Mortgage Yasası ile hayatımıza yeni sigortalar da girecek

MORTGAGE Yasası, Türk tüketicileri önümüzdeki aylarda yeni sigorta çeşitleriyle tanıştıracak. Garanti Sigorta Genel Müdürü Hasan Güller, Mortgage ile birlikte iki temel sigorta ürününün daha Türkiye’ye geleceğini belirtti.

DASK’ın da yönetimini üstlendiklerini hatırlatan Güller, halen 2.5 milyon olan DASK poliçe sayısını da artırmayı hedeflediklerini söyledi.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen Konut Finansmanı Yasa Tasarısı (mortgage), yürürlüğe girdikten sonra tüketicileri yeni sigortalarla da tanıştıracak. 2005 yılında sigorta sektörünün yüzde 18 büyüdüğünü hatırlatan Garanti Sigorta Genel Müdürü Hasan Güller, 2006 yılında yüzde 15-20 bir büyüme bekliyor. Mortgage Yasası ile birlikte bugün olmayan temel iki ürünün daha sigorta sektörüne gireceğini söyleyen Hasan Güller, "Bunlardan biri tapu kayıtlarında olacak olası hatalara karşısında uğranılacak zararı telafi edecek. İkincisi de, ödememe garanti sigortası olacak" dedi.

Ağustos 2005’ten bu yana deprem sigortası olarak bilinen DASK’ın da yönetimini üstlenen Garanti Sigorta’nın Genel Müdürü Hasan Güller, 2.2 milyon adet poliçeyle devraldıkları DASK’da bugün 2.5 milyon poliçeye çıktıklarını söyledi. Sosyal sorumluluk olarak gördükleri bu poliçelerin sayısını daha da artırmayı hedeflediklerini söyleyen Hasan Güller ile Mortgage’in sektöre katkılarının yanısıra DASK’ı ve sigorta sektörünü konuştuk.

Sigorta sektörü 2005 yılını nasıl geçirmişti?

- Ekonominin iyi gittiği dönemlerde genelde sigorta sektörü daha hızlı büyür. Ekonominin daralma dönemlerinde ise bu daralmayı daha sert yaşar. 2005’te böyle oldu. Ekonomi yüzde 5.5 büyürken, sigorta sektörü yüzde 18 ortalama büyüme rakamına ulaştı. Yüzde 18’lik bu büyümeye rağmen 2005, teknik karlılıkta sigorta sektörünün zorlandığı bir yıl oldu. Teknik kar, sigortacıların gerçek faaliyetlerinden elde ettiği kardır. Karlılık anlamında zorlanılan, ama büyüme anlamında belli branşların dışında ortalamada fena olmayan bir büyümenin yakalandığı bir yıldı 2005.

Geçen yıl sektörde yaşanan birleşmeler sürecek mi?

- 2005 özelleştirmelerin, konsolidasyonların yaşandığı bir yıl oldu. Önümüzdeki dönemde yabancıların da ilgisiyle birlikte sigorta sektöründe gerek satın almalar, gerek birleşmeler sürecek gibi görünüyor.

2006’ya ilişkin beklentileriniz neler?

- 2006’da sektörün yüzde 15-20 arasında büyüyeceğini tahmin ediyorum. Mortgage Yasası’na paralel yeni sigorta ürünleri devreye girince bu büyümenin çok daha yukarılara çıkması muhtemel.

Mortgage sektöre hangi yeni ürünleri getirecek?

- Bugün olmayan çok temel iki ürün daha gelecek sigorta sektörüne. Bunlardan biri ’Tapu kayıtlarında olacak olası hatalara karşısında uğranılacak zararı telafi edecek’ bir poliçe. İkincisi de, ’ödememe garanti sigortası’. Bu sigorta, bir hastalık ya da kaza nedeniyle vefat ya da geçici işsizlik gibi durumlarda devreye giriyor. Bu çok ciddi bir hacim oluşturacak. Bir üçüncü yeni sigorta daha var ama onun hayatımıza girmesi zaman alabilir.

Nedir o sigorta çeşidi?

- Bugün bankalar genelde 100 liralık konutun 75 lirasını kredi olarak veriyor. Bir kriz anında değer düşmesinde gayrimenkulun paraya çevrilmesi aşamasında bu yüzde 25’lik bölümün de finanse edilmesi gerekebilir. Bu, şu anda hazırlıkları olan bir sigorta türü, ancak diğer ikisi kadar çok uygulama alanı bulmayabilir.

Yani Mortgage Yasası, sigorta sektörünü olumlu etkileyecek.

- Evet, Mortgage’in hayatımıza girmesi sonucunda zorunlu olarak gündeme gelecek olan bu poliçeler tabii ki sektördeki genel büyüme trendlerini de etkileyecek. Mortgage ile birlikte sistem kendi kendini finanse eden bir yapı kuracağı için uzun vadeli fon kaynaklarını da kendi yaratacak. Bu yüzden çok ciddi bir büyüme potansiyeli bekliyorum.

İki yılda 250 bin adet ’kapkaç sigortası’ yaptık

Yeni ürün poliçeleriniz var mı?

- İki yıl önce ’kapkaç yarası’nı gördük ve ne yapabiliriz diye çalışmaya başladık. Sadece kadınlar değil, erkekler de kapkaça uğruyor. Yaralanırsanız tedavi masrafınızı üstleniyoruz, giysiniz yırtılırsa yenisini temin ediyoruz. Bir kadının çantasında olabilecek makyaj malzemelerini yerine koyuyoruz. Ehliyeti, nüfus cüzdanı, pasaport gittiyse yenisini çıkartıyoruz. Ev, otomobil anahtarları kapkaçta gittiyse yenilerini yaptırıyoruz. İki yıldır kapkaç poliçesi satıyoruz, toplamda 250 bin adeti geçti. Yıllık primi içerdiği teminata göre değişiyor.

DASK’ta 2.5 milyon poliçeyi geçtik

DASK’da son poliçe sayısı ne oldu, nasıl gidiyor?

- DASK, 99 depreminden sonra kurulmuş bir yapı. O dönemde maddi açıdan çok ciddi sıkıntı oldu. Sigortacılıkta ortaya çıkan doğal riski sadece ülkenin değil, dünyanın kaynaklarıyla telafi etme mantığı var. Türkiye’de de DASK, bir kamu kurumu olarak kuruldu. İdaresi sigorta ya da reasürans şirketi tarafından yapılıyor. İlk 5 yıl DASK’ın yönetimini Milli Reasürans yürüttü. Ağustos 2005’te biz devraldık. Devraldığımızda 2.2 milyon adet poliçe vardı.

DASK, her konuta yapılabiliyor mu?

- 27 Aralık 1999, yasal bir takım problemleri olan konutlar açısından milat gibi. Vatandaş konutunu bu tarihten önce yapmışsa, kendi arazisi üzerine olmak şartıyla, inşaat ruhsatı olmasa da tapuda arsa olarak görünse de DASK yaptırabilir. Bu tarihten sonra DASK için mutlaka inşaat ruhsatı olması lazım.

Çalışanlarımızın evine çay içmeye gidiyoruz

Çalışanlarınıza yönelik neler yapıyorsunuz?

- İnsan kaynaklarına çok önem veriyoruz. Son dönemde biraz aksattığımız bir uygulamamız var. Çalışanlarımızın evine akşam çay içmeye gideriz, tabi önceden haber veririz. Bu arada Garanti Sigorta artık sigara içilmeyen bir şirket oldu. Önceden bir sigara salonumuz vardı. Birkaç yıl önce bir uzman getirdik ve bize 7 saat sigarayı nasıl bırakacağımızı anlattı. Sigara odamızı spor salonuna dönüştürdük. Çalışanlarımız sabah, öğlen, akşam burada hoca kontrolünde spor yapıyor. Ayda iki kez bowling turnuvamız var.

2005’te yüzde 75 büyüdü

Garanti Sigorta, 2005’i nasıl geçirdi?

- Sürdürelebilir ve karlı büyümenin peşinde olan bir şirketiz. Garanti Sigorta, 2005’i yüzde 75 büyümeyle kapattı. Çok dengeli bir portföyümüz var. Sektörün genel olarak yüzde 55-60’ı kaza branşından oluşurken, bu oran Garanti’de yüzde 30-35’lerde.

HASAN GÜLLER

Garanti Sigorta Genel Müdürü Hasan Güller, Uludağ Üniversitesi Ekonometri Bölümü mezunu. İş hayatına 1986 yılında Garanti Bankası’nda müfettiş yardımcısı olarak başladı. 1992-1999 yılları arasında çeşitli şubelerde müdürlük yaptı. 1999’da Garanti Bankası Ankara Bölge Müdürlüğü’ne atandı. Mayıs 2003’te Garanti Sigorta Genel Müdürlüğü’ne atandı.
X

Hastane yarışına Anadolu’dan girdi hedefine 300 milyon doları koydu

ANADOLU Sağlık Merkezi’nin (ASM) hayata geçmesinde önemli rol oynayan ve yönetimini üstlenen Dr. Murat Dayanıklı, 2008 başında Esas Holding’le birlikte Birleşik Sağlık Kurumları’nı (BSK) kurarak Anadolu’ya açıldı. Anadolu şehir hastanelerini hedefleyen BSK, şu anda 6 olan hastane sayısını 2011 yılına kadar 20’ye, cirosunu da 300 milyon dolara çıkarmayı planlıyor. BİRLEŞİK Sağlık Kurumları (BSK) Genel Direktörü Dr. Murat Dayanıklı’nın adı 8 yıl Anadolu Grubu’nun kurduğu Anadolu Sağlık Merkezi (ASM) ile birlikte anıldı. ASM’nin sıfırdan hayata geçmesinde önemli rol oynadı ve kuruluşundan itibaren de yönetimini üstlendi. Şubat 2007’de ASM’den ayrılma kararı alarak aylarca kabuğuna çekildi. Sonra da Mart 2008’de yine sağlık sektöründe ama bu kez ASM’den çok farklı bir hastane zinciri konseptiyle ortaya çıktı. Bu kez Sabancı Ailesi’nin kurduğu ve hızla büyüyen Esas Holding’le birlikte Birleşik Sağlık Kurumları’nı (BSK) kurarak Anadolu’ya açıldı. Anadolu şehir hastanelerini hedefleyen BSK, yeni hastaneler kurmak yerine var olan hastanelere ortak oluyor, sağlık sektöründeki tecrübelerini aktarıp, finansman sağlıyor. Halen 6 hastaneleri olduğunu belirten Murat Dayanıklı, Anadolu şehir hastaneleri zincirinde 2011 yılına kadar en az 20 hastaneye ulaşmayı planladıklarını ve yılda 300 milyon dolar ciro hedeflediklerini söylüyor. Murat Dayanıklı ile krizin sektöre yansımalarını ve BSK’nın Anadolu şehir hastaneleri zincirini konuştuk.

Yabancıların ilgisi azalıyor

 Global kriz sağlık sektörüne nasıl yansıdı?

- Sağlık sektöründe son yıllarda çok ciddi bir atak vardı. Özellikle sosyal güvence sistemi içindeki vatandaşları özel sektördeki hizmet sunuculardan da yararlandırmak üzere kapıların açılması, sağlık sektörüne olan ilgiyi ve dolayısıyla yatırımları son derece artırmıştı. Birden bire yüzde yüze varan kapasite kullanımları ve ciddi kár marjları, sektöre yabancı bir çok yatırımcının veya yeterince sermayesi olmayıp bu furyada yol almak isteyen doktor gruplarının büyük borçlarla yatırım yapmalarına neden oldu. Ancak sağlık sektörü üç sene içinde öyle büyük değişikliklere uğradı, geldiğimiz noktada o gün yapılan fizibilitelerin, o gün beklenen geri dönüşlerin yarısına ulaşmak bile hayal oldu. Artık aynı ciroya ulaşmak için çok daha fazla hasta bakılmak zorunda. Çok daha fazla hastaya bakılırken giderler de artıyor, kár marjları geçmiş dönemlerle kıyaslanmayacak kadar düşüyor.

 Yabancı sağlık gruplarının Türkiye’ye ilgisi sürüyor mu?

- Global kriz, yatırım fonlarının elindeki kaynakların azalmasına neden oluyor, onlar da kaynak bulamıyor. Onlar da yeni yatırımlarda çok daha seçici oluyor. Öte yandan sağlık sektörüne baktıklarında geri dönüşün diğer sektörlere oranla daha uzadığını, Türkiye’de artık eski kárlılığın bulunmadığını görüyorlar. Sağlık sektörüne yabancı sermaye girme olasılığı gittikçe azalıyor.

Bir hayalle Anadolu’ya açıldım

Sizi Anadolu’daki hastanelere çeken nedir?

- İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde yetişmiş insan gücü ve finansman var. Kendi cebinden ödeyebilen ya da özel sigortası olan belirli bir zümreye hizmet edebilen ciddi hastaneler var. Bunlar çok büyük bir yarış içinde. Ama Sosyal Güvenlik Sistemi’nin rüzgarıyla Türkiye’de sayıları 400’ü bulan girişimci ruhlu doktor ortaklıklı özel yatırımlar var. Bunların birçoğu finansman sıkıntısı çekiyor. Kurumsallıktan uzaklar. Hastanecilik birikimleri olmadığı için bilgi eksikliği yaşıyorlar. Küçük oldukları için satın alma maliyetleri çok yüksek. Bunları düşünerek niye İstanbul’da herkesin yarıştığı bir ortamda yarışayım, Anadolu’da bir zincir kurabilir miyim dedim. Mayıs 2007’de ’Bir hayalim var’ diye yola çıktım. O noktada Esas Holding’le buluştuk.

2011’de 20 hastanede günde 16 bin hastaya bakacağız

Sağlık sektöründeki hedefleriniz neler?

- Öncelikle Anadolu’da ortaklıklarla büyümek, daha sonra İstanbul, Ankara gibi büyük illerde Anadolu’daki hastanelerimizde yapılamayanları yapılacak referans hastaneleri kurmak veya ortaklıklarla oluşturmak. Adana, Aydın, Denizli, Eskişehir, Kütahya ve Konya olmak üzere 6 hastanemiz, iki özel dal merkezimiz var. Hedefimiz, 2011 yılına kadar en fazla 20 hastanenin olduğu bir zincir yaratmak. 2011’de yılda 300 milyon dolar ciro hedefliyoruz. 6 hastanede 500 yatak ve günde 800 poliklinik yapan bir sistem olduk. 20 hastanede hedefimiz günde 16 bin poliklinik yapabilmek.

20 hastaneye ulaşmak için 100 milyon dolar yatıracağız

Bugüne kadar ne kadarlık yatırım yaptınız? 2011’e kadar ne kadar daha yapacaksınız?

-Her hastanenin yatırım maliyeti hastanenin bulunduğu noktaya ve yapısına göre çok değişiyor. Ama şu ana kadar hastanelerimize toplam 50 milyon TL yatırdık. 20 hastaneye çıkmak demek sadece BSK olarak 100 milyon doların üzerinde bir yatırım yapmak demek. Bu sadece BSK’nın alacağı hisseler için ödeyeceği rakam olur.

MURAT DAYANIKLI

BİRLEŞİK Sağlık Kurumları (BSK) Genel Direktörü Dr. Murat Dayanıklı, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi mezunu. İ.Ü İşletme İktisadı Enstitüsü ve Yale Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Çalışma hayatına 1992’de ABD’de Harvard Sağlık Sistemi’nde başladı. California Pacific Sağlık Hizmetleri Organizasyonu’nda direktörlük ve Mercer’da danışmanlık yaptı. 1996’da Türkiye’ye dönerek Doğuş Holding Sağlık Yatırımları Koordinatörü oldu. 1999-2007 arasında Anadolu Vakfı İktisadi İşletmesi İcra Başkan Vekili olarak çalıştı. Anadolu Vakfı ve Johns Hopkins Medicine stratejik işbirliği ile kurulan Anadolu Sağlık Merkezi’ni (ASM) hayata geçirdi ve CEO’luğunu yürüttü. 2007’de Birleşik Sağlık Kurumları’nın (BSK) kuruluşunda, Eres Sağlık Hizmetleri’nin ortağı, Yönetim Kurulu Üyesi ve BSK Genel Direktörü olarak görev aldı. Ayrıca, Yeditepe Üniversitesi MBA Programı’nda sağlık yönetimi eğitmeni olarak ders veriyor.
Yazının Devamını Oku

Unilever Türkiye dünyada 9’uncu oldu , Karaca’yı ’zirve’ye taşıdı

UNILEVER Türkiye, krize rağmen elde ettiği yüzde 15’lik büyümeyle Unilever dünyasındaki 150 ülke arasında 9’unculuğa yükseldi. Türkiye’de elde edilen bu başarı şirketin yönetim kurulu başkanı İzzet Karaca’nın Unilever’de hem icra kuruluna girmesini hem de başkan yardımcısı olmasını sağladı. Karaca, "Böylece birinci elden Türkiye’nin gelişen konumunu dile getireceğiz" dedi.

KRİZE rağmen hızlı tüketim ürünlerinde yüzde 15’lik sektör ortalamasının üzerinde büyüyen Unilever Türkiye, Unilever’in dünyadaki 150 ülkesi arasında en büyük 9’uncu ülke olmayı başardı. Bu başarı, Unilever Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Karaca’yı, Unilever’in uluslararası stratejilerini belirleyen ve 10 ülke CEO’sundan oluşan İcra Kurulu’na taşıdı. Unilever’in dünyadaki yeni organizasyon yapısında 1 Temmuz 2009’dan itibaren Başkan Yardımcısı olarak görev alacak İzzet Karaca, ayrıca Unilever AACEE (Asya, Afrika, Orta ve Doğu Avrupa) İcra Kurulu’nda Türkiye’yi doğrudan temsil edecek. İzzet Karaca, "Bu yeni yapıda her üç ayda bir en büyük 10 ülke CEO’ları ile kategorilerin dünya başkanları bir araya geleceğiz ve Unilever’in dünya stratejilerine karar verecek, böylece birinci elden Türkiye’nin gelişen konumunu dile getireceğiz" dedi. İzzet Karaca ile Unilever’in kriz stratejilerini, bundan sonra yapılması gerekenleri ve hızlı tüketim ürünleri sektörünü konuştuk.

İyiye gidiş başlıyor

Krizin seyri nasıl, iyiye gidiş sinyalleri var mı?

- Dünya piyasalarında gözlenen artış artık işlerin iyiye doğru gitmeye başladığını gösteriyor. Tüketici güven endeksi artıyor. Talepte azalma var ama yine de olumlu bir takım göstergeler bulunuyor. Dolar ve Euro’nun gelişimi geçen krizdeki gibi değil. Bir günde iki katına falan çıkmadı. 150 dolardan, 40 dolara inen petrol yeniden 60 dolar seviyesine geldi. Bu da tüketimle ilgili doğrudan göstergedir. Bana göre artık hem dünya, hem Türkiye olarak krizden çıkmaya başlıyoruz. Bundan sonra vakit kaybetmeden kısa, orta ve uzun vadede neler yapmaya başlamamız gerektiğine odaklanmamız lazım diye düşünüyorum.

Türkiye TL’ye güvenmeli

Bundan sonra nelere odaklanmak gerekiyor?

- Türkiye artık TL’ye güvenmeli. TL ile alışverişe alıştığımız oranda dolara ve Euro’ya olan talep de otomatik düşecektir. KDV’lerin aşağı çekilmesiyle ucuzluk ve halkın refah seviyesinde bir miktar artış sağlanabilir. Tarımı gıda sanayi ile birleştirip katmadeğer oluşturabilmeli ve markalaşmalıyız. Tabii bir de ara malı ithalatımızı azaltmak için büyük üreticilerin yerli ara mal üzerinde çalışması çok önemli. Biz Algida olarak tamamen ithal olan dolaplarımızı burada ürettirmenin yollarını aradık ve artık ihracat bile yapıyoruz. Çikolatada aynı yolu izledik. Şimdi deterjan ve kozmetikte kullandığımız kimya ara mallarımızı, yerli üreticilerle üretebilir miyiz diye araştırıyoruz.

Dünyadaki krizleri inceledik

 2001 krizinden ders aldınız, bu krizde neler yaşadınız?

- Biz Unilever olarak 2008’de yüzde 20 büyüdük. Ciromuz 2.1 milyar TL oldu. Vergi rekortmenleri arasında 5 basamak yükselerek, 29’uncu sıradan 24’üncü sıraya çıktık. Bu yıl da aynı tempoda devam etmek en büyük arzumuz. İlk üç ayda hızlı tüketim malları sektörü ortalama yüzde 15 büyüdü. Bu büyüme gıdada yüzde 17, kişisel bakımda yüzde 16, temizlik malzemelerinde yüzde 14 oldu. Aynı sektör 2001 krizinde yüzde 16 küçülmüştü. Burada ne etkili oldu? Çok önemli riskli bazı kararlar aldık. Dersimizi çok iyi yaptık. 2001’deki krizde ne yapınca ne olmuştu diye baktık, dünyadaki diğer krizleri çok iyi inceledik.

