GeriSeyahat Millerle Şili’den Moğolistan’a 4 kıtada 11 yolculuk
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Millerle Şili’den Moğolistan’a 4 kıtada 11 yolculuk

Millerle Şili’den Moğolistan’a 4 kıtada 11 yolculuk

Havayolu ve bankaların harcamaları uçak biletine dönüştüren yeni kampanyaları millere rağbeti artırdı. Sadece THY’nin mil programına katılanlar bile son üç yılda yüzde 60’lık sıçramayla 2.5 milyon kişiye ulaştı. Rekabetin keskinleşmesi tüketiciye yeni seçenekler getiriyor. Alışveriş ve uçuş puanlarını kullanmakta ustalaşan 12 gezgin, mil kullanma alışkanlıklarını, unutamadıkları gezilerini anlattı.

ENGİN - FUNDA ERSÖZ / PATAGONYA

Bu macera seyahat şevkimizi artırdı

Bir arkadaşımızın “Patagonya’ya gidiyoruz, gelen var mı” mesajına kadar bu isim bizim için bir bilinmezi tarif ediyordu. Hemen atlaslar açıldı, Google Amca’ya soruldu. Meğer “Burası Patagonya değil” deyiminden çok daha fazlası; Güney Amerika’nın güney ucunda, yarısı Arjantin, yarısı Şili’ye ait bir bölgeymiş. Mesaj geldiğinde aslında bütçemiz uygun değildi. Birikmiş millerin verdiği cesaretle hiç düşünmeden “Geliyoruz” dedik. Turumuz Arjantin’den başlıyordu. Patagonya, Şili, Uruguay gezilecekti. Gruptan bir hafta önce gidip Brezilya’yı, özellikle Rio de Janeiro’yu görmeye karar verdik. Biletlerimizi aldık. Bir haftalık Rio keşfinden sonra Buenos Aires’te grupla buluştuk.

ARJANTİN’DE HABER OLDUK

Önce başkenti gezdik. Sonra uçakla Iguazu Şelaleleri’ne geçtik. Yarısı Brezilya, yarısı Arjantin topraklarında yer alan Iguazu, gerçekten inanılmaz bir yer. Yaklaşık 250 şelale çanağa benzeyen bir yapıdan aşağı dökülüyor. Bu yapının gerçek şeklini, boyutlarını şelale üzerinde yaptığımiz helikopter turuyla anlayabildik ancak. Öylesine devasa ki, iki yanını gezmek birer gün alıyor.
Sonra ismi bizi çok heyecanlandıran “Ushuaia”ya gitmek üzere yola düştük. Heyecanımızın nedeni kıtanın en güneyindeki kente gitmemizdi. Ushuaia’da pasaporta “Fine el Mundo” yani “dünyanın sonuna gelmiştir” damgası vuruluyor. Havayolu grevi nedeniyle az kalsın, bu unvanı alamıyorduk. Neyse ki kriz çözüldü, unvanımızı aldık. Bu arada havaalanında beklerken yaşadığımız sefilliğin fotoğrafları Arjantin gazetelerinde yayımlandı.

BUZULLARDA YÜRÜDÜK

Arjantin’deki Perito Moreno ve Viedma buzullarını gördük, buzul yürüyüşü yaptık. Her anı heyecanlı geçen gezimiz Patagonya’nın Şili tarafında devam etti. Yine

/images/100/0x0/55eb47fcf018fbb8f8b70f41
dünyanın en büyük buzullarını görecek, buzul yürüyüşü yapacaktık. Chalten, El Calafate, Puerto Varas, Punto Arenas gibi küçük kentlerde konakladık. Torres del Paine gibi bakir bir milli parkta 20-25 kilometrelik yürüyüşlere çıktık. Fitz Roy Dağı’nın zirvesini çok açık bir havada görme şansını elde ettik.
İki haftalık geziden sonra Şili’nin başkenti Santiago’ya geçtik. Buenos Aires üzerinden Ankara’ya döndük. Bu gezi büyük bir tecrübeydi, çok şey öğrendik. Bir kere daha karar verdik ki, gezmeye devam etmeliyiz.

KİMDİR

Diş hekimi Prof. Dr. Engin Ersöz (45), Ankara Üniversitesi öğretim üyesi, eşi diş hekimi Funda Ersöz (45) ise Sağlık Bakanlığı’da görev yapıyor. Her ikisi de 30 yaşından sonra gezmeye başlayanlardan. Yılda ortalama dört kez yurtdışı seyahatine çıkıyorlar. Anılarını internet sayfalarında yayımlıyorlar. (www.gezilerimiz.com) Sorularımızı Paris’ten cevaplayan Ersöz çifti, ağustosta Peru ve Bolivya’da 21 günlük tura çıkmaya hazırlanıyor. Bu gezinin, beş iç hat seferi dahil tüm biletlerini milleriyle aldı.

MİLLERİNİ NASIL KULLANIYOR

Ersöz çifti yedi yıldır millerle seyahat ediyor. Yılda ortalama 100 bin mil biriktiriyor. Kredi kartı, mil programı seçerken çok mil veren yerine alan vergisi ödetmeyen, kontenjan sınırlaması yapmayan, mil sıfırlama süresi uygun olanları tercih ediyor. Milleri yurtdışı uçuşlarda kullanıyor.

ŞEREF PINARCI / NORVEÇ

Geiranger’i görmek için her yıl 180 gemi geliyor

Turlarla yurtdışına gidenler, programa bağlı kalıyor. Oysa turun başladığı kente erken gitmek ya da dönüş biletini birkaç gün ileri tarihe alıp, daha fazla yer görmek mümkün. 2010 Haziranı’nda, millerle aldığım biletlerle Danimarka’nın Kopenhag şehrine gittik. Kruvaziyerle Norveç fiyordları turuna çıkacaktık. Dönüş biletimizi bir hafta sonraya aldım. Gruptan ayrılıp İsveç’e geçtik, Göteborg’dan döndük.

