GeriDoğan HIZLAN Mişlen’lik erkekler
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Mişlen’lik erkekler

Farklı alanlardan tanıdığımız ünlü erkekler Deniz Alphan için mutfağa girip, hünerlerini gösterdi. Memet Ali Alabora, İsmet Berkan, Murat Belge ve Selahattin Duman’ın tarifleri ve daha fazlası Alphan’ın ‘Mutfakta Erkek Var’ kitabında

Deniz Alphan’ın Mutfakta Erkek Var kitabını görünce aklıma rahmetli halamın bir övgüsü geldi.
Çok güzel yemek yapan büyük teyzemin yemeğini yedikten sonra, halam ona bakın ne derdi?
“Mehlika, aynı erkek aşçı gibi yemek yapıyorsun.”
Bu söz belleğime yerleşti, iyi aşçıların erkek olduğu kanısı bende hâlâ yaşıyor. İnanıyorum ki benimle aynı kanıda başka insanlar da vardır.
Kitabın tam adı, ‘Lezzetli Sohbetler ve Satır Aralarında 100’ü Aşkın Yemek Tarifi’.
Deniz Alphan, kitabın özelliği üzerine kısa bir açıklama yapmış:
“Yemek pişirmek kadın işi mi, yoksa erkek işi mi? Dünyadaki aşçı sayısına bakacak olursak ezici bir çoğunlukla erkeklerin önde olduğunu görmek hiç de zor değil. Kadın aşçıların sayısı gün geçtikçe artsa da aşçı deyince şüphesiz akla erkekler gelir. Ama kadınların dünyada doyurduğu nüfus sayısı söz konusu olunca da erkeklerin esamisi bile okunmaz.”
Arkadaşlarımız alışılmış deyişle söylersek, ellerinin hamuruyla kadın işine girişmişler.
Gerçi eski ağır yemekler artık yapılmıyor ama benim gibi birçok kimse boğazına düşkün olmaktan vazgeçmiyor.
Benim hocam rahmetli Prof. Dr. İsmet Sungurbey’in babası da “Kadın mutfak meleğidir” dermiş.
Alphan’ın kitabında kimler konuşmuş ve kimler yemek tarifi yapmış:
Arman Kırım, Ali Manisalı, Hasan Deniz, İsmet Berkan, Koray Malhan, Mario Levi, Ali Poyrazoğlu, Bülent Korman, Cem Mansur, Tuğrul Şavkay, Mehmet Y. Yılmaz, Meriç Köyatası, Murat Belge, Cenk Sönmezsoy, Faruk Malhan, Nesim Bitran, Murat Morova, Ferzan Özpetek, Nazar Büyüm, Ferhat Boratav, Mustafa Alabora, Memet Ali Alabora, Gökçen Adar, Görgün Taner, Oray Eğin, Reşit Soley, Selahattin Duman, Yankı Yazgan, Mehmet Barlas.
Biliyorsunuz, Fransızların iyi lokantaların yer aldığı bir Michelin Rehberi vardır. Bence bu lokantalarda, kitapta yer alan arkadaşlarımızın son derece başarılı olacağına inanıyorum.

TUĞRUL ŞAVKAY FAKTÖRÜ

Kitap rahmetli arkadaşımız Tuğrul Şavkay ile başlıyor.
O yalnızca iyi yemek yapan, yemekten anlayan bir lezzetçi değildi, o bir yemek filozofuydu.
Onun düzenlediği nice açılışlarda, midemizin lezzetiyle beynimizin lezzeti buluşurdu.
Tuğrul’u anan yazıdan bir bölüm mutlaka bu yazıda bulunmalıdır:
“Tuğrul Şavkay’ı tanımasanız da muhabbeti bol lezzetli bir sofrada ona da bir kadeh şarap kaldırın, o bunu fazlasıyla hak eden biridir.
Bugün yeme-içme meselesine kafa yormaya başlanılmışsa, yemek kültürüne ilgi gösterme trendi yükselişteyse bunda şüphesiz Tuğrul Şavkay’ın payı çok büyüktür. Günlük gazetelerde yemek yazarlarına köşeler açılmışsa, bir aşçının başarısı, bir lokantanın açılışı haber olabiliyorsa, yemek dergileri yayımlanıyorsa bu çorbada Tuğrul’un da tuzu var demek bence yetersiz kalır çünkü çorbayı bütünüyle o pişirdi denebilir. Malzemesini hazırladığı ve tam da pişirmeye yetişemediği bir diğer proje ise gastronomi ve mutfak sanatlarını Türkiye’de de üniversite seviyesinde bir eğitim haline getirmek oldu.
Tuğrul, sevenlerinin çok özlediği biridir. Çıtır bir simitte, yıllanmış bir İrlanda viskisinde, Baudelaire’in bir şiirinde, ilkbaharın sunduğu ızgara uykulukta, Mozart’ın operalarında, kısacası güzel olan, insanın damağını ve ruhunu besleyen ne varsa, onda Tuğrul’dan da bir parça vardır. Bunların tadına varabilen herkes, Tuğrul ile hâlâ aynı sofrayı paylaşıyor demektir.”