Avrupa’ya şampuan ketçap ve mayonez ihraç ediyoruz

İhracatınız nasıl gidiyor?

- İhracatta 100 milyon dolar sınırını geçtik. Avrupa’daki Unilever kardeş ülkelerine mayonez ve ketçap ihracatına başladık. Clear şampuanlarını da Avrupa’ya ihraç edebiliyoruz. Tedarik zinciri artık bütün Avrupa için alım yapıyor, oradan bütün Avrupa ülkelerine dağıtılıyor. Fabrikalarımızın yüksek teknolojiye sahip, verimli ve servis kalitesinin yüksekliğinden dolayı Unilever ülkeleri içinde tercih edilen ülke olmaya başladık.

Küçük ambalajlı ürünlere yöneldikfiyat çeşitlendi

 Bu kez nasıl bir yöntem izlediniz?

- Krizlerde insanların gelirleri düşüyor, düşmese de gelecek endişesi başlıyor. Bu yüzden promosyonları artırdık. 2001 krizinde zam yapmıştık, bu yıl yapmamaya gayret ettik. Tüketicinin marka bağımlılığını korumak için kaliteden ödün vermeden fiyatı korumaya azami özen gösterdik. İnovasyonla tüketicilere yönelik yeni çözümler geliştirdik. Yerine göre büyük, yerine göre küçük ambalajlı ürünlere yöneldik. Ürünlerimizde fiyat aralığını çeşitlendirmeye çalıştık. Örneğin dondurmada 25 kuruşa da 2.5 liraya da ürünümüz var, aralarında kademeli yeni ürünlere gittik. Krize rağmen hem sektörü büyüttük hem de pazar payımızı artırdık.

İran’a inandık ve yerleştik, orada doğru hareket etmeliyiz

 İki yıl önce size bağlanan İran pazarını nasıl görüyorsunuz?

-Biz Türkiye’den 11 ülkeyi yönetiyoruz. Son olarak iki yıl önce İran’ı da biz aldık. Orası da çok önemli bir pazar. Çok büyük bir ülke, doğru hareket etmemiz lazım. Dinamik ama enteresan bir ülke. İran’a yabancı şirket olarak inandık ve orada önemli bir kuruluş haline geldik. Oraya yerleştik, bir fabrikamız var.

2001 krizinde dersimizi almıştık reklamlarda gazı hiç kesmedik

Bu krizde reklam stratejiniz ne oldu?

- 2001 yılındaki krizde herkes reklamları ciddi biçimde kesmişti. Ama bu yıl Unilever kriz ortamında ilk üç aylık süreçte 821 bin saniyelik reklam yaptı. Bu geçen yılın kriz olmayan aynı dönemine göre saniye bazında yüzde 8’lik artışı gösteriyor. Gazı hiçbir zaman kesmedik. 2001’de aldığımız önemli bir ders medya yatırımlarının kesilmesinin son derece sakıncalı olduğu yönündeydi. Çünkü reklamı bir yıl keserseniz, ondan sonraki yıl iki katı reklamla o açığı kapatabiliyorsunuz. Uzun ve orta vadede Türkiye’ye çok inandığımız için reklamları her koşulda kesmeme kararı aldık.

Yılda en az 100 milyon dolarlık yatırım yapıyoruz

Yatırımlarınızda erteleme oldu mu?

- Marka ve promosyon yatırımlarımız aynen devam ediyor. Fabrika yatırımlarımız da geçen yıl 100 milyon dolar civarındaydı, bu tempomuzu aynen koruyoruz. Yeni bir fabrika kurulunca tabii bu rakam zirve yapıyor. Altyapı ve inovasyon yatırımlarımız da sürekliliğini koruyor.

İZZET KARACA

Unilever Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı İzzet Karaca, 1954 İstanbul doğumlu. Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunu. Çalışma hayatına Koç Holding’de Ar-Ge Proje Müdürü olarak başladı. 1985-1988 arasında Otosan Sistem-Organizasyon Daire Müdürlüğü yaptı. 1988’den itibaren Unilever’in Avrupa’daki organizasyonlarında yönetici olarak görev aldı. 1994’de Unilever bünyesindeki Algida’ya Türkiye Ticaret Direktörü olarak Türkiye’ye döndü. 1997-1998’de Unilever Baltık Riga/Letonya Genel Müdürü, 1998’de Algida Türkiye Genel Müdürü oldu. 2002’den bu yana da Unilever Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı.
Yazının Devamını Oku

395 milyon dolarlık projenin bu dönemde bitmesini istemem

GELECEK 4 yılda altı projeye 395 milyon dolarlık yatırım yapacaklarını söyleyen Tekfen Holding Emlak Geliştirme Grubu’ndan sorumlu Başkan Yardımcısı Mehmet Erktin, "Projelerimizi bitirmeyi hedeflediğimiz 2010-2012 yıllarında ekonomide ciddi düzelme bekliyoruz. İyi ki bu ortamda bitirmiş halde satışı beklemiyoruz" dedi. SON 9 yıldır 4 ana sektöre odaklanma kararı alan Tekfen Holding, o tarihten bu yana taahhüt, tarımsal sanayi ve finansla birlikte emlak geliştirme faaliyetlerine de ağırlık veriyor. Bu kapsamda oluşturduğu Tekfen Emlak Geliştirme Grubu, konut ve ticari gayrimenkul yatırımlarını yürütmek üzere 2007 yılında, ABD’nin önde gelen uluslararası varlık yönetimi şirketi Och-Ziff (OZ) ile ortak Tekfen-OZ Gayrimenkul Geliştirme A.Ş.’yi kurdu. Tekfen-OZ, önümüzdeki 4 yılda tamamlamayı planladığı 6 projeye, toplam 395 milyon dolar yatıracak. Tekfen Holding Emlak Geliştirme Grubu’ndan sorumlu Başkan Yardımcısı Mehmet Erktin, "Projelerin ikisine başladık, dördünün hazırlığı sürüyor. Bugünkü ortamda bunların hepsinin bitmiş olarak elimizde olmasını hiç istemezdim. Ancak projelerimizi bitirmeyi hedeflediğimiz 2010-2012 yıllarında ekonomide ciddi düzelme ve gayrimenkule talebin yeniden artmasını bekliyoruz" diyor. Mehmet Erktin ile gayrimenkul sektörünü, krizi ve Tekfen-OZ’un elindeki projeleri konuştuk.

Projelerimiz yürüyor

Grubunuz bugüne kadar neler yaptı ve neler yapıyor?

- İstanbul’da Akmerkez, Tekfen Tower ve Taksim Residences gibi kendi alanlarında fark yaratan projelerin altına imza attı. Bugün de Tekfen-OZ olarak, İstanbul’da Levent ve Kağıthane’de ofis, İstanbul Şişli Bomonti, Bodrum Gümüşlük ve Konya Meram’da konut ve İzmir Konak’ta konut, ofis ve alışveriş merkezinden oluşan, karma kullanımlı gayrimenkul projesi yapımını sürdürüyor.

İnşaat sektörü krizden nasıl etkilendi?

- 2008 yılında dünya finans piyasalarında yaşanan ve hızla yayılan krizin etkileri Türkiye’de de hissedildi. Gayrimenkul ve inşaat sektörü de bu süreçten önemli ölçüde etkilendi. Orta ve uzun vadede, piyasanın dengeye ulaşması sonrasında büyüme devam edecektir. Bu süreçte finansal yapısı güçlü olan, gerçekçi projeksiyonlarla proje geliştiren gruplar sektörü yönlendirecek ve krizi fırsata çevirme şansı bulabilecek.

Düzeleceğine inanıyorum

Sektörde krizden ilk etkilenenler kimler oldu?

- Krizden ilk etkilenenler ’nasıl olsa satıyor’ diye yapılan inşaatlar olur. Sonra daha iyi konumda ama kalitesiz inşaatlar etkilendi. En sonunda iyi lokasyonda, iyi düşünülen kaliteli projeler de duracaktır. İnşallah bu noktaya gelmez. Aslında emlakta düşünülmeden yapılan yatırımlarda sorun oldu. Nasılsa satarız diye yüksek fiyatlarla yola çıkılan projelerde hayal kırıklığı yaşandı.

Projelerinizde krize yakalanmanız nedeniyle erteleme düşündünüz mü?

- Şu anda bu projelerin bitmiş olarak elimde olmasını hiç istemezdim, iyi ki yolun başındayız. Ne kadar sorun olurdu bilmiyorum ama şu günler dünyada neler olacağı belli değil, hiçbir şirket büyük yatırıma girmek istemez. Bundan sonra düzeleceğine inanıyorum. Biz iş geliştirme faaliyetimizi hiç durdurmadık, her türlü projeye bakıyoruz. Üzerinde düşündüğümüz yeni projelerimiz de var. Şu anda ortalama konuta hiç bakmıyoruz. İstanbul’un biraz dışında toplu konut, site, uydu kent gibi projelere ve İstanbul’da çarşı projesine bakmıyoruz. Ofis arsalarıyla ilgileniyoruz. İstanbul’un merkezinde ofis projelerine devam etmeyi düşünüyoruz.

Krizin ne zaman biteceğini tahmin ediyorsunuz?

- 2009’un artık ne olduğu belli. İki ay sonra her şey güllük gülistanlık olur diyemeyiz. 2010’un bir kısmında en azından ikinci yarısında hareket başlar düşüncesindeyim.

Herkes İstanbul’a gelip inşaat yapmaya başladı

 Sektöre giren çok yatırımcı var. Krizden sonra bunlar sektörde kalır mı?

- Ekonomide hareketlilik başlayana kadar çok şirket gider, inşaattan ağzı yanıp bir daha bu sektöre girmeyen çok olur. İyi para kazandırabilecek bir sektör ama riskli de. Satarsanız sorun yok ama satılmadığında parayı gömmüş oluyorsunuz. Herkes İstanbul’a gelip inşaat yapmaya başladı.

İnşaat ruhsatı almadan projeleri satmayız

 Projelerde nelere öncelik veriyorsunuz?

- Biz projelerimizin hep iyi lokasyonda olmasına önem veriyoruz, tasarımına ve inşaat kalitesine özen gösteriyoruz. En önemlisi bir ihtiyaca cevap vermesini ya da bir fırsat olmasına dikkat ediyoruz. İnşaat ruhsatı almadan da projelerimizi satışa çıkarmıyoruz.

Gelişme potansiyeli yüksek bölgelerle ilgiliyiz

 Hangi bölgelerle ilgileniyorsunuz?

- Tekfen-OZ’un, öncelikle ilgilendiği bölgeler İstanbul kent merkezi ve kentteki gelişme alanları. Türkiye’nin gelişme potansiyeli yüksek diğer tüm kentlerinde yer alan gayrimenkulleri de stratejilerimiz doğrultusunda değerlendiriyoruz. İstanbul dışında Ankara ve İzmir gibi şehirlerde büyük ölçekli arsalar üzerinde nitelikli projeler geliştirmek üzere çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Mevcut projelerimiz 4 yılımızı alır

 Elinizdeki 6 proje hakında bilgi verir misiniz?

- Elimizdeki mevcut projeler bizim 4 yılımızı alır. Kağıthane’de ofis kompleksi yapıyoruz. Levent Ofis projemiz, kentin en prestijli iş alanı Levent’te. 8 bin metrekare kullanılabilir alana sahip olacak ve 18 ayda tamamlanacak. Şişli Bomonti’deki 6-7 katlı Bomonti Apartmanları home ofis olarak kullanılabilecek. Alt kat ofis, üst kat ev olarak tasarlandı. 2011’de tamamlanacak. Bodrum Gümüşlük’te, 18 villadan oluşan projede, mandalina bahçeleri, üzüm bağları ve zeytinliklerden oluşan doğal bir bahçe yer alıyor. 2009 sonunda tamamlanacak. Konya’daki 1200 konutluk projeye 2010 yılının ilk çeyreğinde başlayacağız. İzmir’de Rönesans Grubu ile 150 bin metrekarelik bir alışveriş merkezi yapacağız. Bunu da 2012’de tamamlamayı planlıyoruz.

MEHMET ERKTİN

TEKFEN Holding Emlak Geliştirme Grubu’ndan sorumlu Başkan Yardımcısı Mehmet Erktin, Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği’nin ardından ABD’de yüksek lisans yaptı. Çalışma hayatına Tekfen İnşaat’ta saha mühendisi olarak başladı. Tekfen Mühendislik’te, 1997-2000 arasında Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. 1997-1998 arasında Tekfen İnşaat’ta Genel Sekreterlik, 1998-2002 arasında Genel Müdür Yardımcılığı görevlerini yürüttü. 2003’de Tekfen Turizm Yönetim Kurulu Başkan Vekili oldu. 2002’den bu yana Emlak Geliştirme Grubu’ndan sorumlu Tekfen Holding Başkan Yardımcısı. 2007’den beri Tekfen-OZ Yönetim Kurulu Başkanı.
Yazının Devamını Oku

Alışverişlerde para yerine banka kartı kullanılsa 77 milyar Euro sistemde kalır

TÜRKİYE’de kartlı sistemlerin tüketim harcamalarındaki payının yüzde 24 olduğunu belirten Visa Europe Bölge Genel Müdürü Berna Ülman, "Türkiye’de ATM’lerden kartla nakit çekilen rakam 77 milyar Euro. Bunun sistemde kalması için mücadele ediyoruz" dedi. VİSA Europe Bölge Genel Müdürü Berna Ülman, Türkiye’de ATM’lerden nakit çekilen 77 milyar Euro’nun bankacılık sisteminde kalması için mücadele ettiklerini belirterek, "Bu para ekonomi içinde kalsın istiyoruz" dedi. Türkiye’de kartlı sistemlerin tüketim harcamalarındaki payının yüzde 24 olduğuna işaret eden Berna Ülman, "Bu payı, nakitle mücadele ederek yüzde 10 artırıp yüzde 26.4’e çıkartabilirsek, GSYH’ya yüzde 0.5’lik ilave bir katkımız olabilir" diye konuştu. Temassız kart uygulamasının da giderek yaygınlaştığını aktaran Berna Ülman, İvsiçre’deki çalışmaların sonuçlandığını ve yakında cep telefonuyla ödeme sisteminin Türkiye’de de başlayacağını kaydetti. Visa Europe Bölge Genel Müdürü Berna Ülman ile elektronik ödeme sistemlerinin ekonomideki rolünü ve krizin sektöre etkilerini konuştuk.

Büyüme yarı yarıya düştü

Kriz elektronik ödeme sistemlerini nasıl etkiledi?

- Bu dönemde kişi ve şirketlerin tasarrufa yönelik bir eğilimle harcamalarında daha dikkatli ve tedbirli davrandığını görüyoruz. Türkiye’de kartlı ödemeler sektöründe nisan ayında biten yılda toplam 7.5 milyon kart kullanıma çıktı ve 173 milyar TL’lik alışveriş harcaması yapıldı. Bu hacim yüzde 22’lik büyümeye karşılık geliyor. Büyümenin krizle birlikte yarı yarıya düştüğünü söylemek mümkün.

Kartlı ödemelerin artmasının ekonomiye katkısı nedir?

- Türkiye’de banka kartları ağırlıklı ATM’lerden nakit para çekmek için kullanılıyor. Araştırmalar, nakit para kullanımının birçok Avrupa ülkesinde GSMH’nın yüzde 0.4 ile yüzde 1’i arasında bir oranda maliyet yarattığını gösteriyor. Çünkü, kağıt kullanılarak gerçekleştirilen işlemler 2 hatta 3 kat fazla maliyete yol açıyor. Bankadan nakit çekimde kullanılan banka kartının alışverişte kullanılmasını sağlamaya çalışıyoruz. Çünkü, burada 77 milyar Euro’luk bir hacim var. Türkiye’de ATM’lerden nakit olarak kartla nakit çekilen rakam 77 milyar Euro. Bu para ekonomi içinde, sistem içinde kalsın istiyoruz. Hálá pes etmiş değiliz.

Banka kartı yaygınlaşamıyor

Türkiye’de kartlı sistemlerin harcamalardaki payı ne kadar?

- Bu payın yüzde 24 olduğunu görüyoruz. Bu payı, nakitle mücadele ederek yüzde 10 artırıp yüzde 26.4’e çıkartabilirsek, GSYH’ya yüzde 0.5’lik ilave bir katkımız olabilir. Türkiye’de tüketicilerin yüzde 60’ı halen en güvenilir ödeme aracının nakit olduğunu düşünüyor. Türk tüketicilerin yüzde 32’si alışverişte kart kullanmayı tercih ediyor. Erkekler kadınlara oranla kredi kartlarını daha sık kullanıyor. Kadınların yüzde 29’u kredi kartı kullanırken, bu oran erkeklerde yüzde 33’e çıkıyor.

Banka kartı Türkiye’de neden yaygınlaşamıyor?

- Banka kartı maalesef Türkiye’de gerçek anlamını veren bir isim değil. Banka kartı denilince tüketici hem kredi kartını, hem ATM’lerden para çekerken kullandığı kartı algılıyor. Ancak banka kartının kredi kartından farkını öne çıkarmak gerekiyor. Bunun için bankalarla birlikte çalışıyoruz. Banka kartı, hesabınızdaki paraya şu anda ulaştığınız kart. Kredi kartı ise harcamanızı yapıp ileri tarihte ödediğiniz kart.

Temassız kart ciddi zaman kazandırıyor

 Visa’nın temassız kredi kartı ilgi görüyor mu?

- Visa payWave temassız kredi kartları, Türkiye’de 120 bin kişi tarafından, 8 bin noktada alışveriş ve hizmet alımında kullanılıyor. 2009’da Visa temassız kartlarının 400 bin, kabul noktalarının 15 bine ulaşması hedefleniyor. Son üç yılda Visa Europe temassız kart teknolojileri için 10 milyon Euro yatırım yaptı. 2008 yılında 5 bin Denizbank müşterisi, deniz otobüsü turnikelerinden temassız kartla yarım saniyede geçerek yılda 6 saat kazandı. Bu kartlar, Boğaz köprülerindeki KGS gişelerinde, sinemada, markette, kafede, üniversite kampuslerinde kullanılabiliyor.

Deniz otobüsüne bindiğiniz kart Londra Metrosu’nda da geçiyor

Türkiye’de alınan bir temassız kart başka ülkelerde kullanılabiliyor mu?

- Temassız kredi kartları ile 35 TL ve altındaki alışverişlerde ödemeler şifre girmeden kartın okuyucu cihaza doğru tutulması ile yarım saniyede gerçekleşiyor. 35 TL üzerinde ise işleminizi şifreyle yapabiliyorsunuz. Visa temassız kartlarını İstanbul’da deniz otobüsüne, Londra’da metroya binerken de kullanabilirsiniz.

BERNA ÜLMAN

VİSA Europe Bölge Genel Müdürü Berna Ülman, 1965 yılında Edirne’de doğdu. Üsküdar Amerikan Lisesi mezunu. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nün ardından, University of Tennessee’de finans konusunda yüksek lisans yaptı. Kariyerine New York Tokai Bank’ta başladı. 5 yıl Koç Finans’ta çalıştı. Visa Europe Türkiye’ye 2000 yılında Genel Müdür Yardımcısı olarak katıldı. 2003’de Visa Europe Türkiye’nin Genel Müdürü, Mayıs 2008’de Bölge Genel Müdürü oldu. Öncesinde, Romanya ve İsrail’de yapılan Visa çalışmaları da sorumluluk alanına girdi. Profesyonel altyapısını güçlendirmek için Bilgi Üniversitesi AB İlişkileri Programı’nı bitirdi.
Yazının Devamını Oku

Karamsarlık azalıyor, evler ve kredi ortalaması büyüyor

DD Mortgage Genel Müdürü Murat Aysan, son 10 gündür kredi ortalamaları ve yeni satın alınan evlerin büyüklüklerinin artmaya başladığını söyleyerek, "Ayağımızı gazdan kesmeden kredi vermeye devam ediyoruz. Yıl sonunda 120 milyon lira yeni kredi kullandırmış olacağız. Türkiye’de şu anda 38 milyar TL olan mortgage stokunun yıl sonunda 45-47 milyar TL’ye geleceğini tahmin ediyoruz" dedi. KONUT finansman şirketi DD Mortgage’ın Genel Müdürü Murat Aysan, son 10 gündür kredi ortalamaları ve yeni satın alınan evlerin büyüklüklerinin artmaya başladığını gözlemlediklerini belirterek, "Bunlar toplumun ekonomiye bakış açısındaki karamsarlığın bir miktar dağılmaya başladığını gösteriyor" diyor. Ayaklarını hiçbir zaman gazdan kesmeden kredi vermeye devam ettiklerini söyleyen Murat Aysan, önümüzdeki dönemde özellikle İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa gibi illerde konut sektörünün daha hareketli olmasını beklediklerini kaydediyor. Deutsche Bank ve Doğan Grubu ortaklığı ile kurulan DD Mortgage’ın Genel Müdürü Murat Aysan ile şirketin bir yılını, konut kredilerini ve inşaat sektörüne ilişkin beklentilerini konuştuk.

