Matematik solladı

Geçtiğimiz haftalarda size bu köşeden, yeni 4+4+4 eğitimsistemiyle beraber müfredata giren seçmeli derslerdenbahsetmiştim.

 Ve özellikle bu dersler arasında en dikkat çeken
ve haftalarca tartışma konusu haline gelen “Kuran-ı Kerim ve
Hz. Peygamberimizin Hayatı” derslerini okullar açıldığında kaç
kişinin seçeceğinin herkes tarafından merak konusu olduğunu da
belirtmiştim.

Matematik birinci sırada

Evet velisinden, öğretmenine, siyasetçisinden, eğitimcisine
kadar herkesin merakını giderecek açıklama yine Milli Eğitim
Bakanı Ömer Dinçer’den geldi. Dinçer, varolan seçmeli dersleri
kaç öğrencinin tercih ettiğini rakamlarıyla birlikte tek tek
açıkladı. Dinçer’in açıkladığı tabloda, “Matematik Uygulamaları”
dersinin diğer bütün derslere fark atarak birinci sıraya
yerleşmesi şaşırttı. Seçmeli ders denince hep akla gelen
eğlenceli, stressiz, not kaygısı güdülmeden güle oynaya alınacak
dersler yerine öğrenciler beklenlenin aksine bu yıl daha çok
düşünecekleri, bilgi dağarcıklarını sorgulayacakları sayısal bir
derse öncelik tanıdı. Matematik Uygulamaları en çok tercih edilen
ders oldu. 593 bin öğrenci bu dersi seçti.

Yabancı dil ikinci, Kur-an üçüncü

Biliyorsunuz yabancı dil yeni eğitim sisteminde önemini daha
da arttırdı. Artık ilkokul ikinci sınıfta öğrenciler yabancı
dil öğrenmeye başlayacak. Tabii ki bu öğrencilerin seçimine de
yansımış. Yaklaşık 495 bin öğrenci yabancı dil dersini seçmiş.
Bu da yabancı dil dersini en çok seçilen dersler arasında ikinci
sıraya oturttu. Peki gelelim, yukarıda da bahsettiğim Kuran-
ı Kerim dersine. Yaklaşık 480 bin öğrencinin seçtiği Kuran-
ı Kerim dersi ise üçüncü sırada yer aldı. Hz. Peygamberimizin
Hayatı dersini de yaklaşık 305 bin öğrenci seçti. Bakan Dinçer’in
verdiği rakamlara göre, diğer seçmeli derslerin seçilme oranları
ise, şöyle gerçekleşti:
“Spor ve Fiziki Etkinlikler dersini yaklaşık 300 bin öğrenci
tercih etti. Okuma Becerileri 259 bin, Bilişim Teknolojileri
ve Yazılım dersi 221 bin, Temel Dini Bilgiler 180 bin, Bilim
Uygulamaları 161 bin, Zeka oyunları 138 bin, Görsel Sanatlar 101
bin, Müzik 72 bin, Yazarlık ve Yazma Becerileri 68 bin, Drama
57 bin ve Yaşayan Diller ve Lehçeler 25 bin öğrenci tarafından
seçildi.”

Kürtçe’ye ilgi beklenti altında

Bir diğer tartışma konusu da Kürtçe’nin seçmeli ders olarak
okullara girmesiydi. Kürtçe, Yaşayan Diller ve Lehçeler başlığı
altında müfredata girdi. Ancak beklenen ilgiyi göremedi. Bakan
Dinçer de, bu düşüncede. Dinçer, “Yaşayan Diller ve Lehçeler,
Kürtçe derslerinin daha fazla ilgi göreceğini tahmin ediyordum”
diyerek beklentisinin altında kaldığını ifade etmiş oldu.