HANIMLAR İSTİRAHAT ETSİN

Tarif edilen yemekleri hiç kuşkusuz deneyeceksiniz, hanımlara istirahat düşüyor.
Bence kitabı alacak kadınların hepsi, evdeki erkeklere bu kitabı verip yemekleri onlara yaptırsın, böylece teoriyle pratik arasındaki uyuşmayı veya uyuşmazlığı da test etmiş olurlar.
Sözgelimi Ferzan Özpetek’ten Sarmısaklı Spagetti; hem kolay hem lezzetli bir yiyecek olarak ilk uygulama olabilir. Ama baştan söyleyeyim böyle kolay görünen tarifler aslında kıvamı tutturabilmek meselesidir, ki en zoru da odur!
Mehmet Y.Yılmaz, “Elimde sihir var, bardağa su koysam lezzeti başka olur!” diyor.
Bu sözü okuyunca, doğru olup olmadığını anlamak için Lagos Buğulama’yı yapmayı deneyin.
Başka alanlardan tanıdığınız arkadaşları, mutfakta görmek eğlenceli olsa gerek.
Tabii tarifleri uygulamadıkça, ustalıkları konusunda bir şey söyleyemem.
Söyleşiler kitaba çok ayrı bir lezzet veriyor.
Yemeği yemesek de olur, dedirtecek güzellikte.
Damağına düşkün herkesin başucu kitabı. Haydi erkekler mutfağa!

Sarmısaklı Spagetti

Çok basit bir sarmısaklı spagetti yapıyorum, onu herkes beğeniyor. Bu spagetti zeytinyağı, kırmızı biber ve sarmısak üçlüsü ile yapılır. Makarnayı kaynar suya atmadan önce bir tavaya zeytinyağını koyarsınız ve 5-6 parça sarmısak ile kırmızıbiberi eklersiniz. Parça kırmızıbiber daha da iyi olur. Ayrıca biraz da toz eklersiniz. Onlar çok hafif kavrulur. Bir yandan da makarnayı kaynar suya atınca, öteki taraftan da bayat ekmek parçalarını ufalayıp biraz da galeta ununu biberli zeytinyağının içine atıyorum. Onlar yağın içinde tam kıtır kıtır olurken, o süzdügüm spagettiyi de içine atıp karıştırıyorum. Vallahi parmaklarınızı yersiniz.

X

Kemal Varol’la iyi yolculuklar

‘Âşıklar Bayramı’ kitabını babalar ve oğullar rafımın iyileri arasına koydum. Yerel bütün özellikleri modernize eden bir kitap. Uğranılan, geçilen bütün kentlerin özelliğini, ruhunu etkileyici bir üslupla tasvir ediyor.

Yol, yolculuk ve baba-oğul münasebeti üzerine yazılmış romanları, öyküleri seviyorsanız Kemal Varol’un ‘Âşıklar Bayramı’nı okuyun. Anadolu’da bir yolculuğa çıkan, yıllardır birbirini görmeyen baba ve oğulun trajik serüvenini anlatıyor.

Kitabı da zaten babasına ithaf etmiş.

İki dizeyle başlıyor kitap:

“Tükendi nakd-i ömrüm dilde bir sevda-yi ah kaldı

Tevessül dilber-i yâre benim arzum nigah kaldı”

25 YIL SONRA GELEN BABA...

“Geceleyin gelen nedir, bilir misiniz?” - Tarık suresi

Kapı çalınıyor, uzun bir tereddütten sonra açıyor ve serüven başlıyor:

Yazının Devamını Oku

İlhan Başgöz’ü sonsuza uğurlarken

Salı günü akşamüstü Metin Turan aradı, “İlhan Hoca’yı bir saat önce kaybettik” diye.