YEŞİL DAĞIN YEDİ GELİNİ

/images/100/0x0/55eb47fcf018fbb8f8b70f43

Gemimiz Kopenhag’dan kalkıp, Norveç’te Oslo, Flam, Stravanger, Geiranger, Hellesytl’a, Almanya’da Wandormünde’ye uğrayıp aynı limana dönüyordu. Bence bu turun unutulmaz bölümü, Norveç’in kuzeyindeki Geiranger Fiyordu’ydı. 2005’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Geiranger, en çok ziyaretçi çeken fiyord. Ana karanın 15 kilometre kadar içine giren Storfiyord’un (Ana Fiyord) bir parçası. Her iki yakasındaki dik yamaçlardan, beyaz köpüklü şelaleler denize kadar iniyor. Buradaki bir şelale dizisine Yedi Kızkardeş adı verilmiş. Her iki yakadaki manzara o kadar güzeldi ki, geminin açık 13’üncü kat güvertesinde, elimde fotoğraf makinesiyle iskele, sancak arasında koşturup durdum.

BU KASABA BİR GÜN KAYBOLABİLİR

Koyun sonundaki Geiranger kasabası, 250 nüfuslu küçük bir yerleşim. Mayıstan, eylüle dört ay boyunca bu kasabayı 180 civarında kruvaziyer ziyaret ediyor. Beş otel, 10 kampıyla hizmet veriyor. Köy yakınındaki iki geleneksel çiftlik günlük turlara açık. Burada Norveç köylerindeki günlük yaşamı gözlemlemek mümkün.
Geleneksel köy evleriyle dikkat çeken kasaba, yanı başındaki Akerneset Dağı’nın tehditi altında. Bu dağın yavaş yavaş kayıp, zamanla kasabayı tamamen örtmesi ihtimalinin bulunduğu söyleniyor.
Kruvaziyer turundan sonra, Kopenhag’da gruptan ayrıldık. İki gün şehri gezdik. Daha sonra İsveç’e geçtik. Stockholm ve Göteborg kentlerine de ikişer gün ayırdık.

KİMDİR

Şeref Pınarcı (52), 25 yaşından bu yana dünyayı geziyor. Atatürk Havalimanı’nda hava trafik kontrolörlüğü yaptığı yıllarda personele sağlanan ücretsiz biletlerle yolculuğa çıkarken, sonrasında hobisi mesleği olmuş. Yurtdışından gelenlere yönelik kültür turu firması kurmuş. Kendisi de ayda en az bir kez tek başına yurtdışı gezisine çıkıyor. 10 yıldır THY’nin mil programını kullanıyor, yılda ortalama 250 bin mil harcıyor. Prensibi kalabalıkların aksi yönde hareket etmek, tatil aylarında popüler bölgelerden uzak durmak. Bu yolla çok daha ekonomik yolculuk yapabildiğini söylüyor. Avrupa ve Kuzey Afrika’daki şehirlerin önemli bölümünü millerini kullanarak gezmiş. Havayolu firmalarının indirimlerinden de miller kadar yararlanıyor. Örneğin 1 Euro’luk biletlerle Balkan ülkelerini gezmiş.

MİLLERİNİ NASIL KULLANIYOR

Lüks meraklısı değilim. Business uçmak için mil kullanmam. İç hat bileti de almam, ücretini ödemek daha akılcı. İndirimleri takip ederim, millerde yüzde 25’i bulan indirimlerden yararlanırım. Normal dönemde 20 bin mille uçulabilecek bir şehre, yoğun tatil dönemlerinde gitmek için asla 40 bin mil vermem.

HİCRAN BOLAT / ABHAZYA

Sadece Ritsa Gölü için Sohumi’ye gitmeye değer

Abhazya doğasının güzelliğini arkadaşlarımdan duymuştum. Okuduğum kaynaklar, gördüğüm fotoğraflar da anlatılanları destekliyordu. Geçen yıl mayıs sonunda millerle aldığım biletle Gürcistan’ın Soçi kentine uçtum. Havaalanından minibüsle Abhazya sınırına gittim. Hattı yürüyerek geçtim, karşı taraftan yine minibüse binip başkent Sohumi’ye vardım. Sınırdan geçtikten sonra muhteşem bir doğayla karşılaştım. Bana İskoçya’yı hatırlattı.

TOPLAM YÜZÖLÇÜMÜ ISPARTA KADAR

240 kilometrelik sahil şeridine sıkışan ülkenin toplam yüzölçümü Isparta kadar. Bir yanda ormanlarla kaplı dağlar, diğer yanda Karadeniz... Tropikal ormanları çağrıştıran bitki dokusundaki yeşil ton zenginliğine daha önce hiçbir yerde rastlamamıştım. Sohum, küçük, savaşın yaralarını taşıyan bir şehir. Yine de mimari açıdan çok güzel yapılar gördüm. Böylesine küçük bir şehir için bitki zenginliği açısından iddialı sayılabilecek bir botanik bahçesine sahip. Savaş Müzesi ve merkezdeki mezarlıkla savaşın acı anıları yaşıyor. Sokaklarda hâlâ yakınlarının yasını tutan siyah giysili kadın ve erkeklere rastlanıyor. Abhazlar yabancılara karşı mesafeli davranmakla birlikte çok misafirperver. Gençler İngilizce biliyor. Kentte Ritsa gibi lüks oteller de bulunuyor. Ben orta kalitedeki Abhazya Oteli’nde kaldım, geceliğine 80 TL ödedim. Patsha adlı küçük lokantalarında abısta, et çeşitleri ve isli Abhaz peynirini tattım. Süt, bal, özel peynirle yapılan açamukua ve

/images/100/0x0/55eb47fcf018fbb8f8b70f45
su böreği şeklindeki haluja en sevdiğim yemeklerdi. Kafelerde, sahildeki müzikhollerde Abhaz müziğini dinlemek mümkündü, ayrıca Rinsa’da müzik akşamları düzenleniyordu.

