Diyabet (şeker hastalığı) ve göz sağlığı hakkında bilgi veren Prof. Dr. Yavuz Kamil Bardak diyabet hastalarının yüzde 40’ında diyabetik retinopati geliştiğinin tahmin edildiğini belirtiyor. Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Kamil Bardak göz sağlığı için de kan şekerinin kontrol altında tutulması gereğine dikkat çekiyor:
GÖZ DAMARLARINI BOZUYOR
“Günümüzde yaklaşık olarak 200 milyon kişide çeşitli evrelerde diyabetle ilişkili göz hastalığı olduğu düşünülüyor. Diyabetik retinopati, tedavi edilmezse ilerleyen evrelerde görme kaybına yol açabilir. Diyabetik göz hastalıkları dünyada görme kaybının başlıca nedenlerinden biridir. Dünyada her yıl diyabetle ilişkili olarak görme yetisini kaybeden 1-2 milyon civarında kişi olduğu tahmin ediliyor. Diyabetin iyi kontrol altında tutulması, hem kısa hem de uzun vadede hastaların yaşam kalitesini büyük ölçüde artırır.
Yapılan araştırmalar, kan şekeri düzeylerini hedef aralıkta tutmanın, diyabetin uzun vadeli komplikasyonlarını yüzde 50 oranında azaltabileceğini gösteriyor. Kan şekeri kontrol altına alındığında, gözdeki damar hasarının gelişmesi gecikebilir veya tamamen engellenebilir. Kan şekeri seviyeleri yüzde 10–15 oranında iyileştirildiğinde, diyabetik retinopati riskinin yüzde 40’a kadar azaldığı görülmüştür. Diyabetik maküla ödemi riski, kan şekeri iyi kontrol edildiğinde yüzde 30–40 oranında azalabilir.
Vücudumuzdaki en ince ve hassas damarların gözümüzde bulunması nedeni ile göz, diyabetten genellikle en önce ve en çok etkilenen organımızdır. Diyabetin gözlerde yol açtığı en yaygın ve önemli hastalıklar, diyabetik retinopati, diyabetik maküla ödemi ve katarakt hastalığıdır.
Ayrıca diyabette glokom, kurugöz ve enfeksiyon gibi göz hastalıkları da daha sık görülür. Kontrolsüz diyabet, gözlerdeki kan damarlarını bozarak görme kaybına yol açan ciddi komplikasyonlara neden olur. Diyabetik retinopati ve diğer göz hastalıkları genellikle erken evrelerde belirgin semptomlar göstermez, bu nedenle düzenli göz muayeneleri çok önemlidir. Gözdeki herhangi bir değişiklik, diyabetin etkisiyle ilgili olabilir. Erken tanı, diyabetik retinopati veya diyabetik maküla ödemi gibi komplikasyonların ilerlemesini önleyebilir.”
NELERE DİKKAT EDİLMELİ?
* Düzenli kan şekeri takibi,
14 Kasım Dünya Diyabet Günü öncesinde konuşan ve Türkiye’deki diyabetli çocukların sesi olan Prof. Dr. Şükrü Hatun’un başkanlığındaki DİYAÇEV (Diyabetli Çocuklar Vakfı) ile Şişli Belediyesi’nin iş birliğiyle bölgede yaşayan tüm diyabetli çocuklara sensörlü cihaz desteği verileceği açıklandı. Kola takılan bu sensörlü cihazlarla çocukların kan şekerleri düzenli olarak ölçülüyor ve parmaklarının delinmesine gerek kalmıyor.
BİR TÜR GLUKOZ GÖZÜ
DİYAÇEV Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Şükrü Hatun sensörlerin çocuklar için önemini şöyle anlattı: “Tip 1 diyabet, erişkinlerdeki Tip 2 diyabete göre çok daha seyrek görülür. Dünyada 20 yaş altında 1.5 milyon, ülkemizde ise 30 bin Tip 1 diyabetli vardır. Sensörler, doku sıvısından her 5 dakikada bir (günde 288 kez) ve acısız bir şekilde glukoz ölçümü yapabilmektedir. Diyabetliler için bir tür glukoz gözü olarak işlev gören sensörler sayesinde glukoz yükseklik ve düşüklükleri önceden tahmin etmek ve buna göre erken davranmak, alarmlar sayesinde uyarılmak mümkündür. Akıllı telefonlar üzerinden aileler çocuklarının glukozunu uzaktan izleyebilir. Sensörler başta çocuklar olmak üzere bütün Tip 1 diyabetlilerin hakkıdır.”
Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ise “Tip 1 diyabetli çocuklarımızın sağlıklı bir şekilde değerlerini ölçmelerini sağlayan sensör fiyatları 4 bin 310 liradan başlıyor, 8 bin 600 liraya kadar çıkıyor. Şişli’de yaşayan 18 yaş altındaki Tip 1 diyabetli tüm çocuklarımıza sensör desteği sağlayacağız” dedi. ◊ Buse ÖZEL
Cezayir’de yaşayan Amal ve Said Belkacem çifti, ikiz bebek heyecanı yaşıyordu. Ancak Rinas ve Rinad, yapışık olarak dünyaya gelmişti. Üstelik Rinas’ın kalbinde ciddi sorunlar da vardı. Hemşire durumu açıklayınca hemen elindeki serumu fırlatıp bebeklerinin yanına koştu. Anne ve baba bir arayışa girdi. Doktorları onları daha önce de benzer ameliyatların yapıldığı Türkiye’ye yönlendirdi. 3 ay boyunca birçok operasyon geçirdiler. Kalp cerrahisinden plastik cerrahiye, çocuk hastalıklarından organ nakli ekibine kadar çok kalabalık bir uzman ekibi bebeklere müdahale etti. Sonunda Rinas ve Rinad sağlığına kavuşurken, Belkacem Ailesi mutlu bir şekilde Türkiye’ye veda etmeye hazırlanıyor. Anne Amal Belkacem, “Türk doktorlarına ve beni Türkiye Cumhuriyeti’ne gönderen Cezayir’e çok teşekkür ediyorum” dedi.
‘KALPLER YAN YANA ATIYORDU’
İkiz bebeklerin kalbine ilk dokunan isim Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ersin Erek oldu. Prof. Dr. Erek, “Normalde kalp ameliyatlarında kalp zarına ulaştığımızda atan bir kalp görürüz. Ancak burada iki kalp görmek bizim için de çok sıradışı bir olaydı. Bebekler tek bir kalp kesesini paylaşıyordu. Rinas ciddi kalp hastasıydı. Yaptığımız ameliyatla, her iki kalbe de iki kese oluşturduk. İki ayrı kesede atan kalpleri görmek daha büyük bir mutluluktu. Çünkü artık onlar iki ayrı bedende sağlıklı olarak atmaya devam edecekler” dedi.
UYUŞTURUCU VE ZEHİR VAR İÇİNDE
Türk Diyabet Cemiyeti Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Zeynep Oşar Siva: “Reçetesiz bir şekilde, ağırlıklı olarak internetten temin edilen ilaçlarda sahtelere rastlıyoruz. Denetimsiz üretilen ve zayıflama amacıyla kullanılan sahte ilaçlar toksik kimyasallar, ağır metaller, bakteriler ile kontamine bileşikler, sibutramin, tiroid hormonu, iyot gibi bazı aktif maddeleri, efedrin, amfetamin gibi uyarıcıların toksik ve zararlı dozları dahil pek çok maddeyi içerebilmektedir. Sahte ilaçlar, hafif yan etkilerden yaşamı tehdit eden durumlara kadar geniş bir yelpazede sağlık riskleri taşıyor. Aşırı iyot veya tiroid hormonu içeren ilaçları kullandığı için hipertiroidi gelişen ve bu nedenle başvuran olgularımın sayısı hiç de az değil. Aşırı tiroid hormonuna bağlı çarpıntı, tansiyon yüksekliği, ellerde titreme, terleme ve aşırı sinirlilikle gelen obeziteli hastalarımın sayısındaki artış, sahte ilaçlarla ilgili durumun ciddiyetini gözler önüne seriyor.”
İNTERNETTEN İLAÇ ALMAYIN
Novo Nordisk Türkiye Kıdemli Klinik, Medikal ve Ruhsat Direktörü Dr. Ömer Buğra Bahadır: “Sahte ilaç dünya genelinde artan bir sorun. Bugün küresel sahte ilaç pazarının yıllık 200 milyar ila 432 milyar dolar değerinde olduğu tahmin ediliyor. Bu, yaklaşık 150 ülkenin yıllık ekonomisinden daha büyük bir rakam. Yine bu veriler, düşük ve orta gelirli ülkelerde tahminen her 10 ilaçtan 1’inin merdiven altı veya sahte olduğu anlamına geliyor. Sahte ilaç kullanımı nedeniyle dünya genelinde her yıl 1 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği tahmin ediliyor. ‘İlaç Sahteye Gelmez’ kampanyası kapsamında, internet sitelerinden, elden ve sosyal medya üzerinden ilaç satışı yapanlara itibar edilmemesinin ve ilaçların yalnızca eczanelerden temin edilmesinin gerçek anlamda ‘hayati’ önemini hatırlatmak istedik. Bu kampanyanın kamuoyunda dikkat çekerek hasta güvenliği için önemli bir farkındalık yaratacağına inanıyoruz.”
