Meşhur tekne fotoğrafının analizi

Fotoğrafta aslında iki kişi değil, üç kişi var.

Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, kucağına aldığı kadın (bundan sonra “yeğen” olarak bahsedilecektir) ve hemen arkalarında onları izleyen ve hafifçe gülümsemekte olan bir adam.

Fotoğraftakilerin kim olduğunu ya da olmadığını aklımızdan çıkarırsak, tek bir şeyi net olarak söylemek mümkün:

Herkes çocuklar gibi şen ve acayip mutlu.

Adam (başkan) ayrı, kadın (yeğen) ayrı, arkada onları seyreden (gizemli) adam ayrı.

Nitekim kıyafetler de bunu yansıtıyor.

Başkan’ın kıyafeti hayli enerjik, hayli genç, hayli Bağdat Caddesi işi: Baştan aşağı pembe bir kombinasyon.

Pembe tişört ve pembe-beyaz pötikareli bir şort.

Kadının bikini üzerine üşümemek için giydiği alelade tişörtlü hali ise bağırıyor adeta:

“Denizden yeni çıktım, şımarık ve ıslağım”.

Üçüncü adamın kıyafeti ise beyaz.

Hiçbir şey anlatmayan, kendini ele vermeyen bir renk.

Bu tür fotoğrafların her zaman bir önceki ya da sonraki karesi de önemlidir, doğru.

Ama bu fotoğraftan yansıyan an itibariyle durumu en güzel şu Gülben Ergen şarkısıyla pır pır özetlenebilir:

“Doğrusu ben seni pek fazla tanımıyorum

İçgüdüsel olarak kendimi savunuyorum

Dolayısıyla bilemiyorum, dolayısıyla bilemiyorum

Arka sokaklarda neler oluyor, arka sokaklarda neler oluyor”.

Koza mı Portakal mı

Adanalı Altın Koza’nın jüri başkanı Ferzan Özpetek.

Antalyalı Altın Portakal’ın jüri başkanı Hülya Avşar.

Koza’da yarışacak filmler arasında Zeki Demirkubuz, Derviş Zaim, Erden Kıral, Yeşim Ustaoğlu gibi bildik isimlerin filmleri var.

Belmin Söylemez ve İnan Temelkuran gibi yeni isimlerin filmleri de...

Portakal’da yarışacak filmler arasında ise Tunç Okan’ın filmiyle ve Ali Aydın’ın “Küf”ü dikkat çekiyor.

Açıkçası Koza şu anda daha dikkat çekici, genç ve heyecanlı duruyor.

Portakal ise hem Avşar krizi hem de yeni yönetmeliğinden dolayı köşeye sıkışıp kalmış gibi.

Sinema dünyasının da bariz bir şekilde Koza’ya destek verdiği aşikâr.

Nitekim Portakal’ın yönetmeliğine uydukları halde Yeşim Ustaoğlu, Derviş Zaim ve Erden Kıral, Koza’da yarışmayı tercih ettiler.

Bakalım bu gizli rekabetten hangi festival galip çıkacak?


Ablam açılıyor, sıradaki?

İstanbul’daki eğlence hayatı bir süredir sakin sessiz, hatta sıkıcı bile diyebiliriz.

Ülke gündeminin neredeyse her saat başı değişen ağırlığı, üstüne yaz-ramazan rehaveti derken yaprak kımıldamaz olmuştu eğlence hayatında.

Elbette müdavimi olan mekanlar yine doluyordu, her mekanın kendine göre bir hareketliliği yine vardı, ama geçen yazların parlaklığı pek yoktu işte.

Bu akşam bu sakin gidişatın seyrini dalgalandırabilecek yeni bir mekan açılıyor: Ablam.

Aslında eski eelence’nin ta kendisi Ablam.

Yeni isim ve yeni dekorasyonla sezonu erkenden selamlamayı tercih etmiş Özgür Aras projesi Ablam.

Mekanın ismi, gay camiasının sıkça kullandığı “abla”dan ilham.

Eğlenceli ve komik olduğu kesin...

Bunun devamında gay jargonuna ait diğer kelimeleri de mekan ismi olarak görür müyüz acaba?

Mesela “Madi”yi...

NOT: “Ablam”ın yanı sıra “Teyzem” de bar ismi olarak fena olmayabilir. Hatta Müjde Ar’ın oynadığı “Teyzem” filminin muhteşem hatırına barın bir yerine Üftade köşesi de pekala yapılabilir.