STALİN’İN YAZLIĞI
 
Sohumi’ye yerleşen Türkler’den rehberlik hizmeti alıp, kent çevresindeki güzellikleri de keşfetme imkanım oldu. Lıkhnı köyü tatlı şaraplarıyla meşhur. Şaraphanelerinde şarap tadımı yaptım. Ça-ça adlı votkaları çok sert geldi, içemedim. Kent merkezine karayoluyla iki saat uzaklıktaki Ritsa, denizden 950 metre yükseklikte bir krater gölü. Yüksekliği 3500 metreyi bulan dağlarla çevrili. Öylesine güzel ki, sadece bu gölü görmek için Abhazya’ya gidebilirdim. Kıyısında Stalin’in yazlığı var. Bir başka doğal güzellik kente yaklaşık 1,5 saat uzaklıktaki Novy Afon. Dünyanın en geniş mağaralarından biri bu. 1975’ten bu yana 20’den fazla galeriden sadece yedisi ziyarete açılabilmiş. İçinde metroyla ulaşım sağlanıyor. Galerilerde klasik ve Abhaz müziği çalınıyor. En büyük galeri “Spelegou”nun uzunluğu 200 metre, en yüksek galerisi “Apsar”ın tavanı 75 metre, en etkilendiklerim ise “Givi smır” ve “Anakopia”ydı.
Kuzeydeki Gagra, evleri ve doğasıyla bugüne kadar gördüğüm en etkileyici şehirdi. Kumsallarında denize girmek için Rusya’dan geldiklerini duydum. Diğer sahil şehri Pitsunda ise tarihi katedraliyle ünlü. Burada dinlediğim klasik müzik konserini de unutamayacağım.
Beş günlük Abhazya gezimde, beklediğimden de güzel bir ülke gördüm. Türkiye’ye bu kadar yakın, doğası ve kültürüyle bu kadar güzel olması çok şaşırtıcıydı. Avrupa konforunu bulmak mümkün değil, buna karşın farklı kültürleri keşfetmek isteyenlere sayısız zenginlik sunuyor. Bu yıl bir kez daha gidip, diğer küçük şehirlerini keşfedeceğim.
 
KİMDİR

Hicran Bolat’ın (32) sloganı “İyi gezginin amacı varmak değildir.” İstanbul’da tıp alanında yayıncılık yapan bir kurumda editörlük yapıyor. İlk gezisine lisede interrail ile çıkmış. Hollanda-Almanya-Fransa’yı gezmiş. Yılda ortalama altı kez yurtdışına gidiyor, bunlardan sadece ikisi iş amaçlı. Grup turları eğlenceye dönüştüğü için yalnız gezmeyi seviyor. “Sadece bir müzeyi görmek için bir şehre gidebilirim” diyor. Avrupa eksenli gezmeyi sevmekle birlikte bugüne kadar Amerika’dan Singapur’a pek çok şehir görmüş.

MİLLERİNİ NASIL KULLANIYOR

Bolat, 11 yıllık mil kullanıcısı. “Gezgin arkadaşlarıma mil biriktiren kredi kartı almalarını tavsiye ediyorum” diyor. Tüm alışverişlerini tek kartla yapıp, iş yolculuklarının puanlarını da ekleyerek yılda ortalama iki gezisine milleriyle çıkıyor. Ortalama 40 bin mil harcıyor. Promosyonları takip ediyor, görmek istediği şehirleri önceden seçip biletini alıyor. Millerini sadece yurtdışı uçuşlarda kullanıyor.

KEREM GÖRSEV / NEW YORK

Cazın nabzı kulüpler kadar sokaklarda atıyor

1997’den bu yana her yıl en az bir kez müzik dinlemek, ustalarla çalmak için New York’a giderim. Biletimi millerimle alırım. Kentin en sevdiğim mevsimi ilkbahar ve sonbahardır. Manhattan’da kalırım.

SOKAKTAKİ TROMPETÇİYİ TÜRKİYE’YE DAVET ETTİM

New York dünyada akustik cazın başkentidir. Önemli müzikçiler burada buluşur, fikir alışverişi yapar, albüm kaydeder. En renkli caz kulüpleri buradadır. En büyük virtüözler bu kulüplerde sahneye çıkar. Bazen aynı gecede birden fazla kulüpte çok önemli isimler konser verir. Hangisine gideceğinize şaşırır, bunalıma girersiniz. The Jazz Standart, Iridium, Smoke, Village Vanguard, Birdland severek gittigim caz kulüpleridir...
Trompetçi Wynton Marsalis, ünlü Lincoln Center’ın müzik danışmanıdır. Özellikle küçük salonlarında müthiş konserlere rastlarım.
New York’un sokakları da sürprizlerle doludur. Müthiş müzikçiler çıkar karşınıza. Bir gün 5’inci Cadde’deki kilisenin yanında müthiş bir zenci trompetçiye rastladım. Ricam üzerine flügelhon ile “This Foolish Things”i çaldı. Ardından “Body and Soul”ü. Hayran kaldım. Türkiye’ye davet ettim. “Her gün burada üç saat çalarım, bana yeter, başka yere gitmem” dedi. O günden sonra sokak müzikçilerine dikkat etmeye başladım. Central Park’ta harika caz ikilileri, üçlüleriyle karşılaştım. Gördüm ki New York sokaklarında çalanların hepsi duruşu, icrasıyla nitelikli müzisyenler.

HER PAZAR ÜCRETSİZ ORG KONSERİ

Pazar günü şehrin kiliseleri de müzik mekanıdır. Usta orgçuları dinlemek bana büyük keyif verir. Metrolarda da iyi müzikçilerin çaldığı söylenir. Fakat benim unutamadığım olayın kahramanı müzikçi değildi... Şansıma çılgın bir cambaz düştü. Düz duvara tırmanırken birden üstüme atladı, müthiş numaralar yaptı. Kalp krizi geçiriyordum az kalsın...
Kentin büyük müzik mağazaları ne yazık ki hızla kapanıyor. Geriye kalan Virgin, HMV şubeleri müziksever için define mekanı gibidir. Örneğin 15 yıl aradığım Tonny Bennett-Bill Evans albümüne rastladığımda çocuk gibi sevinmiştim. Üç CD’yi de alıp, ikisini arkadaşlarıma hediye ettim.
Müzelere de mutlaka uğrarım. Son yıllarda arkeolojiye merakım gittikçe artıyor. Bronx Hayvanat Bahçesi her zaman favori mekanlarımdan biridir. Central Park sakın zamanlarında çok güzel olur, bana huzur verir...