DD Mortgage’ın birinci yılı doluyor. Krizin de yaşandığı ortamda nasıl bir yıl geçirdiniz?

- Geçen yaz başında faaliyete geçtik. Yaz ayları bizim için zaten kötüdür. Bir de ocak şubat ayları kötü olur. Lisansımızı alır almaz yola çıkmak istedik. Eylül ayında dünyayı etkilemeye başlayan krizin adına mortgage denmesi bizim şanssızlığımızdı. Oysa bizde herşey yepyeniydi. Ayağımızı hiçbir zaman gazdan kesmedik, kredi vermeye devam ettik.

Kredi büyüklüğü artıyor

Ortalama kullandırdığınız konut kredisi miktarı nedir?

- Türkiye ortalaması 65-70 bin lira. İstanbul ortalaması 100 bin liraya yakın. İlk başladığımızda ortalama kredi büyüklüğümüz 200-300 bin liraydı. Aralık ayına geldiğimizde 80-90 bin liraya indi. Şu anda yeniden 140-150 bin liraya çıktı. Yeni alınan evlerin ortalama büyüklüğü de artmaya başladı. Bunlar ekonomiyle ilgili toplumun bakış açısındaki karamsarlığın bir miktar dağılmaya başladığını gösteriyor. Kabaca yeni verilen kredilerde yüzde 1-2 arasında bir paya sahip olduğumuzu görüyoruz.

120 milyon TL’ye ulaşırız

Yıl sonunda ne kadarlık kredi kullandırmayı hedefliyorsunuz?

- Bugüne kadar 60 milyon liraya yakın kredi kullandırmış olacağız. Bu kredilerin önemli bölümünü aslında ocaktan itibaren vermeye başladık. Son iki haftada kredi hacimlerimiz hem miktar, hem adet olarak arttı. Bu yıl sonunda ise 120 milyon lira yeni kredi kullandırmış olacağız. Türkiye genelinde ise şu anda 38 milyar TL olan mortgage stoğunun yıl sonunda 45-47 milyar TL’ye geleceğini tahmin ediyoruz.

Konut sektöründe hareketlenme bekliyor musunuz?

- Lüks konut alışverişinde önemli miktarda gerileme olmuştu. Ama son 10 gündür kredi büyüklükleri yukarı doğru gitmeye başladı. Yavaş yavaş hareketleniyor. Önümüzdeki dönemde konut sektörünün önemli miktarda hareketleneceğini görüyoruz. Hem finansman maliyeti düşüyor, hem de artık insanların konut standartları yükseliyor. Konut sektörü önümüzdeki günlerde patlar mı, hayır. Ama daha canlı olacağını net bir şekilde görüyoruz. İstanbul, Antalya, İzmir ve Bursa’da talebin hareketlenmesini bekliyoruz.

Evini satmayı beklemeden yeni ev almak isteyene özel kredi

 Konut kredisini cazip hale getirecek yenilikleriniz var mı?

- Önümüzde ay mevcut evini satıp yeni bir ev almak isteyenlere güzel bir seçenek sunacağız. Böylece değişik nedenlerle yeni bir eve geçmek isteyenler, mevcut evlerini acil olarak satmadan, yeni evlerinin yüzde 100’üne kadar kredi kullanabilecek. Burada çok büyük ihtiyaç vardı. Süper Takas Kredisi adını verdiğimiz bu ürün iki ayrı krediden oluşacak. Kredinin bir bölümü mevcut ev satıldığında kapatılacak. Bir gün sonra satılırsa bir günlük, 5 ay sonra satılırsa 5 aylık faiz ödenecek. İki evin arasındaki fark da klasik kredi olarak kullandırılacak. Sadece haziranda uygulayacağız. Tahminen 300 kişiye, toplam 25-30 milyon liralık kredi veririz. 

Kredi nasıl işleyecek?

- Örneğin ailenin elindeki mevcut evin değeri 120 bin lira, yeni evin değeri de 250 bin lira olsun. Eski evin değerinin yüzde 80’ni olan 96 bin lirayı 24 aya kadar vadeli, spot kredi olarak veriyoruz. 250 bin liralık yeni evi almak için kalan 154 bin lirayı da klasik kredi olarak veriyoruz.

Yabancılar İstanbul’da ’Bir evim olsun’ diyor

 Yurtdışından talep geliyor mu?

- Özellikle yurtdışında yaşayan Türkler de müşterimiz. Çoğunlukla bizi internetten buluyorlar. Genelde de yakınlarına vekalet veriyorlar. Yabancılar da Türkiye’de ev almak istiyor. Biz genelde güneyde ya da Bodrum, Marmaris gibi turistik yerleri düşündüklerini sanıyorduk. Ama İstanbul’da Boğaz ve eski semtlerde ev almak isteyenler var. Bazıları da ’İstanbul’da bir evim olsun’ diyerek yeni projelerle yatırım yapıyor. Pakistanlı, Koreli, Hintli, İtalyan, İngiliz müşterilerimiz de var.

Müşterinin yüzde 75’i ilk ev için kredi alıyor

 Kredi kullananların ihtiyaçlarında değişim gözlüyor musunuz?

- 2008’de ihtiyaçlar şöyleydi. Kredi alanların yüzde 65’i ikinci evi, üçüncü veya daha fazlası için kullanıyordu. Genelde yatırımcılardı. Yüzde 25-30’luk bölümü ilk evini alanlardı. Yüzde 5-10’luk bölüm de kredisini transfer etmek isteyenlerden veya bireysel finansmana ihtiyaç duyanlardan oluşuyordu. Aralıkta resim değişti. Gelen başvuruların yüzde 30-35’i kredi transferine döndü. Herkes taksitini düşürmek istiyordu. Yüzde 25-30’u evi karşılığı uzun vadeli bireysel finans istiyordu. Kalanı da ilk evini almak isteyenlerdi. Mart başından itibaren resim yine değişti. Artık yeni gelen taleplerin yüzde 70-75’i ilk evini almak istiyor. Yatırımcı ve bireysel kredi ihtiyacı çok az. Kredi transferi ise hálá devam ediyor.

MURAT AYSAN

DD Konut Finansman A.Ş. (DD Mortgage) Genel Müdürü Murat Aysan, 1963 Ankara doğumlu. İstanbul Üniversitesi İşletme’yi bitirdikten sonra, Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde yüksek lisans yaptı. 1989-1993 yılları arasında sırasıyla Dışbank ve İktisat Bankası’nda çalıştı. 1993-1999 arasında Koçbank’ta Hazine’den sorumlu Grup Yöneticiliği, 1999-2003 yıllarında da aynı bankada Genel Müdür Yardımcılığı, 2003-2006 arasında Millennium Bank (Bankeuropa) Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 2007 başından itibaren DD Konut Finansman Genel Müdürü olarak çalışıyor.
Yazının Devamını Oku

Kargodan çıktı, enerji ve konutta 3 milyar dolarlık projeye yöneldi

Son dönemde ağırlıklı olarak TOKİ projeleriyle adını duyuran Kuzu Grubu, kriz öncesi çıktığı nakliye sektöründen sonra gözünü konut ve enerji yatırımlarına dikti. Kuzu Grubu, devam eden 1 milyar dolarlık inşaatın yanı sıra 1 milyar dolarlık yeni konut, otel ve alışveriş merkezi inşaatına hazırlanırken, 1 milyar dolar da enerji sektörüne, hidroelektrik ve rüzgar santralına yatırmayı planladı. AĞIRLIKLI olarak Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) projeleriyle büyüyen Kuzu Grubu, devam eden 1 milyar dolarlık inşaatın yanısıra 1 milyar dolarlık yeni konut, otel ve alışveriş merkezi inşaatına hazırlanıyor. Global krizin hemen öncesinde kargo şirketini satarak nakliye sektöründen çıkan Kuzu, sağladığı kaynağı inşaat ve enerji projelerine aktarıyor. Kuzu Grup Yönetim Kurulu Başkanı Gökçen Kuzu, 2008 yılında 500 milyon dolar ciro gerçekleştirdiklerini, bu yılı da krize rağmen 600 milyon dolarla kapatmayı hedeflediklerini belirtiyor. Kuzu’nun devam eden projelerinin tutarı ise 1 milyar dolar civarında.

Yatırımlara devam

Gökçen Kuzu, İTÜ İnşaat Mühendisliği’ni kazanmış, ancak babasının aynı yıl vefat etmesi üzerine ticarete atılmak zorunda kalmış ve üniversite okuma hayalini gerçekleştirememiş. Bu yıl içinde 1 milyar dolarlık yeni projelere başlamayı planlayan Kuzu, 1 milyar dolar da enerji sektörüne, hidroelektrik ve rüzgar santralına yatıracak. 3 yılda 6 bin 600 konut yapan ve 5 bin yeni konut daha yapmayı planladıklarını söyleyen Kuzu Grup Yönetim Kurulu Başkanı Gökçen Kuzu ile inşaat sektörünü ve grubun yatırım planlarını konuştuk.

Halen devam eden inşaat projelerinizin tutarı ne kadar?

-İnşaatı devam eden inşaat sözleşmelerimizin tutarı 1 milyar dolar. TOKİ kapsamında İstanbul Bahçeşehir’de yapılan yaklaşık bin konutluk Spradon, 5 fazdan oluşuyor. 500 milyon dolarlık bir proje. Ankara Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Ankara Dikmen Vadisi’nde inşaa edilen 1100 konutluk Park Vadi Projesi’nin tutarı 300 milyon dolar. Keçiören’deki Divan Konutları ve Alışveriş Merkezi’nin tutarı 100 milyon dolar. Ankara’da Etimesgut’ta 90 bin metrekarelik 100 milyon dolarlık alışveriş merkezimiz var. Ankara Çankaya’da 2 bin 500 konutluk yeni bir projemiz olacak.

Rezidanslar hızlı satılıyor

Konut satışlarında trendlerde bir değişim gözlüyor musunuz?

Özellikle rezidanslar daha hızlı satıyor. Bunun yanında vatandaş artık oturmaya hazır konutları tercih ediyor. Maketten de konut sattık, ama bittikten sonra daha hızlı satıyoruz. Krizle birlikte maketten satın almak yerine bitmiş konutu tercih etmeye başladı. Vatandaş artık içine girip sonra ödemek istiyor.

Besicilik işine girmeyi planlıyordunuz. Bu yatırım ne aşamada? Başka düşündüğünüz alan var mı?

-Siirt’de planladığımız besicilik projesini bugünkü ortamda askıya aldık. Şu anda gündemimizde değil. Ama yönümüzü enerji projelerine çevirdik. Şırnak Cizre’de 240 megavatlık hidro elektrik baraj projemiz vardı, bunu 400 megavata yükselttik. Enerji alanında rüzgar enerjisine de girmek istiyoruz. Lisans için bekliyoruz.

Enerjiye ne kadarlık yatırım yapacaksınız?

-Hidro elektrik santralı (HES) 400 milyon dolarlık bir yatırım olacak. Toplamda enerji sektörüne 1 milyar dolarlık yatırım yapacağız. Yabancılarla ortaklığı şu an için düşünmüyoruz.

Siirt Tillo’ya 25 milyon dolara 100 odalı otel

Memleketiniz Siirt’e yatırım yapmayı düşünüyor musunuz?

- Siirt’te bir butik otel projem var. Siirt Tillo’da (Aydınlar), 25 milyon dolar yatırımla, 100 odalı bir projeye hazırlanıyoruz. Otel yapıyoruz ama bu ilk ve tek otelimiz olacak. Turizme girmeyi düşünmüyorum. Tillo benim için çok özel, orası Evliyalar diyarı... Kültürel bir merkez. Dinlerin buluştuğu özel bir yer. Buradaki manevi havayı Türkiye’de yaşayan herkesin gidip görmesini arzu ediyorum. Tillo’da apayrı bir hava var.

Türk hamamını yaşatıyoruz

Konut projelerinizde önceliğiniz neler oluyor?

Deprem güvenliği ve kaliteye önem veriyoruz. Ayrıca yaptığımız projelerde sitelerin bahçelerini otopark yapmak yerine çocuklara bıraktık. Otoparklar sitelerin altında. Bugünkü çocukların da sokak kültürüyle biraz da olsa tanışmalarını istiyoruz. Ayrıca projelerimizde Türk hamamı var. Hamam kültürünü korumak ve yaşatmak istiyoruz.

Nüfus arttıkça konut ihtiyacı bitmez

İnşaat sektörünü nasıl görüyorsunuz?


- Sektörün önü açık. İstanbul’da deprem gerçeği var. Güvenlikli bölgelerde yapılan konut projeleri daha da önem kazanıyor. Sadece İstanbul’da 2.5 milyon konut açığı var. Nüfus arttığı sürece konut ihtiyacı bitmez. Her yıl 90-100 bin kişi evleniyor, boşananlar da var. İstanbul’a yılda 15-20 bin konut yapılıyor. Bu yeterli değil.

Krizde maket yerine bitmiş konut daha çok satıyor

Krizden nasıl etkilendiniz?

- Dünya küresel krize girerken biz elimizdeki inşaatların yüzde 70’ini bitirmiş olduk. Türk insanı da, sermaye de krizlerde ürkektir. Biz krizde daha çok satıyoruz. Bu da bence Türk insanının kendine en güvenli yatırım limanı olarak gayrimenkulü görmesinden kaynaklanıyor. Bir de krizde maket yerine bitmiş konuta da talep kayması oldu.

11 yaşındaki oğlumla bazen şantiyede kalırız

Şantiye bir müteahhit için ne ifade eder?

- Biz 1943’ten beri inşaat sektöründeyiz. Baba mesleğimiz. 18 saatim şantiyede geçer. Şantiye, müteahhidin en çok huzur bulduğu yerdir. Eserinin adım adım yükselişini görür. 6 yaşımdan itibaren babamla şantiyelere giderdim. 1968’de babam Bitlis’te fabrika yapıyordu. Sık sık Siirt’ten Bitlis’e gider şantiyede kalırdık. Benim de üç çocuğum var. 13 yaşında bir kızım, 11 ve 1.5 yaşlarında iki oğlum var. 11 yaşındaki oğlumu şantiyeye götürüyorum, sırf şantiye tozunu yutsun diye orada kalıyoruz.

GÖKÇEN KUZU

Kuzu Grup Yönetim Kurulu Başkanı Gökçen Kuzu, 1962 Siirt doğumlu. İlk nalburiye dükkanını 1980’de açtı. Babası Abdülkadir Kuzu ve kardeşlerinin 1943 yılında kurduğu Kuzu İnşaat, konut, okul, hastane, atık su tesisi gibi farklı projeleri gerçekleştiriyor. Kuzu Grup bünyesinde, Kuzu Toplu Konut İnşaat, Garipoğlu Turizm İnşaat İthalat İhracat ve Ticaret, Dört K İnşaat, Koşu İnşaat Otomotiv İthalat İhracat ve Ticaret şirketleri bulunuyor.
Yazının Devamını Oku

Çin ve Arjantin’e kadar uzandı, güneş enerjili klima da üretecek

DİYARBAKIRLI bir işçi emeklisinin oğlu Hasan Önder’in 12 mühendis arkadaşıyla kurduğu, daha sonra Sanko Holding bünyesinde 4 fabrikaya kadar büyüttükleri Airfel, klima ihracatıyla Çin ve Arjantin’e de girmeyi başardı. Airfel’in kurucu ortağı Hasan Önder, yıl sonuna kadar güneş enerjisiyle çalışan klima üretmeye başlayacaklarını söyledi. SANKO Holding bünyesinde ısıtma, soğutma ve havalandırma sektöründe faaliyet gösteren Airfel, Ar-Ge ve marka çalışmaları sayesinde global krize rağmen kendisine ilginç yeni pazarlar buldu. Ürün çeşitliliğine ağırlık veren Airfel, 2008’de Arjantin ve Çin’e ihracat yapmakla kalmadı, kendi markasıyla distribütörlük verdi. Böylece Airfel’in dünyada distribütörlük verdiği ülke sayısı 40’ı aştı. Airfel’in icradan sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Önder, "Global kriz planlarımızı değiştirmeyecek. Artık teknoloji de ihraç eder hale geldik" diyor. Önder, aynı zamanda Airfel’in kurucu ortağı. Diyarbakırlı işçi emeklisi bir baba ve ev hanımının oğlu. İTÜ Makine Mühendisliği’ni bitirdikten bir süre sonra, 1999’da 12 mühendis arkadaşıyla Akfel’i kurmuş. Üç yıl sonra, ısıtma-soğutma bünyesinde büyümeyi planlayan Sanko Holding bünyesine katılmış ve adı Airfel olmuş. Bugün 4 fabrikası ve 195 milyon TL cirosu var. Hasan Önder, yurtdışından anahtar teslim klima fabrikası kurma talepleri de olduğunu, Libya ve İran’dan gelen teklifleri değerlendirdiklerini, belki bu ülkelerde montaj hattı fabrikası kurabileceklerini belirtiyor. Yıl sonuna kadar ’güneş enerjisiyle çalışan klima’ üretimine de başlayacaklarını söyleyen Hasan Önder’le sektörü, hedeflerini ve krizdeki en büyük silahı olan yeni ürünlerini konuştuk.

Yüzde 5 büyüyeceğiz

Æ2008 nasıl geçti, krizin daha çok etkilediği 2009 nasıl geçiyor?

-
Bizim için 2008 oldukça başarılıydı. Yüzde 23 büyüyerek, 195 milyon TL ciroya ulaştık. 2009 sonunda da yüzde 5 büyüyerek, 210 milyon TL’yi hedefliyoruz. Dünyanın en büyük klima üreticilerinden Mitsubishi Heavy Industries ve İtalya’nın en büyük kombi üreticilerinden Riello ile işbirliği anlaşmaları yaptık. Mitbubishi’nin merkezi sistem klimalarını satıyorduk. Artık bireysel klimalarını da Türkiye’de satacağız. Türkiye’de 60 yeni Airfel ve 30 yeni Mitsubishi Heavy Industries showroom açmayı planlıyoruz. Mitsubishi’lerin 10’unu açtık. Bu yıl apartmanlarda kullanılacak ve 10 daireyi ısıtabilecek 180 kilovatlık duvar tipi kombileri de pazara sunacağız.

ÆGlobal krizden etkilenmemek için nasıl bir strateji izliyorsunuz?

- Kriz ortamında iç pazar kadar ihracatı da hedefledik. Pazarda genişlemek için yerel markalara odaklandık. Almanya’da ofis açtık ve klimada Zass ismini dünyadaki tüm haklarıyla beraber satın aldık. Artık Zass Germany markasını dünyada kullanıyoruz. 2008’de krize rağmen ilk defa Airfel markasıyla Arjantin ve Çin’e ürün sattık. Ajantin ve Çin’e Airfel distribütörlüğü de verdik. Herkes Çin’den ithallat yaparken ve onlarla rekabet edemezken, biz Çin pazarına yerleştik.

40 ülkeye ihracat

ÆÇin ve Arjantin’e ihracatınız ne kadar?

- 40 ülkeye, toplam ihracatımız 25 milyon dolar. Arjantin’in en büyük elektronik marketlerine girdik. 2008’de Arjantin’e 1.2 milyon dolarlık 5 bin set klima sattık. Çin’e 450 bin dolarlık 8 bin radyatör gönderdik. 2009 için ilk etapta Çin’le 1.9 milyon Euro’luk radyatör bağlantısı yaptık.

ÆBu yıl içinde yeni ürünler olacak mı?

- Ciromuzun her yıl yüzde 2’sini Ar-Ge’ye ayırıyoruz. 2009’da Ar-Ge ve üretimi kapsayan bir ortaklık hedefliyoruz. Bu yıl üç yeni kombi modelini, infrared ısıtıcıyı, Kalem Kumanda’yı ve Mitssubishi Heavy Industries’in KX6 ürününü satışa sunacağız. Güneş enerjili klimayla ilgili yoğun çalışıyoruz. İTÜ ile birlikte yürütüyoruz. Bu yıl sonuna kadar dünyaya ihraç etmek istiyoruz.

Türkiye’de pazarı 2 milyar dolar

Isıtma-soğutma pazarının büyüklüğü nedir?

- Dünyada ısıtma-soğutma pazarı toplam 87 milyar dolarlık büyüklükte. Türkiye’de ise 1.1 milyar dolar ısıtma, 900 milyon doları soğutma olmak üzere toplam 1.9 milyar dolar. Hedefimiz pazarın yüzde 10’una hakim olmak. 2008’de 1.5 milyon metre radyatör, 300 bin adet kombi, 60 bin split klima ürettik.

Kalem Kumanda’yı krizde geliştirdik

Kendi geliştirdiğiniz en çarpıcı ürünler neler?

- 2008’de iki yeniliğe imza attık. Çocuk odası kliması ve Kalem Kumanda. Çocuk odası kliması, antibakteriyel plastik malzemeden üretiliyor. Ön paneli sevimli karakterlerle süslü. Tek pille çalışan Kalem Kumanda bizim bütün split klimaları çalıştırıyor.