Olasılık mail’i

Sırada “Lisa Şener ve olasılıklar dünyası” yazısı üzerine gelen okur mail’lerinden biri var.

Önce o mail, yarın da konuyla ilgili bir devam yazısı geliyor, buyrun:

“Lisa Hanım babasının ölümünü önceden haber alsaydı hiç şüpheniz olmasın şimdi yaşıyor olacaktı.Yani o gün veya önceki gün aldığı böyle bir haber, onun ruh halini değiştirecekti. Farklı bir saatte uyuyacak, farklı bir saatte uyanacaktı, alarm kursaydı bile farklı bir psikolojiyle uyanacak kahvaltısını, duşunu, makyajını farklı bir sürede bitirecek, farklı bir zamanda yola çıkacak, farklı bir hızda gidecek, farklı trafik ışıklarında duracaktı.

Bütün bunların tek bir tanesinin aynı olmaması bile bu kazayı meydana getirmeyecekti.

Edward Lorenz’in Kaos Teorisi’nde söylediği gibi Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması Amerika’da fırtına kopmasına neden olabilir.” (Vahap)

 

X

Seyahat konusunda tahminler ‘belirsizliğe’ teslim

Aralık ayında aşının da bulunmasıyla beraber peş peşe “2021’de seyahat şöyle olacak, böyle olacak” yazıları okuyordum. Yazılar temkinliydi ama aynı zamanda umut doluydu.

Hatta ben de PhocusWire’da yayınlanan bir yazıdaki olası trendleri aktarmıştım.
Şimdi ise yeniden bir belirsizlik içine düşülmüş durumda.
Mutasyondu, aşı temininde yaşanan sıkıntılardı derken, turizm sektörü seyahatin geleceğine dair tahminde bulunmaktan kaçınıyor.
En kötüsü bu galiba.
YAVAŞ SEYAHAT NİHAYET ANLAM KAZANABİLİR
Benim gördüğüm ön plana çıkan tek bir şey var; o da turizm sektörünün pek sevdiği bir tanım olan “yavaş seyahat”.
Deniliyor ki, 2021’de nihayet bu kavram bir anlam kazanabilir.

Yazının Devamını Oku

Bir uyanmışız 1987’deyiz...

Bu yazının yayınlandığı gün kar yağışındaki durum ne bilemiyorum.

Ama günlerdir bir kısım meteorolog çok iddialıydı:
“Dikkat 1987 kışındaki kar yağışı gibi olabilir.”
1987 kışı denilen, anlata anlata bitirilemeyen o meşhur kışta şunlar olmuş İstanbul’da:
◊ 10 gün boyunca kar fırtınası olmuş.
◊ Saatte 80 kilometreye çıkan rüzgâr varmış.
◊ Şehrin elektrik ve telefon şebekesi çökmüş.
◊ Ayrıca barajlardan biri arızalanınca şehir susuz kalmış.

Yazının Devamını Oku

Pek sevgili Sevgililer Günü’ndeyiz

Asla bana göre değil” desen de, “Çok banal buluyorum” diye söylensen de, günümüzde markaların elinde oyuncak olsa da, bugün o kutlu gün işte:

Sevgililer Günü.

Sevgilisi olanın da olmayanın da bir şekilde etkilendiği o aşk bombardımanı günü.

Kaçış olmadığına göre zevk almaya çalışmak lazım.

Mesela...

SEVGİLİN VARSA

◊ Halihazırda sevgilin varsa, bugün onun için farklı bir şey yap.

Rutin dışına çık.

En çok rutin öldürür ya aşkın gidişatını...

Yazının Devamını Oku

İzmir’deki o köprüde gün batımı

Tam da Alaçatı’da kopan hortum öncesi, akşamüstü İzmir’deydim. Bostanlı sahilinde bir ahşap köprü var. İzmirli arkadaşlarım dedi ki, “Orada buluşalım, pek güzeldir”.

Tamam dedim, Urla’daydım o sırada.

Can Ortabaş’ın yüzlerce palmiye çeşidi dahil nefis bitkiler barındıran botanik çiftliğinde, yani Uzbaş Arboretum’da...

Oradan yola çıkıp bir anda İzmir trafiğinin içine düştüm.

Navigasyon sonunda Bostanlı sahiline kadar getirdi beni.

Önce anlamadım, “Neden burada buluşalım dediler acaba?” diye.