KİMDİR

Caz piyanisti Kerem Görsev (51), 18 yaşından bu yana geziyor. Tatillerinde denizde olmayı seviyor. Konserleri nedeniyle sık seyahat ediyor. Amerika’dan Pakistan’a gördüğü ülkelerin sayısı 25’e ulaşıyor. Her yıl ailesiyle de birkaç kez yurtdışı tatili yapıyor. Geçen yıl milleriyle gittiği Kenya’daki safari turunu unutamıyor. Ekimde ailesi ve arkadaş grubuyla Güney İspanya’ya gitmeyi planlıyor. İlk fırsatta Peru’daki Machu Picchu’yu görmek istiyor.
 
MİLLERİNİ NASIL KULLANIYOR

10 yıldır milleriyle uçuyor. Avrupa ve yakın mesafelerde mil kullanmıyor. Başta New York olmak üzere, uzak mesafe biletlerini bu yolla alıyor. “Millerimi boşa harcacamaya dikkat ederim biriktirmesi hiç kolay olmuyor. Uzun mesafelerde business class uçuyorum ve çabama değiyor” diyor.

METİN ALKAN / TRANS MOĞOLİSTAN

12 günde trenle Moğolistan’ı geçtim, Irkutsk’u çok sevdim

İrlanda hariç tüm Avrupa’yı gezdim. Artık tüm şehirleri birbirine benziyor, beni heyecanlandırmıyor. Farklı coğrafyalara yolculuk yapmak, beni şaşırtacak kültürlerle tanışmak istiyorum. Geçen yıl temmuz başında bu arayışla Trans Moğolistan yolculuğuna çıktım. İstanbul’dan Pekin’e gidiş, Irkutsk’dan dönüş uçak biletlerimi millerimle aldım.

BULUTLAR SANKİ YERYÜZÜNE İNMİŞ
 
Gezginler Derneği’nden bir grupla Pekin’den Trans Sibirya treniyle yola çıktık. Yaklaşık 3 bin kilometrelik yolculuğumuz Sibirya’nın en büyük kentlerinden Irkutsk’da bitecekti. Moğolistan sınırına Çin Seddi trenimizin penceresinden bir göründü, bir kayboldu. Moğol demiryolları daha dar olduğu için sınırda tüm vagonların dingilleri değişti, biz 8 saat beklemek zorunda kaldık. Trende restoran yoktu, sadece çay servisi yapılıyordu. Personel İngilizce bilmediği için vücut diliyle anlaştık. Fakat trenin penceresinden gördüğümüz manzara tüm bu sorunları unutturacak kadar güzeldi. Yaklaşık 1500 metre irtifadaki geniş bozkırlarda, gökyüzünün mavisi bizim şehirlerde görmediğimiz özel bir tondu. Bulutlar sanki yere inmişti. Yaban atları sürüleri koşuyordu. Ülkenin bozkırlarında başıboş 70 bin atın yaşadığı söyleniyordu. Ölü atlara da rastladık, başlarına akbabalar üşüşmüştü.
İlk durağımız Ulanbator, dev bir gölün ortasındaki nilüfer gibiydi. Çölle çevrili bu vaha, Rus mimarisiyle inşa edilmiş. Geniş caddeler, meydanlar soğuk bir etki yaratsa da halkı çok sıcak kanlı, misafirperver. Geleneksel yaşamı görmek için ikinci akşamımızda kente karayoluyla üç saat uzaklıktaki bir obada, çadırda konakladık. Zor iklim şartlarında yaşayan kavruk köylüler at üstünde muhteşem binicilere dönüşüyordu, 6 yaşındaki çocuklar bile hayret edilecek kadar ustaydı. Onları at üstünde seyretmek büyük zevkti...

BURYAT ÇOK FARKLI

/images/100/0x0/55eb47fcf018fbb8f8b70f47

Kente 350 kilometre uzaklıktaki Orhun Vadisi’nin yazıtlarına otobüsle gittik. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki bu vadide Türk Hükümeti, otoyol ve müze yapmıştı. Yazıtlar günümüze neredeyse hasarsız ulaşmıştı. Ertesi gün trenle özerk Buryat Cumhuriyeti’nin başkenti Ulanude’ye geçtik. Rusça konuşulan kent, Rus yönetimi altında Ulanbator’a oranla daha fazla kalkınmış. Günlük yaşam daha canlı, renkli. İçinden geçen nehir çevreye hayat veriyor.
Son durağımız Sibirya şehri Irkutsk’a yine trenle ulaştık. Bu kez Rusya sınırında dingil değişimi için tam 9 saat bekledik. Irkutsk, yeşil bitki dokusuyla insanı şaşırtan Avrupai bir şehir. Sibirya tipi ahşap evleri çok güzel, halk rengarenk giyiniyor. Baykal Gölü, kente karayoluyla 45 dakika uzaklıkta. 600 ırmağın taşıdığı suyla doluyor, Angara ve Lena nehirleriyle Kuzey Buz Denizi’ne boşalıyor. Çevresi gözalıcı Sibirya çamı ormanlarıyla kaplı. Kıyısındaki müzede gölün doğası, canlıları tanıtılıyor. Irkutsk ve Baykal’ı o kadar sevdim ki, ilk fırsatta bir kez daha gitmek istiyorum.

KİMDİR

Mimar Metin Alkan (55), Gezginler Derneği Yönetim Kurulu üyesi. İlk yurtdışı gezisine İTÜ’den mezun olduktan bir yıl sonra, ilk maaşlarından biriktirdikleriyle çıktı. Otobüsle İngiltere’ye gitti. 30 yılda 85 ülke gezdi. Antarktika dışında tüm kıtalara ayak bastı. Yılda ortalama 6-7 yurtdışı gezisine çıkıyor. Şu anda Gürcistan’da, yıl sonuna kadar Sri Lanka, Namibya, Filipinler, Tanzanya’ya gitmeyi planlıyor.

MİLLERİNİ NASIL KULLANIYOR

Alkan 10 yıldır millerle yolculuk yapıyor. İki kartıyla alışveriş ve uçuşlardan topladıklarıyla, yılda ortalama 70 bin mil harcıyor. Bugüne kadar millerle en uzun uçuşu İstanbul-Pekin. Tatil planlarını aylarca önceden yapıyor ve biletini alıyor. Gidiş - dönüş tarihlerini en ekonomik uçuşlara göre ayarlıyor. Yurtiçinde millerini kullanmıyor. Zorunlu kalmadıkça business class’ta uçmuyor. Otomobil kiralama ve otellerden de mil kazanan kartları tercih ediyor.