Dört fabrikada üretim yapıyor

Kaç fabrikada üretim yapıyorsunuz?

- Hendek’te üç fabrikamız var. Airfel radyatör fabrikasının panel radyatör kapasitesi 1.6 milyon metre. Kombi fabrikası elektronik LCD donanımlı kombi üretiyor. Hem ihracat hem de iç pazara satış yapmak üzere kurulan split klima fabrikası 400 bin kapasiteye sahip. Çorlu’daki klima santralı fabrikasında ise hastane ve ilaç fabrikalarında kullanılan hijyenik klima santralları üretiliyor. Bunun için Tetisan’ı, know how’u ve tesisleriyle satın aldık. 11 bin metrekare kapalı alanda yılda bin klima santralı üretiyoruz. Dört yılda dört fabrikaya 62 milyon dolarlık yatırım yaptık.

HASAN ÖNDER

AIRFEL kurucu ortağı ve İcradan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Önder, 1969 Diyarbakır doğumlu. İzmir Maltepe Askeri Lisesi’nin ardından, 1993’te İTÜ Makine Mühendisliği bölümünden mezun oldu. İş hayatına özel bir mühendislik firmasında başladı, 1994’de HACE Mühendislik’i kurdu. 1998’de Singapur’da bir yıl yaşadıktan sonra 1999’da Türkiye’ye dönerek Akfel Endüstriyel Pazarlama’yı kurdu. Akfel, 2001 yılında Sanko Holding bünyesine katıldı ve firmanın adı Airfel olarak değişti.
Yazının Devamını Oku

Dışarda yemek yedik, ’ev dışı Mutfak’ 5 milyar Euro’ya çıktı

UNILEVER Food Solutions’ın Global Müşteri Geliştirmeden Sorumlu Dünya Başkan Yardımcısı Candan Karabağlı, Türkiye’de ev dışı gıda sektörünün 5 milyar Euro olduğunu belirterek, "Türkiye’de yüzde 10’luk pazar payımız var. Unilever bünyesinde üç yıl içinde beşinciliğe çıkacağız" dedi. ULUSLARARASI hızlı tüketim devi Unilever’in ev dışı gıda sektörüne hizmet veren şirketi Unilever Food Solutions’ın (UFS) Global Müşteri Geliştirmeden Sorumlu Dünya Başkan Yardımcısı Candan Karabağlı, "Ekonomik yavaşlamanın ülke ekonomimize olumsuz etkilerine rağmen büyüme hedeflerimizi devam ettiriyoruz" diyor. Dünyada ev dışı gıda sektörünün büyüklüğünün 350 milyar Euro civarında olduğuna dikkat çeken Karabağlı, Türkiye’de bu sektörün boyutunun alkollü içki ve içecek hariç yaklaşık 5 milyar Euro seviyesinde olduğunu belirtiyor. Unilever Food Solutions (UFS) Dünya Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Karabağlı, doğrudan Unilever Food Solutions CEO’suna bağlı olarak çalışıyor. Portekiz, İspanya, Fransa, İtalya, Yunanistan Avusturya ve İrlanda’nın idari sorumluluğu Karabağlı’da. Unilever Food Solutions’ın dünyadaki büyüklüğü 2 milyar Euro, Avrupa cirosu ise 1 milyar Euro. 2008 sonunda Türkiye’nin Unilever Food Solutions dünyasında 12’inciliğe yükseldiğini belirten Candan Karabağlı, "Türkiye olarak hedefimiz önümüzdeki 3 sene içerisinde dünyada ilk 5 arasına girmek" diyor. Karabağlı ile kriz ortamında dünyada ve Türkiye’de ev dışı gıda, yani profesyonel mutfak ürünleri sektörünü konuştuk.

350 milyar Euro’luk pazar

Dünyada sektörün büyüklüğü nedir?

- Yaklaşık 350 milyar Euro civarında. 71 ülkede faaliyet gösteren Unilever FoodSolutions’ın ev dışı gıda sektöründeki büyüklüğü ise 2 milyar Euro.

Türkiye’de ev dışı gıdanın durumu nedir?

- Alkollü içki ve içecek sektörleri hariç, Türkiye’de ev dışı gıda sektörünün büyüklüğü yaklaşık 5 milyar Euro. Bu sektörün kapsadığı alanlar içinde et, sebze, meyve, un, makarna gibi farklı kategoriler de bulunuyor. Ancak UFS Türkiye, kendi ürünlerinin bulunduğu kategorilerde yaklaşık yüzde 10’luk bir pazar payına sahip.

Hedef dünyada ilk 5

Türkiye’nin dünyadaki operasyonlarınız içindeki ağırlığı ve önemi nedir?

- Türkiye gelişmekte olan pazarlar içinde yer alıyor. BRICMIST dediğimiz içinde Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Meksika, Endonezya, Güney Afrika ile beraber Türkiye de öncelikli, büyüme potansiyeli yüksek olan ve yatırım yaptığımız pazarlar içinde. 2008 sonu itibariyle Türkiye, Unilever Food Solutions dünyasında 12’inci büyük ülke. Türkiye olarak hedefimiz önümüzdeki 3 sene içinde dünyada ilk 5 arasına girmek. Türkiye’deki ev dışı gıda pazarının bu potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz.

Krizde ev dışı yemek pazarında bir daralma yaşandı mı?

- Dünyada ve Türkiye’de krize bağlı olarak dışarıda yemek yeme alışkanlığında genel bir daralma yaşandığını söyleyebiliriz. Bu alışkanlığın değişmesi ve tasarruf nedeniyle turizm ve iş seyahatlerindeki azalmalar, restoran ve otel gibi alanlarda daralmalara neden oluyor. Öte yandan catering servisi veren firmalarda da daralmalar yaşanıyor. Buna karşılık askeriye, sağlık sektörü, okullar, huzurevleri gibi sektörün alt bölümleri büyüklüklerini korumaya devam ediyor.

Yiyecek israfını önleme çözümleri 

Krizle müşterilerinizle ilişkilerinde neler değişti?

- Müşterilerilerimizle yapılan ortak projelerin sayısında ciddi artış var. Müşterilerimize enerji ve yiyecek israfını nasıl önleyebileceklerini gösteriyor, maliyetlerini düşüren çözümler sunuyoruz. Ürün portföyümüzde bulunan gıda ürünlerinin mönü maliyetindeki yeri yüzde 1 veya altında. Buna karşılık sunduğumuz çözümlerin mönü kalitesini artırıyor.

2008 ciromuz 100 milyon dolar

2008 yılını nasıl geçirdiniz, 2009 beklentileriniz neler?

- 2008’de, 100 milyon dolar ciroya ulaştık. Yaşanan ekonomik yavaşlamanın ülke ekonomimize olumsuz etkilerine rağmen Unilever Food Solutions olarak istikrarlı büyüme hedeflerimizi devam ettiriyoruz. 2009’da da etkilerini hissettiğimiz ekonomik yavaşlamaya rağmen büyümemizi sürdürmek hedeflerimizin başında geliyor.

Krizde hazır yemeğe ve fast food’a ilgi artıyor

Krizde tüketim alışkanlıklarında ne gibi değişimler gözlüyorsunuz?

- Krizle birlikte insanların dışarıda yemek yeme alışkanlıkları değişiyor. Arntık daha itinalı harcıyorlar. Bu durum restoranlarda kişi başı restoran harcamalarında ve restorana giren kişi sayısında düşüşe neden oluyor. Evde tüketimin artması ile süpermarketlerden alınabilen hazır yemeklere ve fast food lokantalara eğilim artıyor.

Dünyanın gıda tedarikçisi

UNILEVER Food Solutions (UFS), ev dışı gıda sektöründe hizmet veren, markalı gıda ürünlerinin, servislerinin lideri ve tedarikçisi. UFS, bulyonlar, çeşniler, çorbalar, soğuk soslar, çay ve tatlılarıyla biliniyor. Knorr, Lipton, Carte D’or, Calve, Sana, Becel, Flora gibi markaların altında satılan ürünleri, tüm dünyada oteller, restoranlar, catering şirketleri, kafelerde kullanılıyor.

Ev dışında yemek için İspanyol 3 bin, Türk 400 dolar harcıyor

Türkiye’de ev dışı gıdada ne potansiyel görüyorsunuz?

- Ev dışı gıda sektörünün gelişimi var olan ülkenin kişi başına düşen geliri ve gelenekleri ile doğrudan bağlantılı. Amerika ve İngiltere’de ev dışı gıda harcamalarına baktığımızda yüzde 45-50 olduğunu görürüz. Türkiye’de bu oran yarı yarıya, yüzde 20-25. Avrupa ve Akdeniz ülkeleriyle karşılaştırdığımızda İspanya’da kişi başı ev dışı gıda harcamaları 3 bin dolar, İtalya’da 2 bin dolar, Türkiye’de 400 dolar. Türkiye’de ev dışı gıda harcamaları, gerek nüfusun artışı, gerekse ekonomideki olumlu gelişmelerle çok daha üst seviyelere çıkacak. Ekonominin güçlenmesiyle Türkiye pazarının kısa sürede Avrupa ortalamasına yaklaşacağına inanıyoruz.

CANDAN KARABAĞLI

UNILEVER
Food Solutions (UFS) Global Müşteri Geliştirmeden Sorumlu Dünya Başkan Yardımcısı Candan Karabağlı, Ortadoğu Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunu. ABD’de Arizona Üniversitesi’nde yönetim bilgi sistemi üzerine yüksek lisans yaptı. 1987’de Lever’de işe başladı. Elida Kozmetik Ticari Direktörlüğü’nün ardından, 1995’de Lever Industrial Türkiye Genel Müdürü oldu. 1999’da DiverseyLever International’a Global İş Geliştirme Başkan Yardımcılığı’na atanarak, Hollanda’ya gitti. 2004’de Unilever Food Solutions Avrupa Başkan Yardımcılığı’na getirildi. 2006’dan beri Unilever Food Solutions Global Müşteri Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı.
Yazının Devamını Oku

80 yıllık sanayici Fuad Bezmen 100 yaşına ’tertemiz’ giriyor

TÜRKİYE’de sanayiciliğin ilk temsilcilerinden biri olan Fuad Bezmen, 100’üncü yaşını kutlamaya hazırlanıyor. Babasının ’İstikbal sanayicilikte’ demesi üzerine bundan 80 yıl önce iş hayatına atılan Bezmen, "Asla pişmanlık duymadım, bugün işe başlasam yine sanayici olurum" diyor. Oğlu Halil Bezmen’le konuşmayan Bezmen, "Şirketlerim gitti, bir şey kalmadı. Ama artık beni üzecek bir şey yok, tertemizim borcum yok, şikayetim yok" diyerek emekliliğin tadını çıkarıyor. Onu en çok memnun eden durum ise işçileri tarafından "Fuad Baba" olarak anılmak.

GEÇMİŞTE bir döneme damgasını vurduktan sonra iflas eden Mensucat Santral ve Santral Holding’in patronu, Türk sanayiinin duayeni Fuad Bezmen, bir asrı geride bırakarak 100 yaşına giriyor. 16 Nisan 1909 Selanik doğumlu olan ’asırlık çınar’ Fuad Bezmen, 100’üncü doğum gününü 3 Mayıs Pazar günü düzenlenen bir yemekte, ailesi, dostları, arkadaşları ve onu sevenlerle birlikte kutlayacak. Bezmen’in bu yemeğe davetli olanlardan özel bir isteği var. O da, kendisine doğum günü hediyesi verilmesi yerine, o gün açılacak standta Tema Vakfı’na bağışta bulunmaları...

20 yaşında çalışmaya başladı

Fuad Bezmen, 1918 yılında Galatasaray Lisesi’ne giriyor. Daha sonra 1927’de Marsilya’daki Yüksek Ticaret Mektebi’ne gidiyor. Sanayiciliğe 1928 yılında Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun çıkarılmasının ardından babasının tekstil fabrikası kurmasıyla adım atıyor. Lise eğitimini tamamladıktan sonra 1927’de Marsilya’daki Yüksek Ticaret Mektebi’ne giden Fuad Bezmen, babasının mektubu üzerine 1929’de İstanbul’a dönerek henüz 20 yaşındayken babasıyla Mensucat Santral’de çalışmaya başlıyor. Fuad Bezmen, babası Halil Ali’yi kaybettikten sonra amcası ve ağabeyi ile işleri devralıyor.

60 yılda 6 fabrika

Fuad Bezmen, 1928 yılında teslim aldığı fabrikayı 60 yılda 6 fabrikaya, 100 işçiden 8 bin işçiye çıkarıyor. Mensucat Holding’in şemsiyesi altında Kazlıçeşme, Topkapı ve Edirne fabrikaları, Sanko, Koruma Tarım, Rabak ve Zucchi-Marmara gibi devasa şirketler toplanıyor.

1 Eylül 1949’da ABD’den gelen Marshall yardımından Mensucat Santral’ın da payına önemli bir miktar düşüyor. Amerika’da harcamak şartı yüzünden Fuad Bezmen, New York’a giderek yeni makineler alıyor. 1950’lerde ihracata eğilme kararı veriyor ve Mensucat Santral Türkiye’nin ihracatta başı çeken firmalarından oluyor.

Halil’i affetmem

Fuad Bezmen, işleri 1975 yılında işleriyle ilgili imza yetkisini büyük oğlu Halil Bezmen’e devrediyor. Sonrasında ise işler kötüye gidiyor. Fuad Bezmen’in geçmişteki en büyük pişmanlıklarından biri de oğluna çok fazla güvenmesi ve sonrasında onun kendisine yaşattıkları. Halil Bezmen’in adı geçtiğinde "Onu evlatlıktan çıkardım, affetmem" diyor.

Fuad Bezmen, babasının kurduğu ve kendisinin yıllarca emek verdiği fabrikalarının oğlu Halil Bezmen yüzünden bir bir kapanmasını izlemek zorunda kalmış. 1993 yılında Mensucat Santral’ın da kapanmasıyla emekliye ayrılarak Yeşilköy’deki evine çekilmiş. Çatalca’daki çiftliğinin geliri ve emekli maaşıyla geçiniyor.

Asırlık çınar Fuad Bezmen, 80 yaşındaki eşi Emel Hanım ve 68 yaşındaki oğlu Nazım Bezmen’le Yeşilköy’deki evinde biraraya geldik. Bir çınarın 100 yıllık öyküsünü dinledik.

Toplu sözleşmeye ilk imzayı ben attım

Sanayicilik yaptığınız yıllarda işçilerinizle ilişkileriniz nasıldı?

- İşçilerime daima sahip çıktım. Hálá beni arayıp soran işçilerim var. Fabrikada bana ’Fuad Baba’ derlerdi. İşçilerine ilk yemeği veren benim. Çünkü en iyi işçilerimden birinin birgün gelmediğini öğrendim, hasta dediler. Evine doktor gönderdim. Sonra doktoru her hasta olanın evine gönderdim. Düzenli beslenmelerini ve ihtiyaçları olan kaloriyi almalarını istedim. Her zaman işçilerimle aynı yemeği yedim. İlk toplu sözleşme benim fabrikamda imzalandı. Ev almak isteyen işçilerime faizsiz para verdim. Üsküdar’daki şirket tesislerimde 15’er gün tatil yaptırdım. Ben de memnundum, işçilerim de. Para kazanıyorduk, işçimizin hakkını da veriyorduk.

100 normal bir yaş, yeni hedefim 120

100’üncü doğum gününüzü kutluyorsunuz. Neler hissediyorsunuz?

- 100 yaşında olmak bana gayet normal geliyor. Artık 120’yi düşünüyorum. Gençken bu kadar yaşamayı düşünmedim, ama gençken her gün spor yaptım. Bugün de hiçbir günümü egzersiz yapmadan geçirmem.

2 evlilik yaptı 4 çocuğu 10 torunu 4 torun çocuğu oldu

FUAD Bezmen ilk evliliğini amcasının kızı Fatma Hanım’la yaptı. 28 yıl evli kaldığı ilk eşi Fatma Hanım’dan dört oğlu oldu. 1939’da Halil, üç yıl sonra Nazım dünyaya geldi. 1950’de Turgut, 1954 yılında en küçük oğlu Necdet doğdu. Dört oğlu da değişik dönemlerde Mensucat Santral’da çalıştı. Bu dört oğlan kendisine 10 torun ve 4 torun çocuğu verdi. Fuad Bezmen şimdiki eşi Emel Hanım’la 1966 yılında evlendi.

Mensucat Santral’ı babam kurdu, ben büyüttüm

Çalışmaya nasıl başlamıştınız?

- 1928 yılında Marsilya’da okurken babamdan bir mektup geldi. Teşvik-i Sanayi Kanunu çıkarılmıştı. Mektupta babam, ’İstikbal sanayicilikte, ben tekstil fabrikası kuruyorum, gözünü aç, tahsilini buna göre yap’ diyordu. Babam iki Musevi iplik taciri Taranto ve Behar ile ortak Mensucat Santral’i kurmuştu. Fabrikada bana da ihtiyaç vardı. 1929’da tahsilim bitti, İstanbul’a dönerek fabrikada çalışmaya başladım. İtalya’da Milano’da ithalat için büyük bir büromuz vardı, 1930’da üç ay orada çalıştım. Dönüşte aile dostumuz Rıfat Abi’nin (Esat Edin’in büyükbabası Rıfat Edin) yanında satışta başladım. Mensucat Santral Milano’dan döndüğümde iflas etmişti.

Mensucat Santral’ı tekrar ne zaman açtınız?

- Rıfat Abi ile konuştum. ’Mensucat Santral kapalı ama ambarlarda bir sürü iplik var. O iplikleri bez yapalım, sen sat’ dedim. Kabul etti, kazandıkça yeni makine aldım. 5 yıl böyle sürdü. Fabrikayı geliştirmek için sık sık Almanya’ya gidip yeni makineler satın aldım.

474 bıldırcın vurup dünya şampiyonu olduğum için pişmanım

Geçmişte yaptığınız ve pişman olduğunuz şeyler var mı?

- En büyük tutkum avcılıktı. Çok iyi avcıydım. Sık sık yarışırdım. 1953’te 585 atışta 474 bıldırcın vurarak rekor kırdım ve dünya şampiyonu oldum. Geçmişe bakınca çok fazla ördek, bıldırcın vurduğum için pişmanım. Kuş nesli azalıyor, kendimi kabahatli buluyorum. Yıllar sonra bunca hayvanı öldürdüğüm için pişmanlık duydum ve kuşları tabiata yeniden kazandırmak için hayvan üretim çiftlikleri kurdum.

Sanayiciliği bırakmadım sanayi beni bıraktı

Sanayici olduğunuz için pişmanlık duyduğunuz oldu mu?

- Bugün olsa yine sanayicilik yapardım. Ben sanayiciliği seviyorum. Sanayiciliği ben bırakmadım. Sanayi beni bıraktı, 1993’te fabrika iflas edince ben de emekli oldum.

Halil fabrikalarımı sattı, kendine menfaat temin etti

Çocuklarınızdan dolayı, özellikle Halil Bezmen için pişmanlık duyduğunuz oldu mu?

- İlk zamanlarda yoktu, sonra benim imza yetkisi verdiğim oğlum imzamı kötüye kullandı. Onu evlatlıktan çıkardım. Varislikten çıkardım. Onu affetmem. Dediklerimi yapmadı, fabrikalarımı sattı, kendine menfaat temin etti. Mensucat Santral’ın Edirne ve İstanbul’daki fabrikaları, Koruma Tarım, Rabak ve daha birçok şirketim, hepsi gitti. Hiç birşey kalmadı. Ama artık beni üzecek bir şey yok. Maliye, sosyal sigorta borçları hepsi temizlendi. Tertemiz durumdayım, borcum yok. Artık emekliyim. Çatalca’da da bir çiftliğim var, onun geliri de var, geçiniyoruz, şikáyetim yok.

Turgut Özal’ın dönemi zenginlik zamanıydı

En beğendiğiniz başbakan kimdi?

- Özal’ın arkasında her şeyi yapardım o günlerde. En çok beğendiğim Başbakan Turgut Özal. En zengin olduğumuz zamanlardı. Özal zenginlik zamanıydı. Özal daha başbakan olmamıştı, beni sanayiciliğe teşvik etti. Özal politikacı gibi değildi, bizi anlıyordu. Ben de sanayiciliği çok seviyordum. Çünkü bir şeyler üretiyordum.

Günde 16 saat uyuyorum, TV’de dizi izliyorum

100 yaşındaki bir insan neler yapar, nasıl vakit geçiriyorsunuz?

- Günde 15-16 saat uyuyorum. Uyanınca egzersiz ve yoga yapıyorum. Son zamanlarda televizyonda Kanal D’de yayınlanan Arka Sokaklar dizisini izliyorum. Sabahları çok güzel bir kahvaltı yapıyorum. Öğlenleri artık yemek yemiyorum. Akşam yemeğimi de 19.00’da yiyorum. Güzel havalarda Emel Hanım’la dışarı çıkıyoruz. Her yaş günümde de Çin lokantasına gideriz.