Metin Turan’ın İlhan Başgöz’ün Türkiye’ye getirilmesindeki yerini tekrarlamak gerekir. Başgöz’ün Amerika’daki durumundan beni haberdar eden ve Türkiye’ye gelmek istediğini söyleyen oydu.

Sonrasını biliyorsunuz, ben de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı arayarak Hoca’nın isteğini iletmiştim. Başgöz böylece çok sevdiği vatanına kavuşmuş oldu ve son nefesini doğup büyüdüğü, türkülerini derlediği topraklarda verdi.

Bugün onu kitaplarıyla son yolculuğuna uğurlamak istiyorum. Bize bıraktığı gerçek mirası hatırlatarak:

‘Yunus Emre’

Kitabın girişinde Yunus Emre hakkında bildiklerimizin üç kaynaktan geldiği yazıyor.

Bir yargısı,

Yazının Devamını Oku

Yemek tarihi ve tarifi

Ramazanlarda yemek çeşitleri, yalnız aşçıların değil ev kadınlarının da yaratıcılığını körükler.

Eski aşçı düzeni ile bugünün düzeni arasında ne farklar vardı?

Yemek ve Kültür dergisinde bu konuda epey inceleme yer alıyor.

Enis Batur, ‘Mutfakta sınır ihlâlleri’ yazısında iki önemli sergiyi tanıtıyor:

‘Yiyorum, Öyleyse Varım’ ve ‘Haydi Masaya!’.

Masaya çağrı elbette ramazanda daha sık duyulur.

Gökhan Akçura’nın ‘Arşivden Lezzetler’ ana başlıklı yazısını okudum. Onun geçmişi bugüne bağlayan yazılarını severek okurum.

‘Nerede o eski aşçılar!’

Hürriyet’te tanıdığım

Yazının Devamını Oku

Evinize gelen 'Misafir'i dinleyin

Esra Zeynep Yücel adını, benim de yazdığım ve Frank Sinatra’ya adadığı ‘Dear Frank’ albümünden anımsayacaksınız.

Yeni albümü ‘Misafir’de Türk müziğinin en sevilen türküleri ve şarkılarını seslendirdi.

Etnik Türk enstrümanlarının da kullanıldığı evrensel bir albüm niteliği kazandı.

Şarkılara kendi anlayışıyla farklı bir yorum kattı.



Caz müzik sanatçısına hem ülkemizden hem de yurtdışından önemli müzisyenler eşlik etti.

Yazının Devamını Oku

Eski İstanbul’da ne yenir, ne içilirdi?

Yeme-içme konusuna meraklıysanız dergileri, kitapları takip edin. Dünden bugüne lezzet haritasını böyle öğrenebiliriz. Sermet Muhtar Alus’un kitabı da bunlardan biri. Okuyucular kitaptaki lezzetleri kendileri de deneyebilir.

Kimi yazarların kitaplarını okumadan eski İstanbul’un günlük yaşamını, alışkanlıklarını öğrenemezsiniz. O zaman da bugünün İstanbul’unu anlamanıza imkân yoktur.

Yeme-içme konusunda dergiler çıkıyor, kitaplar yayımlanıyor. Dünden bugüne lezzet haritasını böyle kitaplardan öğrenebiliriz.

Bir şehrin tarihinin ışıldakları bugünü aydınlatır. Sermet Muhtar Alus işte o ışıldakları tutanlardan biridir. ‘İstanbul’un Geçmiş Günlerinde Yeme İçme’ kitabını okurken bugünle mukayese yapabildim. Derleyen ve yayına hazırlayan Tuncer Birkan.

NOSTALJİDEN FAZLASI

Birkan, ‘İzler Üzerine’ yazısında dizinin gerekçesini sunuyor: “Yakında 100. yılına girecek Cumhuriyet’in yazılı mirasını yeterince tanımıyoruz.

Ortada devasa bir arşiv var sahiden ama çok temel eksiklerle malul bir arşiv bu. ‘İzler’ adını verdiğimiz bu dizide yapılacak işin önemli bir boyutunu, işte bu tür eksikleri ‘tamamlama’ya çalışıyoruz.”