YASEMİN YAPANAR / KÜBA

Cayo Largo’da yunuslarla yüzdük iguanalarla fotoğraf çektirdik

Tatil delisiyim, her fırsatta seyahate çıkarım. Ayrıca çok sık iş yolculuğu yaparım. Bu nedenle yıl boyunca epeyce uçuş mili biriktiriyorum. Millerle yaptığım seyahalerden biri de geçen yaz, bir kız aradaşımla beraber gittiğim Küba tatiliydi. İlk durak Küba’nın başkenti Havana’ydı. Karayiplerin meşhur ağustos sıcağından habersiz gidince, kendimizi yüksek nem oranıyla beklenmedik bir mücadele içinde bulduk. Kabarık kıvırcık saçlarım nedeniyle çok terledim, her saat başı otele dönüp, duş almam gerekti. Zorlu hava şartlarında, hızlandırılmış şehir turu sonrası fark ettik ki, İstanbul’un bazı bölgelerinde iki kız olarak gezmenin zorluklarını pekala orada da göğüsledik.

HAVAALANINDAN OTELE ÇALGICILARLA UĞURLANDIK
 
Neyse ki Havana sıcaklarında çok da vakit harcamadan Cayo Largo Adası’na geçtik. İç hat uçuşları kentteki farklı bir havaalanından yapılıyordu. Güvenlik geçişi bile yoktu bu alanın. Bagaj teslimi, doğrudan uçağın yanıbaşında yapılıyordu. İnişte de bavullarımız uçaktan alındıktan sonra 5 metre öteye, önümüze bırakıldı. Havaalanından çıkarken de çalgıcılar ve danslar eşliğinde otelimize uğurlandık.
Cayo Largo, yaklaşık 25 kilometre uzunluğunda, üç kilometre genişliğinde bir mercan adası. Kayaları beyaz mermerden, kumsalları da bembeyaz kum. Dalış merkezi olarak şöhret yapmış.
Kaldığımız otelde yemekler şahaneydi. Kumsalda yürüyen, insan kafası büyüklüğündeki yengeçler ilk bakışta ürkütücü bir görüntü yaratıyordu. Akşam yemeğinde ise yengeçli yemekler çıkıyordu. Bu yemekleri tatmak içimizde burukluk yarattı.

İGUANALARLA

Gündüzleri kendimizi sahillere attık. Minik mercan adası Cayo Largo’da çok renkli bir sualtı hayatı var. Deniziyse hayatımda gördüğüm en güzel turkuaz renge sahipti. Yaptığımız tekne turunda birkaç adacıkta durduk. Bunlardan biri de İguana Adası’ydı. Minicik adanın her tarafında kendimizi insancıl olduklarına inandırdığımız kocaman iguanalar vardı. Her turist gibi kuyruğuna parmağımızın ucuyla dokunarak, bol bol fotoğraf çektirdik. Öğle yemeği için yola koyulduğumuz bölgede ise açık denizde yunusların ortasında yüzme fırsatımız oldu. Küba’nın her yerinde olduğu gibi yine müzikler, danslar eşliğinde yemeğimizi yedik. Yemekler her zamanki gibi lezizdi.

KİMDİR

Yasemin Yapanar (25), iletişim ve marka yönetimi ajansı Bernaylafem’de çalışıyor. Arkadaşlarıyla seyahat etmeyi seviyor. Sık sık yurtiçi ve yurtdışında tatile çıkıyor. Yurtiçinde Çeşme ve Bodrum’u tercih ediyor. Yurtdışında ise daha çok Avrupa ve Güney Amerika’ya gidiyor. Uzakdoğu’ya da ilgisi var. Uzakdoğu ülkelerine uzun tatillerde gitmeyi tercih ettiğini anlatıyor. Önümüzdeki günlerde Rock Werchter Müzik Festivali’ni izlemek üzere Brüksel’e gitmeye hazırlanıyor.

MİLLERİ NASIL KULLANIYOR

Yapanar, Amerika’da okuduğu üniversite yıllarından beri mille seyahat ediyor. Bugüne kadar mille gittiği en uzak yer Küba. Milleri yurtdışında, Avrupa yerine uzun uçuşlarda kullanmanın daha akılcı olduğunu düşünüyor. Mil ile uçuş kontenjanlarının kısıtlı olması, hemen dolması nedeniyle bu imkandan yeterince yararlanamamaktan şikayetçi. Bu durumlarda millerini Avrupa seyahatlerinde kullanıyor.

BAHAR AKINCI / İSPANYA

Toledo’da sanki bir filmin içine düştüm

Oldum olası sevdim ortaçağ şehirlerini, kasabalarını... Madrid’e sadece 20 dakika mesafedeki Toledo da bunlardan biri. Gün ışığına çıkmamış sırları, günahları, yaslı kaldırımları, meydanları, yüzlerce yıllık taş evleri, sokakları, pervazları, kiliseleri ile Toledo bir film karesindeymiş hissi veriyor insana. 1987 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmış. Genellikle, günübirlik ziyaretçileri ağırlıyor. Madrid’in Atoccha Garı’ndan yarım saatte bir kalkan hızlı trenlerle ulaşmak mümkün. Oysa en az iki gün kalmak gerekiyor. Son durakta, yani kentin tek tren istasyonunda inip de hemen önünden kalkan çift katlı şehir turu otobüslerine (tam gün 14 Euro) bindiğinizde, daha kente giden ilk tepede, yukarıdaki muhteşem manzara karşılıyor sizi. Buradan bakınca kentin fiziksel güzelliği, stratejik konumu, dikkat çeken Alkazar ve Toledo Katedrali gibi yapılarının ötesinde beni en çok etkileyen Toledo’nun sanki çok eski zamanlardaki görüntüsünde donup kalmış hissi veren haliydi...