Ahşap köprüyü görünce anladım.

Gün batımı ve denize karşı şahane bir sosyalleşme noktasıymış meğer burası.

Sırtımı köprüye dayayıp hem insanları hem denizi seyre daldım.

Yazının Devamını Oku

Yaşadığın evin alternatifi aslında ne?

Eve kapandığımız ilk dönem durumdan memnundum.

Sosyalleşmemek iyi gelmişti.

İlerleyen günlerde, nisan ortası filan, bu kez evle aşırı ilgilenmeye başlamıştım.

Her detay gözüme çarpmıştı.

Mesela haftada iki-üç kez evin şeklini değiştirmek sıradan bir hobim haline gelmişti.

Sonra yaz geldi, açıldık saçıldık.

Evle ilişkim az da olsa normale döndü.

Eskiden nasılsa öyle: Kafeye git, arkadaşlarınla buluş, spor yap ya da şehir dışına çık, gez toz. Eve arada bir uğramaca yani.

Ardından ikinci kapanma dönemi geldi ve

Yazının Devamını Oku

Heyecan verici yeni şarkılar

Güzel haber: Yerli müzik aleminden peş peşe iyi işler yağıyor üzerimize.

Üstelik şarkıların paketi, yani videoları da iyi.

Mesela Dolu Kadehi Ters Tut grubunun “Islansın” şarkısına çekilen video.

Kostümünden mekanına, anlattığı kısa hikâyeden çekimlerine kadar nefis bir iş.

Şarkının retro dans sound’una da değinmeden olmaz.

Dans etmeyi, olmadı şöyle bir kıpırdanıp kendine gelmeyi motive eden bir enerjisi var.

Ayrıca, sadece Türkçe pop söyleyen erkek şarkıcıların tekelindeymiş gibi görünen erotizm soslu sözleri söylemesi de iyi olmuş grubun...

O eski melankolik dalgalanmalarına mola vermesi de.

BEGE VE EMİR TAHA

Yazının Devamını Oku

Test yaptırdım, buluşalım...

Önce “Hepimiz test yaptırdık ve doğum günü kutlamam için bir araya geldik” diyen Belçim Bilgin...Sonra da “Testlerimiz negatif çıkınca arkadaşlarımla buluştuk” diyen Burcu Biricik...


Sosyal medyadan onlara çemkirip söylenenler oldu, ama artık bir yere varmayan bu tartışmaları bırakmamız gerekiyor galiba. Çünkü en başta çemkirip eleştirenler kendi arkadaş gruplarıyla bir araya geliyor aslında. Test filan da yaptırmadan. Ayrıca negatif çıkan test sonucunun “buluşmayı aklamak için bir gerekçe” olarak sunulmasına hiç gerek yok.Çünkü gerçekçi olalım, sadece üç-beş ünlü insan değil, herkes yakın arkadaşlarıyla evlerinde ya da parkta, sokaktaki köşe başında görüşüyor zaten.Önemli olan aradaki sosyal mesafeyi koruyarak konuşmak ya da maskeyi hiç çıkarmamak... Buna da herkes dikkat ediyor aslında. Kimse çocuk değil. Ayrıca aradan bir yıl geçti. Salgınla yaşamayı ve nasıl korunacağımızı öğrendik. Şu herkesin birbirine manasız çemkirmesinden ve aynı konuşmaları dönüp dolaşıp yapmasından sıkılmadık mı? 



Enerji santralinin dik çatısına park yapan o tasarımcı

Ünlü tasarım yarışması Asia Young Designer Awards, kısa adıyla AYDA’ya bu yıl Türkiye’den de mimarlık öğrencileri katılabilecek.

Yazının Devamını Oku

Haz diyarı satışta

Pierre Cardin’in Cannes yakınlarındaki meşhur Bubble Palace’ı (Le Palais Bulles) satışa çıkartılmış.


Cardin’in ölümünden sonra bu satış haberi elbette sürpriz değil.
Ama Bubble
Palace’ın temsil
ettikleri açısından uzatmalı bir dönemin sonu bu galiba:
Hedonizmin!
Le Figaro’ya verdiği eski bir röportajda Cardin zaten bunu söylemişti:

Yazının Devamını Oku

Bize ‘üçüncü bir yer’ lazım

Ünlü İngiliz mimar Norman Foster, Designboom’a verdiği röportajda şöyle diyor:

“1666’daki Büyük Londra Yangını yanmaz tuğla yapısını yaratan bina kodlarıyla sonuçlandı. 19. yüzyıl ortalarındaki kolera salgını Thames Nehri’nin temizlenmesine ve modern bir kanalizasyon sisteminin oluşturulmasına yol açtı.