Korkulan olmadı

Sonuç olarak yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı gibi, müfredat
hazırlanırken yaşanan tartışmalar, bazı derslerin seçimi
konusunda öğrencilere “mahalle baskısı” yapılacağı endişeleri
gerçekleşmemiş görünüyor. Veliler, çocuklarını seçimlik dersler
konusunda yönlendirirken, ilgi, alaka ve kabiliyetlerine göre
ders seçti diye tahmin ediyorum. En azından seçimlik derslerin
öğrenci dağılımı beni bu yönde düşünmeye sevk ediyor. Şu ana
kadar da okullardan, öğrenci ve velilerden seçimlik dersler
konusunda olumsuz bir durum yansımadı. Umarım, herşey bu tabloda
göründüğü gibidir.

X

Danıştay'dan öğretmenlere iyi haber

Danıştay, öğretmenlerin, kendi mesleklerinin yanı sıra yükseklisans ve doktora yapabilmelerinin önünü açan bir karara imza attı.

Danıştay, öğretmenlerin, kendi mesleklerinin yanı sıra yükseklisans ve doktora yapabilmelerinin önünü açan bir karara imza attı.

Eğitim-İş, 2012 Yılı Öğretmenlerin Özür Durumuna Bağlı Yer Değiştirme Kılavuzu’nun eğitim özrünü dışlayan hükümleri ile il emrine atanma hakkını engelleyen hükümlerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali amacıyla Danıştay’a açtığı davayı kazandı.

Eğitim-İş Genel Başkanı Veli Demir, şunları söyledi. "Hakkari’de öğretmenlik yapan bir kişi, istediği bir başka ilde yükseklisans ve doktora yapamıyordu, çünkü Milli Eğitim Bakanlığı izin vermiyordu. Özür grubunda olmasına rağmen tüm uyarılarımıza rağmen atama yapılmıyordu. Danıştay 2. Dairesi, yürütmeyi durdurma istemimizi karara bağlayarak, eğitim özrünü dışlayan kılavuz hükümlerinin yürütmesini durdurdu.

Suistimal değil

Karar eğitim özrü mağdurlarının yüzünü güldürecek, eğitim özrü mağdurlarının açtıkları ve halihazırda devam eden tüm davalara olumlu etki ederek bu davaları mağdurların kazanmalarına olanak sağlayacak. Hep ifade ettiğimiz gibi yüksek lisans ve doktora eğitimi kariyer ilkesini yaşama geçiren akademik basamaklardır. Danıştay, kamu görevlilerinin yüksek lisans ve doktora yapma girişimlerinin idare tarafından ‘suistimal girişimi’ olarak değerlendirilmesinin sakat bir bakış açısı olduğunu ortaya koymuştur."

Yazının Devamını Oku

BİRİ SINAVLARI GÖZETLİYOR

Hatırlarsınız 2010 yılında yapılan KPSS’de kopya çekildiği iddiasıyla fırtınalar kopmuş, yer yerinden oynamış hatta dönemin ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan’ın istifasına kadar uzanmıştı bu süreç.

O dönemde başlatılan soruşturma da hala devam ediyor. Ve başta ÖSYM olmak üzere hiçbir makamdan da soruşturmanın ne durumda olduğuna dair bir bilgi alamıyoruz. Tek söylenen “Soruşturma devam ediyor” cümlesi. Merakla bekliyorum bakalım ne zaman tamamlanacak bu soruşturma ve ne çıkacak sonucundan?

GÜVENLİK ÜST DÜZEY

Tabii ki, ÖSYM’de sınavlara ilişkin skandallar sadece 2010 KPSS ile sınırlı kalmadı. Ardından üniversiteye giriş sınavı, Tıpta Uzmanlık Sınavı, Hakimler Savcılar Sınavı ve daha birçok sınavda sayısız olaylar yaşandı. İşte tüm bu kötü tecrübelerden sonra, sınavlarda güvenlik önlemleri üst düzeye çıkarıldı. Sınava giren adaylar didik didik arandı. Sınavlara giriş belgesi dışında hiçbirşey alınmadı. Evli olan adayların alyansları bile potansiyel kopya aracı sayıldı. Adaylara kalem, silgi bile ÖSYM tarafından dağıtıldı. Ama bütün bunlar az gelmiş olacak ki, ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir, sınavlarda kopyanın önüne geçecek yeni yöntemler bulduklarını açıkladı.