DOKUZ KAPIDAN GİRİLİYOR

Taş duvarlarla kaplı kale kente dokuz kapı ve beş köprüden giriliyor. Ortaçağda buradan geçmek için para ödenirmiş. Tur otobüsü 13’üncü yüzyıldan kalma, savunma kuleleriyle süslü San Martin Köprüsü’nden giriyor kente. Sanki zaman tüneline girmiş gibi, ortaçağda kentin ana yolları olan Cambron ve Bisagra caddelerinden Zocodover Meydanı’na ulaşıyor. Zocodover Meydanı’nda kenti her zamanki gibi yürüyerek keşfetme tutkum ağır bastı ve indim. Bundan sonra bir elimde Google map’im, bir elimde fotoğraf makinem tabana kuvvet yürümeye, daha doğrusu tırmanmaya başladım. (Bu meydandan 4,5 Euro’ya Zocotrain adli trene binip, kenti gezebilirsiniz)
Toledo sokaklarında kaybolmadan önce, iki dev yapı var mutlaka gezmeniz gereken. Alcazar Askeri Müzesi ve Toledo Katedrali (Grande Cathedral). İspanya’nın en büyük üçüncü katedrali olan bu gotik mimari şaheserinin yapımı 1226’da başlayıp, tam 266 yıl sürmüş.

CAMİ, SİNAGOG KİLİSE YAN YANA

Üç büyük dine evsahipliği yapmış Toledo’da, kiliselerin yanı sıra, Tornereos ve El Cristo de la Luz adlı iki küçük cami de dimdik ayakta... Camilerin yanında iki sinagogla da beynimdeki çok dinli puzzle tamamlandı adeta. 1150’de yapılan tütsü kokulu Santa Maria la Blanco, Batı Avrupa’nın en eski sinagogu. 1366’da yapılan Transito Sinagogu’nda, Sefardi Müzesi bulunuyor. 14’üncü yüzyılda Kral Ferdinand ve Kraliçe İsabella’nın Araplara karşı kazandıkları zaferin şerefine yaptırdıkları San Juan de Los Reyes Manastırı da görülmeye değer tarihi yapılardan biri.

KİMDİR

Bahar Akıncı (35) kreatif marka danışmanı. Üniversite yıllarından beri seyahat ediyor. “Sürekli para biriktiriyorum, havayollarının promosyonlarını takip ediyorum, mümkün olduğunca sık seyahat ediyorum. Bazen her ay farklı bir şehre gidiyorum” diyor. Bugüne kadar Avrupa odaklı gezmekle birlikte, Gürcistan, Lübnan, Suriye, ABD, Jamaika ve Karayip Adaları’nı da gördü. Seyahat fotoğrafçılığı kurslarına da katılan Akıncı, izlenimlerini seyahat dergilerinde yazıyor.

MİLLERİNİ NASIL KULLANIYOR

Sadece mil kazandıran kredi kartı kullanıyor. Bankanın dönemsel kampanyalarını, indirim oranlarını yakından izliyor. Gitmek istediği şehre yönelik kampanyaları bekliyor. Biletini en az üç ay önceden alıyor. Bu sayede gideceği şehre zorlanmadan, millerini kullanarak bilet aldığını söylüyor.

KÜRŞAT ÖNER / İRAN

Şiraz’ın tarihi kalelerini saray ve çarşılarını keşfettim

Uzun süredir aklımda olan ve fakat bir türlü görmeye fırsat bulamadığım İran’a nihayet bu yıl seyahat edebildim. 23 Nisan’ın pazartesiye denk gelmesini de fırsat bilerek cuma gününden, millerimi kullanarak Şiraz’a uçtum. Gece 03.00’te uçaktan inip Niayesh Butik Otel’e yerleştim. Kahvaltıdan sonra Şiraz’ı turlamaya başladım.

GPS KULLANDIM, KAYBOLMADIM

/images/100/0x0/55eb47fcf018fbb8f8b70f49

Şiraz’a gelmeden önce, görülmesi gereken yerleri, GPS kodlarıyla cep telefonuma kaydetmiştim. Bu yerleri kolayca buldum. Şiraz 1,5 milyon nüfusu ile İran’ın kalabalık kentlerinden. 13 ve 14’üncü yüzyıldan kalma bir İslam uygarlığı şehri. 18’inci yüzyılda İran’da yönetimi ele geçiren Kerim Han başkent olarak Şiraz’ı seçmiş ülkeyi buradan yönetmiş. Kenti kaleler, saraylar, çarşılar ile imar edip zenginleştirip güzelleştirmiş ve bir kültür merkezi haline getirmiş. Gezime en önemli dini mekânlardan biri olan Şah-e Çerag ile başladım. Harika işçiliği olan bu türbenin kubbesi altın, iç mekânı ayna ile kaplı. Aynı mekân içerisinde İslam âleminin ilk camilerinden 894 yılında inşa edilmiş Atik Cami’sini de görmek mümkün. Kentte görülmesi gereken diğer önemli yer 1753 yılında yaptırılan Kerim Han Kale ve sarayı. Kale girişi kapısı üzerindeki ejderhayı öldürürken resmedilmiş Rüstem’in minyatürü ve içindeki geniş bahçe, dikdörtgen havuz görülmeye değer.

OTOBÜSLE GÜNÜBİRLİK İSFAHAN’A GEÇTİM

Buram buram tarih kokan bu şehrin ticari merkezi Vekil Çarşısı. Bitişiğindeki Vekil Camisi 1773 yılında Zand Hanedanı zamanında yapılmış. Çinilerle kaplı caminin büyük bir avlusu var. Şehrin en güzel yanı yürüyerek çoğu yerinin görülebilir olması. Bunlardan bazıları Narancestan, Moşir Sarayı, Şiraz Medresesi, Nasir ol Molk Camisi. Şehrin biraz dışında kalan Sadi ve Hafız’ın türbeleri ile Eram Bahçeleri’ne de çok ucuz olan taksiyle gidilebiliyor. Gene otelinizden tur alarak ya da taksi kiralayarak şehirden yaklaşık 50 kilometre uzaktaki Persepolis, Cemşit ve Nakş-ı Rüstem’in kaya mezarlarını görmek mümkün. Şehrin çıkışındaki Kur’an Kapısı da görülmeye değer. Gezimin ikinci gecesi otobüsle İsfahan’a gittim. Tüm gün İsfahan’ı gezdikten sonra yine akşam otobüsüyle Şiraz’a döndüm. Saat 03.45’de THY’nin tarifeli uçağı ile Türkiye’ye geldim.

