Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Misafir ettiğiniz Suriyeli bacılarınıza neler yapıyorlar!

Üç yıl önce kapıları sonuna kadar açtığımız Suriyeli sığınmacılar arasındaki en dezavantajlı kesim olan kadın ve çocukların durumunu Mazlumder inceledi ve bir rapor hazırladı. İnanılmaz acı tespitlerle dolu rapor, çıkar çıkmaz gündemin çarkları arasında ezildi.

Kanat Atkaya’nın bugün yazdığı gibi, son zamanlarda ağızlardan, kalemlerden sadece büyük meseleler için büyük laflar döktürülmesi bekleniyor. Büyük nedir, büyüklüğü kim neye göre belirliyor? Yakıcı, acil çözüm bekleyen ama gündemin çarkları arasında sıkışıp kalan dünya kadar adaletsizliğin bir cumhurbaşkanlığı koltuğundan önemsiz olduğunu kim söyleyebilir? Ama sıra gelmiyor, gelemiyor.

İşte onlardan birini, kapıları sonuna kadar açtığımız Suriyeli sığınmacılar arasında en “hassas” kesim olan kadın ve çocukların durumunu Mazlumder inceledi ve bir rapor hazırladı. İnanılmaz acı tespitlerle dolu “Kamp Dışında Yaşayan Suriyeli Kadın Sığınmacılar” raporu da pek çok adaletsizlik gibi listenin en altlarında, yukarılara çıkmayı bekliyor.

BİR TÜRK MİSAFİRPERVERLİĞİ

Suriye’de son üç yıldır süren iç savaş nedeniyle, 4 milyondan fazla insan yaşadığı yerden ayrılmak zorunda bırakıldı ve 2,5 milyona yakını civar ülkelere sığındı.

Bu ülkelerin başında, sınır komşusu Türkiye geliyordu. Doğrusu, geçmişten gelen akrabalık ve ticaret ilişkileri, Nisan 2011’den bu yana yürüttüğü “açık kapı politikası” ve ‘misafirperverliği’, Suriyeliler için Türkiye’yi tercih sebebi yapmıştı.

Ancak kapıları açmak, iyi ev sahibi olmak için yeterli miydi? Mesela, kapıyı sonuna kadar açıp davet ettiğimiz, sonra da kış soğuğunda bahçede ya da kömürlükte yatırdığımız kişiye misafirperverlik yapmış olur muyduk? Maalesef Türkiye, önce uluslararası hukukta herhangi bir karşılığı olmayan “misafir”, 2012 yılında da bir genelgeyle “geçici koruma” statüsü verdiği Suriyeli sığınmacılara şu anda tam da bunu yapıyor. Bununla kalsa iyi, onların özbakım, beslenme, sağlık, eğitim haklarından uzak ve de her türlü istismara ve sömürüye açık bir şekilde ‘yaşaması’na göz yumuyor. “E onlar da canlarını kurtarmak için ülkelerinden kaçmışlardı, yeter” diyor herhalde. Diyorsa haklı, şu anda çoğunun bir tek canı var.

Tamam, o zamanlar Esad’ın birkaç ayda gideceğinden emin olanlar, işin bu noktaya geleceğini de öngöremediler. Ama öngörüyü çoktan aşıp acı ve tehlikeli bir gerçek olarak geriye düşen sorunla ilgili bir adım atana da rastlanmıyor. Ne bir mülteci politikası var, ne sürdürülebilir bir plan.

1 MİLYONDAN FAZLA DRAM

Mazlumder raporunda AFAD’ın son verilerine yer vermiş. Buna göre, Türkiye’de 22 geçici barınma merkezinde yaklaşık 220 bin sığınmacı yaşıyor; 107 bini kadın. Kamp dışında yaşayan sığınmacı sayısı ise 667 bin, yani Türkiye’de kamp içi ve dışında, toplamda 1 milyondan fazla sığınmacı var ve sayı giderek artıyor. Bu sayı bazı sınır illerinin nüfusunu yaklaşık iki katına çıkarmış durumda. İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük şehirlerdeki sığınmacı varlığı ise yüz binlerle ifade ediliyor.

Mazlumder’in raporu, güvenlik açısından hepsinden daha fazla risk altında olan, kamp dışında yaşayan Suriyeli sığınmacı kadınları konu alıyor. Bu grubun çoğunluğu, Türkçe konuşamıyor ve karşılaştıkları sıkıntılarda nereye, nasıl başvuracaklarını bilmiyor. Barınma, sağlık ve beslenme koşulları yetersiz, çocukları için eğitim ve psiko-sosyal destek hizmeti hiç yok, üstelik kültürel farklardan dolayı sosyal dışlanma yaşıyorlar. Emekleri sömürülüyor ve daha da kötüsü, özellikle genç kadınlar fuhuşa zorlanıyor.

Savaşın pek çok silahı var; tank, top, makineli, kimyasal silah ve özellikle kadınlar için tecavüz! Zaten böyle bir cehennemden kaçan kadınları “misafir” edildikleri ülkede de bekleyen bu.

Kamp dışında yaşayan sığınmacıların sosyo-ekonomik durumlarına göre barınma olanakları da farklılaşıyor. Oldukça iyi evleri satın alan ya da kiralayan Suriyeli sığınmacılar olmakla birlikte, çoğunun barındığı mekanlar insani koşullardan uzak. Çok küçük, lavabosu ve banyosu, camı olmayan, rutubet oranı yüksek, sağlık açısından riskli tek odalı yerlerde bazen yedi-sekiz kişilik aileler bir arada yaşıyor. Kontratsız, güvencesiz tutulan bu yerlerin kiraları ise hak etmedikleri ölçüde yüksek.

Sığınmacılar, ev eşyası ve giysi sıkıntısından salgın hastalıklara, yetersiz beslenmeden sağlık hizmeti yoksunluğuna pek çok sorunla birlikte yaşıyorlar. Özellikle çocuklar ve hamile kadınlar ciddi risk altında. İş bulabilenler sömürü çarkının içinde köleleşiyor.

ÇOK EŞLİLİKTEN KADIN TİCARETİNE

Ancak raporun da ortaya koyduğu gibi, aralarında en dezavantajlı kesim, kadınlar. Rapor, bölgede sosyokültürel bir olgu olan çok eşliliğin fırsata çevrildiğini belirtiyor. Bu durum örtük bir 'kadın ticareti'ne dönüştürülmüş; genç ve bazen çocuk yaştaki sığınmacı kadınlar -bazen ailelerinin zoruyla, bazen de kendilerinin çaresizlik içindeki ailelerine yük olmama duygusuyla- kerhen rıza gösterdikleri bir kurtuluş yolu olarak, para karşılığı evleniyorlar.

Yasal açıdan hiçbir bağlayıcılığı olmayan bu evliliklerde sığınmacı kadınlar sistematik bir cinsel istismara maruz kalıyorlar ve aslında evliliklerin önemli bir kısmı fuhuş çetelerinin eline düşmeleri için yapılıyor. Yer yer bu konuda, çeteler savaşı bile yaşanıyor.

Rapor daha pek çok gerçeği göz önüne seriyor, dileyen Mazlumder’in sitesinden indirip inceleyebilir. Başta Suriyeliler’e kapıları açıp sonra onları kaderlerine terk eden ‘misafirperver’ yöneticiler okusa daha iyi olur tabii…

X