KAMERAYLA SINAV

Gelelim, ÖSYM’nin yeni güvenlik önlemine. Eğer herşey planlanan gibi ilerlerse, 2013 yılında ÖSYM’nin yaptığı bütün sınavlar kamera ile izlenecek. Sınav salonlarına yerleştirilen kameralarla sınavlar kayıt altına alınacak. ÖSYM Başkanı Prof. Demir, sınav güvenliği konusunda yoğun bir çalışmaya girdiklerini ve bu sistemin önümüzdeki yıl uygulanmaya başlanması için çalışma başlattıklarını açıkladı.

SINAV TİCARETİ BİTTİ

Geçtiğimiz hafta TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçe görüşmelerinde biraraya geldiğimiz Prof. Demir, “Göreve geldiğim 2010 yılından bu yana uygulamaya başladığımız her adaya ayrı sınav kitapçığı uygulaması ile ‘sınav ticareti’ ortadan kaldırıldı. ÖSYM’nin eksik ve yanlış bilgilerle yıpratılması yanlış” diyerek kendisine yöneltilen eleştirileri de cevapladı. Demir, 2013 yılında sınavlara ilişkin hedeflerini de “Daha önceki dönemlerde olmayan soru bankasını oluşturmak. Elektronik sınavlar hazırlanması. Acık uçlu sınavlar (test tekniği dışında). Sınavların sonuçlarının daha kısa sürede açıklanması” olarak sıraladı.

ENDİŞELER BOŞUNA MI?

Yazının Devamını Oku

YÖK’E NE OLUYOR?

Darbe döneminde kurulduğu için üniversiteler, akademisyenler, öğrenciler hatta siyasetçiler tarafından yıllardır eleştirilen, her kuruluş yıldönümünde protesto edilen, kaldırılması tartışılan ve her seçim döneminde partilerin seçim beyannamesinde “YÖK kaldırılacak” diyerek üstü çizilen YÖK, 30 yıl aradan sonra kabuğundan çıkıyor.

ADI DEĞİŞİYOR

Bir önceki YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan döneminde başlayan YÖK yasasındaki değişiklik çalışmaları nihayet sona doğru geldi. Geçtiğimiz pazartesi YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya, yasa taslağına verdikleri son şekli biz eğitim muhabirleriyle paylaştı. İlk önce şuradan başlayayım. YÖK kaldırılmıyor. Adı değişiyor. YÖK artık Türkiye Yükseköğretim Kurulu (TYK) oluyor. Planlama, koordinasyon ve denetlemeden sorumlu bir kurum haline geliyor.

REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ

Taslakta yükseköğretime ilişkin birçok düzenleme var. Ancak ben bu köşeden size belki de taslağın en çok dikkat çeken bölümü olan rektör atamalarına ilişkin bilgiler vermek istiyorum. Taslak yasalaşırsa, rektörler ikili bir sistemle seçilebilecek. Konseyi bulunmayan üniversitelerde rektör adaylarının seçiminde iki alternatif üzerinde duruluyor. Birinci alternatife göre rektör adaylarını belirleme komisyonu üç aday belirleyecek. Bu adaylardan biri YÖK ve Cumhurbaşkanı tarafından atanacak. İkinci alternatife göre de rektör adayı öğretim üyelerinin oyları ile belirlenecek. En çok oy alan aday, YÖK ve Cumhurbaşkanı tarafından atanacak.

