Buse Özel

Kalpte önce sanal anjiyo yapılmalı

19 Temmuz 2025

Geçen yıllarda kardiyoloji ve kalp damar alanında tanı ve tedavi protokollerinde önemli değişiklikler yapıldı. 2024 yılında Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin yayınladığı kılavuzda bazı önemli değişiklikler oldu. Hastalar artık tamamen kişisel özelliklerine göre değerlendirilecek ve kişiye özel tedavi uygulanacak. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Melih Us, yeni süreçle ilgili şu bilgileri verdi:

TEDAVİ KİŞİSELLEŞTİ

“Koroner arter hastalığının adı değişti ve kronik bir hastalık olarak kabul edilmeye başlanarak kronik koroner sendromu denildi. Bu doğru bir yaklaşım oldu çünkü hastalara by-pass da yapılsa, stent de takılsa bu hastalık ilerleyebilen ve ömür boyu sürecek bir hastalık olarak tanımlandı. Bu yaklaşımla tedavide risk sınıflandırılması ve tedavi şekli de kişiselleştirildi. Yani kişinin yaşı, mesleği, cinsiyeti, stres seviyesi de tedaviyi değiştiriyor. 2018 yılında koroner kalp hastalığının tanısında efor testi ve talyum sintigrafisi birincil yöntem iken, 2024 protokollerinde artık birincil tanıda. Efor testi ile açık klasik anjiyo yerine, BT anjiyo denilen ve tomografi makinesiyle uygulanan, halk arasında dışarıdan anjiyo denilen yöntem önerildi.

EFOR TESTİ RİSKLİ

Avrupa Kardiyoloji Derneği kılavuzlarda 2024 yılında sadece tanı değil, tedavi yöntemlerinde de köklü değişiklikler yaptı. Ben kendi klinik deneyimlerimde de uzun yıllardır efor testini riskli bulduğum için önermem. Artık yeni tedavi rehberinde de efor testi önerilmiyor. Çünkü efor testinde Avrupa Kardiyoloji Derneği’nin rehberine göre yüzde 20 yanılma payı var. Bunun dışında kalpte ciddi damar tıkanıklığı olan hasta efor testi sırasında kalp krizi geçirebilir. Bu sebeplerle, imkânlar dahilinde ülkemizde de birçok şehirde olan BT anjiyo öneriliyor. Ancak acil durumda, örneğin hasta enfarktüs geçirmekte ise doğrudan açık anjiyo yapılabilir. Ayrıca yapay zekâ ile BT anjiyo görüntülerinden akım ölçümü de yapılabiliyor. Eğer BT anjiyo sonucunda koroner damarda yüzde 50’nin üzerinde darlık varsa o zaman ikinci aşamaya geçilerek klasik anjiyo yapılmalıdır.”

‘DAMARLAR YİNE TIKANABİLİR’

“Hastaya stent taktık ya da by-pass kararı aldık diyelim. Sonrasında hastayı yine ilaçlarla belli bir değerde tutmak zorundayız, çünkü o damarlar yine tıkanıyor. Bu yeni protokolde ayrıca riskli hasta grubunda kötü kolesterolü gösteren LDL değeri de 80’den 50’ye düşürülmüş durumda. Ne yazık ki son yıllarda bırakın kolesterol ilacının dozunu artırmayı, kullanmak istemeyen çok sayıda hasta ile karşılaşıyoruz. Ancak bu hastalıkta kolesterolü belli bir değerde tutmak zorundayız. Yeni kılavuzlarda kan sulandırıcı ilaç için kişiye özel yaklaşım öneriliyor. Örneğin kişide aspirin direnci varsa, siz hastayı aspirin ile koruyamazsınız.”

