Şirketleri 35’ten fazla ülkeye ihracat yapan işinsanı Erdoğan Akbulak ve Cengizhan Güngör’ün arkadaşlarıyla turistik seyahat amacıyla gittiği Etiyopya’da farklı yerel unsurların çatışmalarına denk geldiği ve hayatını kaybettiği belirtilmişti. Önceki gün Silkar Madencilik Genel Müdürü Murat Türkoğlu da Hürriyet’e yaptığı açıklamada bir çatışma olduğu bilgisini teyit etmiş; ancak çatışmanın neden çıktığını bilmediklerini, sağlıklı bilgi alamadıklarını söylemişti.
ÖNDEKİ ARAÇ KAÇABİLDİ
Türkiye’nin Addis Ababa Büyükelçisi Berk Baran da olayla ilgili yaptığı açıklamada, dört Türk vatandaşının turistik amaçlı olarak iki araçla seyahat ettiğini, öndeki araçta yer alan iki kişinin saldırıdan kaçabildiğini söyledi. Saldırıdan yara almadan kurtulan vatandaşlar durumu Büyükelçiliğe iletirken, olay yerinde güvenlik güçlerinin incelemelerde bulunduğu öğrenildi.
ŞOFÖR DİRENİNCE...
Hürriyet’in edindiği bilgilere göre ise olayın farklı gruplar arasındaki bir çatışmadan değil, ‘soygun’dan kaynaklandığı ortaya çıktı. Buna göre, Akbulak, Güngör ve arkadaşları 2 araçla seyir halindeyken önleri yerel bir grup tarafından soygun amacıyla kesildi. Öndeki araç kaçabildi. Ancak şoförün direnmesi üzerine öldürüldüğü; Akbulak ile Güngör’ün de burada hayatını kaybettiği belirtildi. Akbulak ve Güngör’ün cenaze namazı bugün öğle namazını müteakip Şakirin Camii’nde kılınacak; Akbulak bugün Karacaahmet Mezarlığı’na, Güngör ise yarın Balıkesir-Gönen-Armutlu’daki aile kabristanına defnedilecek.
Tarık Hotamışlıgil sosyal medyada, birlikte katıldıkları fotosafari turunda çekilen bu fotoğrafı paylaştı.1990 yılında Silkar Madencilik’in temellerini atan Erdoğan Akbulak’ın şirketleri 35’ten fazla ülkeye ihracat yapıyordu. PALMET Enerji’nin kurucularından olan Cengizhan Güngör, aktif iş hayatını bıraktıktan sonra doğa fotoğrafçılığına yönelmişti.
ÖNDEKİ CİPTE OLAN HOTAMIŞLIGİL DEHŞETİ ANLATTI: ATEŞ ALTINDA KALDIK ONLAR KAÇAMADILAR
Etiyopya gezisine Akbulak ve Güngör ile birlikte arkadaşları Tarık Hotamışlıgil de katılmıştı. O öndeki cipteydi, Akbulak ve Güngör ise hemen arkalarındaki araçtaydı. Hotamışlıgil, yaşananları sosyal medya hesabında anlattı: “Yıllar çok çabuk geçiyor, Erdoğan’la dolu dolu tam 40 yıl kardeş gibi yaşadık, büyüdük, birlikte çok güzel günler geçirdik. Erdoğan da Cengizhan da her tanıyanın kalbine dokunmayı başarıyorlardı. Etiyopya’ya yeni bir kültürü tanımaya, birlikte fotoğraf çekmeye, şaşırmaya gitmiştik.
Etiyopya’ya turistik seyahat amacıyla giden doğal taş alanında faaliyet gösteren Silkar Madencilik’in sahibi Erdoğan Akbulak ve 3 arkadaşı önceki gün sabah saatlerinde silahlı saldırıya uğradı. Saldırıda Akbulak, Cengizhan Güngör ve Etiyopyalı şoför hayatını kaybetti. Diğer 2 Türk vatandaşı ise başka bir araçta oldukları için saldırıdan sağ olarak kurtuldu. Kurtulan Türk vatandaşlarının ve hayatını kaybedenlerin cenazelerinin dün sabah uçakla Addis Ababa’ya getirildiğini belirten Türkiye’nin Addis Ababa Büyükelçisi Berk Baran “İşlemler devam ediyor. Vatandaşlarımız Büyükelçilikte misafir ediliyor, cenazeler yarın sabah İstanbul’da olmak üzere bu gece THY seferiyle gönderilecek” ifadelerini kullandı.