REKTÖRÜ KONSEY BAŞKANI ATAYACAK

Konseyi bulunan büyük üniversitelerde de, rektör adaylarını belirleme komisyonu üç aday belirleyecek. Adaylardan biri üniversite konseyi tarafından seçilecek. Üniversite konsey başkanı bu ismi rektör olarak atayacak. Yeni kurulan ve kuruluşundan 15 yıl geçmemiş üniversitelerde de rektörü YÖK ile Cumhurbaşkanı belirleyecek. Vakıf ve özel üniversitelerde de rektör üniversite mütevelli heyete tarafından yapılan teklif üzerine YÖK tarafından atanacak.

REKTÖRLER İKİNCİ KEZ ATANAMAYACAK

4 yıl olan rektörlük görev süresi 5 yıla çıkarılacak. Ancak iki kez atanabilen rektörler artık bir kez atanabilecek. Mevcut yasada bir rektörün 8 yıl görev yapabilme şansı bulunurken, bu hak 5 yıla inmiş olacak.

Yazının Devamını Oku

HALKALAR BİRLEŞİYOR

Yıllardır eğitimcilerin, akademisyenlerin, üniversitelerin, okulların gündeminde olan, ilköğretim ve liselerin üniversitelerle işbirliği içinde olması, üniversite öğrencilerinin kendilerinden küçük öğrencilere derslerinde yardımcı olacağı ortamların sağlanması, okullu miniklerin ders dışı sportif ve sanatsal etkinliklerinde büyüklerinin onlara kılavuzluk etmesi gibi pek çok hayal artık hayalin ötesine geçiyor.

ZİNCİRİN HALKALARI

Geçtiğimiz günlerde sohbet ettiğim Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Halis Yunus Ersöz, bu hayallerin artık somut birer proje olarak hayata geçtiğini, Ankara’da başlatılan ancak kısa sürede Türkiye genelindeki üniversite ve okulara örnek olacağını düşündüğüm bir projeyle anlattı. Aynı zamanda bu projenin mimarı olan Müsteşar Yardımcısı Ersöz’ün anlattıklarından anladığım, Milli Eğitim Bakanlığı’nın desteğiyle, Altındağ İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü ve Altındağ Belediye Başkanlığı’nın işbirliği ile, yerel yönetim, üniversite ve okullar artık zincirin halkaları gibi birbirlerine bağlı olacaklar.

ÜNİVERSİTE AÇILIYOR

Eğitim-öğretim, eğitim yönetimi, güzel sanatlar ve spor ile sağlıklı beslenme – veli destek çalışmaları olmak üzere dört temel alanda işbirliği yapılacak. Üniversitenin öğretmen adayı öğrencilerinin staj uygulamaları Altındağ İlçesi okullarında yürütülecek, öğrencilere hazırlık, yetiştirme kursu ve etütlerle ders dışı destek verilecek, zümre toplantıları üniversitenin ilgili öğretim elemanları danışmanlığında yapılabilecek, ortaokul 8. Sınıf öğrencileri ile lise 11 ve 12. sınıf öğrencilerinin “Üniversite adayı öğrenci” statüsünde üniversitenin imkanlarından yararlanacak. İlköğretim ve lise öğrencileri sanat, kültür, spor ve sosyal etkinliklerde üniversitenin imkanlarından faydalanabilecek.