KİMDİR

Kürşat Öner (47) makine mühendisi, evli, 2 çocuk babası. Otomotiv sektöründe AR-GE Bölüm Müdürü. 11 yıldır sık seyahate çıkıyor. Fotoğraf hobisi. Yalnız gezmeyi tercih ediyor, lüks aramıyor. Aynı yerde bir günden fazla kalmayı sevmediğinden basit, temiz, ucuz ve güvenilir yerlerde konaklayıp ertesi gün yola devam etmek ona yetiyor. Bugüne kadar üç kez Interrail turuna çıktı, tüm Avrupa’yı gezdi. Afrika, Latin Amerika ve Uzakdoğu’da 20 civarında ülke gördü.

MİLLERİNİ NASIL KULLANIYOR

Öner, bugüne kadar milleriyle Özbekistan’dan Laos’a pek ülkeye gitti. Çok sayıda kredi kartı kullanmak yerine tek kredi kartıyla daha fazla alışveriş mili biriktiriyor. “THY’nin mil kampanyalarını izleyip yüzde 50 daha az mil ile seyahat etmek mümkün. Gideceğiniz şehre direkt uçuş yoksa bile, bu yolla aktarmalı uçmak çok ekonomik olabiliyor” diyor. Milleriyle

ORÇUN ÖZSÜT / İSPANYA

Barselona’nın gece hayatı ve yemekleri harikaydı

Geçen eylülde ailemle Kurban Bayramı’nı geçirmek için, uçuş millerimizi kullanarak Barselona’ya gittik. Otel yerine şehrin tam merkezinde, en popüler semtte 2 odalı, teraslı bir daire kiraladık. Yaz sonu olmasına rağmen şehrin hareketliliği, güzelliği, bizleri çok etkiledi.

SEGWAY VE BİSİKLETLE ŞEHİR TURUNA ÇIKTIM

Öncelikle söylemem gerekir ki, Barselona dünyaca ünlü mimar Antoni Gaudi’nin şehri; tüm şehri planlamış olmasının yanında her yerde görülmeye değer birçok sanat eseri inşa etmiş. En önemlileri arasında Sagrada Familia Katedrali, Casa Mila, Casa Enric Battlo ve Park Guell’i sayabiliriz. Colombus Heykeli ile Catalunya Meydanı’nı birleştiren La Rambla Caddesi, İstiklal Caddesi gibi çok hareketli. Birçok güzel restoran, kafe ve bar bulmak mümkün.
Hayat genellikle sokaklarda yaşanıyor, şehir turunu otobüsün yanı sıra Turizm Ofisi’nin bisikletleriyle de yapabilirsiniz. (www.barcelonabiking.com) Çok zevkli oluyor. Gaudi’nin eserlerini ve şehrin ara sokaklarını yakından görebilirsiniz, çok güzel bir keşif yöntemi. Bunun dışında Marina’dan başlayan Segway turu enteresan olabilir. 2,5 saat sürüyor, bisikletin yanı sıra bu turlara da katıldık, çok zevkli. (www.barcelonasegwayglides.com) Bu arada yine Marina’da Avrupa’nın sayılı akvaryumlarından biri bulunuyor. (www.aquariumbcn.com)

UYKU YERİNE EĞLENCE
 
Barselona’nın gece hayatı çok hareketli. Akşam yemeği saat 22.00’de, eğlence gece yarısından sonra başlıyor. Şehrin birçok semtinde yerel barların yanı sıra ünlü gece kulüpleri var. Özellikle sahil şeridine çok keyifli, kaliteli mekanlar sıralanmış. Tabii ki İspanya’ya gitmişken flamenko gösterisi izlemeden dönmek olmaz. Los Tarantos en az turistik olan mekanlardan, şehirde böyle 3 yer daha var. Yemeniz, içmeniz, eve dönerken getirmeniz gerekenleri şöyle sıralayabilirim: İspanya’da Cava diye köpüklü bir şarap var, şampanya gibi, mutlaka için, sabah, öğlen, akşam günün her saati içilen bir içki, çok popüler. Manchego peynirini mutlaka yemelisiniz. Jamon Serrano, İspanya’nın tipik domuz jambonu mutlaka denenmeli. Yanında lokal şaraplardan içilmeli.

KİMDİR

Elektronik mühendisi Orçun Özsüt (34), satış yöneticisi olarak çalışıyor. Sık sık Avrupa ve ABD’ye seyahat ediyor. Yurtiçinde popüler şehirler yerine, alternatif yerleri geziyor. “Farklı yerleri keşfetmeyi seviyorum” diyor. Kışın kayak, yazın deniz tatili tercih ediyor. Kalabalık gezmekten hoşlanıyor. Gelecek yıl Uzakdoğu turuna çıkmaya hazırlanıyor.

MİLLERİNİ NASIL KULLANIYOR

Dört yıldır milleriyle yolculuk yapıyor. Kampanyaları takip ediyor. Millerini çoğunlukla yurtdışı uçuşlarda kullanıyor. “Yurtiçi pek avantajlı değil” diyor. Bugüne kadar mille gittiği en uzak yer ABD’nin Los Angeles şehri.

ORÇUN OKMAN / MONAKO

Monte Carlo jet sosyeteyi buluşturan en ünlü kumarhane

Monako’nun eski Monako şehrine geçen yıl 19 Mayıs’ta 7-8 kişilik bir arkadaş grubuyla gittim. Biz gittiğimizde senede bir düzenlenen Formula 1 Yarışları vardı. Bu nedenle farklı düzenlemeler yapılmıştı. Monako’ya gideceklere seyahatlerini bu tarihe denk getirmelerini öneriyorum. Daha renkli, hareketli bir ortam oluyor.