FUAD BEZMEN

MENSUCAT Santral ve Santral Holding’in eski patronu sanayici Fuad Bezmen, 16 Nisan 1909 yılında Selanik’te doğdu. 1924 yılında Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. 1927 yılında Paris Michelin Lisesi’ni, 1929’ta Marsilya Ecole Superieur de Commerce’i (Yüksek Ticaret Akademisi) bitirdi. 1929’da Mensucat Santral’ın kurulmasıyla iş hayatına başladı. Dört erkek çocuğu (Halil, Nazım, Turgut, Necdet), 10 torunu, 4 torun çocuğu var. 1993 yılında Mensucat Santral’ın iflasıyla emekli oldu.
Yazının Devamını Oku

İşsizlik rekor kırdı, ’maaş ve kredi sigortası’na talep patladı

KRİZ etkisini gösterirken en ağır faturayı istihdama çıkardı. İşsizlik döneminde ödemelere destek, gelir güvencesi gibi formüller içeren Cardif Türkiye’nin CEO’su Yılmaz Yıldız, öngörülerin ötesinde bir talep artışı yaşandığını söyledi. Yıldız, son 7 ayda 165 bin kişilik artış yaşandığına dikkat çekti. GLOBAL kriz nedeniyle Türkiye’de giderek artan işsizlik ortamı, ’maaş, kredi kartı ve bireysel kredi’ gibi özel sigortalara ilgiyi artırdı. Bu ürünleri geçen yıl haziran ayından beri Türkiye’de ürünlerini pazarlayan BNP Paribas’ya bağlı Cardif, son dönemde bir talep patlaması ile karşı karşıya. İşsiz kalınması durumunda, kredi kartı, bireysel kredi koruma ve gelir güvencesi ürünlerini pazarlayan Cardif Türkiye’nin CEO ve Genel Müdürü Yılmaz Yıldız, "Talep, tüm öngörülerimizin ötesinde inanılmaz büyüdü. Bunların insanların borçlu olmaları ve gelecek hakkında tedirgin olmalarının etkisi var" diyor. Yılmaz Yıldız, krizin etkilerinin yeni hissedilmeye başlandığı Eylül 2008’de ayda 10 bin kişinin ürünlerini aldığını, ancak bu sayının Aralık 2008’de 50 bin, Mart 2009’da ise 175 bin kişiye tırmandığını belirtiyor. Yılmaz Yıldız, talepteki bu tırmanma nedeniyle 2009 yılı satış hedefini de 1 milyondan 3 milyon adede çıkardıklarını vurguluyor. Cardif Türkiye’nin CEO’su Yılmaz Yıldız ile kredi kartı, bireysel kredi koruma ve gelir güvencesi ürünlerini ve işsizliği konuştuk.

Altyapıya 50 milyon lira

ÆCardif, Türkiye’ye ne kadarlık yatırımla girdi?

- Cardif, 41 ülkede 55 milyon müşterisi ve 18 milyar Euro prim üretimine sahip, işsizlik, kredi kartı ve bireysel kredi koruma ürünleri sağlayıcısı. Ana hissedarı BNP Paribas. Türkiye’de sadece altyapıya 50 milyon lira yatırım yaptı, geçen haziran ayında satışlara başladık. Cardif Sigorta ve Cardif Hayat Sigorta olarak kriz öncesi olduğu gibi, şimdi de Türkiye’nin tüm bireysel kredi riskini üstlenmeye hazırız.

ÆTürkiye’de hangi ürünleriniz var?

- Bireysel kredi koruma ürünlerimiz bireysel krediler ile beraber satılıyor. Kredi kartı ürünümüz var. Bu da işsiz kaldığınızda kredi kartı bakiyenizi belli taksitlerle faizi ile beraber ödüyor. Gelir güvencesi ürünlerimiz işsiz kaldığınızda çalışıyormuş gibi maaşınızın bir bölümünü bankaya yatırıyor. Bir de işsiz kaldığınızda bir süre fatura, kira gibi bütün sabit ödemelerini sizin adınıza yaptığımız bir ürünümüz daha var. Standart bir üründe kredi vadesi boyunca 3 kez ve her biri 6 ay olmak üzere 18 aya kadar kişinin borcunu bankaya Cardif ödüyor. Müşteri sonrasında Cardif’e borçlu olmuyor, çünkü ürünü baştan almış oluyor.

Başvurular yoğunlaştı

ÆKriz, ürünlerinize talebi etkiledi mi?

- Bireysel kredi koruma ürünlerinde son dönemde bir talep patlaması yaşanıyor. Bu talep hem nihai müşterilerden, hem de bireysel kredi veren banka ve tüketici finansmanı şirketleri ile onların sigorta şirketlerinden geliyor. Talep, tüm öngörülerimizin ötesinde inanılmaz büyüdü. Bunların insanların borçlu olmaları ve gelecek hakkında tedirgin olmalarının etkisi var. İşsiz kalınması durumunda, kredi kartı, bireysel kredi koruma ve gelir güvencesi ürünlerinin satışı, krizin etkilerinin hissedilmeye başlandığı Eylül 2008’de aylık 10 bindi. Aralık 2008’de 50 bine ve Mart 2009’da ayda 175 bin kişiye ulaştı. İşsiz kalanlara bireysel kredi ödeme, maaş ödeme ve kredi kartı bakiye kapatma konusunda yoğun başvurular geliyor.

ÆBu ürünlerde satış hedefiniz nedir?

- 2008 sonu hedefi başta 25 bindi. Daha sonra bu rakam, önce 100 bine, sonra 300 bine çıkartıldı. 2009 yılında 1 milyon olan satış hedefimizi, iş ortaklarının ilk 2 aydaki satış performansı ışığında, 3 milyona çıkarttık. Çünkü ilk 2 ayda yaklaşık 300 bin poliçe satıldı. 2009 yılında, Türkiye’de tarım-dışı istihdam edilen nüfusun yaklaşık yüzde 20’sine, iş ortaklarımız kanalıyla işsizlik ürünlerini ulaştırmış olacağız.

ÆTüketici ürünlerinize nasıl ulaşabiliyor?

- Cardif bireysel kredi koruma ürünlerini bankalar, tüketici finansmanı ve sigorta şirketleri kanalı ile nihai müşteriye ulaştırıyor. Cardif, gelen talepleri iş ortaklarına yönlendiriyor, ürünlerini doğrudan Cardif’ten alamıyorsunuz. Türkiye’deki en büyük 10 banka ve sigorta şirketinin 7’si, en büyük 3 tüketici finansmanı şirketi de Cardif’in müşterisi.

1000 liralık maaşın aylık primi 25-30 lira

Ürünleriniz tüketiciye ne kadarlık bir maliyet getiriyor?

- Kredi kartı sigortasında, aylık kredi bakiyesinin yüzde 1-1.5’u kadar bir ek maliyet getiriyor. Bin liralık aylık kredi kartı bakiyeniz için ödemeniz gereken rakam vadesine göre 10-15 liradır. Maaş sigortasında ise bin liralık aylık ücret sigortası için ayda 25-30 lira ödeniyor. Konut kredisinde de oranlar aynı.

Borç ödeme başvurusu en fazla tekstilde

Hasar durumu en fazla sektörler hangileri?

- İşsiz kalınması halinde en çok borç ödeme başvurusu alınan sektörlerin başında, tekstil, imalat sanayi, inşaat, gıda ve otomotiv geliyor. Bu beş sektör toplamın yaklaşık yüzde 50’sini oluşturuyor. En çok hasar alınan iller ise İstanbul, Antalya, Ankara.

YILMAZ YILDIZ

CARDIF Türkiye’nin CEO ve Genel Müdürü Yılmaz Yıldız, 1969 Ankara doğumlu. TED Koleji’nin ardından Harvard Üniversitesi, Harvard Business School (MBA) ve Boston Üniversitesi ekonomi ve işletme bölümlerini bitirdi. Çalışmaya Hazine Müsteşarlığı’nda başladı. Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü’nde Dünya Bankası Projeleri Dairesi’nde çalıştı. Morgan Stanley, Amerikan Bain&Company’de yöneticilik yaptı. Garanti Bankası ve Garanti Sigorta’da Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 2007’den yana da Cardif Türkiye’nin CEO’su.
Yazının Devamını Oku

Gayrimenkule 750 milyon dolar daha yatıracak, 500 milyon dolarla enerjiye de girecek

ASTAŞ Gayrimenkul ve Turizm Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Aşçı, "Toplam yatırım tutarı 750 milyon dolar olan iki yeni proje için hazırlandık. Hayalimde Maslak civarında 85 katlık gökdelen yapmak var. Uygun arsa bulursam yapacağım" dedi. Aşçı, enerjiye 500 milyon dolar yatıracağını söyledi. GEÇEN yıl 180 milyon dolar yatırımla Astoria’yı İstanbul’da açan, nisan ayı başında Bellevue Residences’ı hayata geçiren Astaş Gayrimenkul Yatırım, toplam yatırım tutarı 750 milyon dolar olan iki yeni proje için kolları sıvadı. Astaş Gayrimenkul ve Turizm Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Aşcı, "Maslak Oto Sanayi civarında uygun bir arazi bulunca hayalimdeki 85 katlı gökdeleni yapmak istiyorum. Projesi hazır. Bir de 5 yıldızlı yeni bir otel daha yapacağım" dedi. Aşcı, önümüzdeki yıl enerji sektöründe rüzgar santralı kurmak için 500 milyon dolarlık yatırım yapacağını söyledi. Aşcı, enerji konusunda yabancılarla işbirliği görüşmelerinin sürdüğünü belirtti. Astaş Gayrimenkul ve Turizm Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Aşcı ile gayrimenkul sektörünü, krizi ve Astaş’ın İstanbul’daki yeni yatırım projelerini konuştuk.

2010’da 2 yeni proje

ÆBu yıl İstanbul’da yeni projeleriniz olacak mı?

- 2009 yılında yeni birkaç proje üzerinde yoğunlaştık. Önümüzdeki aylarda arazilerin satın alınmasının ardından yılın ikinci yarısında yeni bir rezidans ve 5 yıldızlı otel projesi düşünüyoruz. Maslak ve civarında arazi bakıyoruz. 2010 yılında İstanbul’a yeni bir proje daha kazandıracağız. Yeni projemizde otelin işletmecisi bu kez Kempinski olmayacak. Kempinski’nin İstanbul’da üç oteli var, yeterli olduğuna inanıyorum. Kempinski ayarında 5 yıldızlı başka marka ile görüşüyoruz. İki projenin yatırım maliyeti 350-400 milyon dolar olacak. Satış bedelinin 750 milyon dolar olacağını tahmin ediyoruz. Astoria ve Bellevue Residences’ın değeri bugün 600 milyon dolar.

80-100 katlı gökdelenler

ÆAlışveriş merkezi ve rezidans projelerinde trend nereye doğru gidiyor?

- Artık daha teknoloji yoğunluklu, enerji tasarruflu, izolasyon özelliği olan özel camların kullanıldığı binalar yükselmeye başladı. Şu anda 50-60 katları konuşuyoruz. Tahmin ediyorum önümüzdeki birkaç yılda 80-100 katları konuşacağız. 80 katın üzerinde yüksek teknolojili bir bina yapmak istiyorum. Hayalimdeki projeyi 85 katlı çizdirdim. Uygun arazi arıyorum.

Rüzgar enerjisine girecek

ÆGirmeyi düşündüğünüz sektör var mı?

- 30 yıldır endüstri tekstil ve konfeksiyon makineleri satıyoruz. Yılda 30 bin adet makine satışımız var. 20’nin üzerinde markayı Türkiye’de, Türk Cumhuriyetleri’nde, Romanya, Bulgaristan, Mısır, Ürdün, Irak, İran ve Suriye’de makine satıyoruz. 2003’ten bu yana gayrimenkul ve turizm işindeyiz. Önümüzdeki yıl yabancı bir ortakla enerji yatırımına da gireceğiz.

ÆEnerjinin hangi alanına, ne kadarlık yatırım düşünüyorsunuz?

- Rüzgar enerjisine girmeyi düşünüyoruz. 2010 yılı enerji yatırımlarına girdiğimiz bir yıl olacak. Bu yılın ikinci yarısında yeni bir şirket kurarak çalışmalarımızı hızlandıracağız. Enerji sektörüne gireceğiz, dünyanın geleceği enerjide.

2 yılda 1 milyar dolarlık iş hacmi

Æ Grubunuzun iş hacmi ne kadar?

- Astaş Grubu olarak son üç yılda yaptığımız iş hacmi 500 milyon dolar civarında. Önümüzdeki iki yılda bir milyar doları bulmuş olacağız. Enerji yatırımlarımız da gerçekleşirse 1.5 milyar dolara ulaşırız.

Æ Yurtdışında yatırım planlıyor musunuz?

- Yurtdışından ciddi talepler geliyor, ama açıkçası gönlümüz önce İstanbul’da projelerimizi yapmak istiyoruz. Ancak 2010 yılından sonra yurtdışına açılabiliriz. Yurtdışında da yine çok lüks rezidans, otel, iş merkezi projelerimiz olur.

Rezidanslarda kiralar 3 bin ile 10 bin Euro arasında değişiyor

Æ Astoria’daki rezidansların şu andaki değeri ve kiraları ne oldu?

- Astoria’daki rezidanslarda toplam 160 dairemiz vardı, bunların 120’sini satıp gerisini kiraladık. Arada ikinci el satışlar oluyor. Onların da metrekare fiyatı manzarasına göre 9 bin dolar. Biz o rezidansların metrekaresini 4 bin 500 ile 6 bin dolar arasında sattık. Bu rezidans dairelerinin kira gelirleri de çok iyi. Büyüklüğüne göre 3 bin Euro’dan başlıyor 10 bin Euro’ya kadar çıkıyor.

Astoria’da 110 mağaza toplam 1.2 milyon dolar ciro yaptı

Æ Astoria bir yılını geride bıraktı. Sonuçlardan memnun musunuz?

-
Türkiye’yi de etkileyen ekonomik şartlara rağmen güzel bir performansla ilerledik. 180 milyon dolarlık yatırım yapmıştık. Rezidansları satıldı, ofisleri kiralandı. Günde ortalama 25 bin ziyaretçi geziyor. Bir yılda 9.5 milyon ziyaretçiye ulaştık. 110 mağaza toplam 1 milyar 200 milyon dolar ciro yaptı. Astoria’da toplam 1500 kişi çalışıyor. 2009’da da günde 30-35 bin ziyaretçi bekliyoruz. Bundan sonra yabancı ve yerli yatırımcıların daha dikkatli davranacağını, daha ihtiyaç olan bölgelere yöneleceklerini tahmin ediyorum. Biz yeni bir alışveriş merkezi düşünmüyoruz.

Anantara’ya 100 milyon dolar yatıracağız

Æ Anantara Spa’da hedefiniz nedir?

- Bugüne kadar iki tane açtık. Yeni yapacağımız iki projede de olacak. 10 Anantara’ya ulaşmayı planlıyoruz. 2010 yılında İzmir, Çeşme, Bodrum, Ankara ve Antalya’da açmayı düşünüyoruz. Gelecek iki yılda sadece Anantara için 100 milyon dolarlık yatırım yapmış olacağız. Sadece Astoria’daki için 9.5 milyon dolar harcadık.

Astoria’da kiraları yüzde 25 düşürdük

Æ Alışveriş merkezlerindeki kira tartışmaları sizi nasıl etkiledi?

- Ekonomik kriz ve döviz kurunun yükselmesinden ister istemez tüm sektörler etkilendi. Bizde de geçiş dönemi için yüzde 25 düşürüldü. Astoria’da ortalama kira aralığı 50-150 Euro arasında metrekaresi.

VEDAT AŞCI

ASTAŞ Gayrimenkul ve Turizm Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Vedat Aşcı, 1960 Samsun doğumlu. İlkokul ve lise eğitimini Samsun’da tamamladıktan sonra, 1978’de eğitimine devam etmek için Almanya’ya gitti. İş hayatına, Almanya’da başladı. Dünyanın birçok ülkesine sanayi tipi konfeksiyon makineleri pazarlayan Aşcı GmbH’yi kurdu. Aşcı Türkiye’de ilk şirketi Astaş’ı 1983’te kurdu. 2003’te gayrimenkul sektörüne girdi.
Yazının Devamını Oku

Erbakan önerdi, ’özel yem’e girdipiliçle 600 milyon TL’ye koşuyor

DÖNEMİN TOBB Genel Sekreteri Necmettin Erbakan’ın önerisiyle 40 yıl önce Türkiye’nin "ilk özel yem sanayicisi" olarak kolları sıvayan Orhan Abalıoğlu, bugün 480 milyon TL cirolu Abalıoğlu Grubu’na ulaştı. Piliç işleme işinde de büyüyen Abalıoğlu Grubu, ciro hedefini 600 milyon TL’ye çıkardı. KIRK yıl önce yem üretimiyle yola çıkan, ardından piliç işleme işine giren Denizlili sanayici Abalıoğlu, bugün Türkiye’nin ilk 500 büyük sanayi kuruluşu içinde 148’inci sırada yer alıyor. Türkiye’nin ilk özel sektör yem üreticisi olan Abalıoğlu Grubu, son 7 yılda yüzde 151 büyüme hızı ile de Türkiye’nin en hızlı büyüyen 27’nci şirketi. Türkiye’nin ilk özel sektör yem fabrikasını 1969’da kurmuş. Son 3 yılda 35 milyon dolarlık yatırım gerçekleştiren Abalıoğlu Grubu, geçen yıl 480 milyon TL ciro gerçekleştirdi. Bu yıl 600 milyon TL ciro hedefleyen Abalıoğlu’nun kurucusu Orhan Abalıoğlu ve Abalıoğlu Yem Soya Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi olan oğlu Ender Abalıoğlu ile yem ve işlenmiş piliç sektörünü, grubun yeni yatırım planlarını konuştuk.

16 yaşında patron oldum

İş hayatına nasıl atıldınız?

- 1951’de babam hastalanınca 16 yaşında işe başladım. Okulu bırakmak zorunda kaldım. 1956’da babamın vefatı üzerine, amcam ve eniştemin de ortak olduğu pamuk çırçır fabrikasının başına geçtim. O dönemde 90 kişinin çalıştığı şirketi 12 yıl yönettim. 1963’de ortaklığımız sona erdi. Amcam çırçır fabrikasını, eniştem un fabrikasını, kardeşim ve ben de otomobil, kamyon, lastik satan şirketi devraldık. Çocukluğumdan beri sanayiciliği severim, ticaretten hoşlanmam. Bu iş beni fazla tatmin etmedi.

Yem fabrikası kurma fikri nereden çıktı?

- 1967 yılında Devlet Planlama Teşkilatı’na (DPT) Denizli civarında bir yatırım yapmak istediğimi yazarak önerilerini sordum. Cevap gelmedi. Yazıyı birkaç kez tekrarladım. Sonunda o zamanki DPT Müsteşarı Turgut Özal’la telefonla görüşüp randevu istedim. Hemen randevu verdi. TOBB’un o dönemde genel sekreteri olan Necmettin Erbakan’la görüşmemi önerdi. O da ’Denizli milletvekilleri ve Devlet Yem Sanayii Genel Müdürlüğü Denizli’de yem fabrikası düşünüyorlar, sen de o grubun içine dahil ol’ dedi. ’Devletle ortaklık yapamam’ dedim. Kendi fabrikamı kurmaya karar verdim. 1969’da üretime başladım.

Süt, peynir ve yoğurt üretecek

Halen devam eden yatırımlarınız var mı?

- İzmir’de yapımı süren 4’üncü yem fabrikamızı temmuzda açacağız. 100 bin ton kapasiteli tesise, 12 milyon dolar yatırdık. 5’inci yem fabrikamızı da Mersin civarında kurmayı planlıyoruz. Bu da 7-8 milyon dolarlık bir yatırım olacak. Geçen yıl toplam yem üretiminde ikinciyken, bugün ilk sıradayız. Üç fabrikada 550 bin ton yem üretiyoruz. 200 bin tonunu kendimiz kullanıyoruz.

Yeni bir sektöre girmeyi düşünüyor musunuz?

- Yem, piliç, işlenmiş piliç ürünleri ve yumurta işimizi büyütmek istiyoruz. Yem işiyle paralel süt işimiz olabilir. Bu konuda önümüzdeki dönemlerde bir yatırım düşünüyoruz. İşlenmiş süt, yoğurt ve peynir üretimine yatırım yapmayı planlıyoruz.

Yılda 200 milyon adet yumurta üretiyoruz

 Yumurta sektöründe büyüyecek misiniz?

- Denizlide 1 milyonun üzerinde yumurta tavuğumuz var. Türkiye’de en büyük üçüncü üreticisiyiz. Günlük yumurta üretimimiz 850 bin adet. Yılda 200 milyon adet yumurta üretiyoruz. Yüzde 40’ını ihraç ediyoruz. İhracatın büyük kısmı Irak’a, kalanını da İsrail ve Suriye’ye yapıyoruz.