İLKOKULDAN ÜNİVERSİTEYE

Size çok özet bir şekilde projenin ana hatlarını anlatmaya çalıştım. Türkiye’de sayısı milyonu aşan üniversite öğrencisi nüfusumuz var. Bu öğrenciler de tabii ki; ilkokul, ortaokul, lise sıralarından kampüslere geçiş yaptılar. O yolları yürüdüler. Yürüdükleri yollardaki zorlukları, yokuşları, düzlükleri en iyi onlar bilirler. Diğer taraftan, rektörler başta olmak üzere üniversitedeki öğretim üyeleri de çoğunlukla kendilerine gelen öğrencilerin yeterli düzeyde eğitim almadan geldiğinden, beklentilerini karşılamadığından şikayet ederler. Şimdi düşünsenize iki ayrı halka var. Birisi işin mutfağındaki üniversite öğrencileri, diğeri bilimin en üst seviyede hakim olduğu üniversiteler. Bu iki halka içiçe girip, ilkokuldan başlayıp lise sona kadar üniversitede okuma hedefiyle yetiştirilen, ilköğretim ve lise öğrencilerinin elinden tutsa, bir de buna Altındağ örneğinde olduğu gibi yerel yönetimler eklense nasıl bir güç birliği doğar. Hayatında daha önce hiç üniversite kampüsü görmeden üniversiteyi kazanan öğrencilere üniversitelerin kapısı açılacak, okullarda ders dışı sanatsal ve sportif faaliyetlerde üniversite öğrencileri kendilerinden küçüklere birşeyler öğreterek inanılmaz bir tecrübeye sahip olacak. Üniversiteler bir anlamda öğrenci adaylarını kendileri yetiştirecek. Hem minikler hem gençler kazanacak. 7 yaşındaki çocukla 20 yaşındaki gencin elele vermesinden doğan bu güç umarım tüm Türkiye’ye örnek olur. Eğitimin kuşaklar arasındaki uçurumu kapatan “sihrinin” herkes farkına varır.

Yazının Devamını Oku

KELOĞLANLA İNGİLİZCE

Çocuklara güzel bir haberim var.

Onları saatlerce ekran başına kilitleyen gözlerini kırpmadan izledikleri, hayal dünyalarını genişleten, eğlendiren, eğlendirirken öğreten hatta karakterleri ile rol model olan çizgi filmler artık okullu oluyor.
Keloğlan, Pepee, Caillou ve daha yüzlerce çizgi karakter çocukları okulda da yalnız bırakmayacak. Hem eğlendirecek hem öğretecek. Biliyorum şu an soruyorsunuz, “Peki ama ne öğretecekler? Nasıl öğretecekler?” diye. Hemen söyleyeyim. Bugünün yetişkinlerinin bile hikayeleriyle, filmleriyle büyüdüğü Keloğlan, son dönemde reyting rekorları kıran Pepee ve Caillou çocuklara “ingilizce” öğretecek. “Keloğlan keleş oğlan” ingilizce konuşacak, Pepee, Caillou ingilizce şarkı söyleyecek, oyun oynayacak.

YABANCI DİL ÖNEMLİ

Neden böyle bir uygulamaya ihtiyaç duyulduğu konusuna gelince de, 4+4+4 zorunlu eğitim sistemiyle birlikte yabancı dil önemi daha da arttırdı. Artık çocuklar ilkokul 2. sınıfta yabancı dil öğrenmeye başlayacaklar. Okumayı yazmayı yeni öğrenen miniklere ana dili dışında başka bir dil öğretmekte o kadar kolay olmasa gerek. Çocukları hem eğlendireceksin, hem oyun oynar gibi öğreteceksin. Burada Milli Eğitim Bakanlığı’nın işini kolaylaştırmak için TÜBİTAK devreye girdi.

YETİŞKİNLERE DE İNGİLİZCE

Okullarda uygulanan İngilizce müfredatını sil baştan yenilemeye niyetlenen TÜBİTAK, çocukların sevgilisi Pepee, Keloğlan, Caillou gibi popüler çizgi filmlerin ingilizce versiyonu için kolları sıvadı. Hatta TÜBİTAK yetişkinleri de buna dahil etti. Son dönemde o kadar güzel çizgi filmler yapılıyor ki bazen biz büyükler bile sinema salonlarının önünde küçük çocuklarla sıraya girip, sonrasında kahkalarla izliyoruz birbirinden renkli karakterlerin maceralarını. İşte bu nedenle Avrupa’da uygulanan ve başarılı olan sistemle sadece çocuklar değil yetişkinlerin de televizyon filmlerinin İngilizcesini izleyerek yabancı dillerini geliştirebilmesi için çalışma başlatıldı.