Antalya’da bu yıl 50’ncisi düzenlenen Ulusal Hematoloji Kongresi’nde yapay zekâ gündem maddelerinden biri oldu. Türk Hematoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Emin Kaya, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Hematolojide hastalık tanısı koyabilmek için klinik bulguların yanı sıra kemik iliği, lenf biyopsileri alıp mikroskobik olarak değerlendirme yaparak tanı koyuyoruz. Tanıyı hem doğru hem de hızlı koymamız gerekiyor. Yapay zekâ devreye girdiğinde bu süreç hızlanıyor. Özellikle lösemi gibi hücre çoğalmasının hızlı olduğu kanser türlerinde erken tanı hastaların tedavi şansını ciddi oranda artırıyor.
ANORMAL HÜCRELERİ TANIYOR
Yapay zekâ destekli bu sistemler, kan örneklerinde anormal hücrelerin ayırt edilmesinde büyük bir hassasiyet sağlarken, yüzde 90’a varan doğruluk oranlarıyla geleneksel yöntemleri geride bırakıyor. Doktorlar hızlı karar alarak tedaviye en erken aşamada başlayabiliyor ve bu da yüzlerce hastaya hayat kurtarıcı bir müdahale fırsatı sunuyor.”
TEDAVİYE YANITI TAHMİN EDİYOR
Prof. Dr. Kaya, yapay zekâ uygulamasının kullanımının çok kolay olduğunu belirterek, şöyle devam etti: “Klinik araştırmalarda CAR-T hücre tedavisi gibi kişiye özel tedavi seçenekleri, yapay zekâ ile daha hedefli hale geliyor. Özellikle tekrarlayan kanserlerde kullanılan bu yöntemle hastalar için tedavi süreçleri daha etkili ve yönetilebilir hale geliyor. Yapay zekâ, hastaların tedaviye yanıt verebilme potansiyelini önceden tahmin ederek sonuçları optimize ediyor.”
YÜZÜCÜ Umut Ünlü (23), Paris Paralimpik Olimpiyatları’ndan Türkiye’ye 2 altın madalya getirdi. Olimpiyatların hemen öncesinde, herkesin altın madalya beklediği Umut’un talihsiz bir sorunu ortaya çıktı. Ünlü’nün sağ kolunda korkunç bir ağrı ve his kaybı oluşuyordu. Bu şekilde yarışması bile zor görünüyordu. Tedavisi için gerekli olan steroid türü ilaçları kullanması ise yasaktı. Çünkü doping olarak kabul ediliyordu. Tam o noktada devreye ‘sihirli bir el’ girdi. Algoloji ve Ağrı Uzmanı Dr. Mehmet Çelik ile Umut Ünlü’nün yolları kesişti. Dr. Çelik, Ünlü’ye “Seni iyileştireceğim” dedi. Umut Ünlü ise “Altın madalyamı alıp ilk size geleceğim” diye söz verdi. Yarış başladı, Umut ilk kez 4 yıl önce tanıştığı havuzdan çıktı ve skor tahtasına baktı. Birinci sırada ismini görse de bir süre algılayamadı. Sonra Paris’te gelen 2 farklı birincilik gururu ve Türkiye’ye dönüp onu iyileştiren sihirli elleri madalyası ile ziyaret etti.
Dr. Mehmet Çelik - Umut Ünlü
ÖZEL TEDAVİ UYGULANDI
Uzman Dr. Mehmet Çelik, yaşadıkları süreci şöyle anlattı: “Umut olimpiyatlara yaklaşık 1.5 ay kala omzunda şikâyetler ile geldi. Tedavi olarak Umut’a girişimsel ağrı tedavisi uyguladık. Omuz ekleminin, ağrı sinirlerine radyofrekans kullanarak sinir blokajı yaptık. Aynı zamanda başka tedaviler de uyguladık. Normalde bu tedavilerde steroid türü ilaçlar kullanılır ancak Umut sporcu olduğu için bu tarz ilaçlar kullanmamamız gerekiyordu. Çünkü doping kategorisine giriyordu. Bu nedenle radyofrekans tercih ettik.”
BONESİNİ HEDİYE ETTİ
Altın madalya sözünü tutan Umut Ünlü ise “Olimpiyatlara 1.5 ay kala sağ kolumda uyuşma başladı. Sinir sıkışması olduğunu öğrendim ve kaslarım çalışsam dahi güçsüzleşiyordu. Tedavilerden sonra kolum gerçekten çok hızla iyileşti. Altın madalyalarımda Mehmet Bey’in katkısı çok büyük. Aramızda artık bir abi kardeş ilişkisi var. Kendisine madalyalarımı gösterdiğimde çok mutlu oldu. Ben de orada taktığım bir bonemi hediye ettim. Olimpiyatlara gelirsek aslında ben ikinci altın madalyayı beklemiyordum. Skoru sudan çıktıktan sonra idrak ettim ve komite başkanımızla sarılıp ağladık. Bizim için çok zor bir süreçti aslında her gün 2, 3 yıl sonraki bir yarış için antrenman yapıyorsunuz. 2 yıl sonra ne olacağını bilmiyorsunuz ama her gün onun için yine de çalışıyorsunuz” dedi.