Birkan’ın yazısı gerek yazarlara, gerek araştırmacılara, gerek yayınevi yöneticilerine yerine getirilmesi gereken bir hatırlatmadır. Ben de katılıyorum. Erdir Zat, ‘Derya Gibi Bir Adam’da, İstanbul’u yazanlara değindikten sonra Alus üzerine şu yargıya varıyor: “Nostaljiyi daha ışıklı zamanlara saklayalım. Bugün Sermet Muhtar’ı okumak nostaljiden çok daha fazlasını içeriyor.”

Yazının Devamını Oku

25 yıllık tarihin özeti

Uzmanlık kütüphanelerinin önemini sık sık vurguluyorum. Genel kitaplıklar geniş bir kitlenin bilgi ihtiyacını karşılar. Genel kitaplıklarda ayrı raflar da düzenlenmelidir.

Ben hâlâ internet dışında yıllıkların yayınlanmasından yanayım. Çünkü merak ettiğiniz, hemen başvuru gerektiren bir durumda önünüzdeki kitap size yardımcı olur.

Evin Sanat Galerisi’nin hazırladığı ‘25. Yılında’ yalnız resim ve heykel tarihinin değil genel tarihin de bir önemli bilgisini içeriyor.

Daha önceki bir yazımda aramızdan ayrılan Evin İyem’in ve Ümit İyem’in kurduğu galerinin 25’nci yılından söz etmiştim.

Osman Nuri İyem, ‘25. Yılında’ başlıklı bir tür yıllık özelliği taşıyan kitaptaki yazısında galeriyi ve onun yerini, özelliğini saptıyor.

Kitabın niteliği nedir?

1996’da başlıyor 2021’de bitiyor.

Üç bölüm:

Dünya – Türkiye – Evin Sanat Galerisi.

Yazının Devamını Oku

Baksı’dan yeni projeler

Baskı Kültür Sanat Vakfı Mütevelli Heyeti, Zeytinburnu Fişekhane’de toplandı. Heyetteki kadın üye sayısı yediye yükseldi. Yeni yönetim kurulundaki kadın üyelerle birlikte Baksı’daki kadın üye sayısı 13’e yükselmiş oldu.

Toplantının ana gündemini, yeni açılacak ‘Osman Dinç-Gözlemevi’ ve ‘Kıraçta Heykel’ sergileri ile Çocuk Şenliği ve Kadın İstihdam Merkezi oluşturdu.

Ayrıca Anadolu Ödülleri’nin 2021’de yeniden düzenlenmesine ve bu bağlamda, mekân, lezzet ve ses konularına yönelik ‘Anadolu’yu Anlamak’ üst başlıklı araştırma ve uygulama projesinin hayata geçirilmesine karar verildi.

Film festivali ve konserlerin ise pandemi koşullarına bağlı olarak uygulanmaya konması kararlaştırıldı.

BAKSI MARKASININ GELECEĞİNİ İNŞA EDECEK PROJELER

VAKIF Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Koçan, çalışmalarının odağında yine kadın ve çocukların olacağını söyledi:

“Baksı’nın etrafındaki sinerjide, masumiyet ve samimiyet var. Bugüne bu sivil kültürle geldik. Gelecekte de sivil bir kuruluş olarak var olmak istiyoruz. Bir yandan çocuklarımızı Yetenek Eğitim Merkezi’yle geleceğe hazırlayıp istihdam sağlarken, Kadın İstihdam Merkezi projesiyle de kadını ekonominin aktif bir parçası haline dönüştüreceğiz. Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından projelendirilen bu merkez, Baksı Müzesi’nden sonra Bayburt’a kazandırdığımız ikinci önemli yapı olacak.

Yeniliğe kapımızı açık tutmak istiyoruz. Bunun için Gelecek İçin Öneriler kurulunu oluşturduk. Gençlerimizi ve taze fikirleri olanları faaliyetlerimize katkıda bulunmaya davet ediyoruz.”

Sergiler:

Yazının Devamını Oku

Müzik eşliğinde şiir dinlemek

Müzik eşliğinde şiir okumak, bana yabancı gelmeyen bir çalışma.

Hürriyet Gösteri’nin eski sahibi Sedat Simavi müzik kasetlerinin yaygın olduğu bir dönemde derginin şiir kaseti yayımlanması önerisinde bulunmuştu.

Gerçekten de uygulamaya başladığımda, dergi tiraj aldı.