GÜNLÜK HAYATTAKİ KULLANIM

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında geçtiğimiz ay toplanan Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu’nda eğitim reformu sunumu yapan TÜBİTAK, sunumda yabancı dil eğitimine de yer verdi. Diğer ülkelerin müfredatı ile karşılaştırma yaptı. Eksiklikleri tek tek tespit etti. Uzmanlar, eğitimciler, akademisyenler seferber oldu. Çalışmalar sonlandığında, herşey hedeflendiği gibi gerçekleşirse yeni müfredat elektronik ortama taşınacak. İngilizce öğretiminde yeni bir sistem uygulanacak. Çocuklar gramere dayalı sistemden kurtulacak. Günlük hayatta kullanmadıkları kalıplaşmış yapıları artık öğrenmeyecek. Teknolojiyi kullanarak daha kolay İngilizce öğrenecek.

Yazının Devamını Oku

ERASMUS VE JEAN MONNET

Geçtiğimiz hafta basında Türkiye’deki binlerce üniversite öğrencisinin de faydalandığı Avrupa Birliği’nin öğrenci değişim programı Erasmus’un bütçesinin tükendiğine dair haberler yer aldı.

Birçoğu ekonomik krizle mücadele eden AB ülkelerinin içinde bulunduğu durum sonunda eğitime de yansıdı. AB Komisyonu’ndan yapılan açıklamada, AB ülkelerinin bu programa para aktarmaması halinde programın sürdürülemeyeceği uyarısında bulunuldu. Tabii ki bu açıklama, üniversitede okuyan ve eğitiminin bir kısmını yurt dışında sürdürme planları yapan Türkiye’deki üniversite öğrencilerini hayal kırıklığına uğrattı. Ne var ki bizim öğrencilerimizin üzüntüsü fazla sürmedi. Öğrencileri rahatlatan açıklama bu işin başındaki isim Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’tan geldi. Bağış, bu sıkıntının programa katılım için mali katkı ödeyen Türkiye, İsviçre ve Hırvatistan için sözkonusu olmadığı söyledi.

GÜVENCE ALTINDA

Bağış, “Ülkemizin Erasmus bütçesi güvence altındadır. AB bütçesindeki gelişmelere doğrudan bağlı değildir. Biz, vatandaşlarımızın programdan yararlanabilmesi için bir kısmı kendi ulusal bütçemizden olmak üzere bir katılım bedeli ödüyoruz. Gerek içinde bulunduğumuz 2012 yılına gerekse 2013 yılına ilişkin bütçe anlaşmaları Avrupa Komisyonu ile imzalanmış durumdadır. AB bütçesindeki ilgili sıkıntının ülkemizi etkilemeyeceği hususu da Komisyon tarafından Ulusal Ajansımıza resmi yazıyla bildirilmiştir. O yüzden, Erasmus öğrencilerimizin de üniversite hocalarımızın da içleri müsterih olsun” dedi.

JEAN MONNET BURS PROGRAMI

Erasmus’la ilgili gelişmeleri takip ederken aklıma Jean Monnet burs programı geldi. Bilenler biliyordur ama bilmeyenler için gerçekten farklı ve faydalı olduğunu düşündüğüm bu program hakkında da bilgi vermek istiyorum. Sadece üniversite öğrencilerini değil, kamu görevlileri, üniversitelerin akademik ve idari personeli ile STK ve özel sektör çalışanlarını da kapsayan bu program, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefi çerçevesinde, AB alanında uzmanlaşmış kişi sayısının artırılması amacıyla hayata geçirilen bir burs programı. AB tarafından finanse ediliyor, 1990 yılından beri yürütülüyor. Bugüne kadar da yaklaşık 1.400 kişi faydalanmış. AB ile ilgili konularda yüksek lisans veya araştırma yapmak isteyen herkese açık. Program kapsamında, bursiyerler AB alanında en az 3 en fazla 12 aylık dönemde AB üyesi ülkelerdeki bir üniversitede veya üniversiteye eş değer bir kuruluşta araştırma veya yüksek lisans yapma hakkı kazanıyor. Türkiye’nin AB’ye katılım müzakereleri önceliklerine bağlı olarak çalışma alanları her yıl yeniden belirleniyor ve burs desteği AB müktesebat başlıklarına sağlanıyor.