1918 ve 1920 sonundaki son büyük salgında karantinalarla tanıştık ama hemen ardından sosyal ve kültürel bir devrim başladı. Büyük mağazalar, sinemalar ve stadyumlar inşa edildi; yani insanların toplanacağı büyük alanlar yapıldı.

COVID-19 salgınında ise insanların, ürünlerin ve bilginin hareketliliğindeki çarpıcı artışa şahit olduk. Kısacası her kriz dönüşümü hızlandırdı”.

Foster’a göre bu salgın sonrasında da aynı şey olacak. 

Hatta dönüşümün ilk habercilerinden biri olarak, kendi fikrini ve projesini açıklıyor ünlü mimar: Üçüncü bir yer fikri!

İnsanların işbirliği ve yaratıcılık için bir araya gelebileceği, evler ve ofislerden uzakta kurulacak “üçüncü alan”ın ana damarı şu: Herkese açık olması.

Foster ilk üçüncü alan projesini “InnHub La Punt” adıyla İsviçre’deki Engadin Vadisi’ne yapıyor.

Projenin yerel halka, turistlere, teknoloji şirketlerine, yeni kurulan şirketlere, üniversitelere açık olacağını, yaratıcılık ve tartışma için yepyeni bir alan sunacağını söylüyor.

Yazının Devamını Oku

Aşırı konuşmaktan aşırı özlem duygusuna

Nasıl bir dönemse bu, aşırı bir duygudan başka bir aşırı duyguya savrulmanın dönemi.

Merkür geri gittiğinden filan değil, o Merkür yıllardır geri gidiyordu zaten.

Başka bir hadise bu.

O eski Nazan Öncel şarkısındaki gibi iç sızlatırsak:

“Bir hadise var, kimse bilmiyor.”

Önce Clubhouse’un keşfedilmesiyle kelimeler sel olup taştı, konuşmanın dibine vuruldu, geyik muhabbeti bile kendinden sıkıldı.

Sonra WhatsApp gruplarında dolaşan, herkesin birbirine dokunaklı bir ses tonuyla “Yaa izlemen lazım” diyerek önerdiği, bir içki markasının Almanya reklamı sayesinde bu kez de aşırı özlem duygusu sağanağına teslim olundu.

İncelikli ve zekice hazırlanmış o reklamın nişan aldığı İstanbullu duygular malum:

Gecenin bir yarısı Nevizade’de arkadaşlarınla buluştuğun, mekandaki herkese cömertçe midye dolması dağıttığın o süper eğlenceli masadan yeni kalkmış, İstiklal Caddesi’nde tek başına yürüyorsun.

Yazının Devamını Oku

Konuşmayı mı özledik yoksa durum başka mı

Hafta sonu Covid-19 dışında bir virüs daha gündemdeydi: Clubhouse!

Bu yeni sosyal ağ herkesin öyle bir kanına girdi ki, inanılmaz.
Cumartesi-pazar boyunca Clubhouse odalarında dolaşırken, “12 saattir aplikasyon içindeyim, bir türlü çıkamıyorum” diyen çılgını da duydum, hiç tanımadığım insanların “Arkadaşım Clubhouse’a girmeyi çok istiyor, ona davetiye yollar mısınız?” diye soranı da...
İyi de bu aşırı coşkunun sebebi neydi?
Gerçekten konuşmayı çok mu özlemiştik?
Yoksa durum tamamen yeni olan şeyi anında tüketme, “Ben de orada olmalıyım” hissiyatından mı ibaretti?
Doğruya doğru, ikinci seçenek ağır bastı.
Çünkü aplikasyon herkese açık değil. İçerdeki kullanıcının davetiyle girilebiliyor.

Yazının Devamını Oku

Eskinin alternatifi artık ana akım oldu

Pandeminin faydalarından biri de yeni yaşam biçimlerine alışmamız oldu galiba.