Şiir okuma dönemi, edebiyat matinelerinde başladı, çeşitli salonlarda, okullarda gerçekleşiyordu.

İhsan Yılmaz, Kültürazzi’de fakültede öğrenci iken merakla dergiyi beklediğini yazdı.

Kasetleri nasıl gerçekleştirdik?

Önce Türk edebiyatının önemli şairlerini tespit ettik. Yaşayan şairler şiirlerini kendileri okudu, aramızdan ayrılanları da Türk tiyatrosunun önemli adları seslendirdi. Kaybettiğimiz şairlerin de kendi seslerinden zamanında yapılmış kayıtlardan yararlandık.

Yıllar önce ‘Karalama Defteri’nde Bejan Matur’la program yapmıştım.

Bu hafta da hem

Yazının Devamını Oku

Vefatının 30’uncu yılında Orhan Hançerlioğlu

İsmi felsefe çalışmalarıyla özdeşleşmişti ama aynı zamanda iyi bir romancıydı.Meral Demiryürek’in kaleme aldığı kitap Orhan Hançerlioğlu’nun bu yönünü inceliyor...

Radyo Günleri’nde Orhan Hançerlioğlu’nun (1916-1991) hikâye programlarını dinleyenlerden biriyim. Bir öykü yazarını tanıtır, ardından konuşmasını şiir dizeleriyle bitirirdi. Etkileyici, davudi bir ses tonu vardı. Son romanı ve sözlükleri üzerine TRT’deki ‘Karalama Defteri’nde de bir konuşma yapmıştım.

Ölümünün 30’uncu yılında Meral Demiryürek’in yazdığı bir kitabı tanıtacağım: ‘Roman İncelemesinin Teorik Temelleri ve Uygulamaları-Orhan Hançerlioğlu-Hikâyeden Öte Romandan Beri’.

Meral Demiryürek
Orhan Hançerlioğlu Hikâyeden Öte Romandan Beri
Akademik Kitaplar

Roman niçin okunur?

Kitabın yazılış amacını şöyle açıklıyor: “İsmi felsefeye yönelik çalışmalarla özdeşleşen Orhan Hançerlioğlu’nun aynı zamanda iyi bir romancı olduğunu bilenlerin sayısının azlığı ve yazarın bu yönünün daha fazla dikkate alınmayı hak ettiği düşüncesiyle bu kitap yazıldı. Romanlar incelenirken Alfred Adler tarafından geliştirilen bireysel psikolojiyle Carl Gustave Jung’un temellerini attığı analitik psikolojinin verilerinden yararlanıldığı gibi, bunlara ilave olarak, Hançerlioğlu’nun romanlarını yazdığı dönemde yaygın bir şekilde tartışılan varoluşçuluk felsefesinin temel ilkeleri de dikkate alınmıştır.”

Yazının Devamını Oku

Karagöz müsünüz yoksa Hacivat mı?

Karagöz oyununu da seyrettim, metinlerini de zevk duyarak okudum.

Karagöz–Hacivat’ın tarihi, insanın özeleştiri karşısındaki tahammülünü de simgeler.

Karagöz oyunu iki karşıt tipin karşılaşmasıdır ki, bence çoğu zaman Hacivat, Karagöz’den daha komiktir.

Babamın Karagöz takımı vardı. Oynatırdı.

Karagöz, öğretici bir gösteridir.

Yapı Kredi Yayınları Salonu’nda açılan ‘Karagözüm İki Gözüm’ sergisini gezemedim ama çok iyi hazırlanmış kataloğunu okudum, figürleri birkaç kez gözden geçirdim.

Zaman zaman argo yaftasıyla yasaklamalara uğramıştır Karagöz oyunları. İnsanoğlu böyledir, günlük yaşamında kullandığı argoyu bir kitapta, sahnede görünce sahte bir eleştiri krizine tutulur.

Sergiyi gezenler, kataloğu okuyanlar, bu konuya eğilmek isterlerse Pertev Naili Boratav ile Cevdet Kudret’in kitaplarını tavsiye ederim.

Ayrıca ben Karagöz şarkılarını da çok severim. Bazılarının adlarını vereyim:

Yazının Devamını Oku

Kütüphane Haftası’nı Cumhurbaşkanı açacak

57. Kütüphane Haftası açılış ve ödül töreni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bugün saat 13.30’da Cum-hurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek.

Programda önce ödüller var. Bu yıl şu dallarda ödül verilecek:

Yılın Okuru Ödülü

Yılın Kütüphanesi Ödülü

İsmail Sacib Sencer Yılın Kütüphanecisi Ödülü

Yılın İşbirliği Ödülü (Kütüphanecilik ve yayıncılık alanlarında)

Yılın Yenilikçi Girişimi Ödülü (Kütüphanecilik ve yayıncılık alanlarında)

Ali Emiri Efendi Onur Ödülü

Kamuoyunda kitap, kütüphane ve okuma kültürü konularında bilinç uyandırmak, dünya kütüphaneciliğindeki ve kütüphanecilik hizmetlerindeki önemli değişim ve gelişmeleri kütüphaneciler, kütüphanecilik alanında faaliyet gösteren kişiler ve kurumlarla paylaşmak amaçlarıyla, 1964 yılından bu yana her yıl mart ayının son haftası yurt çapında Kütüphane Haftası olarak kutlanmaktadır.

Yazının Devamını Oku

Gezerken müziği anımsamak

Güncel bir ödülle başlamalıyım yazıma. Basınımız, her yıl yaptığı gibi bu yıl da Grammy Ödülleri’ni kazananların klasik müzikle ilgili bölümlerini yayımlamadı.

Birkaç hafta önce yazdığım Lintu’nun Sibelius icraları ödül kazandı.

Yurtiçinde ve dışında gezerken, orayla ilgili müzikler belleğinizde canlanır mı?

Benim çok sık başıma gelir, yürürken müziği mırıldanmaya başlarım.

O yerin edebiyatı ve müziği birleşince, yürümek bana bütünsel bir zevk verir.

Bach’ın Brandenburg Konçertoları’nı dinledim.

Six ‘Brandenburg’ Concertos

ARS REDIVIVA ENSEMBLE

Soloists anda Chamber Orchestra

Yazının Devamını Oku

Her yazarın bir şehri vardır

Orhan Kemal’in şehri de Adana’dır. M. Nevzat Hız’ın hazırladığı ‘Bir Şehir Sözlüğü-Orhan Kemal’in Adana’sı’ kitabı bir şehrin edebiyata geçişinin grafiğini gösteriyor.

Orhan Kemal’i tanısaydınız, o şehirli zarif bıçkınlığına bayılırdınız. Her zaman, her koşulda yüzü gülen, insanları seven, en kızdığını bile sevecen bir üslupla eleştiren bir büyük yazardı. Adana, onun ve edebiyatının vatanıdır.

Fikret Otyam’ın mektuplarında, Ara Güler’in fotoğraflarında, onun yaşamının bazı ipuçlarını bulursunuz.

Toplumcu Gerçekçilik bazı yazarların genel şemsiyesidir ama Orhan Kemal için ‘aydınlık gerçekçi’ tanımı eleştiri tarihinde yer etmiştir.

Çünkü o, eleştirdiği, kapitalizmin acımasız temsilcilerinin bile insan yanına bir edebi çentik atar.

Bu anlayış sayesinde roman kahramanları inandırıcıdır. İyi ve kötünün aynı insanda birleştiğini gösterir. ‘Sadık gerçekçilik’ de budur.

Her yazarın bir kahvehanesi, lokantası vardır. Orhan Kemal de Nuruosmaniye’nin girişindeki Meserret’te otururdu. Nurer Uğurlu orayı da anlatmıştır kitabında.

Bir Şehir Sözlüğü

Yazının Devamını Oku

Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun

27 Mart Dünya Tiyatro Günü. Bu vesileyle her yıl yerli ve yabancı sanatçılar bildiriler hazırlar. Zor bir dönemden geçiyor tiyatrolar pandemi nedeniyle. Önce sorunlara değinmek gerekiyor o yüzden.

Yazımdaki önemli bilgileri, saptamaları, tiyatronun pandemideki durumunu Hürriyet Kitap Sanat editörü ve tiyatro yazarı Bahar Çuhadar’ın hazırladığı dosyadan aldım.

Devlet yardımı için bazı koşullar yüzünden, vergi ve stopaj borcu olan tiyatrolar yararlanamadı.

Yaşayanlar da perdelerini gişe geliriyle açabildi.

Binlerce tiyatro emekçisi (oyuncu, teknik çalışan, yönetmen, yazar) bir yıldır gelir elde edemedi, buna rağmen kira, fatura, vergilerini kredi çekerek ödeyebildiler.