‘SAĞLIKLI BİR HABER ALAMIYORUZ’
Silkar Madencilik Genel Müdürü Murat Türkoğlu saldırının detaylarına yönelik sağlıklı bir bilgi alamadıklarını ifade ederek, “Evet, ateş altında kaldıkları doğru ama tam olarak ne oldu, neden çatışma çıktı bilmiyoruz. Oradan sağlıklı bir haber alamıyoruz. Yarın (bugün) öğrenebileceğiz” ifadelerine yer verdi.
Erdoğan Akbulak’un cenazesi yarın Şakirin Camisi’nde kılınacak öğle namazının ardından Karacaahmet Mezarlığı’nda defnedilecek.(AA)
‘BABACAN TAVRIYLA HATIRLAYACAĞIZ’
Şirketten yapılan açıklamada da “Azmiyle imkânsızı başaran, ‘Maden In Türkiye’ imzasını dünyanın en prestijli projelerine gururla atan bir lideri sonsuzluğa uğurluyoruz. Sayın Akbulak, bizlere sadece bir şirket değil; dürüstlük, kalite ve yenilikçilik üzerine kurulu sarsılmaz bir kurum kültürü miras bırakmıştır. Kendisini her zaman vizyoner kişiliği, sektöre kattığı değerler ve babacan tavrıyla, özlemle hatırlayacağız” denildi.
Akbulak, 1990’da Silkar Madencilik A.Ş’nin temellerini atmıştı. SilkarStone, çeşitli mermer ürün gamı ile mozaik, plaka ve fayans üretimi yapan, ürünlerini dünyada 35’ten fazla ülkeye ihraç eden doğal taş üreticisi olarak öne çıkarken; AKDO Intertrade ise ABD’de lüks karo ve doğal taş pazarında ‘AKDO’ markası altında 350’yi aşkın bayiye ürünler dağıtıyor.
SON günlerde eve gündelikçi çağırmak isteyip bulamadığınız, bozulan bir eşyanızı tamir ettiremediğiniz; bakıcı, boyacı ya da tesisatçı bulamadığınız oldu mu? Ya da şöyle sorayım: Son dönemde tamirciliğe, boyacılığa, bakıcılığa veya tesisatçılığa heveslenen herhangi bir genç gördünüz mü? Genel eğilime bakıldığında, gençlerin neredeyse tamamına yakını dört senelik üniversite mezunu olmayı önceliyor. Ancak artık üniversite mezunlarından ziyade mesleki eğitim almış, eğitimli zanaatkârlara yönelik talep oldukça artmış durumda. Çünkü sayıları çok az. Üniversite mezunlarının sayısındaki artış sürdüğü için beyaz yaka işlerde arz fazlası yaşanıyor. Fakat mavi yakalı çalışan istihdamında ise büyük bir açık söz konusu.
Konuştuğumuz sanayicilerden inşaatçılara ve turizmcilere kadar, sektör temsilcileri bunun artık önemli bir sorun haline geldiğini; hatta özellikle sanayide üretimi tehdit eden seviyeye ulaştığını söylüyor. Bu sorun sadece ekonomiyi değil, vatandaşın gündelik yaşamını da etkilemeye başladı. Şöyle ki, sanayiciler vasıflı usta, inşaatçılar nitelikli kalfa bulmakta zorlanırken; bazı vatandaşlar da aylarca bozulan ütüsünü tamir ettiremediğini, gündelikçi, marangoz, tesisatçı veya boyacı ustası bulamadıklarından dert yanıyor. Hâl böyle olunca da mavi yaka personelin maaşları bazı beyaz yakalıları sollamış durumda.