Eskiden “Karavanda yaşayacağım” diyene, her şeyi bırakıp dağda/köyde küçük bir kabin evde yaşamını sürdürmek isteyene en açık fikirlisi bile “Delirdi galiba” gözüyle bakardı.
Pandemiden sonra işler değişti.
Böyle planları olana, hatta planla kalmayıp hızla hayata geçirene “Ah ne güzel” diye iç geçiriyor, “Beni de al yanına!” diyoruz.
Eskinin alternatif yaşam biçimleri şimdinin ana akımı olmaya başladı.
Özellikle beyaz yakalılar için şehirde yaşamak tek seçenek olmaktan çıktı.
Ofislere uzun bir süre daha dönemeyecek olanlar ya da bundan sonra ofislerin hayatımızdan tamamen çıkacağını düşünenler, soluğu güneydeki herhangi bir beldede alıyor.
Yanlarına sadece bilgisayarlarını alarak...

Yazının Devamını Oku

Ünlü yazarın selfie hevesi

Orhan Pamuk’un Rasim Ozan Kütahyalı ve Nagehan Alçı ile bir ev davetinde çekilmiş fotoğrafı sosyal medyada çok konuşuldu.

Herkes Pamuk’un poz verdiği isimlere odaklandı.

Ben tam tersine, Pamuk’un cep telefonunu eline alıp bu kadar hevesli selfie çekmek istemesine...

Ünlü bir yazar normal insanlar gibi selfie çekemez mi?

Çeker çekmesine de; sanki çekmese, bu kadar heveslenmese, “Ne selfie’si, boş verin yemek sohbetimize odaklanalım” diye teklifi reddetse, daha karizmatik olurdu.

Gitti karizma yüzdesinden koca bir pay.

Yıldız Tilbe’den ‘kafana göre takıl’ mesajı

Yıldız Tilbe yeni şarkısı “Peşindeyim Koşa Koşa”nın videosunda “binbir peruk masalları” adlı bir müzikalde oynar gibi.

Yazının Devamını Oku

Sesim geliyor mu Clubhouse?

Yeni bir dijital oyuncağımız daha var artık: Clubhouse.

Kullanıcıları tarafından davet edilirsen girebildiğin yeni bir sosyal ağ.
Bana 3-4 gün önce davet geldi. Hemen girdim, bakındım ama şimdilik sadece uygulama içinde turistim.
Gözlemliyorum, pek aktif değilim. Çünkü Clubhouse ses temelli bir sosyal ağ.
İstersen oluşturulan konuşmalara dahil olup sadece dinleyebiliyorsun.
İstersen konuşabiliyorsun. Sana kalmış. Ortam demokratik. Ünlü bir oyuncu da olabiliyor konuşma grubunda, bir markanın CEO’su da, üniversite öğrencisi de...
Üstelik bazı konuşmalar gayet sıkı konular üzerinden yapılıyor. Panel gibi oluyor.
Aslında Clubhouse bir tür podcast. Ama konuşulanlar uçup gidiyor, yani sonradan tekrar dinleme şansın yok.

Yazının Devamını Oku

‘Aşk yok, çünkü yeni biriyle tanışmıyorum’

"Çok az insanla görüşüyorum" dedi, “En fazla üç-dört tane yakın arkadaşım. Aileme sürekli gittiğim için sosyal olarak daha fazla açılamıyorum. Risk almak istemediğim için...

Keza açılmayı istesem de tüm sosyal hayat zaten kapalı.

Yani uzun süredir aşk yok, aşk için heveslenmek yok, çünkü yeni biriyle tanışmıyorum.”

Sadece bir değil, o kadar çok tanıdık-tanımadık insandan buna benzer cümleler duydum ki...

Herhalde bu dönemin izlerinden biri de bu olacak: Hissizlik, yani aşksızlık.

“Peki aplikasyon üzerinden tanışmalar? Onlardan umut yok mu” diyebilirsiniz...

O konuda ikiye ayrılıyor insanlar.

Bir grup, aplikasyonlarda peş peşe yeni insanlarla tanışıyor, evet.

Bu da doğal. Eleştirecek bir durum yok.

Yazının Devamını Oku

Palandöken’den bildiriyorum

Hafta sonu Palandöken’deydim. Kartalkaya’yı, Erciyes’i görmüştüm ama buraya ilk kez geliyorum.

Dünyanın en uzun ve dik pistlerinden biri olarak anılan Palkandöken Kayak Merkezi’nde 8’i kolay, 9’u orta düzey, 3’ü ileri düzey, 4’ü de doğal olmak üzere 24 pist yer alıyormuş.