Ameliyattan korktuğu için her defasında hastaneden tedaviyi reddederek çıkan Demiral, en son otomobilinin içinde kalp krizi geçirdi.
TRAFİKTE KALP MASAJI
Neyse ki iyi olacak hastanın ayağına doktor gelirmiş misali, arkasındaki araçta İstanbul’a birkaç günlüğüne gezmeye gelen doktor Şamil Gerek vardı. Adana Kadirli Devlet Hastanesi Başhekimi olan Dr. Gerek, hemen araçtan inerek Demiral’a kalp masajı yaptı hastaneye götürülerek hayatının kurtulmasını sağladı.
GÖĞÜS KAFESİ AÇILMADAN
Bu mucize kurtuluşa rağmen yine de göğüs kafesinin açılmasından korktuğu için ameliyat olmak istemeyen Demiral’ı kızı ikna etti. Uzun araştırmalar sonucu koltuk altından girilerek, göğüs kafesi açılmadan da baypas ameliyatı olabileceğini öğrenen Pınar Demiral, babasını Prof. Dr. Cengiz Köksal’a götürdü. Demiral’ı bu kez sağlığına kavuşturan Prof. Dr. Köksal, “Uygun hastalarda göğüs kafesi yarılmadan da baypas yapabiliyoruz. Enfeksiyon riski ve hastane yatış süresi daha az oluyor. En önemlisi hasta, ameliyat izi görmediği için psikolojik olarak kendisini iyi hissediyor” dedi.
Obezite dünyanın sağlıkta en önemli gündem maddelerinden. Hipertansiyon ve Ateroskleroz Derneği Başkanı ve eproBes Projesi yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. Serap Erdine, İspanya Cordoba Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ma-nuel Tena-Sempere, Fransa’dan yapay zekâ araştırmacısı Peter Atanasov ve yine İspanya’dan projenin yöneticisi olan Javier Carrero Proje obeziteyi İstanbul’da masaya yatırdı. Avrupa Birliği’nin 10 milyon Euro’luk bütçe ile finanse ettiği araştırma Türkiye’nin yanı sıra İspanya, Polonya, Almanya, Belçika, Estonya, Litvanya, Fransa ve Danimarka’da gerçekleşecek. Bebeklerin kordon kanının dahi inceleneceği araştırmada sonuçlar ise yapay zekâ ile değerlendirilecek. Prof. Dr. Serap Erdine, “Türkiye’nin yüzde 20’si obez, yüzde 35’i ise aşırı kilolu. Ancak 2060’ta obezitenin dünyada yüzde 70, ülkemizde ise yüzde 94’e ulaşması bekleniyor” diye tehlikeye dikkat çekti.
İNTERNET ŞİŞMANLATTI
- İspanya Cordoba Üniversitesi’nden Prof. Dr. Manuel Tena-Sempere:
“Biliyoruz ki obezite bir pandemi artık dünyada. Bunu anne karnından başlayıp nasıl önleyebileceğiz? Bu araş-tırma sonuçları ile doktorlar, sağlık otoriteleri, aileler, öğretmenlere yönelik neler yapılması gerektiği konusunda da materyaller hazırlanacak. En önemlisi, bir uygulama geliştirilecek. Obezitede sadece kalıtsal faktörler değil beslenme alışkanlıkları, uyku düzeni, son yıllarda artan aşırı internet kullanımı da etkili. Daha gebelikten önce döllenmeden başlayarak bebeklik, çocukluk, genç erişkinlik döneminde obezitenin ortaya çıkmasına neden olan faktörleri ele alan bir proje. Her 4 kişiden 1’inde obeziteyi görüyoruz. Bunların risk faktörlerini belirleyeceğiz. Gıda endüstrisinin obezite üzerinde büyük bir etkisi olduğu kesin. 30 yıl önce en önemlisinin çok fazla yağ tü-ketmek olduğu söyleniyordu. Şimdi ise şekerin daha önemli olduğu söyleniyor. Bence ikisi de doğru.”
- Yapay Zekâ Araştırmacısı Peter Atanasov: “Obezite çevresel, genetik ve sosyoekonomik faktörlerin etken olduğu karmaşık bir yapı. Yapay zekâ yöntemleri ile bunları değerlendirip basit bir şekilde nelerin yapılması gerektiğini söylemeyi amaçlıyoruz. Bu karmaşık veriler bize en yalın haliyle gelecek ve ne yapmamız gerektiğini söyleyecek.”