BEYAZ YAKALILAR ENFLASYONA YENİLDİ
Aslında TÜİK verilerine göre ‘maaş artışı geride kalsa da en yüksek aylık kazanç yine üniversite mezununda’. Ancak bunun istisnaları da çoğalmaya başladı. Çalıştığı sektöre yıllarını vermiş nitelikli beyaz yakalılar, eğer üst düzey yönetici pozisyonunda değillerse enflasyon ve eriyen maaşlar arasında sıkışıp kaldı. Mavi yaka çalışanların maaşları ise çoktan üç haneli rakamlara ulaştı. Bu da sektöre göre değişmekle birlikte, ‘ilkokul mezunlarının üniversite mezunlarından daha yüksek maaş alması’ anlamına geliyor.
Peki, 2025 itibarıyla mavi yakalılarda hem maaş hem de işgücü açığı ne durumda? Hürriyet IK olarak inşaat, turizm, perakende ve imalat sanayi sektörlerinin temsilcileriyle mavi yakalıların yükselişindeki nedenleri, ücretlerin geldiği son seviyeyi ve neler yapılabileceğini konuştuk.
Süleyman Ekinci
İşçi giderlerindeki artışı gerekçe gösteren iş dünyası, istihdamı olumsuz etkilediğini belirttiği bu yükün hafifletilmesi için 50 sene önce kaldırılan ücret modelini yeniden tartışmaya açtı. Türkiye’de 1951-1974 arasında uygulanan ve 1974’te Bülent Ecevit’in başbakanlığındaki CHP-MSP Koalisyon Hükümeti döneminde terk edilen bölgesel asgari ücret, yeniden gündemde.
Temmuzda ara zam alamayan, mevcut 17 bin 2 TL’lik asgari ücretin de temel yaşam maliyetlerine yetmediğini söyleyen çalışanların gözü, 2025 yılı için belirlenecek yeni asgari ücrete çevrilmiş durumda iken bazı işverenler ise İstanbul ile Anadolu’daki hayat koşullarının bir olmadığını savunuyor ve bölgesel asgari ücretin geri gelmesi istiyor. Net asgari ücretin 17 bin 2 TL olsa da kendilerine toplam maliyetinin 23 bin 502 TL olduğunu anımsatan bu işverenlerin argümanları da ‘daralan talep koşulları nedeniyle bu ücreti dahi fonlamakta zorlanmaları’ ve ‘ücretlerde yaşanacak artış oranlarının istihdamı olumsuz etkileyeceğini’ düşünmeleri. Fakat altını çizmekte fayda var: Birçok iş dünyası temsilcisi ise bölgesel ücretin Doğu illerinden Batı’ya yeni bir işçi göçünü tetikleyeceği konusunda endişeli. Bunun yerine, çalışanı enflasyon karşısındaki ezdirmeyecek bir asgari ücretin belirlenip, eş zamanlı olarak da yatırımcıyı Doğu illerine çekecek, bölgedeki istihdamı artıracak teşviklerin getirilmesinin herkes için fayda sağlayacağı belirtiliyor.
Peki, Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin 50 sene önce eşitlik ilkesine uymadığı gerekçesiyle kaldırdığı bölgesel asgari ücret modeli nedir, yeniden getirilmesi kime ne fayda sağlar? Kocaeli’nden Diyarbakır’a birçok sanayi ve ticaret odası, organize sanayi bölgeleri, iş dünyasını temsil eden önemli birlikler ve akademisyenler ile konuştuk...
TALEPLERYÜKSELİYOR
Gelin, önce bölgesel asgari ücretin ne olduğundan, kısa bir tarihçesinden ve bu modeli savunan iş dünyası temsilcilerinden başlayalım...
Bölgesel asgari ücret, İstanbul başta olmak üzere yaşam maliyetlerinin daha yüksek olduğu şehirlerdeki çalışanlara daha yüksek asgari ücret ödenmesi anlamına geliyor. Örneğin, 1 Temmuz 1969’dan itibaren 6 bölge ve 26 il bazında uygulanan bölgesel bazlı ilk asgari ücret uygulaması, 1969-1973 yılları arasında yalnızca sanayi sektörü için belirlenmiş; 1973’te tarım ve orman kesimi için de ayrı belirlenmişti. 30 Haziran 1974’ten itibaren de ulusal sisteme geçildi. Son 1-2 yıldır da iş dünyasının yeniden gündeme getirdiği bir model oldu.