Üstelik Türkiye’nin en uzun dünyanın ise üçüncü uzunluktaki pistiyle 14 kilometre kesintisiz kayak yapma imkanı sunuyormuş Palandöken.

Daha önce bir kayak merkezine gelip de pistlerle ilgilendiğim pek görülmemiştir aslında.

Tek ilgilendiğim, “Burada güzel restoran var mı?” olmuştur.

Ama kaymayı öğrenmeye başlayınca pistlere alıcı gözle bakmaya başlıyormuşsun meğer.

Yasin Kıyıcı hocam sağ olsun, daha ikinci denemede “Sen kaptın bu işi” diyerek cesaretlendirdi ve tepeden aşağıya doğru süzüldüm.

Ya da ben süzüldüğümü sandım, o da ayrı mesele.

Yazının Devamını Oku

Pazarlık popüler kültür

◊ SAMANTHA’SIZ BU İŞ OLMAZİlk dönem karantinasında en baştan tekrar izlemiş, ezberlediğim birkaç sahnesinden dahi saçma bir şekilde yeniden keyif almıştım “Sex and The City”nin.

Geçen haftalarda ünlü dizinin Samantha’sız yeni bir sezonunun çekileceği duyuruldu.

Keşke tadında bırakılsaydı.

Geriye kalan üçlünün maceraları gerçekten meraktan ediliyor mu?

Samantha’sız o dizinin tadı çıkar mı?

Hiç sanmam. İmza: Samantha-Der. 

◊ KOLEKSİYON TANITIMI DEĞİL, SANAT FİLMİ

Louis Vuitton erkek koleksiyonları kreatif direktörü Virgil Abloh hafta içi bir video yayınladı.

Aslında video

Yazının Devamını Oku

Yeme-içme sektörü tarih bekliyor

Yeme-içme sektöründen kiminle konuşsam, “Mekanlar şu gün açılacakmış, doğru mu?” diyerek bir tarih veriyor.

Kimisi şubat başı diyor.
Kimisi Şubat’ın 15’i.
Kimisi de “Yok yok, martta açılır ancak.”
Gördüğüm o ki...
◊ Bu konuları konuşmak herkesi yormuş durumda.
◊ Sadece maddi değil, psikolojik olarak da tükenmişlik söz konusu.
◊ “Açılsak da yemek fiyatlarına zam yapmak zorundayız, bu kez de müşteri isyan edecek” diyen de var.

Yazının Devamını Oku

Okan ve Gülben

Son zamanlardaki en şık atışmalardan biriydi herhalde:

Sosyal medya karşıtı, kruvasan felsefecisi Okan Bayülgen’le “Unutmayın ki...” diye başlayan vecizeyi güneş sistemine armağan etmiş popüler simagil Gülben Ergen’in atışmasından bahsediyorum.
Önce Bayülgen Türk sanat alemindeki kamplaşmadan bahsetti.
Özetle, herkes kendi dengi olduğuna inandıklarıyla görüşür dedi.
Sonra da, “Aslında sen de Zuhal Olcay gibi, Leman Sam gibi olmak istiyorsun” diyerek oyun oynayacağı mahallesini seçmesini söyledi Gülben Ergen’e.
O atışmadan Okan’ın “Senin gibi bir tipi aramıza almayız” lafı cımbızlandı ama sohbetin özü böyle değildi işte, başka bir şeydi.
Keza Gülben de o tatlı atışmada pası gole güzel çevirdi:
“Beni aranıza almak için ne taklalar atarsınız?”

Yazının Devamını Oku

Tasarımın en yararlı versiyonu

Önce ‘pestisit’le tanışın:

Zirai tarım ilaçlarında kullanılan pestisit, zararlı organizmaları engellemek ve kontrol altına almak için kullanılan bir kimyasal madde.

İnsanlar için uzun vadede zararlı. Ayrıca biyolojik çeşitliliği de öldürüyor.

Şimdi Hollanda’ya uzanalım.

Studio Roosegaarde adlı tasarım stüdyosu, 20 bin metrekarelik bir tarım alanının farklı noktalarına yerleştirilmiş LED’lerle bir ışık enstalasyonu yarattı.

Bu enstalasyona da “Grow” (Büyüme) ismini verdiler.

İş bitince ortaya çıkan manzara şahaneydi.

Çünkü ışıklar tarlada eşit olarak dağılıyor ve yukarı-aşağı hareket ediyordu.

Haliyle görüntü

Yazının Devamını Oku