EN LÜKS OTOMOBİLLER OTEL VE RESTORANLAR

Monte Carlo, Monako’nun kumarhanesiyle ünlü bir şehri. Monako’nun dört büyük yerleşim biriminden biri. Nice’in hemen kuzeydoğusunda, Fransız Rivierası boyunca uzanan Deniz Alpleri’nin eteklerinde yer alıyor. Monako prensi III. Charles’ın 1856’da bir anonim şirkete verdiği izinle 1861’de açılan kumarhanenin çevresinde gelişen yerleşmeye beş yıl sonra Monte Carlo adı verilmiş. Ardından Monako Prensliği’ne gelir kaynağı sağlamak amacıyla, Monte Carlo dünya zenginleri için lüks ve görkemli bir kumar merkezine dönüştürülmüş.

FORMULA 1’İN PİSTİ

Kumarhanenin içinde bir opera binası (Grand Théâtre de Monte Carlo, 1878), yakınlarında da Uluslararası Spor Kulübü (1932) var. Oyun masaları yalnızca Monako’yu ziyarete gelenlere açık. Casinonun önüne park edilen son model, süper lüks otomobiller dikkat çekici. Bu arada ünlü Formula 1 yarışı, Monaco-Ville’de olduğu gibi Monte Carlo’da da yapılıyor.

KİMDİR

Orçun Okman (33), satış yöneticisi. Senede 5-6 kez sadece tatil için yurtdışına çıkıyor. Arkadaş grubuyla gezmeyi seviyor. Genellikle Avrupa ve ABD’ye seyahat ediyor. Önümüzdeki günlerde Beyrut’a gitmeyi planlıyor. Uzakdoğu ve Güney Amerika’yı görmek istiyor. Yurtiçinde genellikle kayak tatillerini tercih ediyor. Doğu Karadeniz, Efes, Kapadokya gibi tüm kültür turlarına katıldığını söylüyor.

MİLLERİNİ NASIL KULLANIYOR

Üç yıldır milleriyle seyahat ediyor. Bugüne kadar milleriyle yaptığı en uzun uçuş Miami. Ucuz bilet kampanyalarını takip ediyor. “Banka kartlarıyla kazandırılan millerin son kullanma tarihlerine dikkat etmek lazım” diyor.
 
DERYA BAKSI / İSPANYA

Granada’nın saraylarını dar sokaklarını unutamadım

Bu yıl nisan başında, millerimle Endülüs’e gittim. Kiraladığımız otomobille tüm Endülüs Bölgesi’ni gezdik. Beni en çok etkileyen şehir Granada oldu. Gezi paskalya dönemine rastladığı için renkli görüntülere tanık olduk.

SEMANA SANTA MÜTHİŞ BİR RİTÜEL

Şehirde hayat durmuş, halk Semana Santa kutlamalarına katılmak için ciddi hazırlık yapmıştı. Özel kostümler, geçit törenleri, bandolar, şehrin mevcut ruhuna daha da fazla mistisizm katan ve neredeyse her sokaktan duyulan tütsü kokuları dikkatimizi çekti. Bütün bunları izlemeye gelen, çekirdek çitleyerek sandalyelerde oturmuş törenlerin başlamasını bekleyen, genellikle üç neslin bir arada olduğu coşkulu ve harika bir topluluk vardı. Kortejlerde çok özenli hazırlanmış, her biri farklı dinsel temayı anlatan dev figürler taşınıyordu. Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesi, matemdeki Meryem Ana, Hz. İsa ve Romalı askerler gibi figürler çiçeklerle süslenmişti. Bunların yerleştirildiği platformlar omuzda şehri turluyor, büyük bir kalabalık da korteji izliyordu. Bu görüntü beni çok etkiledi.

TABAĞIMDAKİ DENİZ

Granada, büyüleyici bir şehir. İnsanı mutlu ediyor, huzur dolu. Aynı zamanda bir lezzet mekanı. Sokaklarında yürürken bütün yaşanmışlıkları hissediyorsunuz. Ruhu var. Bu nedenle insanı kendinden alıp götürüyor. Dar ama coşkulu, capcanlı sokakları gerçekten harika. Sokaklarda amaçsızca dolanmak ve şehirdeki hayatın akışını sadece seyretmek bile çok keyifli. Elhamra Sarayı’nın ihtişamı, içindeki taş işçiliği, bahçeleri, hemen yakınında Albayzin’deki yaşam, mimari, daracık sokaklar insanı tarihin derinliklerine çekiyor. Benim gibi Akdeniz mutfağı aşığı ve deniz mahsulleri sevdalısı biri için Granada’da en keyif verici şeylerden biri de yemeklerdi. Bu leziz yemeklere, muhteşem şaraplar, harika yeşil zeytinler ve doyumsuz muhabbet de eklenince insanın masadan kalkası hiç gelmiyordu. Kısacası Granada, insanın yüreğini ısıtan, yaşama sevinciyle dolduran ve “yeniden geleceğim” dedirten bir şehir.

KİMDİR

Derya Baksı (35) avukat. Tarlan – Baksı Avukatlık Bürosu’nun kurucu ortağı. Her ay bir seyahate çıkıyor.
Yurtiçinde Çeşme, Bodrum, Antalya’yı tercih ediyor. Yurtdışında ise Güney Avrupa’yı tercih ediyor. Yunan Adaları’na özel bir ilgisi var. Uzun tatillerde ise ABD’ye gidiyor. Yakın zamanda Hindistan ve Brezilya’nın Rio de Janeiro kentine gitmeyi planlıyor.

MİLLERİNİ NASIL KULLANIYOR

11 yıllık mil kullanıcısı. Tüm harcamalarını mil toplamaya yönelik planlıyor, biletlerini bunlarla alıyor. Bugüne kadar millerle yaptığı en uzun uçuş Londra. “Mil biriktirebilmek için yapılması gereken ilk adım, bilinçli harcama yapmak ve mil kampanyalarını takip etmek. Biletler tükenmeden kampanyadan faydalanmak. Ayrıca, bütün harcamalarınızı tek bir kredi kartında toplayarak daha çok mil biriktirebilirsiniz. Bazı kredi kartlarında yurtdışı uçak bileti alırken, milleriniz daha yüksek değer üzerinden dikkate alınıyor. Oysa bazı mil programlarında böyle bir uygulama bulunmuyor. Bu sebeple ben de, yurtdışına uçacaksam bunu dikkate alıyor, yurtiçi ve yurtdışı uçuşlarımda farklı millerimi kullanıyorum” diyor.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle