ORTADOĞU’da 28 Şubat’tan bu yana ne gerilimin ne de diplomasi trafiğinin dinmek bilmediği krizin gölgesinde ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın en büyük ticaret ortağı olan Çin’in “çok saygı duyduğunu” dile getirdiği Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya gelmek üzere Pekin’e gidiyor. Trump’ın bugün Pekin’e varmasıyla başlayacak ziyaret, 2017’den bu yana bir ABD Başkanı’nın Çin’e gerçekleştirdiği ilk resmi seyahat olma özelliğini taşıyor. Beyaz Saray takvimine göre bugün Trump için Pekin’deki Büyük Halk Toplantı Sarayı’nda karşılama töreni gerçekleştirilecek. Ardından Şi ve Trump ikili bir görüşme gerçekleştirecek. ABD basınına göre iki lider “dünya ile cennet arasındaki bağı simgeleyen” Cennet Tapınağı’nı da ziyaret edecek. İki tarafın da aylardır beklediği zirvenin şifreleri üç soruda yanıt buluyor.
1- MASADA HANGİ BAŞLIKLAR VAR
Hem Washington’un hem de Pekin’in farklı başlıklarda birbirinden taviz beklediği zirvede pek çok başlıkta pazarlık yürütülecek. ABD ve Çin’in karşılıklı ticaret ve yatırımları kolaylaştırmak üzere forumlar düzenlemek üzere anlaşmaya varması öngörülen zirvede ayrıca Çin’in Boeing uçakları, ABD üretimi tarım ve enerji ürünleri satın alımlarına ilişkin açıklama yapması da bekleniyor. Öte yandan uzmanlar, zirveden büyük bir anlaşmadan çok soya fasulyesi, sığır eti, nadir elementler, Boeing uçakları ve ticari gerilimleri yönetmeye dönük sınırlı işbirliklerinin çıkabileceği yorumunu yapıyor. Trump önceki gün yaptığı açıklamada, Şi ile Tayvan’a silah satışlarını ve tutuklu medya patronu Jimmy Lai’nin durumunu da görüşeceğini belirtmişti.
2- TARAFLAR NE İSTİYOR
Pekin, “Trump’ın öngörülemeyen tutumu” nedeniyle sınırlı ama somut kazanımlar elde etmeyi amaçlıyor. Pekin’e göre masadan çıkabilecek en önemli kazanımın, Trump’ın geçen yıl uygulamaya koyduğu ve tarafların ekim ayında ateşkes benzeri bir uzlaşıya varmasından önce yüzde 145’e kadar çıkan yüksek gümrük tarifelerinin yeniden yürürlüğe girmemesi olduğu değerlendiriliyor. ABD basınına göre Şi’nin Trump’tan Tayvan politikasında da Pekin lehine bir ifade değişikliği yapmasını ya da en azından Tayvan’a silah satışlarını yavaşlatmasını istemesi bekleniyor. Trump’ın zirveye dair umutlarının ise “birkaç anlaşma yapmak ve ABD kamuoyunda tepki çeken İran savaşını çözmek için Çin’in desteğini almakla” sınırlı olacağı yorumları var. Öte yandan yapay zekâ konusunda Çin’e fark atamayan ABD’nin Pekin heyetinde, aralarında Elon Musk ve Tim Cook gibi isimlerin yer aldığı teknoloji milyarderleri de bulunuyor.
3- İRAN ZİRVEYİ NASIL ETKİLER
Pekin’deki görüşme yalnızca ABD ve Çin rekabeti açısından değil, İran savaşının seyri bakımından da kritik bir diplomasi testi olarak görülüyor. Trump’ın İran petrolünün en büyük ithalatçısı Pekin’i “İran’ı Washington ile bir anlaşma yapmaya zorlamak için nüfuzunu kullanmaya teşvik etmesi” bekleniyor. Ancak uzmanlar bu meselenin Çin’in güçlü biçimde dahil olmak istediği bir alan olmadığına dikkat çekiyor. Nitekim İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Trump’tan sadece günler önce Pekin’i ziyareti sonrasında da Çin’in tutumunda bir değişiklik olmadığı gözlenmişti.
PUTİN DE PEKİN YOLCUSU
ORTADOĞU’da iki ayı aşkın süredir devam eden ABD ve İran arasındaki kriz yeni bir safhaya girdi. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, kırılgan haldeki ateşkesin akıbetine ilişkin soru işaretleri ve tarafların bir türlü uzlaşmaya varamadığı hedefleri krizi çok katmanlı bir denklem haline getirdi. Bu denklemde öne çıkan başlıklar ise dört soruda yanıt buluyor.
1- HÜRMÜZ BOĞAZI’NDA NELER OLUYOR
13 Nisan’da kendi ablukasını başlatan ABD ordusu önceki gün, Başkan Donald Trump’ın emriyle 100’den fazla kara ve deniz aracı, güdümlü füze destroyerleri ve 15 bin askeri personelinin katılımıyla “Özgürlük Projesi” operasyonu başlatarak İran’ın Hürmüz ablukasına son vermeye çalıştı. ABD ordusu yüzlerce gemi ve şirketle iletişime geçerek kendi rehberliklerinde Boğaz’ı geçmeleri için çağrı yaptıklarını belirtirken, projenin ilk 48 saatinde tansiyon oldukça yüksek seyretti. Ancak uzmanlara göre, her iki tarafın attığı aceleci ve tek taraflı adımlar nedeniyle bölgede huzurun sağlanması oldukça uzak bir ihtimal. Analiz şirketi Eurasia Group, İran’ın onayı veya çok daha büyük bir askeri güç olmadan ABD’nin projesinin başarısız olacağını belirtiyor. Verilere göre savaş nedeniyle bölgede 20 bin denizci ve yaklaşık 170 milyon varil petrol ve yakıt mahsur kalmış halde.
2- ATEŞKESİN KADERİ NE OLACAK
ABD ve İran arasında nisan ayı başında yürürlüğe giren kırılgan ateşkesin gidişatı da belirsiz durumda. Hürmüz’de İran’ın ABD gemilerine ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik saldırıları ve Amerikan donanmasının İran’ın deniz unsurlarını vurması ateşkesin devamlılığına ilişkin soru işaretlerini artırdı. Uzmanlara göre gerilimin bir anda sıçramış olması, asıl sorunun artık “savaşın yeniden başlayıp başlamayacağı değil, ne zaman başlayacağı” olduğunu gösteriyor. İran cephesi ABD’nin ateşkesi ihlal ettiğini belirtirken, ABD cephesi ise “ateşkesin hâlâ yürürlükte olduğunu” savunuyor. Nitekim savaşın başından bu yana Tahran’a sert çıkan Savunma Bakanı Pete Hegseth de dün daha temkinli bir dil kullandı. “Ateşkesin devam ettiğini” belirten Hegseth, “Özgürlük Projesi geçici bir görevdir. Dünyanın uygun bir zamanda devreye girmesini beklemekteyiz. Bu sorumluluğu yakında onlara devredeceğiz” diye konuştu.İran’a yönelik abluka ve Özgürlük Projesi operasyonuna katılan gemiler arasında George H.W. Bush uçak gemisi de var.
3- ABD’NİN AMACI NE
Washington’ın yine müzakerelerin ortasında gerilimi tırmandıracak bir adım atmış olması yalnızca deniz trafiğini güvence altına alma çabasıyla sınırlı değil. Uzmanlara göre ABD, bir yandan piyasaları istikrarda tutmayı hedeflerken, diğer yandan ise İran üzerindeki askeri ve ekonomik baskıyı artırarak müzakere masasında taviz vermeye zorlamayı amaçlıyor. Amerikan CNN’e göre bu çerçevede İsrail ile koordinasyon halinde yeni bir saldırı seçeneğinin de masada olduğu belirtiliyor. İsrailli bir yetkiliye göre ateşkesin bozulması halinde İran’a yönelik “kısa süreli ve hedef odaklı” bir operasyon planı hazır durumda. Trump ise son günlerde iki uç arasında sıkışmış görünüyor. Wall Street Journal’a göre Trump’ın masasında “İran’ı nükleer programından vazgeçmediği için sert şekilde cezalandırmak ya da ABD’yi daha derin bir çatışmaya sürükleyebilecek tırmanmadan kaçınmak” olmak üzere iki seçenek bulunuyor. Trump’ın “savaşın üç hafta daha sürebileceğini” öne sürmesine rağmen bir sonraki hamlesi şimdilik belirsizliğini koruyor.