Çocuklarımı 30 yıl önce şirkete ortak yaptım

ÇOCUKLARI Ender, Ergun, Baha ve Filiz ile eşini 30 yıl önce şirketin ortağı yapan Orhan Abalıoğlu, "Çocuklarım ve eşim dahil hepsinin yüzde 16 hissesi var. Benim hissem yüzde 20. Çocuklarım işin başından beri babasının şirketinde değil, kendi şirketlerinde çalışıyor. Bir de Aile Anayasası oluşturunca bizde çok büyük çatlaklar olmuyor" diyor.

Hedefimiz 5 yılda ilk  üç üretici arasına girmek

 İşlenmiş piliç sektöründeki yeriniz ve hedefiniz nedir?

- Piliç sektörü inişi çıkışı, batanı çıkanı çok olan bir sektör. Biz 2006’da girdik. Kuş gribi gibi krizler varken yatırımı devam ettirdik. Üç yıl önce pazar payımız yüzde 2’yken, bugün yüzde 6. Son üç yılda her yıl yüzde 40-45 büyüdük. Pratik ve işlenmiş ürün grubunda geçen yıl yüzde 120 büyüdük. Türkiye’de kişi başı piliç tüketimi 14-15 kilogram. ABD’de 50, Avrupa’da 30 kilogram. Türkiye’de daha gidecek çok yer var. Piliçte gelecek 5 yıl içinde üçüncü firma olmayı hedefliyoruz.

Piliç eti işleme kapasitemizi üç yılda üçe katladık

 Gıda alanında neler yapıyorsunuz?

- Piliç, yumurta, işlenmemiş pratik ürünler ve şarküteri grubunda faaliyet gösteriyoruz. Lezita markamızla piliç ve işlenmiş ürünler üretiyoruz. Hazır köfteler, dönerler, 3-4 dakikada pişen hazır yemeklerimiz var. İzmir’deki piliç işleme tesisimizi 3 yıl önce kurduk. İlk yıl üretimimiz 20 bin tondu, üç yılda üçe katlayarak 60 bin tona ulaştık. Lezita ayrıca İngiliz Perakendeciler Birliği’nin kurduğu BRC -British Retail Contortium’un verdiği Global Gıda Güvenliği Belgesi’ni de (BRCC) aldı. Bu belge, birçok uluslararası firmanın üreticiyi ayrıca sorgulamadan, gelip denetim yapmaya gerek duymadan tedarikçi olarak kabul etmelerini de sağlıyor.

ORHAN ABALIOĞLU

ABALIOĞLU Grubu’nun kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Abalıoğlu, 1935 Denizli doğumlu. 1951 yılında babasının hastalanması üzerine iş hayatına 16 yaşında başladı. Babasının vefatı üzerine 1956 yılında pamuk çırçır fabrikasının başına geçerek 12 yıl şirketi yönetti. 1963 yılında ortaklığın anlaşmalı dağılması kararının ardından kardeşi Turan Abalıoğlu ile beraber akaryakıt istasyonu, otomobil, kamyon ve oto lastikleri satışı işini devraldı. 1969 yılında Denizli’deki ilk yem fabrikasını kurdu. Yem Sanayicileri Birliği’nin kurucusu ve aktif üyesi.
Yazının Devamını Oku

Perakende stok eritip küçüldü, Boyner 1 milyar TL’yi planladı

TÜSİAD Başkan Yardımcısı ve Boyner Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, perakende sektörünün kriz ortamında stoklarını eriterek küçüldüğünü söyledi. Ümit Boyner, Boyner Grubu’nun bu yıl 1 milyar TL’yi aşmayı planladığını vurguladı. TÜRK Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başkan Yardımcısı ve Boyner Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, perakende sektörünün 2005-2007 arasındaki dönemde çok hızlı büyüdüğünü ve yatırımlar yaptığını vurguladı. Ümit Boyner, 2009 yılında sektörün yüzde 10 civarında küçüleceğini düşündüğünü belirtti. Sektörün küçülmesine rağmen Boyner Grubu’nun bu yılı yüzde 9-10 büyümeyle kapatmayı planladığını kaydeden Ümit Boyner, 1 milyar TL’yi bulacaklarını tahmin ettiğini belirtti. Ümit Boyner ile krizin perakende sektörüne etkilerini ve beklentilerini, Boyner Grubu’nun 2009 yılı planlarını konuştuk.

Müthiş atılım vardı

Perakende sektörü krize nasıl bir ortamda yakalandı?

- 2005’ten itibaren perakendede müthiş atılım yılları oldu. Alışveriş merkezleri çok arttı. Müthiş bir yatırım yapıldı. Talepte artış oldu. 2008’deki kriz ve yoğun talep düşüşü başlayınca perakende çok ciddi etkilendi. Tam yatırımların hızla geri dönmesi hesaplanan bir süreçte sektör, ciddi bir talep düşüşü ve müthiş bir stokla karşı karşıya kaldı. Ekim ayından itibaren birçok perakende firması hayatında ilk kez yüzde 70’lere varan indirimler yaptı.

Ciddi moral kaybı oldu

Talepteki düşüş sadece krizden mi kaynaklandı, sektörün hataları yok mu?

- Çok fazla mı mağaza açtık, çok mu format var, müşterinin seçeneği mi çok arttı? Bütün bunlar üstüste konulunca etkili olabilir tabii. Ama bence problem ciddi bir moral kaybının meydana gelmesi. Bu kriz sürecinin iyi yönetilmediğini düşünüyorum. Sanayi üretimindeki düşüşü 2008 sonuna kadar yaşamadık. Oysa bakarsak talepteki düşüş, 2007 yazından itibaren ufak ufak başladı. Kamu maliyesinde bir bozulma gözlendi.

1 milyar TL’yi geçeriz

Boyner Holding 2008’i nasıl geçirdi?

- Bazı segmentlerimizde kár ettik, bazı segmentlerimizde ciddi bir stok zararı yazdık. Yaptığımız plan ve bütçelerde zararı 2009 ve 2010’da bertaraf etme planı var. Kársız olan bütün segment ve mağazalardan çıkacağız. 2008 konsolide ciromuzda yüzde 14’lük artış var ama yeni mağazalar da açmıştık. 2009’da da yüzde 9-10 büyüme yaşarız. 2008 ciromuz 900 milyon TL olmuştu, bu yıl 1 milyar TL’yi geçeriz diye düşünüyorum.

Fiyatlar dibi gördü

Perakende sektörü 2009’a girerken neler yaptı?

- Herkes fiyatların dibini gördü öncelikle. Herkes stok eritmeye çalıştı. 2009’da yatırımlar düşmüş durumda. Çok nadir bir mağaza açıyorsunuz veya bir mağaza kapatıp daha iyi olur diye başka bir lokasyonda mağaza açıyorsunuz. Metrekare büyümesi pek yaşanmayacak gibi görünüyor.

’Nar’la genç kadınları hayata hazırlayacağız

Son sosyal sorumluluk projeniz Nar, nasıl doğdu?

- Genelde başkaları tarafından geliştirilmiş sivil toplum projelerine maddi-manevi destek veriyoruz. Bu kez grubumuzun içinden doğan bir sosyal sorumluluk projesi olsun istedik. Çocuk projeleriyle ilgili çok çalışan var. Ama yetiştirme yurdundan gelen 18-24 yaş arası genç kadınlarımızı hayata katmakta zorluk çekiyoruz.

Projenin bütçesi ne kadar, kaç yıl sürecek?

- 5 yılda, 1 milyon TL’ye çıkabilecek. Bunu sürekli hale getirmeyi amaçlıyoruz. Halen yetiştirme yurtlarında 18-24 yaş arasında 400’e yakın genç kadınımız var. Projeyi, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK), BM Nüfus Fonu (UNFPA), Türkiye Personel Yönetimi Derneği (PERYÖN) ortaklığı ile yürüteceğiz.

Küçülme sürüyor, yatırım beklemiyorum 2010’dan önce toparlanma göremiyorum

2009 nasıl geçiyor?

- Sektör ciddi küçüldü ve küçülmeye devam ediyor. 2009 zor bir yıl olacak. Fiyatınızı olduğu gibi müşteriye yansıtma lüksünüz yok. Mutlaka ürün gamında farklı fiyattan kesitler bulundurmayı göz önüne almalısınız. Tüm perakende sektörü için yeniden bir yapılanma gelişti. 2010’a kadar büyük bir yatırım beklemiyorum. Konsolidasyon bence ufak ufak zaten oluyor. Özellikle ihracata bağlı sektörlerin yoğun olduğu şehirlerimizde çok ciddi istihdam kayıpları var. Ben 2010’dan önce bir toparlanma göremiyorum. Sektörde aşağı yukarı yüzde 10’a varan küçülmeler bu yıl yaşanacak.

Türkiye krizden fazla etkilendi, IMF’yle anlaşsak ’sağlam’ olurduk

Krizin gelebileceğini o dönemde tahmin edebiliyor muydunuz?

- O dönemde TÜSİAD olarak hep dedik ki ’IMF ile anlaşma bitiyor, ihtiyati bir anlaşma yapalım. Bu bizim ilerde elimizi çok daha sağlam tutar, likit açısından bir korku yaratmaz.’ Gelişmekte olan ülkelerde talep düşüşünden ve likidite krizinden mutlaka zarar göreceğimiz ortadaydı. Tamamen dışa açık bir ekonomiyiz. İhracata çok bağlı sektörlerimiz var. Maalesef, kamu maliyesindeki disiplinin azalmış olmasının da etkisiyle, dışarıda başlayan finansal krizden de Türkiye en fazla etkilenen ülkeler arasında yer aldı.

ÜMİT NAZLI BOYNER

BOYNER Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Boyner, 1963 İstanbul doğumlu. New York’ta Rochester Üniversitesi’nde ekonomi okudu. Colombia Üniversitesi’nde finansman yönetimi ve yönetici eğitimi programını tamamladı. Çalışma hayatına 1985’de Chemical Mitsui Bank’ta kredi pazarlama yöneticisi olarak başladı. 1986-1989 yılları arasında Türkpetrol Holding’de Finansman Müdürü, 1989-1992 arasında Turcas Petrolcülük’te Hazine ve Finansman Müdürü olarak çalıştı. 1996-2002 arasında Boyner Holding’de Başkan Yardımcısı olarak görev aldı. 2002’den beri Boyner Holding Yönetim Kurulu Üyesi. Aynı zamanda TÜSİAD Başkan Yardımcısı, KAGİDER kurucusu, Özel Sektör Gönüllüler Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı Kurucu Üyesi, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) Mütevelli Heyeti Üyesi, Tohum Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi.
Yazının Devamını Oku

Çin sahalardan çekilmişken 50 milyar dolarlık iş alır 100 bin kişiye iş veririz

YURTDIŞINDA geçen yıl 23.6 milyar dolarlık iş yapan Türk müteahhitler, yeni projelerle 100 bin kişiye istihdam yaratmayı hedefliyor. Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı Erdal Eren, kısa sürede yurtdışında alınan projelerin tutarının 50 milyar dolara çıkabileceğini belirterek, "İşsizliğin arttığı dönemde yüz bine yakın kişiye istihdam yaratabiliriz. En büyük rakibimiz Çin’in kriz nedeniyle sahalarda çekilmesi de bize avantaj sağlayacak" dedi. TÜRKİYE’de işsizlik oranının rekor bir artışla yüzde 13.6’ya çıkması ve işsiz sayısının 3.3 milyona ulaşması sonrasında, işsizliğe çözüm önerisi müteahhitlerden geldi. Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı Erdal Eren, yurtdışı müteahhitlerin 2008 yılında 23.6 milyar dolarlık yeni sözleşme imzaladığını belirterek, kısa sürede bu miktarın 45-50 milyar dolara çıkarılabileceğini, bunun da en az 100 bin kişiye iş imkanı yaratacağını söyledi. Eren, "Son yıllarda ucuz işgücü ve devlet teşviği nedeniyle Türkiye’nin en büyük ve zorlu rakibi haline gelen Çin, krizde birkaç yıllığına sahalardan çekilerek, iç pazara ağırlık verme kararı aldı. Bu, Türk müteahhitlerinin uluslararası alanda şansını artıracak" dedi. Aynı zamanda Avrupa İnşaat Sanayi Federasyonu (FIEC) Başkanlar Konseyi Üyesi olan Erdal Eren ile Türk inşaat sektörünü canlandırmak için yapılması gerekenleri, sorunları ve yurtdışındaki fırsatları konuştuk.

Devlet desteklemeli

Kriz, inşaat sektörüne nasıl yansıdı?

- 2006’nın ikinci yarısından itibaren yurtiçindeki konut talebinin yavaşlamış olmasından kaynaklanan küçülme, 2008’de krize dönüştü. Sektörde yaşanan kriz, küresel mali krizden çok önce ortaya çıktı. İnşaat 2008’in son iki çeyreğinde resesyon yaşadı. 2009’un ilk çeyreğinde de böyle olacak. Konut arzı fazlası dikkate alındığında 2009-2012 döneminde konut ile ekonomiye canlılık kazandırılması mümkün değil. Bu yüzden kamu altyapı yatırımlarıyla yani devlet eliyle inşaat sektörü canlı tutulmalı. Yurtdışındaki müteahhitler desteklenmeli, sorunları çözülmeli.

Destekle Türk müteahhitlerin yurtdışındaki projeleri artırılabilir mi?

- 2008 yılında yurtdışında toplam 23.6 milyar dolarlık yeni sözleşme imzalandı. Bunu 40-50 milyar dolarlara çıkarabiliriz. 1972’den beri yurtdışında proje yapan Türk müteahhitleri, bugüne kadar 70 ülkede toplam 130 milyar dolar tutarında 5 bin projeye imza attı.

Altyapı yatırımları sürüyor

Krizde yurtdışında yeni fırsatları nasıl bulacaksınız?

- İş yaptığımız ülkelerin hepsi petrol üreten ülkeler. Körfez’de, Kuzey Afrika’da, Orta Asya’da, Rusya’da varız. Şu anda Rusya’da sorun yaşıyoruz. Dubai çöktü. Petrol geliri olan Abu Dabi durmadı. Suudi Arabistan ve Hindistan 500’er milyar dolarlık altyapı yatırımı yapacağını açıkladı. Libya 160 milyar dolarlık ulaşım altyapı projesi açıkladı. Bütün bu ülkeler kapalı ekonomi, krizde para batırmadı. Sadece petrol gelirinin düşmesine paralel bütçelerini biraz düşürüyorlar ama rakamlar o kadar büyük ki inse ne olur.

50 milyar dolarlık sözleşme, yeni iş imkanı yaratır mı?

- Yurtdışında 50 milyar dolarlık yeni projeler alınması, en az 100 bin kişiye iş yaratmak demektir. Üstelik bu işi başka ülkelerin bütçelerini, başka ülkelerin parasıyla yaratmak demektir. Ancak yurtdışında istihdam edilen Türk işçileri için verilen sosyal güvenlik prim ödemeleri çok yüksek. Türk işçisinin istihdamı, Doğu ve Güneydoğu illerimizdeki istihdamın teşvikine benzer biçimde ve yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde de desteklenmeli.

Çin sahalardan çekildi

Dünyada şu anda rekabetin durumu nedir?

- Bizlere bazı desteklerin sağlanması halinde yurtdışındaki pazarımızı büyütebiliriz. Bu krizin getirdiği bir avantajımız daha var. En büyük rakibimiz Çin birkaç yıllığına sahalardan çekiliyor. Çin hem firmalara kredi veriyor, hem de yurtdışına giden inşaat firmalarına bedava işçi sağlıyor. Hafif ceza almış suçlular ve askerler yurtdışındaki firmalara bedava işçi olarak veriliyor. Çin’in girdiği pazarlarda çok zorlanıyorduk. Ama Çin krizde çok darbe yedi. Çin Hükümeti ekonomik imkanlarını iç inşaat pazarını canlandırmakta kullanmaya karar verdi. Bu bizim için fırsattır, çünkü biz yurtdışından çekilemeyiz, yurtiçinde hepimizi doyuracak iş yok.

IMF kaynağı kamu altyapı yatırımlarına aktarılmalı

 IMF ile anlaşmaya nasıl yaklaşıyorsunuz?

- IMF, anlaşma için kamu yatırımlarının durdurulmasını şart koşuyorsa bu imkansız. Anlaşma yapılacak ve para alınacaksa büyük miktarının kamu altyapı yatırımlarının canlandırılması şeklinde piyasaya verilmesini öneriyoruz. Amerika’dan Hindistan’a, hükümetlerin global krizle ilgili aldığı tedbir ve reçetelerin birinci maddesi kamu altyapı yatırımlarıyla inşaat sektörünün canlandırılması. Türkiye’nin de bundan başka çaresi yok.

KDV yükünü üzerimizden alın, teminat sorunumuzu acilen çözün

İnşaatın önünü açmak için neler yapılması gerekiyor?


- Taahhüt sektöründe yaptığımız işi fatura edemediğimiz için KDV yükü üzerimizde kalıyor. Hükümet yatırımların devamını istiyorsa, yatırımların üzerinde biriken KDV birikimini veya bir bölümünü yıl sonunda yatırımcıya ödesin. Yurtdışı müteahhitlerin ayrıca yıllardır herkesin bildiği teminat mektubu sorunu da var. Ekonomik Koordinasyon Kurulu toplantısından sonra Halk Bankası yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde teminat mektubu verme kararı aldı ama Ziraat Bankası hálá girmiyor.

ERDAL EREN

Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı Erdal Eren, 1952 Bitlis doğumlu. ODTÜ İnşaat Mühendisliği mezunu. İş hayatına 1975’de, DSİ Barajlar ve H.E.S Dairesi’nde proje kontrol mühendisi olarak başladı. 1982-1988 arasında MNG Holding’de şantiye şefliği, genel müdür ve başkan yardımcılığı, 1988-1996 arasında Nurol İnşaat Genel Müdürlüğü yaptı. 1996’dan bu yana Göçay İnşaat’ın ortağı ve Murahhas Azası. Aynı zamanda TOBB Müteahhitlik Sektör Meclisi Başkanı. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu Üyesi, Avrupa İnşaat Sanayi Federasyonu (FIEC) Başkanlar Konseyi Üyeliği de yapıyor.
Yazının Devamını Oku

Çöplükte sera kurdu enerji ve gübre üretip domates yetiştiriyor

TEPE Grubu’nun CEO’luğunu bıraktıktan sonra kolları sıvayan Ali Kantur, büyük ortağı olduğu ITC ile Dünya Bankası’nın en iyi çevre projesi seçtiği Mamak Çöplüğü ıslahını üstlendi. Kantur, şimdi bu saha üzerinde domates yetiştiriyor. Hedefi, 200 milyon dolarla projeyi tamamlayıp, Ankara’nın elektriğinin yüzde 10’unu çöpten karşılamak.

ÇALIŞMA hayatının 31 yılını Tepe Grubu’nda geçirdikten sonra 4 yıl önce CEO ve murahhas azalık koltuğunu bırakarak emekli olan Ali Kantur, artık çöpleri çevreye zarar vermeden yok etmek için çalışıyor. Kantur, Ankara’da günde 4 bin ton çöpün depolandığı 1 milyon metrekarelik alana yayılan Mamak Çöplüğü’nün ıslah projesini hızla tamamlıyor. Kantur, çöpten elde edilen enerji ve gübreyi kullanarak seralarda domates yetiştiriyor. Kantur, bu sırada çöpün suyunun ve toprağının kesinlikle kullanılmadığını da vurguluyor. 2002 yılında Mamak Çöplüğü’nün ıslahı projesini yapılan ihale sonucunda İsviçre merkezli ITC firması üstlenmişti. Ancak finansmanın bulunamaması üzerine proje aksadı. Üç yıl önce Ali Kantur ITC’ye (Invest Trading&Consulting AG) büyük ortak olarak katıldı ve Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı üstlendi, proje de hız kazandı. Mamak çöplüğünün ıslahının ilk etabı için 50 milyon dolarlık yatırım yapan Kantur’un projesi, Dünya Bankası tarafından en iyi çevre projesi seçildi. Ali Kantur ile çöpün enerji, gübre ve domatese dönüşmesinin öyküsünü ve bu teknolojinin Türkiye’ye, dünyaya ve çevreye katkılarını konuştuk.

Mamak çöplüğü laboratuvar

ÆMamak Çöplüğü Projesi’ne siz ne zaman dahil oldunuz?

-
Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2002 yılında, Ankaralı’nın günlük 4 bin 400 ton çöpünün depolandığı Mamak Çöplüğü’nü ıslah etmeye karar vermişti. Ancak o dönemde ITC’ye verilen proje sürüncemede kalmış teknoloji transferi bile yapılmamıştı. Üç yıl önce ben de projeye dahil oldum, ITC’yi devralarak bu şirketi yaşar hale getirdik. Ankara’da Mamak Çöplüğü bizim için laboratuvar oldu. Yeni teknolojiler geliştirdik ve uygulamaya başladık.

ÆProje hangi noktaya geldi?

- Mamak Çöplüğü artık ıslah edildi. Çöplüğün, her türlü sızıntı suları alındı, üstü teraslandı. Çöp sahasının önünde baraj oluşturuldu. Zaten sistem tamamlandığında şehrin çöpü, doğrudan tesislere alınarak işlenecek. Sonuçta çöpün sadece yüzde 5-10’u kül olarak kalacak. Bunu sürdürülebilir şekilde yapıyoruz ve tabiata da zarar vermiyoruz. Çöp sahalarını artık oksijen üreten sahalara çeviriyoruz. Dünya Bankası,bizi en başarılı çevre projesi seçti.

Türkiye’ye özel teknoloji

ÆGelişmiş ülkelerde kullanılan yöntemleri mi uyguluyorsunuz?

- Onların kullandıkları yöntem bize uymuyor. Ülkemize uygun çözümler getirmemiz gerekiyordu. Yaklaşımımız ’Bir çöpü nasıl yok edebiliriz’ üzerine kurulu. Avrupa’da çöp yakılıyor ama önce evde ayrıştırılıyor. Avrupalı bunları nakletmek için ayrı bir ücret de ödüyor. Türkiye’de kimse bunu ödemez.

ÆBuraya yapılan yatırım tutarı ne kadar?

- Mamak dışında Sincan’da da yatırımımız var. Halen 50 milyon dolarlık bir yatırım yapıldı. Proje tam olarak devreye alındığında yatırım 200 milyon doları bulacak. Bu da bütün Ankara’ya yetecek. Adana’da da aynı sistemi kuruyoruz. Adana’nın birinci etap yatırımı 17-18 milyon dolar olacak. İki etap daha yapılacak, böylece o da 50 milyon doları bulacak.

7-8 yılda kendisini öder

Æ Bu yatırımın sonucunda sizin geliriniz ne olacak?

-
Kullandığımız krediler düşük faizli ve uzun vadeli, ama geri ödenecek. Enerjiden gelirimiz olacak. Karbondioksiti yok ettiğimiz için sertifika geliri sağlayacağız. Yatırımın normal şartlarda 2-3 yılı geri ödemesiz, 7-8 yıl içinde geri ödenmesini bekliyoruz.

Çöpten domates üretimine giden sistem nasıl işliyor

ÆBelediye çöpleri toplayıp sahaya getiriyor. (Yatırım tamamlandığında bu çöpler doğrudan fabrikaya girecek.)

ÆÇöpler burada üçe ayrılıyor. (Metal, plastik, kağıt vs.)

Æİçindeki organikler siloların içine alınıyor.

ÆBu siloların içinde gübre ve metana çevriliyor.

ÆOrtaya çıkan metan gazı ile enerji santralında elektrik üretiliyor.

ÆElektrik üretirken metan, karbondioksite dönüşüyor ve zararlı etkisi 20 kat azalıyor.

ÆOrtaya çıkan karbondioksit kurulan seralarda bitkilerin yardımıyla oksijene çevriliyor.

ÆBu seralarda domates yetiştiriliyor.

ÆBöylece çöp yüzde 5-10 kül kalacak biçimde yok ediliyor.

ÆÇöpten sızan sıvı organiklere karıştırıp bakterilerle temizleniyor.

ALİ KANTUR/images/100/0x0/55eb3f5cf018fbb8f8b4d556

ITC Invest Trading&Consulting AG Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kantur, 1949 İzmir doğumlu. 1970’de ODTÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. 1972’de ABD’de Syrcuse Üniversitesi’nde endüstri Mühendisliği ve İş İdaresi dallarında yüksek lisans yaptı. 1974’de Tepe Mobilya’da endüstri mühendisi olarak göreve başladı. 1975’de Tepe Mobilya ve Tepe Prefabrik’te şirket müdürlüğü yaptı. 2004 sonunda Tepe Grubu CEO’su ve Murahhas Azası’yken emekli oldu. Halen, Kantur&Akdaş İnşaat, GPG İnşaat Emlak Turizm ve ITC Yönetim Kurulu Başkanı. Akdaş Döküm Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı. İşbir Holding ve şirketlerinde de yönetim kurulu üyesi.
Yazının Devamını Oku

Devlere glikoz satıp büyüdü 20 milyon dolarla yağa girdi

ADANALI Sunar Grubu, Türkiye’nin önde gelen gıda şirketlerine glikoz üreterek sağladığı büyümenin ardından 20 milyon dolar yatırımla ’Elita’ markasıyla çiçek yağı üretimine de girdi. Sunar Grubu Kurucusu Nuri Çomu, Adana’yı yağ sanayinde Ortadoğu’nun merkezi yapmayı hayal ettiğini söyledi. TÜRKİYE’nin ünlü gıda üreticilerine glikoz temin eden Adanalı Sunar Grubu, kendi markasıyla ürettiği ’sıvı yağ’la artık doğrudan tüketiciye ulaşıyor. Mısır yağı ile yola çıkan, ardından soya, kanola yağı da üreten Sunar, Adana’da yeniden ayçiçek ekiminin yaygınlaşmasının ardından ’Elita’ markasıyla perakendeye yönelik ayçiçek yağı üretimine de başladı. Sunar, geçen yıl 20 milyon dolar yatırımla kurduğu yeni tesisiyle yağ pazarında ilk 5 arasına girmeyi hedefliyor. Sunar Grubu’nun kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Nuri Çomu’nun hayali, Adana’yı yağ sanayinde Ortadoğu’nun merkezi yapmak. Sunar Mısır’ın Genel Müdürlüğü’nü yürüten oğlu Hüseyin Çomu da, grubun 2008’de 250 milyon TL olan cirosunu 2009 sonunda 320 milyon TL’ye çıkarmayı hedeflediklerini belirtiyor. Dev gıda şirketlerinin ürettikleri ürünler için glikoz ve izoglikoz şurubunu temin eden Sunar’ın müşterileri arasında Pamir Gıda, Haribo, Dimes, Şölen Çikolata, Pınar Ketçap, Meysu, Gülsan Gıda, Netto, Ersu Meyve Suyu, Cocobar ve Ülker yer alıyor. Nuri Çomu ve oğlu Hüseyin Çomu ile birlikte grubun krize bakışını ve 2009’a ilişkin planlarını konuştuk.

İsyanları unutmayalım

Uzun yıllardır tarıma dayalı sanayinin içindesiniz, geleceğini nasıl görüyorsunuz?

- Bugün bir gıda sorunu ile karşı karşıyayız. Geçen sene 35’ten fazla ülkede gıda ve tarım ürünleri fiyatının artmasından dolayı isyanlar baş gösterdi. Türkiye’nin mutlaka tarım alanında geçmiştekinden daha ciddi şekilde politikalar ve stratejiler üretmesi, gelecekle ilgili hedefler koyması gerekiyor. Tarıma bağlı sanayi de, tarım gibi çok büyük ve çok yüksek kárlar vaat etmeyen ama hep önemli olan, kriz dönemlerinde dahi önemini kaybetmeyen sanayidir.

Sunar Grubu nasıl doğdu?

- Grubumuz, Sunar Mısır, Elita Yağ, Sunar Özlem Un ve Yem ile NÇS (Nuri Çomu Sanayi) şirketinden oluşuyor. 1980’lerde Osmaniye’de yoğun olarak ekilen ve hasat edilen buğdayı işleyecek tesis yoktu. Bu nedenle 1981’de un fabrikasını kurduk. Yem tesisimiz 1987’de devreye girdi. Sunar Mısır’ı 1986’da kurduk. Mısırdan, glikoz ve fruktoz çeşitleri, tabii nişastalar ve modifiye nişastalar, dekstrinler ve yan ürünleri de (protein, küspe, kepek) üretiyoruz. Ürünlerimiz bugüne kadar toplu tüketim ve gıda üreticilerine yönelikti. Artık tüketiciye dönük ürünler de üretmeyi arzu ediyoruz.

Ayçiçeğine dönüş başladı

Elita Yağ’ı ne zaman, neden kurdunuz?

- 2006-2007 yıllarında devlet sanayicileri yağlı tohumların üretimini teşvik etmeye başladı. Adana Bölgesi’nde ayçiçeği ekimi yaygınlaştı ama bölgede eskiden üretim yapan yağ fabrikaları kapanmıştı. Ya da teknolojileri eskimişti. Büyük bir boşluk görerek 20 milyon dolarlık yatırımla Elita Yağ’ı kurduk. 2008’de Çukurova’da ayçiçeği alımını başladık. Üretilen ayçiçeğinin yüzde 30-35’ini biz aldık. Ayrıca Türkiye’de kurulmuş olan en modern beş laboratuvardan birine sahibiz. Elita’da günlük 100 ton üretimle başladık, üretim kapasitesini 200 tona çıkaracağız.

Hedefimiz ilk 5’e girmek

Yağ sektöründeki hedefleriniz neler?

- Kurduğumuz distribütör ağı sayesinde bu yıl Türkiye genelindeki tüketicilere ulaşabilmeyi hedefliyoruz. Pazar payımızı, toplam sıvı yağ satış hacmimizi artırmayı amaçlıyoruz. Genel olarak sıvı yağ pazarında yüzde 6-7 gibi bir pazar payı hedefliyoruz. Ayrıca büyük ve önemli markalar için de üretim yapacağız. Uzun vadede Türkiye’de sıvı yağ pazarında ilk 5’te olmak amacındayız. Grubumuz endüstriyel pazara un da temin ediyor. Artık perakende un pazarına da girmeyi planlıyoruz. Sızma mısır yağımızı da yakında piyasaya sunacağız.

2009 ciro hedefi 320 milyon TL

 2008 yılını nasıl geçirdiniz, 2009 yıl sonu beklentileriniz nedir?

- Şu anda yıllık çekirdek işleme olarak 120 bin ton işliyoruz. 40 bin ton yağ, 80 bin ton civarında yem hammaddesi olarak küspe üretiyoruz. Grubun 2008 yılı toplam cirosu 250 milyon TL civarında. 2009’da 320 milyon TL ciro hedefliyoruz.

Çukurova yeniden zeytinle tanışıyor

 Zeytinyağı üretimi düşünüyor musunuz?

- Toroslar’da bin yıllık zeytin ağaçları gördük. Zamanla zeytin ağaçları yokluk ve yoksulluk yüzünden kesilip odun olmuş. Ama artık tersine döndü, Çukurova yeniden zeytinle tanışıyor. Zeytin Çukurova’da yeniden hayat bulacak. Zeytin ağaçlarımız var, önümüzdeki yıl zeytinyağı üretimine de başlayacağız. Çukurova da, Ayvalık gibi zeytinde marka olacak.

Yağ ihracatının yüzde 40’ı Irak’a 

Hangi ülkelere ihracat yapıyorsunuz?

- Sunar’ın ihracat yaptığı ülkeler arasında, Irak, Suriye, Lübnan, Kıbrıs, Sudan, Bulgaristan, Azerbaycan, Filistin, Ürdün, Gürcistan, Kosova, Makedonya, Suudi Arabistan, Yunanistan, Almanya, Cezayir, Türkmenistan, Zambiya ve Mısır gibi ülkeler bulunuyor. Yağ ihracatımızın da yüzde 40’ını sadece Irak’a yapıyoruz. Elita olarak geçen yıl toplam 15 milyon dolarlık ihracat yaptık.

Çiftçilerimizi destekliyoruz

 Bölgede nasıl bir alım politikası izliyorsunuz?

- Çiftçilerimizin büyümesini ve güçlenmesini arzu ediyoruz. Teknoloji desteği sağlıyoruz. Yetiştirdikleri ürünleri satın alma garantisi veriyoruz. Bu, yıllarca süren ilişkiler sonucunda oluştu. Yerli ürün kullanmaya özen gösteriyoruz. Bir dönem ucuza mısır ithalatı sözkonusuydu. İthal etmemiz çok uygundu ama Çukurova çiftçisine ürününüzü almayacağız diyemezdik.

Standart meyve ürettik 130 milyon TL’yi bulduk

 Meyvecilikte neler hedefliyorsunuz?

- 2006’da kurduğumuz NÇS (Nuri Çomu Sanayi), kaliteli ve standart meyve üretimi yapmak, rekabet gücü yüksek olan sert ve çekirdekli meyveleri ihraç etmeyi amaçlıyor. 369 dönüm arazi üzerinde 13 çeşit Japon eriği, 4 çeşit bodur elma, 6 çeşit nektarin, 3 çeşit şeftali ve 1 çeşit nar yetiştiriyoruz. NÇS’nin 2008 cirosu 130 milyon TL olarak gerçekleşmişti.

NURİ ÇOMU

SUNAR
Grubu’nun kurucusu Nuri Çomu, 1935 Adana Osmaniye doğumlu. Adana Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Ziraat Mühendisliği’nden mezun oldu. Okulu bitirdikten sonra ziraatla uğraşmaya başladı. Daha sonra bir süre kayınpederi Mehmet Nuri Sabuncu’nun yanında Akdeniz İplik fabrikasında yönetici olarak çalıştı. 1974’ten sonra çırçır, çeltik, un, yem ve nişasta sanayinde yatırımlar yaptı. Eğitim ve sağlık alanlarında yaptığı hizmetlerden dolayı TBMM tarafından 2007’de ’Üstün Hizmet Ödülü’ne layık görüldü.
Yazının Devamını Oku

Filli Boya’nın başına geçti, ilk kez 3 bin erkeği bir arada gördü

FİLLİ Boya’nın başına geçen 29 yaşındaki Gözde Akpınar Sezgin, ilk kez geçen yıl bayi toplantısında konuşma yaptığını anlatarak, "Hayatımda ilk defa 3 bin erkeği bir arada gördüm ve karşısında konuşma yaptım" dedi. FİLLİ Boya olarak bilinen Betek Boya ve Kimya Sanayi’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı bir yıl önce üstlenen Gözde Akpınar Sezgin, kriz ortamında Gebze’deki fabrikaya 30 milyon Euro yatırım yaparak Avrupa’nın en büyük entegre üretim tesisi haline getirdi. 29 yaşındaki Gözde Akpınar Sezgin, "Geçen yılı 380 milyon TL ciroyla tamamladık. Bu yıl da krize rağmen aynı ciromuzu korumayı hedefliyoruz" dedi. 2004 yılında henüz 25 yaşındayken babasını kaybeden Gözde Akpınar Sezgin,"Babamın yeri için henüz hazır değilim" diye düşünerek, doğrudan Yönetim Kurulu Başkanlığı koltuğuna oturmayı istememiş. Önce Yönetim Kurulu Üyesi olarak yönetime katılmış, 2008 Şubat ayında da Başkanlık koltuğunu devralmış. Akpınar Sezgin, yönetimi devraldıktan sonra ilk defa geçen yıl şirketin bayi toplantısına katılmış. Bayi toplantıları hakkında bilgi veren Akpınar Sezgin, "İlk kez geçen yıl büyük bayi toplantısında 3 bin erkekle karşılaştım. Hayatımda ilk defa 3 bin erkeği bir arada gördüm ve karşısında konuşma yaptım. Bu duygularımı o günkü konuşmamda da dile getirdim. Beni el üstünde tuttular. Kendimi kraliçe gibi hissettim" diye konuştu. Alman Caparol ile ortak ürettiği ’Filli Boya’ markalı boyaları ve ısı yalıtımı ürünleriyle tanınan Betek Boya’nın genç Yönetim Kurulu Başkanı Gözde Akpınar Sezgin ile yeni yatırımlarını ve sektörü konuştuk.
 
Batı Avrupa’nın en büyüğü

Gebze’deki yeni tesisinize ne kadar yatırım yaptınız?

-
Yeni yatırımımızı 2008 yılı başında başlattık, bu ay açacağımız tesis, ısı yalıtım sistemleri sektöründeki en büyük ve modern tesis olacak. Toplam 30 milyon Euro yatırım yaptık. Tesisi, gelecek on yıldaki ihtiyacı karşılayacak teknoloji ve kapasitede yaptık. Isı yalıtımı konusunda eski fabrikamızda da üretimimiz vardı, yeni tesisle bunu üç misline çıkardık.

Bu yatırımla ulaştığınız büyüklük nedir?

- İlk boya tesisimiz 100 bin metrekareydi, 40 bin metrekare kapalı alana sahipti. İkinci fabrikamızda 50 bin metrekare kapalı alan var. Böylece toplam 152 bin metrekare açık, 90 bin metrekare kapalı alana ve yılda 300 bin ton kapasiteye ulaştık. Batı Avrupa ve Amerika’da sektörümüzdeki büyümeler son 15 yıldır durmuş durumda. Bu miktarda, bu büyüklükte ve bu teknolojik altyapıyla, boya ve yalıtım işini aynı çatı altında yapan başka bir tesis şu anda yok. Gebze’deki tesislerimizde toplam bin kişi çalışıyor.

Kriz yatırımımızı durdurmadı

Yaşanan kriz yatırım kararınızı etkilemedi mi?

-
Biz boya yatırımına da 2001 krizinde başlamıştık. Kriz sonrasında hızlı büyüdük ve geliştik. Şu anki dönemin yatırımı bize kriz sonrası hızlanacak ekonomik dönemde çok büyük faydalar getirecek. Bu yüzden yatırımı hiçbir endişe taşımadan bitirdik. Çünkü, 2009 yılının ikinci altı ayından itibaren krizin etkilerinin süratle azalacağına ve Avrupa Birliği bölgesinde en hızlı gelişimi ülkemizin göstereceğine inanıyoruz. Durmak kimseye bir şey kazandırmıyor.

Küçülen sektörde büyüdük

2008 yılını nasıl geçirdiniz?

- Biz 2008’de boya sektöründe yüzde 8 büyüme olacak diye plan yapmıştık. Ancak yüzde 8 büyüme hedefiyle yıla başlayan sektör, beklentinin aksine yaşanan durgunlukla yüzde 8 küçüldü. Biz Betek olarak 2007 yılını 348 milyon TL ciro ile tamamlamıştık, 2008’i 380 milyon ciro ile kapattık. Küçülen sektörde büyüdük ve rakiplerimizle aramızdaki farkı açtık. Yatırımlarımızı da gerçekleştirdik. 2009’u da, 2008 seviyelerinde tamamlamayı bekliyoruz. Geçen yıl ihracatımız da 20 milyon doları geçti.

Türkiye, Batı Avrupa’nın yeni boya üssü olabilir

BETEK Boya ve Kimya Sanayi Genel Müdürü Tayfun Küçükoğlu da, Batı Avrupa’da doğuya kayan yeni bir boya merkezi arayışı olduğuna işaret ederek, "2010 yılında Türkiye’de uluslararası bir boya fuarı düzenlenecek. Çok sayıda yabancı katılımcı bekliyoruz. Ülkemizin boya sektöründe yeni cazibe merkezi olmasını arzu ediyoruz" dedi.

Yalıtımlı bina

Betek olarak yatırımları hedeflerken bunu da dikkate aldıklarını belirten Küçükoğlu, boyadaki imkanların yalıtım sektöründe de olduğunun altını çizdi. Küçükoğlu, Türkiye’deki 16 milyon binanın yüzde 6-7’sinin yalıtımlı olduğuna işaret etti.

GÖZDE AKPINAR SEZGİN/images/100/0x0/55ea385bf018fbb8f8722895

BETEK
Boya ve Kimya Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Gözde Akpınar Sezgin, 1980 İstanbul doğumlu. Saint Joseph Fransız Lisesi’nin ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi İşletme-İktisat Bölümü’nde okudu. Eşzamanlı olarak, Bilgi Üniversitesi’nin sunduğu bir imkanla aynı bölümü Portsmouth Üniversitesi’nde de tamamladı. 2003 yılında Betek Boya ve Kimya Sanayi’nde çalışmaya başladı. 2004’de Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev aldı. 2008 Şubat ayından beriYönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürütüyor.
Yazının Devamını Oku

Alman Vaillant Demirdöküm’ü global marka yaptı

ALMAN ısıtma ve soğutma cihazları devi Vaillant Group, 1.5 yıl önce Koç Grubu’ndan satın aldığı Demirdöküm’ü, bölgesel marka olarak kullanmaktan vazgeçip, dünyadaki üç ana markasından biri kabul etti. Vaillant, Alman grup, bundan böyle Saunier Duval ve Demirdöküm’ü tüm dünyaya pazarlayacak. ALMAN ısıtma ve soğutma cihazları üreticisi Vaillant Group, 1.5 yıl önce Koç Grubu’ndan satın aldığı Demirdöküm’ü, dünyada kullanacağı üç global markası arasına aldı. Başlangıçta Demirdöküm’ün Bozüyük’teki tesislerini tüm markaları için üretim merkezi yapmak isteyen Vaillant, Türk markası Demirdöküm’ün dünya pazarlarındaki gücünü keşfetmesinin ardından stratejini değiştirdi. Vaillant Group, Demirdöküm’ü bölgesel marka olarak kullanmaktan vazgeçip, dünyadaki üç ana markasından biri kabul etti. Alman grup, bundan böyle Vaillant, Saunier Duval ve Demirdöküm’ü tüm dünyaya pazarlayacak. Vaillant Group Türkiye Başkanı ve Demirdöküm Genel Müdürü Christoph Grosser ile Vaillant Group ve Demirdöküm’ün geleceğe yönelik planlarını, yeni ürünlerini ve krize bakışını konuştuk.

Demirdöküm’ü satın almanın ardından gruba entegrasyon süreci nasıl geçti?

- Bu yıl Demirdöküm’ün kuruluşunun 55’inci, Vaillant’ın Türkiye’ye girişinin 42’inci yılını kutluyoruz. Demirdöküm’ün 55’nci yılında dizaynı, bakış açısı, değerleri, görünümü değişiyor. Yenilenirken 55 yılı sıfırlamıyoruz, 55 yılda oluşan katma değerlerini koruyoruz. Entegrasyon 2009’da bitecek. Vaillant Group Türkiye’nin 1 milyar Euro hedefine yaklaşma yoluna girdik. Geçen yıl Vaillant Group bünyesinde Demirdöküm’ün entegrasyonunda yüzde 70-75’e ulaştık. Marka stratejilerimizi gözden geçirdik.

Marka stratejilerinizde değişiklik oldu mu?

- Demirdöküm ve Protherm markasında, Ar-Ge, üretim, satış, pazarlama ve servis tüm dünyada Türkiye’den yürütülecek. Başlangıçta Demirdöküm’ü de bölgesel marka düşünmüştük ama artık yatırımlar uluslararası boyutta yapılacak ve marka dünyada desteklenecek. Vaillant Group’un dünyadaki üç ana markası Vaillant, Saunier Duval ve Demirdöküm olarak belirlendi.

34 milyon Euro yatırım

Demirdöküm’ü başlangıçta global marka olarak düşünüyor muydunuz?

-Vaillant Group, Demirdöküm’ü alırken Bozüyük’ü sadece değişik markaların üretim üssü olarak düşünüyordu. Çünkü, Türkiye’de ticari maliyetler daha uygundu. Ancak Demirdöküm kendi varlığını ve uluslararası pazarlardaki gücünü ortaya koydu. Köklü ve tutucu Alman bir grubunun bir Türk markayı global marka olarak kabul etmesi çok kolay değil. Grubumuz açısından da büyük bir adım. Günümüzde tüketicinin hayal ettiği ürünü en hızlı üretip piyasaya sürebilen kazanıyor. Yenilikçilik ve esneklik lazım. Avrupa’da bu esneklik yok, Türkiye’de var.

Türkiye’de ne kadar yatırım yaptınız?

- Demirdöküm’ün satın alma değerleriyle birlikte Türkiye’de 300 milyon Euro yatırım yaptık. Demirdöküm’ün hisse değeri için 266 milyon Euro ödemiştik. Bugün hisselerin yüzde 96.8’i bizim elimizde. 2008 yılında bunun üzerine değer katacak Ar-Ge ve teknolojiye 34 milyon Euro’luk daha yatırım yaptık. 2015’e kadar 1 milyar Euro hedefimize bu fabrikada ulaşabiliriz. 2009 yılında 15 milyon Euro’luk yatırım daha devreye girecek. Bozüyük, Almanya dışında grubun ikinci büyük üretim merkezi olacak.

Kriz tüm dünyada dengeleri değiştirdi

 Kriz sürecinde yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Kriz önemli bir değişimi de beraberinde getiriyor. Doymazlık ve kontrolsüzlük olan süreçlerde insanlar, şirketler sadece borçla yaşıyor. Bir yerde batış yaşanacaktı. Krizin sonuçlarına olumlu bakıyorum. Dünya için iyi olacak. Kontrolsüz uçuluyordu, birisi iğne soktu, gerçek dünya ortaya çıktı. Dengeler değişti. Türkiye dahil bir çok ülke krizden önemli gelişmelerle çıkacak. Kim daha esnek, daha hızlı, daha aktif olursa büyük kazanç sağlayacak.

Yenilenebilir enerji ürünleri üretimine bu yıl başlayacağız

 Solar sistem üretimine ne zaman başlayacaksınız?

- Vaillant’ın solar panel ve solar sistemlerle ilgili üretimi de var. Yenilenebilir enerji ısı pompası üretiyor. Bozüyük’te yenilenebilir enerji ürünlerine de başlayacağız. Demirdöküm veya başka bir marka altında olabilir. Bu teknolojiyi de Türkiye’ye getiriyoruz. Solar sistem cihazları üretimine bu yıl başlıyoruz. Türkiye, ’yenilenebilir enerji kullanan cihazların üretim üssü’ olacak. Almanya bile güneş enerjisini en fazla kullanan ülkelerden.

Yeni şirketler alabiliriz 

Vaillant Group, Türkiye’de başka bir şirket almayı düşünüyor mu?

- Türkiye’de yeni bir şirket daha alabiliriz. Bu yönde çalışmalarımız var. Almanya’daki merkezimizin de bizim de bakışımız aynı, fırsat dünyada her yerde, Türkiye’de, komşu ülkelerde de olabilir. Biz yatırım için değişik ülkelere bakıyoruz. Özellikle Brezilya, Arjantin, Hindistan, İran ve Türkiye bize göre kazanan ülkeler olacak.

2008 cirosu 450 milyon Euro oldu

 2008 yılı cironuz ne oldu? 2009 beklentiniz?

- Vaillant Türkiye’nin 2008 cirosu 450 milyon Euro. Bir önceki yıla göre ciromuz yüzde 4 büyüdü. 2008’de Vaillant Gruop Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 18-20’sini Demirdöküm oluşturdu. Demirdöküm 100’den fazla ülkeye satılıyor. Geçen yıl toplam ihracatımız 150 milyon Euro oldu. Orta vadede ihracatı bu yeni konumlandırmayla yüzde 50 artırmayı düşünüyoruz.

Hedefimiz 1 milyon kombi 1 milyon solar sistem

Yıllık üretim kapasiteniz nedir?

- Kombi üretim kapasitemiz 670 bin adet. Şofben 830 bin. Termosifon 250 bin adet. Klima 400 bin adet. Radyatör 4.5 milyon metre. Hedefimiz, 1 milyon adet kombi, 700 bin şofben, 400 bin termosifon, 1.2 milyon klima, 1 milyon adet solar sistem üretim kapasitesine ulaşmak.

CHRISTOPH GROSSER

VAILLANT Group Türkiye Başkanı ve Demirdöküm Genel Müdürü Christoph Grosser, 1953 Almanya doğumlu. 1979’da Türkiye’ye yerleşen Grosser, 1983’ten itibaren danışmanlık hizmeti vermeye başladı. 1992’den itibaren Vaillant Genel Müdürlük görevini yürütüyor. Romanya ve Bulgaristan Vaillant’ların da Bölge Müdürü. Haziran 2005’ten itibaren Vaillant Group Çin’in Danışmanı. 2007’de Demirdöküm’ün satın alınmasının ardından Vaillant Group Türkiye başkanlığına getirildi. Nisan 2008’den beri Demirdöküm Genel Müdürlüğü’nü de sürdürüyor.
Yazının Devamını Oku

Krizde ’uygun fiyat’la büyüyor şimdi 700 milyon dolar bekliyor

HAYAT Kimya Genel Koordinatörü Orhan İdil, başta deterjan olmak üzere temizlik ürünleri pazarında çok uluslu firmalarla rekabette krizlerin kendileri için avantaja döndüğünü söyledi. İdil, "Tüketici ’uygun fiyatlı’ ürün arayışına giriyor. Bu nedenle krizden pazar payımızı artırarak çıkacağımıza inanıyoruz. Bu yıl 700 milyon dolar ciro bekliyoruz" dedi. HAYAT Kimya Genel Koordinatörü Orhan İdil, 2001 krizinden pazar payını artırarak çıktıklarını hatırlatarak, "2008 yılında yüzde 16 büyüdük. Bu krizden de yeni tüketiciler kazanarak çıkacağımıza inanıyoruz" dedi. 2009 sonunda 120 milyon dolar ihracat, 700 milyon dolar ciro hedeflediklerini söyleyen Orhan İdil, Türkiye ve Cezayir’deki yatırımlarının süreceğini belirtti. Aynı zamanda TOBB Kozmetik ve Temizlik Ürünleri Sanayi Sektör Meclisi ve Türkiye Sabun Deterjan Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi olan Orhan İdil, hızlı tüketim mallarında krizin etkisinin farklı bir şekilde görüldüğünü belirterek, "Tüketici yaşam kalitesini bozmadan ekonomi yapmak istiyor" dedi. Hayat Kimya Genel Koordinatörü Orhan İdil’le krizi ve grubun 2009 beklentilerini konuştuk.

Krizden başarılı çıkacağız

Kriz temizlik ürünleri sektörünü nasıl etkiliyor?

- Hızlı tüketim mallarında krizin etkisi farklı bir şekilde görülüyor. Miktarsal inişlerden çok marka değiştirmeler yaşanıyor. Herkes kendini kullandığı ve memnun olduğu markayı bırakmak zorunda hissediyor. ’Aynı kalitede daha uygun fiyatlı ürün bulabilir miyim’ arayışına giriyor. Yaşam kalitesini bozmadan ekonomi yapmak istiyor. 2001 krizinde bunu gördük.

Yaşanan bu kriz Hayat Kimya’ya nasıl yansıyor?

- Biz grup olarak değişik alanlardayız. Deterjan, çocuk bezi, hijyenik ped ve temizlik kağıtları... Bu sektörlerde rakiplerimiz hep büyük, çok uluslu yabancı firmalar. Yabancı markaların belirli bir gücü var. Fakat bizim de bir avantajımız var. Maliyetlerimizi düşük tutabiliyoruz. Ürünü benzer reçetelerle yapmak için hammaddeyi aynı yerden almak zorundayız. Ancak düşük kárlı ve büyük verimlilikle çalışmaya odaklıyız. Bu yüzden markalarımız rakiplerimize göre daha düşük fiyatlı. Kriz döneminde buna güveniyoruz. 2001 krizinde böyle olmuştu. Bu krizden daha başarılı çıkacağımızı düşünüyoruz. Tüketicilerin kriz döneminde ürünlerimizi deneyeceğine, krizden pazar payımızı artırarak çıkacağımıza inanıyoruz.

Yüzde 16 büyüdük

2008’i nasıl geçirdiniz, bu yıl sonuna ilişkin beklentileriniz neler?

-Ciromuz dolar bazında yüzde 16’lık artış gösterdi. 550 milyon dolara ulaştık. 2007’de çok hızlı büyümüştük, onun üzerine tekrar büyümek kolay değild, buna rağmen büyüdük. Pazarda hep fiyat savaşları oldu, fiyat artışları da yaşanmadı. 2009 yılı sonunda da 700 milyon dolar ciro hedefliyoruz, 2008’de ihracatta da kendi rekorumuzu kırdık. 100 milyon doları aştık. Bu yılsonunda da 120 milyon dolar bekliyoruz.

Geçen yıl ne kadar yatırım yaptınız, bu yıl düşündüğünüz yatırım tutarı nedir?

- 2008 yılında 60 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirdik. 2009 için de hedeflediğimiz yatırım tutarı 50 milyon dolar. Cezayir ve Türkiye’deki tesislerimizde başlayan yatırımlarımız devam edecek. Ama yeni bir yatırıma başlamayı düşünmüyoruz. Krizin gidişatına da bakacağız. Bana göre nisandan itibaren krizde biraz daha fazla herkes önünü görebilir hale gelecek. O zaman yatırımlara tekrar başlayabiliriz. Biz yatırımı ve hızlı büyümeyi seviyoruz.

Yurtdışında zorlanıyoruz ama pazarlarımızı koruyoruz

 İhracatta zorlandığınız oluyor mu?

-
İhracat yaptığımız ülkelerde devalüasyonlar oluyor. Ukrayna’da neredeyse yüzde 100 devalüasyon oldu, Rusya’da devalüasyon olmaya devam ediyor. Bu ülkelerde malımızı satın alanlar geri ödemelerde zorlanıyor. Yerine göre zararı bölüşüyoruz. Çünkü yurtdışına sadece müşteri bulup mal satıp parasını alalım diye bakmıyoruz. Oralara da yatırım yapıyoruz, pazar yaratıyoruz, reklam yapıyoruz. Elde ettiğimiz bu pazarları kriz yüzünden kaybetmememiz gerekiyor. İhraç pazarları krizde bu yüzden daha zorlayıcı oluyor.

İran’daki yatırım bekliyor

 İran yatırımınız ne durumda?

- Bugünkü ortamda İran yatırımını bekletiyoruz. Yatırım hazırlıklarına başlamıştık, arazi alındı, şirketler kuruldu. Hem çocuk bezi, hem de MDF (sunta levha) tesisi kuracağız. Ama her ikisini de 2009’a sarkıttık.

Deterjanda payımız 6 kat arttı

 Temizlik ürünlerinde pazar paylarınız nasıl?

- Toz deterjanda çok iyi bir sonuç aldık. 2001 krizi sırasında pazar payımız yüzde 2’nin altındayken, bugün yüzde 12. İki kriz arasında altı kat artış oldu. Yumuşatıcıda yüzde 22, çocuk bezinde yüzde 21, hijyenik pedde yüzde 17, günlük pedde yüzde 21 pazar payına geldik. Temizlik kağıtlarında da liderliğe yaklaştık.

Cezayir’de 60 milyon dolar ciroyu bulduk

 Cezayir pazarından memnun musunuz?

- İhracat dışında 2006 yılından bu yana Cezayir’de üretim yapıyoruz. 2008 yılı sonunda 60 milyon dolar ciroya ulaştık. Cezayir’de çok başarılı olduk. Çocuk bezimiz ve deterjanlarımız orada çok kabul gördü, çok iyi gidiyor. Artık Türkiye’ye de katkı sağlamaya başladı.

PROF.DR. ORHAN İDİL

Hayat Kimya Genel Koordinatörü Prof. Dr. Orhan İdil, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu. Almanya’da Johannes Gutenberg Üniversitesi’nde ve İ.Ü. İşletme Fakültesi’nde doktora yaptı. İ.Ü İşletme Fakültesi’nde asistan olarak çalışmaya başladı. 1982’den itibaren özel sektörde üst düzey yöneticilik yaptı. 1994’den bu yana, Hayat Kimya Genel Koordinatörlüğü’nü ve holdinge bağlı kuruluşların yönetim kurulu üyeliğini yürütüyor. TOBB Kozmetik ve Temizlik Ürünleri Sanayi Sektör Meclisi ve Türkiye Sabun Deterjan Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi.
Yazının Devamını Oku

Motorin ve otogaz bastırdı benzin tüketimi hızla geriledi

PETDER Başkanı ve Petrol Ofisi Genel Müdürü Melih Türker, 2008’de benzin tüketiminde yüzde 11 gerileme olduğunu belirterek, bunu otogaz ve motorin tüketiminin artmasına bağladı. Türker, benzin tüketiminin bu yıl da aynı oranda gerilemesini beklediklerini söyledi. PETROL Ofisi Genel Müdürü Melih Türker, ekonomik olumsuzluklara rağmen 2009 yılında da yapılması gereken yatırımları sürdüreceklerini belirterek, "Dikkatli adımlarla yatırımlarımıza devam edeceğiz. Önümüzdeki maçlara bakacağız" dedi. Aynı zamanda Petrol Sanayi Derneği (PETDER) Başkanlığı’nı da yürüten Melih Türker, dünyada yaşanan ekonomik krizden akaryakıt dağıtım sektörünün de etkilendiğini, pazarın daraldığını ve bu daralmanın 2009’da da devam etmesini beklediklerini belirtti. Petrol Ofisi Genel Müdürü Melih Türker ile akaryakıt dağıtım sektörünü, krizin etkilerini ve 2009 beklentilerini konuştuk.

Sektör 2008’i nasıl geçirdi?

- 2008, sektörümüz açısından çok ilginçti. Petrol fiyatlarının çok dalgalandığı, zirveler yaptığı bir yıldı. Özellikle ilk yarıda artış trendinde yıl ortasında 140 dolarlara kadar çıkan ham petrol fiyatlarında ikinci yarıda inanılmaz düşüşler yaşandı. Sektördeki 20 yıllık deneyimimde hiç bu kadar uç hareketler olduğunu hatırlamıyorum. Yılın ikinci yarısı, özellikle eylül ayından itibaren sektörün daraldığını gerçekten şiddetli bir şekilde hissettik. Özellikle endüstriyel üretimin büyük bir hızla düşmesinden etkilendik. Üretim olmayınca, taşıma da olmuyor.

Sektör daha da küçülecek

Pazardaki daralma hangi ürüne ne kadar yansıdı?

- Kasım sonu itibariyle benzinlerde yüzde 11’lik bir düşüş var. Benzindeki düşüşün birkaç nedeni var. Otogaz benzinin yerini alıyor, binek araçlar dizelde yoğunlaşıyor. Dizel araç, benzinlinin önüne geçiyor. Ama bunun ötesinde benzinde de bir düşüş var. Motorin çok daha güzel bir gösterge. Çünkü Türkiye’de satılan ürünün büyük çoğunluğu motorin. Motorinde de kasım sonu itibariyle ufak bir düşüş görüyoruz. Yüksek kükürtlü motorinde yüzde 3-4 düşüş var, ama düşük kükürtlü motorindeki artış bunu karşılıyor. 2008 yılı rakamları ortaya çıktığında 2007 ile ya başabaş olur, ya da yüzde 1 gibi bir daralma görülür. Hem sektör, hem de ekonominin büyümesi açısında bu çok önemli bir gösterge. Genelde GSMH’nin bir puan üzerinde bu işin büyümesi lazım, bu yıl bunu göremedik.

Bu yıla ilişkin beklentileriniz neler?

-2009 yılında sektör olarak şunu görüyoruz. Benzinlerin 2008 yılına göre yaklaşık yüzde 11 daha küçüleceğini tahmin ediyoruz. Toplam motorin tüketiminde de yüzde 1-2 daralma olacağını öngörüyoruz. Otogazda ise yüzde 1-3 artış bekliyoruz. Otogazın sürekli olarak çift haneli büyüdüğünü gözönüne alırsak, aslında burada da ciddi bir daralma olacağı görülüyor.

Kaçak akaryakıt yasada yeniden tanımlanmalı

 Ulusal marker uygulaması amacına ulaştı mı?

- Başlarda sorunlar oldu, ama bunların hepsi aşıldı. Kaçak akaryakıt sorunu kalmadı. Burada halledilmesi gereken daha önemli sorun var. 5015 sayılı yasada kaçak akaryakıt ’Ulusal marker limitleri içinde olmayan akaryakıt kaçaktır" deniyor. Bu son derece tehlikeli bir tanım. Alt limit 97 olması gerekirken ulusal marker 96 çıkarsa bu kaçak akaryakıt olarak nitelendiriliyor. Ürünler zaten Tüpraş’tan ulusal markerlı ve test edilerek geliyor. Bunlar dikkate alınarak yasa anlamında bir şeyler yapılması gerekiyor.

Kur farkı acı verdi ama büyümeyi sürdürürüz

 2008 nasıl bir yıl oldu, 2009 beklentileriniz?

- Birçok sektörde olduğu gibi bizde de kur farkı ciddi anlamda acı verdi şirketlere. 2009 zor bir yıl olacak. Bütün olumsuzluklara rağmen 2009 yılında büyümeye devam edeceğimize inanıyorum.

250 milyon dolarlık yatırım planımız var

 2008’de Petrol Ofisi ne kadarlık yatırım yapmıştı?

- 11 terminalimiz var. Geçen yıl sonunda Batman’da da yeni bir terminal yaptık, 8-9 milyon dolar harcadık. Tam sıkıntının göbeğinde yapılmış yeni bir yatırımdır. 2008’de dağıtım sektörüne ve terminallere yaklaşık 250 milyon dolarlık yatırım yapmıştık. 2008 çok güzel bitti. Önümüzdeki maçlara bakıyoruz.

MELİH TÜRKER

PETROL Sanayi Derneği (PETDER) Başkanı ve Petrol Ofisi Genel Müdürü Melih Türker, 1959 Ankara doğumlu. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü mezunu. Yüksek lisans ve MBA’ini ABD’deki Gannon Üniversitesi’nde yaptı. 1989’da Exxon’da satış ve pazarlama koordinatörü olarak işe başladı. 1991-1998 yılları arasında Shell’in Türkiye, Ortadoğu, Dubai ve BAE operasyonlarında görev aldı. 1998’de Shell’in ilk Türk genel müdürü olarak Türkiye’nin başına getirildi. 2003-2005 arasında Shell Avrupa Global Madeni Yağlar Genel Müdürü, 2005-2007 arasında Shell Avrupa Global Madeni Yağlar Stratejik İş Ünitesi Genel Müdürü olarak görev yaptı.
Yazının Devamını Oku