‘Sabancı Gençlik Seferberliği’ kapsamında hayata geçirilen bu projeler dolayısıyla İzmir’de bir araya geldiğimiz Sabancı Holding CEO’su Cenk Alper, “Herkes pahalılıktan, enflasyondan bahsediyor ama bana sorarsanız ülkenin en büyük sorunlarından biri, gençlerimizi yurtdışına ihraç etmemiz.
TÜİK verilerine göre, geçen yıl 15-34 yaş arasındaki 329 bin gencimizi yurtdışına ihraç etmişiz, maalesef. Fakat biz onların ürettiği teknolojileri, hizmetleri ve ürünleri yurtdışına ihraç etmek istiyoruz” dedi. “Sabancı olarak, gençlerin sadece çantalarını alıp arkalarına bakmadan yurtdışına gitmelerine razı değiliz, olamayız” diyen Alper, “Bu merkez işte tam da bu anlayışın bir göstergesi. Gençler yurtdışına giderken ceplerinde çift yönlü biletler olmalı” diyen Alper, “Orada yeni teknolojileri öğrenip gelmelerini ve bu topraklara hizmet etmelerini istiyoruz” diye konuştu.
HEDEF 30 BİN GENCE ULAŞMAK
Alper, İzmir’de başladıkları bu projeleri bu yıl içerisinde diğer illerdeki üniversitelerle yapacakları işbirlikleriyle genişleteceklerini ifade etti. “Bu yıl içerisinde 8 merkezimiz hayata geçmiş olacak” diyen Alper, “Üç yıllık proje dönemi sonunda, yurt içinde 34 ilde ve 35 üniversitede, yurtdışında ise en az iki merkezde ve iki üniversitede olmayı; projenin sonunda ise en az 30 bin gence ulaşmayı hedefliyoruz” ifadelerine yer verdi.
Enerjisa Üretim CEO’su İhsan Erbil Bayçöl ise Enerjisa Üretim’in 2030’da 7 bin 500 MW’a ulaşma hedefi olduğunu söyleyerek “Portföyümüz içerisinde yenilenebilir enerji kurulu güç oranımız yüzde 45’e ulaştı. Bin MW’lık YEKA-2 projesi yatırımlarımızın da 2026’nın ilk çeyreğine kadar kademeli olarak tamamlanması ile bu oranı yüzde 58’e yükselteceğiz. YEKA-2 yatırımlarımızın önemli bir kısmının Ege Bölgesi’nde, İYTE’ye son derece yakın konumda olması da projenin burada gerçekleşmesinde önemli bir etken” diye konuştu.
Orta gelir tuzağına düşen ve üst gruba çıkamayan ekonomilerde tasarrufların ve yatırımların düşük düzeyde kaldığı, sanayi üretimindeki gelişmenin yavaşladığı ve işin ucunun çalışanlara da uzanarak emek piyasasındaki koşulları zayıflattığı yıllardır raporlanıyor. İşte bu tartışmaya yönelik son raporlardan biri, Chicago Üniversitesi Ekonomi Profesörü Prof. Dr. Ufuk Akçiğit’ten geldi. Dünya Bankası için hazırladığı 2024 Kalkınma Raporu içerisindeki ‘orta gelir tuzağı’ tartışmasıyla yankı uyandıran Prof. Dr. Akçiğit ile İş Bankası’nın 100. yılı dolayısıyla düzenlediği ‘Atatürk Vizyonuyla Gelecek 100. Yıla Bakış’ Konferansı’nda bir araya geldik. Orta gelir tuzağına sadece Türkiye’nin değil, 108 ülkenin daha takıldığını vurgulayan Akçiğit, buradan çıkışın yolunun ‘verimlilik artışından’ geçtiğini anlattı.