4- İRAN NEYİ HEDEFLİYOR
TAHRAN ve Washington arasında her iki tarafın da taleplerinden geri adım atmaması nedeniyle müzakerelerin çıkmaza girmesiyle süreç “ne savaş ne barış” olarak nitelenen bir belirsizlik evresine sürüklendi. İran’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve savaşın sona erdirilmesini içeren ancak nükleer meselelerin daha sonraki bir aşamaya ertelenmesini önerdiği teklif, “müzakerelerde ABD’yi zayıf göstereceği” gerekçesiyle Başkan Donald Trump tarafından beğenilmedi. Tahran’da derinleşen ekonomik kriz ve bir türlü dinmeyen toplumsal huzursuzluk, Washington’da ise Trump yönetimi içindeki çatlaklar tarafları karşılıklı yoklamalarla ilerleyen bir sinir harbine itiyor.
PROTESTOLAR TETİKLENEBİLİR
İran’da 40 gün süren savaşın yarattığı ekonomik yıkım, Tahran yönetimi üzerindeki iç baskıyı tırmandırıyor. ABD ve İsrail’in İran fabrikalarında yarattığı tahribat ve bu nedenle artan işsizlik oranları, henüz ocak ayında kitlesel protestoların kanla bastırıldığı ülkede halkı yeniden sokağa dökebilecek bir unsur olarak görülüyor. Muhalif İran diasporasına yakın Iran International’ın haberine göre bazı grupların İşçi Bayramı’nda protesto gösterileri düzenlenmesi çağrıları yapması nedeniyle gözler 1 Mayıs’a çevrilmiş durumda. Halktan sözkonusu çağrıya yanıt geldiği takdirde “protestolara dönüş” yaşanacağı yorumları yapılıyor.
Ateşkes süresince Tahran’da hayat normal seyrinde aksa da ülkede artan işsizliğin büyük bir huzursuzluk ortamı yarattığı belirtiliyor.
TAHRAN’IN UMUDU ABD’NİN PES ETMESİ
Associated Press’in analizine göre ise Tahran yönetimi, krize rağmen fiilen kapalı tuttuğu Hürmüz kozuyla ilk geri adımı Washington’ın atacağını hesaplıyor. Onlarca yıllık uluslararası yaptırımlar altında kendi kendine yetebilecek hale gelen ekonominin, uzun süre Trump baskısına dayanabileceğine inanılıyor. Bu tabloya bir de basın arasındaki görüş ayrılıkları eklendi. Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen Tasnim Haber Ajansı’nın, müzakerelerde öne sürülen taleplerin diplomasiyle elde edilmesini “sihirli fasulye” benzetmesi kullanarak eleştirmesi, muhafazakâr Payidari grubu destekli Raja News’in tepkisini çekti. Analistlere göre iki cephenin temsilcileri arasında yaşanan gerginlik, ABD’ye karşı izlenecek yol konusunda aslında ortak bir çizginin bulunmadığına işaret ediyor.
VANCE İYİMSER TABLONUN FARKINDA
Washington cephesinde de tablo karışık. Amerikan The Atlantic dergisine göre Başkan Yardımcısı JD Vance, Savunma Bakanlığı’nın İran savaşına ilişkin sunduğu raporların gerçeği yansıtmadığından şüpheleniyor. Vance, füze envanteri ve İran’daki yıkımın boyutu konusundaki bilgilerin abartıldığını düşünürken, Savunma Bakanı Pete Hegseth ise “operasyonun tarihi bir zaferle sonuçlandığı” yönündeki iyimser açıklamalarla Trump’a duymak istediği tabloyu sunma eğiliminde.
ABD ve İran’ın 40 gün süren savaşa son vermek için önceki gün 11 yıl aradan sonra Pakistan’ın başkenti İslamabad’da bir araya geldiği müzakerelerin ilk turundan beklenen anlaşma kararı çıkmadı. İki heyet arasında yaklaşık 21 saat süren doğrudan görüşmelerin olumlu bir havada başladığı söylense de, 3 temel mesele konusunda pürüzler bir türlü aşılamadı. ABD heyetinin lideri JD Vance masaya “esnek ve iyi niyetlerle” oturduklarını belirtirken, İran heyetinin lideri Muhammed Kalibaf ise “ABD tarafının güvenlerini kazanmakta başarılı olamadığını” savundu. Öte yandan yeni bir müzakere turu planlanmasa da JD Vance’in İran’a bıraktığı “son teklif belgesi”, müzakere kapısının tamamen kapanmadığına işaret ediyor.