SANAL ANJİYO NEDİR

Yazının Devamını Oku

Yangın bölgelerinde hava kirliliği 20 kata çıkıyor

3 Temmuz 2025

Aykaç şunları söyledi: “Araştırmalara göre yangın dönemlerinde solunum şikâyetleri ve 0-6 yaş çocuklarda acil başvurular 3 katına çıkıyor. Yetişkinlerde ise akciğer kapasitelerinin ortalama yüzde 6 azaldığı görülüyor. Yangın olan bölgelerde hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü sınırlarının 10-20 kat üzerine çıkıyor. Örneğin Türkiye’de 2021 yangınlarında Muğla ve Antalya illerinde ölçülen hava kirliliğinin en önemli bileşenlerinden birisi olan ince partikül madde 2.5 seviyeleri, Dünya Sağlık Örgütü sınırlarının 10–20 katı üzerine çıkmıştı.

50 KM UZAKTA BİLE

Yangın alanından elli kilometre uzakta bile ince toz sınırı beş-altı kat aşılınca kalp-damar hastalıkları nedeniyle hastane yatışları arttı. Kısacası, yangın dumanındaki ince toz, karbonmonoksit ve diğer zararlı gazlar hem hemen hem de uzun vadede ciddi bir sağlık riski oluşturuyor. Yangın dumanına maruz kalındığında ilk saatlerde ve günlerde öksürük, nefes darlığı, astım ya da bronşit alevlenmesi gibi solunum yakınmalarında belirgin artış görülür ve ayrıca dumanın içindeki ince parçacıklar kalp krizi, kalp ritim bozuklukları, hipertansiyon krizleri gibi akut kardiyovasküler olayları tetikleyebilir. Maruziyet haftalar-aylar boyunca sürerse akciğer fonksiyonlarında kalıcı azalma gelişebilir, KOAH riski yükselir, polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) gibi kanserojenlerin etkisiyle kalp-damar hastalıkları ve bazı solunum yolu kanserlerinin görülme olasılığı artabilir.”

Yazının Devamını Oku

Obez ailenin çocuğu da obez oluyor

27 Haziran 2025

Türkiye’de yüksek ‘Vücut Kitle Endeksine’ sahip yetişkin sayısının Dünya Obezite Atlası’na göre 2030 yılına kadar 47.4 milyona ulaşacağı öngörülüyor. Türkiye Obezite Araştırma Derneği Başkan Yardımcısı ve Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilek Yazıcı obeziteye dair son rakamları paylaştı ve obezitenin hem ekonomik hem sağlık hem de sosyal açıdan ortaya çıkardığı sonuçları açıkladı.

ÇOK NEDENİ OLAN KOMPLEKS BİR KONU

Prof. Yazıcı: “2024 yılına geldiğimizde Türkiye’de yüzde 30’un üzerinde obezite oranı var. Obezite sıklığının arttığını görüyoruz. 2022’de yine Türkiye’de erkeklerde yüzde 24 kadınlarda yüzde 39 gibi bir oran var. Bu da erkeklerde 7 milyon, kadınlarda 11 milyon insanın obez olduğunu gösteriyor. Toplamda 18 milyon 700 bin insan, yani yaklaşık erişkin popülasyonun 3’te 1’i obez Türkiye’de. 2045 yılına yapılan projeksiyona bakarsak; kadınlarda yüzde 43’e erkeklerde yüzde 26’ya çıkacağı ve bu rakamın erkeklerde yaklaşık 10 milyona, kadınlarda ise 16 milyona kadar artacağı düşünülüyor. Obezite çok yönlü kompleks bir durum. Birçok nedeni var. Mesela hem annesi hem babası obeziteli olan bir çocuğun obeziteli olma ve bunu yetişkinliğe taşıma ihtimali yüzde 70’e çıkıyor. Ekonomi ile de alakası var. Sağlıklı yiyeceğe ulaşabiliyor olmak da bir etken. Tedavide de sadece hekim değil bir beslenme uzmanı ve bir psikolog da olmalı.”

RAKAMLARLA OBEZİTE

-2030’a kadar dünya genelinde 1.13 milyar yetişkinin obeziteli olacağı öngörülüyor.

- 2030 yılına kadar 3 milyar yetişkinin (dünya yetişkin nüfusun yarısının) kilo fazlalığı veya obezite ile yaşayacağı öngörülüyor.