130 KİŞİYE BURS

Hemen hatırlatayım, sizin de böyle bir hayaliniz varsa Jean Monnet Burs Programı’nın 2013- 2014 akademik yılı için başvurular başladı. Burslar için son başvuru tarihi 19 Kasım. Bu yıl için Türkiye’den 130 kişiye burs verilmesi planlanıyor. Bursun yüzde 60’ı kamu sektörüne, yüzde 30’u üniversitelere, yüzde 10’u da sivil toplum kuruluşları ve özel sektöre tahsis edilecek. Jean Monnet Bursu Programı’na ilişkin detaylı bilgi www.ab.gov.tr, www.cfcu.gov.tr, www.avrupa.info.tr, www.jeanmonnet.org.tr internet sitelerinde yer alıyor.

HEM EĞLENİN HEM ÖĞRENİN

Yazının Devamını Oku

Almanya’nın eğitim modeli

Geçtiğimiz bir hafta boyunca Türkiye’den uzman eğitim muhabirleri olarak Almanya’daydık.

Almanya Büyükelçiliği’nin organizasyonunda gerçekleşen ziyaret kapsamında Almanya’nın eğitim kalitesi en yüksek olan eyaletlerinden Baden Württemberg’de, Almanya’daki eğitim sistemini tanıma, yıllardır Türkiye’de eğitimle ilgili bir konu açıldığında örnek gösterilen eğitim uygulamalarını yerinde görme imkanı buldum.
Almanya’nın en zengin eyaletlerinden biri ve başkenti Stuttgart olan Baden Württemberg, Almanya’daki Freiburg, Heidelberg ve Tübingen gibi birçok eski, prestijli ve meşhur üniversitelerin de merkezi. Eğitim konusunda oldukça iddialı olan bu eyalette Konstanz, Karlsruhe, Mannheim ve Ulm şehirlerinde ve Stuttgart’da da üniversiteler bulunuyor. Ayrıca dünyaca ünlü Film Akademisi de “Baden” denince akla gelen en önemli eğitim kurumlarından.

ALMAN DİSİPLİNİ

Bir haftalık gezimiz boyunca yukarıda size saydığım üniversitelerin, eğitim kurumlarının hemen hemen hepsini ziyaret ettik. Rektörleriyle, öğretim üyeleriyle, öğrencileriyle tanışma fırsatı bulduk. Hatta bu okullarda eğitim alan Türk öğrencilerle de tanıştık. Ama şunu söylemeden geçemeyeceğim, dünyaya ün salmış “Alman disiplinini” daha önce de Almanya’nın başka şehirlerinde bulunmuş biri olarak ilk kez bu kadar iyi anladım. Baden’e ayak bastığımız ilk andan, dönünceye kadar bize Türkiye’de geziye başlamadan önce verilen programın bir dakika bile dışına çıkmadık, çıkamadık. Sabah 7’den akşam geç saatlere kadar programda yer alan bütün ayrıntıları dakika dakika yerine getirdik. Ziyaret ettiğimiz kurumlarda da bu disiplin o kadar iyi işliyordu ki, programda o kurumu tanıtmak için yarım saat ayrılmışsa, bize bilgiyi veren kişi tam 30. dakikakada konuşmasına son veriyordu. Yemek yemek için, üniversitedeki araştırma merkezlerini tanımak için, öğrencilerle konuşmak için ayrılan sürelerde saat gibi tıkır tıkır işledi. Sıcak kanlı Akdeniz insanı olan biz Türkler için bu dakiklik zaman zaman aramızda hayret ifadeleri ile bakışmalara neden oldu. Evet hepimiz gazeteciyiz, gecemiz, gündüzümüz, çalışma saatimiz belli değil. Her an herşeye hazırlıklıyız ama hiçbirimiz bu kadar programlı hareket etmeye alışık değilmişiz bunu anladık. Ama yine de sadece yazılanlar, söylenenlerle fikir yürüttüğümüz “Alman” eğitim sistemini yakından tanımak farklı bir tecrübe oldu.