21 SAATTE NELER YAŞANDI
İran ve ABD heyetlerinin İslamabad’daki temasları yüzeyde sakin ilerlerken, kapalı kapılar ardında gerilimin görece yüksek seyrettiği bir müzakere yürütüldü. İki İranlı yetkiliye göre görüşmeler “samimi ve sakin” başladı. Amerikan CNN’e konuşan Pakistanlı bir yetkiliye göre iki heyet “kendi iç kamuoyuna hitap etmek” için de çaba gösterdi. Görüşmeler, geç saatlerde her iki taraf da ilk molasını verdikten sonra “teknik düzeye” geçti. Belgeler defalarca değiş tokuş edildi ve incelendi. JD Vance müzakere süresince 12 defa ABD Başkanı Donald Trump’ı aradığını söyledi. Müzakerelerin teknik düzeye ulaşması “ilk aşamada ilerleme kaydedildiğini” gösterirken, taraflar “kırmızı çizgilerdeki” farklılıkların üstesinden gelemedi.
GÖRÜŞME NEREDE TIKANDI
Ancak olumlu havada başlayan görüşmelerde taraflar üç temel konuda ortak zeminde buluşamadı: Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, İran’daki yaklaşık 400 kilogram yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti ve İran’ın yurtdışında dondurulmuş yaklaşık 27 milyar dolarlık gelirin serbest bırakılması.
Yetkililere göre ilk anlaşmazlık dönemecinde ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı tüm deniz trafiğine derhal yeniden açması talebine İranlılar “nihai anlaşmadan sonra” dedi. İkinci olarak İran, hava saldırılarından kaynaklanan hasar için tazminat talep etti, dondurulmuş petrol gelirlerinin serbest bırakılmasını istedi. Ancak Washington reddetti. Üçüncü anlaşmazlık konusu İran’dan elindeki zenginleştirilmiş uranyum stokunun tamamını teslim etmesini veya satmasını talep etmesi oldu. İran bir karşı teklif sundu ancak taraflar uzlaşamadı.
Öte yandan Trump’ın dünkü açıklamaları ABD için temel sorunun “nükleer” olduğunu ortaya koydu. Birçok maddede uzlaşı sağlansa da “İran nükleer hırslarından vazgeçmeye gönülsüz” diyen Trump, tüm diğer maddelerin nükleer konusu karşısında “önemsiz olduğunu” belirtti.
İKİNCİ ayına giren İran savaşını “meşrulaştırabilmek” ve teolojik bir kılıf giydirmek amacıyla “dini söylemler” ABD’de Başkan Donald Trump ekibi tarafından sıklıkla kullanılıyor. Trump tarafından göreve getirildiği günden beri Hıristiyan sembolizmini ön plana çıkaran bir tutum benimseyen Savunma Bakanı Pete Hegseth ise bu tür söylemlerin “en ateşli savunucusu” haline gelmiş durumda.
PAPA İLE BİLE ÇELİŞİYOR
Öyle ki Hegseth, Katoliklerin ruhani merkezi Vatikan ile dahi “anlaşmazlık” yaşıyor. ABD merkezli New York Times’ın analizine göre Ortadoğu’da bir “zafer” kazanılması için Amerikan halkından her gün diz çökerek İsa Mesih adına dua etmelerini isteyen Hegseth, en sonunda diyaloğa geri dönülmesi çağrısında bulunan Papa 14’üncü Leo’nun tepkisini dahi çekti. Gazetenin analizine göre Aziz Petrus Bazilikası’nda düzenlenen Kutsal Perşembe ayinine başkanlık eden Papa, isim vermeden Hegseth’i eleştirdi. Papa Leo, “Kendimizi egemen olduğumuzda güçlü, eşitlerimizi yok ettiğimizde galip, korkulduğumuzda büyük olarak görme eğilimindeyiz. Tanrı nasıl egemen olunacağını değil, insanların nasıl özgürleştirileceğinin; hayatın nasıl yok edileceğinin değil, nasıl verileceğinin örneğini verdi” ifadelerini kullandı. Papa, göreve başladığı ilk yıl boyunca ABD’nin dış politikasına karışmamaya ve Beyaz Saray ile doğrudan çatışmamaya özen göstermişti.