YÜKSEK TEKNOLOJİ YATIRIMLARI SINIRLI
Önce, orta gelir tuzağı kavramıyla birlikte tartışılan büyüme rakamlarına bakmak gerekirse... Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye ekonomisi bu yılın ilk çeyreğinde, devam eden parasal sıkılaştırmaya rağmen hızlanan hanehalkı tüketimi etkisiyle hızlı büyümüştü. İlk çeyrekte yüzde 5.3 büyüyen ekonomi, ikinci çeyrekte ise yıllık yüzde 2.5 ile beklentilerin altında bir büyüme performansına işaret etmişti. Yıllıklandırılmış milli gelir ise ikinci çeyrek itibarıyla 1.2 trilyon doları aşmıştı.
Bu büyümeyi neyin yarattığına bakmak gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Akçiğit, “İşçiler ve sermaye tarafında gelen büyüme var ama verimlilikte herhangi bir artış yok ve bu taraftan büyümeye katkı gelmiyor. Bu yüzden ekonomide büyüme sağlasak da kaliteli bir büyüme olamıyor” dedi. “Firmalar ‘altyapımı teknolojik olarak daha iyi, daha verimli hale geliyorum, işçilerin çalışacağı daha iyi teknolojiler var elimde’ derse, bu uzun vadeli büyümeyi de beraberinde getirir. Asıl organik büyümenin olması buna bağlı. Ancak bahsettiğim yatırımlarda yüzde 1’ler civarındayız” diyen Akçiğit, “Bizdeki verimlilik tam bir zikzak çiziyor. Bu nedenle orta gelir tuzağına takılmış durumdayız” diye konuştu.
Ancak, burada bir parantez açarak ‘Türkiye’nin en acil probleminin enflasyon’ olduğunu; enflasyonun yüksek olduğu bir dönemde firmalardan Ar-Ge harcamaları yapmalarını beklemenin ‘gerçekçi olmayacağını’ da sözlerine ekledi. Akçiğit, “Tabii ki şimdi öncelikli olarak enflasyonu tartışmamız gerekiyor ama enflasyonla mücadele ederken de asıl uzun vadeli problemimizi göz ardı etmememiz gerek” değerlendirmesinde bulundu.
‘ÜNİVERSİTELER DE DAHİL EDİLMELİ’
Akçiğit, bunların olabilmesinin yolunun ise bilime verilen değerden geçtiğini vurguluyor.
Önceki akşam şirketin yatırımlarını konuşmak üzere bir araya geldiğimiz Ağaoğlu CEO’su Burak Kutluğ, Milas’ta 800 dönüm arazide ‘alıcısı devlet olan ürünlerden ziyade’ avokado, mandalina ve yaban mersininde deneme üretimlerine başladıklarının bilgisini verdi. İlk hasatı iki yıl sonra yapacaklarını söyleyen Kutluğ, deneme üretiminden çıkan sonuca göre ekilecek arazi sayısını 2-3 bin dönüme çıkaracaklarını; ürünleri perakende yerine toplu alıcılara satacaklarını, bunun da nakit akışında fayda sağlayabileceğini söyledi. “Tarım, çocuk yetiştirmek gibi; yaptığınız hatayı hemen anlamıyorsunuz hem de çok meşakkatli” diyen Kutluğ, “Meyve tarımı gibi niş bir alana girdik. Ancak tarım şu anda test aşamasında” değerlendirmesinde bulundu.
ENERJİDE 1 MİLYAR DOLARA ULAŞACAK
Kutluğ ayrıca, yenilenebilir enerji alanındaki yatırımlara ilişkin de bilgi verdi. Başta rüzgâr santralleri olmak üzere bugüne kadar yenilenebilir enerji sektörüne 600 milyon dolarlık bir yatırım yaptıklarını kaydeden Kutluğ, 2029’a kadar 400 milyon dolarlık daha yatırım yapmayı planladıklarını; böylece enerjide 1 milyar dolar yatırımlık bir şirkete dönüşeceklerini anlattı.
Kutluğ’un aktardığına göre, şirketin bir diğer önemli planı da enerjide Doğu Avrupa, Balkanlar ve Baltık ülkelerinde lokal ortaklıklarla birlikte yatırım yapmak. Söz konusu yatırımların yapılacağı ülkelerin Romanya, Polonya, Hırvatistan, Litvanya’da planlandığını söyleyen Kutluğ, “Bu ülkelerde de rüzgar, güneş ve depolamada yatırımcı olacağız” dedi.