Toy İstanbul, Öykü Sahne, Küçük Salon, Galata Perform adlı dört bağımsız tiyatro mekânı kapandı.

Kadıköy’ün ve İstanbul’un son yedi yıldır en bilindik tiyatro mekânlarından Moda Sahnesi kapanmanın eşiğinden ‘Sahneden naklen’ uygulamasını başlatarak döndü. Oyunları canlı oynayıp, bilet satıp dijitalden seyirciyle buluşturuyor.

Tiyatro dünyasından birçok kişi, devlet ya da yerel yönetimlerin İngiltere ve Almanya’daki uygulamaları benimsemelerini öneriyorlar.

Bizde tiyatroya en güçlü destek tiyatrocuların tek tek ya da kolektif olarak başlattıkları dayanışma kampanyalarına katılan seyirciden geldi. Bağımsız sahnelerin kimisi imzalı afiş satarak, kimisi ileride oynayacakları oyunlar için önden bilet satarak, kimisi boş koltuk satarak, kimisi de internette dayanışma kampanyası başlatarak seyirciden destek aldı.

Yazının Devamını Oku

Erol Toy’un ardından

Türk edebiyatının toplumsal gerçekçi yazarlarından Erol Toy (1936–2021) aramızdan ayrıldı.

Kızı Ayşe Toy, babasının ölümünün ardından düşüncesini okurlarıyla paylaştı:

“Canım babam, yazar Erol Toy, uzun bir hastalığın sonunda yanımızdan ayrıldı, acımız tarifsiz. Babacım, merak etme, ömrün boyunca kaleminle anlatmak ve korumak için mücadele ettiğin laik Cumhuriyet bize emanet artık. Fikirlerin ölümsüz, huzur içinde uyu.”

Yapıtları dışında, toplumsal hareketlerin, siyasal girişimlerin içinde olan bir yazardı. Kendi kitapları dışında uzun süre Yazko Edebiyat’ın da yöneticiliğini yaptı.

Yazko Edebiyat’ı yönetirken sık sık Cumhuriyet gazetesine uğrar, konuşurduk. Her zaman günün siyasal gündemine kafa yorardı.

Siyaset mağdurlarının da her zaman yanındaydı.

Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar çizilen tarihi romanlarında yansıttı.

İmparator romanıyla okurların ilgisini çekti.

Yazının Devamını Oku

Kırtasiyecilerle kırtasiye severler buluşuyor

Eve kapanmanın zorluklarını en çok tutku derecesinde bağlı olduğu hobilerinden uzak kalanlar yaşıyor.

Herkese göre değişse de benim için kitapçıdan ve kırtasiyeciden uzak kalmak onlara duyduğum özlemi arttırır.

Kırtasiye sektörünün 2021’deki beklenen buluşması, 22–27 Mart tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşiyor.

Fuar, TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ile Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) işbirliği ile yapılıyor. Fuarın tam adı şöyle: “Uluslararası Okul, Kırtasiye, Kâğıt, Ofis Malzemeleri ve Oyuncak Fuarı”.

Hobi malzemeleri, hediyelik eşyayı da bu fuarda bulabileceksiniz.

Fuarın açılış programı:

- Burç Tuncer

Yazının Devamını Oku

Enver Gökçe’ye bir armağan...

Ali Ekber Ataş’ın derlediği kitapta Enver Gökçe’nin şiiri şöyle anlatılmış: “Yüksek ruhludur. Memleket kokusunu, özgürlük hissini duyumsatması bu çoğalan özelliğiyle sağlar.” Şairi bütün yönleriyle birçok yazarın görüşünden okuyacaksınız.

Toplumcu gerçekçi şiirin ustalarından Enver Gökçe’ye bir armağan kitabı yayımlandı: ‘Doğumunun 100. Yılında Enver Gökçe’ye Armağan.’ Derleyense Ali Ekber Ataş...

Anımsayacaksınız, uzun yıllar ABD’de yaşayan İlhan Başgöz uçaktan Ankara’ya inince Enver Gökçe’den dizeler okumuştu.

Armağan kitabın başında Can Yücel’in ‘Enver Gökçe’ye’ şiiriyle benim ‘Enver Gökçe’nin Türk Şiirindeki Yeri’ yazım yer alıyor.

Teşekkür yazısında Ali Ekber Ataş armağana emek verenlerin adını anıyor.

