstı.
ÖNCE TRUMP SONRA PUTİN’E BAŞVURDULAR
SAHADAKİ tırmanış ve enerji hatlarındaki kırılganlık karşısında Körfez ülkeleri çok kanallı bir diplomasi yürütmeye başladı. Bloomberg’e göre BAE ve Katar, Trump’tan askeri operasyonlara “bir çıkış yolu” bulmasını ve çatışmayı kısa tutmasını talep etti; bölgesel tırmanışı önlemek için diplomatik koalisyon arayışına girdi. Washington cephesinden gelen mesaj ise Körfez’i yatıştırmadı. ABD Başkanı Trump, operasyonun “dört ila beş hafta” sürmesinin öngörüldüğünü ancak “Ne kadar gerekirse” ifadesini kullanarak “çok daha uzun” sürebileceğini söyledi. Rusya lideri Putin, dört Körfez lideriyle telefon görüşmesi yaptı ve Arap ülkelerinin petrol altyapısına yönelik saldırılar konusundaki endişelerini Tahran’a ileteceğini açıkladı. Sahadaki yoğun ateş ve Trump’ın “uzayabilir” mesajı, krizin kısa vadede yatışacağına dair beklentiyi zayıflatıyor.