Yazının Devamını Oku

Yeme bozukluğunda sosyal medya tehdidi

25 Haziran 2025

Son günlerde Türkiye’de ve özellikle de sosyal medyada en çok konuşulan konulardan biri de Nihal Candan’ın yeme bozukluğu nedeniyle ölümü oldu. Sosyal medya platformlarında binlerce paylaşım yapıldı, videolar yayınlandı. Yorumlardan bazıları oldukça çarpıcıydı. Nihal Candan’ın üzerindeki sosyal baskılar nedeniyle bu hastalığa yakalandığı belirtiliyordu.

Anoreksiya nervoza, genellikle 14-15 yaşlarında ortaya çıkan bir yeme bozukluğu. Kadınlarda erkeklere göre 10 kat fazla görülüyor. Yani 10 kadına karşılık 1 erkekte hastalık var. Görülme sıklığı ise binde 1 civarında. Bir diğer yeme bozukluğu olan blumianın görülme sıklığı ise yüzde 1. Son yıllarda özellikle de Instagram’da sunulan ‘mükemmel hayatlar’ ise insanların üzerinde baskı ve mutsuzluk yaratıyor. Güzel evler, güzel arabalar, her zaman fit görünen kadınlar... Tüm bunlar en çok da kadınlar üzerinde baskı yaratıyor. Uzmanlara göre sosyal medya anoreksiya nervoza için temel neden değil. Ancak ikincil bir baskı oluşturuyor.

Bilişsel Davranışçı Terapi Uzmanı ve Psikiyatrist Prof. Dr. Asena Akdemir şunları söyledi:

‘KÖTÜ NİYETLİLER BASKI YARATIYOR’

“Anoreksiya nervoza ‘giderek artıyor mu’ diye sorarsanız, evet. Sosyal baskının kadın üzerinde daha fazla olması, kadınların daha duyarlı olması, sosyal değişimlerin kadınları daha çok etkilediğine dair birden fazla görüş var. Zihniyeti düzgün olmayanlar sosyal medyayı daha fazla kullanarak baskı yaratmaya çalışıyorlar. Bu da ikincil bir baskı oluyor kadınlar üzerinde. Mesela hiç şişman kadın spiker görmüyoruz. Ancak erkekler ne kadar kilolu olursa olsun kariyerlerinde ilerleyebiliyor.”

Hastalığın gündeme gelmesinin ardından açıklama yayınlanan Türkiye Psikiyatri Derneği de medya ve sosyal medyanın etkisine dikkat çekerek şunları açıkladı: “Medya ve sosyal medya platformlarında sıkça karşılaşılan ‘ideal beden’ imajları, zayıflığı öven ifadeler ve sağlıksız yeme davranışlarını normalleştiren içerikler, risk altındaki genç bireylerde yeme bozukluklarının gelişimine katkıda bulunabilir.”

Klinik Psikolog Beste Hasırcı ise “Yeme bozukluğu bir hastalıktan ziyade belirtidir. Tıpkı ateşin altta yatan enfeksiyonun habercisi olması gibi. Yeme bozuklukları yalnızca sosyal medya etkisiyle değil duygusal ihmal, kontrolcü ebeveyn tutumları, eleştirel aile yapısı ya da çocuklukta yaşanan travmatik olaylar gibi derin psikolojik faktörlerle de ilişkilidir” diye konuştu.

 

Yazının Devamını Oku

Ağrı kaslarda değil

7 Haziran 2025

Fizik tedavi aldınız, ağrı kesiciler kullandınız... Durumunuzun kas egzersizleri ile düzeleceği söylendi ancak aynı egzersizi her yapmaya kalktığınızda ağrı hissediyorsunuz. İşte bunun sebebi aslında fiziksel değil tamamen beyin ile alakalı olabilir. Bu ağrıyı yok etmenin yolu ise “nöro-atletik antrenman”dan geçebilir. Dünyaca ünlü sporcuların kullandığı, Türkiye’de ise sadece Barış Alper’in kullandığı bu yöntem hem başarıyı arttırıyor hem de beyindeki ağrı hafızasını değiştiriyor. Nöro-atletik antrenman konusunda çalışmalar yapan fizyoterapi uzmanı Sesil Berke Ağca, bu antrenmanlar ile beyne giden mesajların değiştirilerek ağrının ortadan kalktığını şöyle anlattı:

1970’Lİ YILLARDA ANLAŞILDI

“Nöro-atletik antrenman yeni bir isim olsa da biz bunu uzun yıllardır biliyoruz. Mesela biri size dokunduğu zaman oradaki reseptörler ile beyne uyarı gider. Bir yaralanma sonrası oradaki reseptörler işlevselliğini kaybeder ve beyin orayı algılayamaz olur ve ağrı mekanizması çalışmaya başlar. Biz orada ağrı mekanizmasını engelleriz ve tekrardan alıcıları arttırmaya çalışırız. Ancak hastalanmadan önce daha iyi olabilmek için de bu antrenmanlar verilmeli. Bununla ilgili ilk olarak 1970’li yıllarda ABD’de araştırmalar başlamış. Nöro-atletik antrenmanlar aslında akut yani geçici etkiler. Bu nedenle özellikle antrenman öncesi, maç öncesi yapılması başarıyı etkiyi artırıyor.

Bizim tedavilerde en sık karşılaştığımız sorun ağrı. Diyelim ki kişi bel ağrısı şikâyeti ile geldi. Bel kaslarını güçlendir ve egzersiz yap diyoruz. Ancak beli ağrıyor. Ağrı varken egzersiz yapması çok zor. Ayrıca şunu değerlendirmek lazım orada kas güçsüzlüğü olduğu için mi bir problem var yoksa beyinden mesajlar iyi gitmediği için mi problem var. Artık çalışmalar diyor ki, kas kuvvetine odaklanmayı bırakalım. Motor kontrol mekanizmalarına odaklanın. Biz bu egzersizlerle beyne o hareketi tekrar öğretiyoruz.”  

Yazının Devamını Oku

Anne sütü satışının perde arkası

29 Mayıs 2025

Anne sütü satışı uzun yıllardır sosyal mecralar üzerinden gerçekleştiriliyor. Anne sütünün satılma nedeni ise sadece anne sütüne ihtiyaç duyan bebekler değil. Uzun yıllar önce anne sütünün kansere iyi geldiği, bazı tümörleri küçülttüğü yönünde birtakım haberler çıktı. Bunun ardından birçok kanser hastası özellikle de sosyal medya üzerinden anne sütü arayışına girdi. Bu durum iyi niyetle paylaşım yapanların yanı sıra umut tacirlerini de harekete geçirdi. Bazı sitelerden litresi dolar üzerinden fiyatlandırılarak süt satışı yapılmaya başlandı.

‘BİLİMSEL BİR KANITI YOK’

Kanser hastalarında anne sütü tüketmenin bilimsel bir faydası olmadığını belirten Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur, hastaları şöyle uyardı: “Anne sütünün kanser hastalarının tedavi sürecinde olumlu bir etkisi gösterilememiştir. İlk yapılan araştırmalarda anne sütünün kanser tedavisindeki etkisi özellikle, tümör hücrelerine saldırı yapan insan alfa - laktalbumin üzerine odaklanmaktadır. Tek bir çalışmada mesane kanserli hastalara HAMLET (insan alfa laktoglobilin - anne sütü içeriği) verilmesi sonrası ve idrarda ölü kanser hücreleri tespit edildiği bildirilmiştir. Ancak anne sütünün klinik faydası gösterilememiştir. İlk çalışmalarda umut görülse de sonraki çalışmalar anne sütü proteininin anti - kanser özelliği hakkında umut verici konuşmak zordur. Bilimsel bir kesinliği olmamasına rağmen kanseri tedavi edici etkileri net olmayan anne sütü hakkında maalesef yeterli çalışma yapılmamaktadır. Anne sütünü kullanmalarını katkısı olmadığı için  ve ek olarak annede bulunan toksik maddelerin ve enfeksiyonların kişiye geçme riski bulunduğundan önermiyoruz.”