DİNLERARASI BİR SAVAŞ OLARAK GÖRÜYOR
Öte yandan The Independent’ın analizine göre Hegseth için İran savaşı yalnızca devletlerarası bir çatışma değil, aynı zamanda “iyilik ile kötülük arasındaki kozmik bir hesaplaşma” anlamına geliyor. Analize göre Hegseth’in kullandığı dil, anayasal olarak güvence altına alınmış din ve devlet ayrılığı ilkesini de potansiyel olarak zedeliyor. Nitekim Amerikalı bakan, 2020 yılında yayımlanan “Amerikan Haçlı Seferi” adlı kitabında, din ve devletin ayrılması fikrini “solcu bir efsane” olarak gördüğünü belirtiyor. Askeri Din Özgürlüğü Vakfı’nın başkanı ve kurucusu Michael Weinstein, Hegseth’in tavırlarının eşi benzeri görülmemiş bir aykırılıkta olduğunu söyleyerek “Hegseth, bu savaşın Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasındaki bir çatışma olduğunu açıkça ortaya koyuyor” değerlendirmesinde bulundu.
Hegseth’in, ABD’yi Hıristiyan bir teokratik devlete dönüştürmek isteyen bir hareket olan Reformcu Evanjelik Kiliseler Birliği’nin üyesi olduğu biliniyor.
Amerikalı bakan göğsünde Haçlı Seferleri ile ilişkilendirilen “Kudüs Haçı” ve kolunda Latince “Tanrı böyle istiyor” anlamına gelen “Deus Vult” ifadeli dövmeler taşıyor.
Ortadoğu’daki en üst düzey Katolik din adamı olan Kudüs Latin Patriği Kardinal Pierbattista Pizzaballa, önceki gün Hıristiyan inancına göre Hz. İsa’nın “çarmıha gerilmeden önce” Kudüs’e girişi ve Kudüs halkının yollara çıkıp palmiye yapraklarını sallayarak sevinmesinin hatırası olarak bilinen ve Paskalya’dan önceki pazar günü kutlanan kutsal bir gün olan “Palmiye Pazarı” ayinini yönetmek üzere Kıyamet Kilisesi’ne geldi. Ancak İsrail polisi, herhangi bir tören alayı ya da törensel eylem özelliği olmaksızın yürüyen Pizzaballa ve Kutsal Topraklar Muhafızı Başrahip Francesco Ielpo’yu kilisenin dışında durdurarak girmelerine engel oldu. Kardinal Pizzaballa’nın ofisinden yapılan açıklamada, “Pizzaballa ve Ielpo’nun kiliseden geri dönmeye “mecbur bırakıldıkları” belirtilirken, “Latin bir Patriğin kiliseye girişinin yüzyıllardır ilk kez engellendiği” savunuldu.
AYİN BİR BAŞKA KİLİSEYE TAŞINDI
Pizzaballa, ayini Kudüs’teki Zeytin Dağı’nda, Tüm Milletler Bazilikası’nda (Acı Kilise) gerçekleştirdi. Pizzaballa, az sayıda katılımcının yer aldığı törende yaptığı konuşmada “Kudüs, Kudüs... Çocuklarını bir araya toplamayı ne kadar çok istedim... Bugün (Hazreti) İsa, Kudüs için bir kez daha ağlıyor. Ancak İsa’nın gözyaşları asla boşuna değildir. Bu gözyaşları gözlerimizi açar, bizi sınar ve hakikati ortaya çıkarır” ifadelerini kullandı.
KÖTÜ NİYETLERİ YOKMUŞ
Krizin ardından İsrail Başbakanlık Ofisi’nden yapılan ilk açıklamada, Pizzaballa’nın engellenmesinin “güvenliğine yönelik özel bir endişeden” kaynaklandığı, çünkü Kudüs’teki kutsal yerlerin “İran tarafından defalarca hedef alındığı” öne sürüldü. Ancak “kararın kötü bir niyetle alınmadığı” belirtilen açıklama, Avrupalı Hıristiyan liderler ve üst düzey pek çok yetkilinin İsrail’e tepki göstermesine engel olamadı.