‘Doğumunun 100. Yılında Enver Gökçe’ye Armağan’ 
Derleyen: Ali Ekber Ataş

Yazının Devamını Oku

Seçkin Türesay’ın ardından

Yılların arkadaşı, iyi gazeteci Seçkin Türesay da aramızdan ayrıldı.

Seçkin’le dostluğum Yeni Gazete’de başladı. Ben sanat edebiyat sayfasını yönetiyordum, o da yazıişleri müdürüydü. Bazı akşamlar orada sohbet ederdik.

Basın dünyasındaki dostluklar, ayrı gazetelerde olsanız bile devam eder. Bir aralık Günaydın’a gitmiş, sonra yeniden Hürriyet’e dönmüştü.

Alçakgönüllü kuşaktandı, çalışanların hepsiyle dostluk kurmuştu, yöneticiliğin ceberutluğundan eser yoktu.

Haberin ardındaki gerçeği sezer ona göre değerlendirirdi.

Gazete içi ve gazete dışı birçok toplantıda buluştuk, sevgili eşi Nazan Türesay da bu dostluk halesi içindeydi.

Gazete günübirlik bir çalışmadır ama her sayı tarihe kalır, yıllar sonra kaynak olarak kullanılır.

Seçkin Türesay da gazeteciliğin bu yanını bilir, haberi de buna göre değerlendirirdi.

İşinde titiz, ilişkilerinde kibardı.

Yazının Devamını Oku

Magazinin böylesi

Hayata dair ne varsa benim ilgimi çeker. Bazı yaftalarla soyutlamadan yana değilim. Homeros’un dediği gibi, insana ait her şey bana yabancı değildir.

Her alanın magazini vardır. Tolstoy’un yakını bir yazar için söylediğini hep belleğimde tutarım: “İyi bir yazardı ama yazarı yazar yapan zaafları yoktu”.

Magazin bizim kendimizdeki eksiklikleri görmemizi sağlar, başkalarını eleştirirken bir türlü boy aynasına bakmayız.

Edebiyat sanat söz konusuysa, yazıya zaten bir kalite damgası vurulmuştur.

Kendi gazetemden örnek vereceğim. Hürriyet’te iki kişi benim ilgilendiğim, onayladığım magazini temsil ediyor.

Ertuğrul Özkök ve İhsan Yılmaz’ın hazırladığı Kültürazzi... İkisinin de olaylara bakışında gizli bir ironi vardır. Ertuğrul Özkök’te yaşamanın sırları, İhsan Yılmaz’da da sinsi bir satır arası hinlikleri var.

Bir zamanlar böylesine kaliteli magazini sevgili Selim İleri yapardı. Hatta Kültürazzi çıktığında, logosunu ona benzetenlerin sayısı az değildi.

Genç kuşak magazinin iyisini yapıyor.

Hürriyet’te çıkan sanat dünyasındaki magazin yazılarının haber değeri yüksek. Son

Yazının Devamını Oku

Sibelius yalnızlığı

Ünlü, Finlandiyalı besteci Jean Sibelius (1865–1957) belgeselini seyrettim. Ardından diskoteğimden Sibelius Senfonileri’ni dinlemeye başladım.

5 CD’den oluşan albümdeki besteleri Berliner Sinfonie–Orchester seslendiriyor, orkestrayı da Şef Kurt Sanderling yönetiyor.

Belgeselde, Finlandiya Radyo Senfoni Orkestrası’nın şefi Hannu Lintu.

Müzik aralarında oradaki yaşamından sahneler ekrana geliyor. Lintu ile bir müzik yazarı karşılıklı konuşuyorlar, eserleri ve hayatı konusunda yorumlarda bulunuyorlar.

Ailesiyle doğanın içinde yaptırdığı bir evde yaşayan besteci, uzun yıllar bir suskunluğu tercih etti. Otuz yıla yakın olduğu söylenir. Yeni senfonisinin hazır olduğunu defalarca söylediği halde bir türlü ortaya çıkmadı.

Hatta son senfonisini eşiyle birlikte çini sobada yaktığı yazılanlar arasında.

Müzik eleştirmeni Serhan Bali, Lahti Sibelius Festivali’ne katıldı, onu yazdı.

Emre Aracı da bestecinin Londra’ya gelişini yazıya geçirdi.

Sibelius,

Yazının Devamını Oku