‘ENFEKSİYON TEHLİKESİ’

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Fatma Beşiroğlu Çetin ise anne sütü vermenin kan nakli kadar ciddi bir şey olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Son yıllarda yapılan çalışmalar anne sütü ile mesajcı RNA dediğimiz bazı genetik partiküllerin anne sütüyle bebeğe bolca geçirildiğini gösterdi. Bu da demek oluyor ki anne sütüyle beraber sütü veren anneden, alan bebeğe aslında bir genetik aktarım yapılıyor. Bunun uzun dönemde ne gibi etkileri olduğunu bilmiyoruz. Aynı zamanda anne sütüyle ciddi enfeksiyon bulaşları olabileceği için anne sütü vermenin gerçekten bir kan nakli kadar ciddi bir şey olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Güvenliğinden emin olmadığımız, tanımadığımız, güvenmediğimiz hiç kimseden anne sütü bağışı almak ya da satın alma yapmak doğru değil.”

Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Bebekler için hayati öneme sahip olan anne sütü; bireyin sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları ve geçmiş enfeksiyon öyküsü gibi birçok kişisel faktörden etkilenmektedir. Uygun koşullarda sağılmayan, taşınmayan ve saklanmayan anne sütünün tüketimi, bebek sağlığı açısından ciddi riskler barındırmakta ve doğrudan kamu sağlığını tehdit etmektedir” denildi. Bakanlık ayrıca yasağa uymayanlar hakkında 684 bin 214 TL’ye kadar idari para cezası uygulanacağını duyurdu.

Yazının Devamını Oku

New York’ta bir kahraman... Doç. Dr. Erol Gürsoy Hürriyet’e konuştu

17 Mayıs 2025

İstanbul’da kardiyoloji uzmanı olarak çalışan Doç. Dr. Erol Gürsoy, eğitim için 29 Nisan’da ABD’ye gitti. Uçağından indi, New York’ta kalacağı yeri ararken birkaç metre önünde bir adamın önce göğsünü tuttuğunu sonra yere yığıldığını gördü. Kalp krizi geçirdiğini anladı ve hemen bir doktor refleksi ile koşup kalp masajına başladı. Dakikalarca kalp masajı yaptıktan sonra hastanın kalbi tekrar atmaya başladı ve o sırada ambulans geldi. Ambulansa gerekli bilgileri verdi. Gittiği yabancı bir ülkede ayağının tozuyla hayat kurtardıktan sonra  çalışmak üzere geldiği Mount Sinai Fuster kalp hastanesine geçen Doç. Dr. Gürsoy ikinci bir sürpriz ile karşılaştı. Hayatını kurtardığı hasta kendi çalıştığı hastanede tedavi altına alınmıştı. Hayatını kurtardığı hastanın, dünyanın en ünlü borsası olan ve stresli dünyası ile bilinen Wall Street’te önemli bir yatırım uzmanı olan Lee Shulman olduğu ortaya çıktı. 73 yaşındaki hasta sağlığına kavuşurken, Shulman’ın kızı Gürsoy’a “Sen bizim kahramanımızsın” diyerek teşekkürlerini iletti. 

RİSK ALARAK MÜDAHALE ETTİ

Türkiye’de Koç Üniversitesi Hastanesi’nde Kardiyoloji Uzmanı olarak çalışan Doç. Dr. Gürsoy, hastaya müdahale ederken bir taraftan başka bir risk de aldığını şöyle anlattı: “O sırada müdahale etmem hukuki açıdan sıkıntı yaratabilirdi. ABD yasalarına göre ambulans gelene kadar ülkede henüz çalışmayan bir doktorun hastaya müdahale etmesi uygun olmayacaktı ancak ilkyardım bilen bir vatandaş müdahale edebilirdi. O an insan hayatı sözkonusu olduğu için bu riski göze aldım ve müdahale etmeyi seçtim. Eğer hastayı olay yerinde kaybetseydik benim için sorun olabilirdi.

Yaklaşık 5-6 metre önümdeydi ve önce göğsünü tuttuğunu gördüm sonra yüzüstü yere yığıldı. Yanındaki kadın onu sırtüstü çevirdi ve ambulansı aramaya başladı. Ben hemen müdahale için koştum ve nefes ile nabız o anda gidince kalp masajına başladım. Sonra nefesini hissettik ve nabız geldi. Beş dakika içinde kendine geldi.

‘EPİLEPSİ KRİZİ SANDILAR’

Ambulans geldiğinde bilinci yerinde olduğu için epilepsi olduğunu düşündüler ama ben kalp krizi olduğunun bilgisini verdim ve kardiyolog olduğumu söyledim. Sonrasında hastayı ambulansa teslim ettim. Birkaç dakika ben de adrenalin dolu dakikalar yaşadığım için kendime gelmeye çalıştım. Ertesi gün sabah çalışacağım hastaneye gittim ve bilgisayarımda açık olan epikrizi okumaya başladım. Epikrizi okuduğumda kurtardığım hastanın olduğunu anladım. Anjiyo laboratuvarına girip hastayla tanıştım ve kalp masajı yapanın ben olduğumu söyledim. Hastanın bir damarı yüzde 100, yan damarı ise yüzde 99 tıkalıydı. Masaj sonrasında herkes bana dönüp ‘Kahramansın’ dedi. Sonrasında hastanın kızıyla da tanıştık ve kızı da bana ‘Sen bizim kahramanımızsın’ diye mesaj attı. Ben 16 yıldır mesleğimi yapıyorum ama bize gelen hastalar bu kadar dramatik durumda olmuyor her zaman. Bu benim için de çok nadir ve bambaşkaydı çünkü karşımda kanlı canlı duran adam eğer o sokaktan ben geçmeseydim yaşamıyor olacaktı.”

Yazının Devamını Oku

Yapay zekâ buldu zayıflama molekülü

4 Mayıs 2025

Zayıflama ilaçları mide, pankreas gibi birçok organı etkileyerek iştahı kapatırken kas kaybı gibi etkilere de neden oluyordu. Yeni bulunan molekül ise hücrelere 10 kat daha fazla uyarım sağladı ve doğrudan beyindeki hipotolamus üzerine etki ederek iştahı kapattı. Nature dergisinde yayımlanan çalışma henüz sadece hayvanlar üzerinde yapıldı ve olumlu sonuç verdi. Bir sonraki adımda bu çalışmalar insanlar üzerinde de yapılacak.

İç hastalıkları uzmanı Dr. Ayça Kaya, çalışmayla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Dünyada obezite gelecekte insan sağlığını tehdit eden en büyük hastalıklardan biri. Bu görsel bir sorun değil. Fazla kilo vücutta 236 ayrı hastalığa neden oluyor. Yaşam süresini kısaltıyor. Yağ hücreleri büyüdükçe vücutta hormonal dengeler değişiyor ve denge değişince iştah açılmaya başlıyor. Öyle bir noktaya geliyor ki insanlar yemekten başka bir şey düşünemez hale geliyor.

HİPOTALAMUSU UYARIYOR

GLP-1 analogları dediğimiz şu anki zayıflama ilaçlarında kullanılan molekül, obezite cerrahisi ile aynı derecede kilo verdiriyor. Bunlar vücutta bozulan hormonal mekanizmayı tamir ediyor. Nature dergisinde yayınlanan araştırma çok umut verici şekilde GLP-1’den daha etkili bir molekülü anlatıyor. Bu molekül beynin hipotalamus dediğimiz bölgesine etki ederek yeme isteğini azaltıyor. Birkaç yıl sonra da ilaç olarak karşımıza gelecek gibi görünüyor.  Bu yeni molekül gelecekte obezite tedavisinde umut verici duruyor. Ancak insanlar kafalarına göre kullanmamalı. Doktor gerekli görürse kullanılmalı.”

 

 

Yazının Devamını Oku