PEŞ PEŞE KINAMA
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Kudüs Hristiyanları ve Pizzaballa ile “tam dayanışma” içinde olduğunu belirtirken, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ise İsrail’in tavrının “yalnızca inananlara değil din özgürlüğünü tanıyan tüm topluluklara yapılmış bir hakaret olduğunu” savundu. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez de Tel Aviv yönetimine “din özgürlüğüne ve uluslararası hukuka saygı gösterme” çağrısında bulundu. Aynı zamanda İsrail’in Madrid Büyükelçiliği’nin Maslahatgüzarı Dana Elrich, Dışişleri Bakanlığı’na çağırıldı. Kanada Başbakanı Mark Carney “hayal kırıklığına uğradığını” belirtirken, Ürdün Dışişleri Bakanlığı da “ibadet yerlerine kısıtlamasız erişim özgürlüğünü de çiğnediğini” savundu. ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee krizi “talihsiz bir yetki aşımı” olarak nitelendirdi. Filistin Yönetimi Dışişleri Bakanlığı ise kararı “İsrail’in Yahudileştirme politikasının fiili uygulaması” olarak tanımladı.
NETANYAHU ÇARK ETTİ
ABD ve İsrail’in 27 gün önce İran’a yönelik başlattığı hava saldırıları ile fitili ateşlenen ve İran’ın misillemeleriyle Ortadoğu’ya yayılan gerilim, barış işaretlerine rağmen sürüyor. Washington ile Tahran arasında başlaması beklenen müzakereler öncesi iki taraftan da şimdiye kadar öne çıkmayan isimler dikkat çekiyor. Son haberlere göre Tahran, ABD Ortadoğu Temsilcisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner yerine krizde çok öne çıkmayan Başkan Yardımcısı JD Vance ile pazarlık yürütmek istiyor. ABD’nin İran’da Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile dolaylı temas halinde olduğu öne sürülürken Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreterliği’ne getirilen Muhammed Bakır Zülkadir ise rejimin en şahin isimlerinden biri olarak nitelendiriliyor.
VANCE: BARIŞI SAĞLAR MI
Washington cephesinde müzakere masası için adı geçen isimlerden biri Başkan Yardımcısı JD Vance. 2019’da Katolik olarak vaftiz edilen 41 yaşındaki JD Vance, İskoç-İrlanda kökenli işçi sınıfı bir aileden geliyor. 2005 yılında altı ay boyunca Irak’ta görev alan Vance, ABD’nin Ortadoğu’daki “bitmek bilmeyen savaşlara” dahil olmasına karşı çıkan bir yaklaşım benimsemesiyle tanınıyor. Bu yaklaşımına rağmen son dönemde şaşırtıcı şekilde sessiz kalan Vance’in, tam da bu nedenle “çatışmaları sona erdirecek isim” olduğu düşünülüyor. İran’ın da müzakere süreçlerini, Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff veya damadı Jared Kushner yerine “daha ılımlı tarafta duran” Vance ile yürütmek istediği öne sürülüyor.
Daha önce Trump’ı eleştiren ve hatta “Amerika’nın Hitleri” olarak nitelendirilen Vance, 2022 yılında siyasete atıldığından beri Trump’ı destekliyor. Vance, 2028’deki seçimlerde Cumhuriyetçi Parti başkan adaylığı için de güçlü bir aday olarak görülüyor.
KALİBAF: MÜZAKERECİ O MU
İran cephesinde ilk öne çıkan isim ise İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf. 1961 yılında Meşhed’de doğan Kalibaf, askeri hayata genç yaşta atıldı. Irak-İran Savaşı’nda Devrim Muhafızları’nın 5’inci Nasr Tümeni’nin komutanlığını yaptı. 1989 yılında İran’ın eski dini lideri Ali Hamaney’in himayesine giren Kalibaf, Emniyet Teşkilatı Komutanlığı, Devrim Muhafızları Yapı Karargâhı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Tahran Belediye Başkanlığı ve İslami Şura Meclisi Başkanlığı gibi farklı kademelerde birçok önemli görevde yer aldı. Ancak reform yanlısı gösterilere sert müdahalelere izin veren bir isim olarak bilinen Kalibaf’ın Venezuela’da Nicolas Maduro sonrasında öne çıkan Delcy Rodríguez benzeri bir “içeriden ama çalışılabilir” bir figür olup olmadığı meçhul. Zira ailesinin lüks yurtdışı harcamalarını ortaya çıkaran skandalın, Kalibaf’ın “halktan biri” imajını zedelediği değerlendiriliyor.