GYO İÇİN BAŞVURU YAPTI
Kutluğ, yap-satçı kimliğinden uzaklaşarak gayrimenkul geliştiricisi tarafını güçlendirmeye başladığına dikkat çekti. “Yeni konut alanları, türleri geliştireceğiz, bazı projelerde özel sektörün Emlak Konut’u gibi çalışacağız” diyen Burak Kutluğ, portföylerindeki geliri olan tüm varlıkları GYO çatısı altında topladıklarını ve GYO olmak için SPK’ya başvurduklarını söyledi.
SERMAYE Piyasası Kurulu (SPK) hem kripto platformlarıyla ilgili hem de borsadaki halka arzlarla ilgili ilke kararlarında yeni düzenlemeler getirdi.
Söz konusu düzenlemeler, SPK’nın internet sitesinde yer alan bültende yer aldı. Halka arzlara ilişkin ilke kararında öne çıkan düzenlemelerden biri, kurumsal yatırımcı dışındaki yüksek talebe yönelik oldu. Buna göre, izahnamede tanımlanması şartıyla, kurumsal yatırımcı grubu dışında kalan ve yüksek talepte bulunacak yatırımcı için, halka arz edilecek toplam tutarın yüzde 10’una kadar tahsisat yapılabilecek. Oransal dağıtım yönteminin kullanılması durumunda, talepte bulunulan tutarın tamamı kadar nakit veya yüzde 120’si oranında BİST 30 endeksinde yer alan pay teminatı gösterilmesi gerekecek.
Bu maddenin ne anlama geldiğiyle ilgili Hürriyet’e değerlendirmelerde bulunan İnfo Yatırım Satış ve Pazarlama Direktörü Ali Acer, “Düzenleme, oransal dağıtımın önünü tekrar açıyor gibi görünüyor. Eşit dağılıma yönelmişti, oransal çok fazla olmuyordu belirli bir miktarın üzerinde olmadığı sürece. Şimdi oransal dağıtımın önünü açtığı için daha büyük montanlı kişilere dağıtım olabilir artık. Yani ne kadar çok başvuru yaparsanız, o kadar çok hisse senedi gelme ihtimalini artıracak bir düzenleme diyebiliriz. Bu da eski sisteme dönüş olarak değerlendirilebilir” ifadelerine yer verdi.
BORSADA SATIŞ ZORUNLULUĞU
Halka arzlara yönelik yapılan diğer düzenlemeler ise madde madde şu şekilde:
Halka arz edilen payların piyasa değeri 750 milyon TL ve altında olan halka arzlarda, borsada satış yöntemi uygulanması zorunlu hale getirildi. Bu düzenleme, daha küçük ölçekli halka arzların şeffaf bir şekilde borsa üzerinden gerçekleşmesini amaçlıyor.
- Piyasa değeri 750 milyon TL’yi aşan halka arzlarda ise borsa dışında talep toplama yöntemi kullanılabilecek. Bu durumda, yurt içi bireysel yatırımcılara eşit dağıtım esasına göre pay verilecek, diğer yatırımcı grupları için ise oransal dağıtım yöntemi uygulanabilecek.
- Yurt içi kurumsal yatırımcı grubu için yapılan dağıtımlarda, tahsis edilen payların en az yüzde 50’si yatırım fonlarına, emeklilik yatırım fonlarına ve/veya otomatik katılım sistemi emeklilik yatırım fonlarına ayrılacak. Bu adım, yatırım fonları ve emeklilik sistemlerinin daha fazla pay almasını ve portföy çeşitliliğinin artırılmasını hedefliyor. Ayrıca, bir portföy yönetim şirketinin (PYŞ) yönettiği fonlar için bu sınırlama yüzde 3 olarak uygulanacak. PYŞ’lerin kendi nam ve hesabına talepte bulunmaları durumunda ise tahsis edilen pay tutarı, halka arz edilen toplam tutarın yüzde 2’sini geçemeyecek.