ZÜLKADİR: SERTLİK YANLISI
Yine İran cephesinde öne çıkan bir diğer isim ise geçtiğimiz günlerde suikast sonucu öldürülen Ali Laricani’nin yerine Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreterliği görevine getirilen Muhammed Bakır Zülkadir. 1954 yılında İran’ın Fars eyaletine bağlı Fasa şehrinde doğan Zülkadir, 1979 İslam Devrimi’nden önce monarşiye karşı saldırılar düzenleyen silahlı bir grupta yer aldı. Devrim Muhafızları’nın ilk kuşağına mensup olan Zülkadir, 1989 ve 1997 yılları arasında Devrim Muhafızları’nda Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüttü. Ardından 2005 yılına kadar Genel Komutan Vekilliği yaptı ve İran ordusunun modernizasyonunda rol oynadı. Uzmanlar, Zülkadir’in Laricani’nin yerine atanmasının “sertlik yanlısı askeri figürlerin İran’daki güçlerini pekiştirdiğini” gösterdiğini düşünüyor. Ayraca Zülkadir, yeni dini lider atanan Mücteba Humeyni’ye de yakın bir isim olarak biliniyor.
İsrail ordusu dün İran’ın başkenti Tahran’daki “rejime ait hedeflere karşı yeni bir saldırı dalgası” gerçekleştirdi. Ordudan yapılan açıklamada, İran’ın batı ve orta kesimlerinde 24 saatte 130’dan fazla hedefin vurulduğu belirtildi. Hedefler arasında füze rampaları ve hava savunma sistemlerinin yanı sıra insansız hava araçlarının da (İHA) yer aldığı aktarıldı. Öte yandan İran misillemesinin önceki gün hedef aldığı Hayfa kentindeki petrol tesisi yakınlarında ilave hasar tespit edildiği, rafinerideki onarım faaliyetlerinin “birkaç gün” süreceği duyuruldu.
İRAN: SONUNUZ ZALİM SADDAM GİBİ OLACAK
İran Devrim Muhafızları da önceki gece yerel saatle 01.20’de “İsrail’in kalbindeki ve güneyindeki hedeflere, Tel Aviv’e ve bölgedeki Amerikan ordusunun üslerine karşı” misilleme saldırılar gerçekleştirdi. Saldırıda katı ve sıvı yakıtlı ve çoklu savaş başlığına sahip Kadir, Hürremşehr ve Hayberşiken sistemleri ile orta menzilli Kıyam ve Zülfikar füzeleri ve imha İHA’ları kullanıldı. Devrim Muhafızları’ndan yapılan açıklamada, “Peşinizi bırakmayacağız; bu dalga devam ediyor” ifadesi kullanıldı. Kadir füzesinin gelişmiş güdümlü versiyonu olan çoklu savaş başlığına sahip Nasrallah füzesi de önceki gün ilk kez kullanılmıştı. Yine dün sabah saatlerinde ise İsrail’in “merkez, güney ve kuzey bölgelerinde bulunan uydu merkezleri, radar ve hava savunma tesisleri” hedef alındı. Devrim Muhafızları “Zalim Saddam’ın akıbeti Trump ve suçlu Netanyahu’yu da bekliyor. Bizim meydanımızda yenilgi yoktur. Allah yenilgi yolunu bize kapamıştır ve zafer yakındır” açıklaması yaptı.
Saldırılarda katı-sıvı yakıtlı ve çoklu savaş başlığına sahip Kadir, Hürremşehr, Hayberşiken sistemleri ile orta menzilli Kıyam ve Zülfikar füzeleri kullanan İran, nisan ayında Hürmüz’de yaptığı tatbikatta bu silahlarla gövde gösterisi yapmıştı.
TEL AVİV’DE SİRENLER
Misilleme saldırıdan etkilenebilecek bölgelerde yaşayan İsraillilerin cep telefonlarına uyarı mesajları gönderilirken, başta Tel Aviv olmak üzere ülkenin orta kesiminde sirenler çaldı. Rehovot kentinde ise bazı caddelere ve bir evin çatısına şarapnel parçaları düştü. İsrail Savunma Bakanlığı, İran’ın son 24 saat içinde düzenlediği saldırılarda 150 kişinin yaralandığını açıkladı. Hizbullah da İsrail hedeflerine yönelik bir dizi saldırı gerçekleştirdiğini, bunların arasında ülkenin kuzeyindeki birliklere yönelik bir İHA saldırısının da bulunduğunu duyurdu.
KÖRFEZ ALEV ALEV