BAKANLARDAN DİNLEDİK

Tabii ki, görüşmelerimiz sadece rektörler, akademisyenler ve öğrencilerle sınırlı kalmadı, Baden-Württemberg Eyaleti Bilim, Araştırma ve Sanat Bakanı Theresia Bauer ve Çevre, İklim ve Enerji Ekonomisi Bakanı Franz Untersteller ile de tanışma, alanlarında yaptıkları çalışmaları dinleme imkanı bulduk. 4+4+4 eğitim sistemiyle beraber okula başlama yaşının 66 aya indirilmesi tartışmalarında bizlere hep Avrupa ülkeleri örnek gösterildi. “Almanya’da şöyle, İngiltere’de böyle, AB ülkeleri bunu şöyle yaptı” denildi. Hazır böyle bir fırsatı yakalamış, yerinde inceleme olanağı bulmuşken ben de Bilim, Araştırma ve Sanat Bakanı Theresia Bauer’e eğitim sistemlerini sordum.

OKULA BAŞLAMA

Onlarda okula başlama yaşı 6. Onlarda da bizdeki gibi okul öncesi eğitim zorunlu değil. Kreşler var ve 3- 6 yaş arası çocuklar kreşe yönlendiriliyor. Kreşler ücretli ancak maddi durumu iyi olmayan ailelerden ücret alınmıyor. Baden eyaletinde zorunlu eğitim 10 yıl. İlkokul eğitimi de bizim 4+4+4 eğitim sistemindeki gibi 4 yıl. Ancak işte ilk dört yıldan sonrası biraz karışık. Bakan Bauer bile anlatırken, bizim için bu sistemi hemen kavramanın zor olacağı uyarısında bulunuyor. Çocuklar 10 yaşına kadar Grundschule denilen ilkokula devam ediyorlar. İlkokul sonrasında devam edilen üç ya da dört farklı okul türü bulunuyor. Bu kademede yer alan okullar da Hauptschule, Realschule, Gesamtschule ve Gymnasium olarak adlandırılıyor. Bu okullara yönlendirme, öğrencinin ilkokul son sınıf (dördüncü sınıf) birinci dönem karnesindeki başarı düzeyine göre gerçekleşiyor. İşte burada Türkiye ile Almanya eğitim sitemi tamamen birbirinden ayrılıyor çünkü Almanya’da okullar arasında geçişte sınav diye birşey yok. Bizim yeni sistemle birlikte tartışmaya açtığımız “liselere geçişte, üniversiteye girişte sınavları kaldıralım” fikirlerini onlar yıllar öncesinde hayat geçirmiş bile.

Yazının Devamını Oku

Seçmeli ders kime yarayacak

GEÇTİĞİMİZ hafta yasaya eklenen “Kuran-ı Kerim ve Peygamberimizin Hayatı” derslerinden bahsetmiştim sizlere.

Ama tabii ki 4+4+4’lük yeni eğitim sisteminin seçmeli ders dağarcığı bununla sınırlı değil. Bu yıl ilk kez ortaokullarda 21, İmam Hatip Ortaokullarında 18, liselerde ise 18 farklı seçmeli ders verilecek. Öğrenciler, zaten şu ana kadar çoktan tercihlerini yaptılar. İlk derslerine de girdiler. Umarım tercih ettikleri derslerle mutlular.
Peki bu seçmeli dersler sadece öğrencilere yönelik mi? Tabii ki öğrenen onlar olacak, dersler öğrencilere verilecek ama öğretmenlere de bir katkısı olacak mı? Katkı derken “maaş”lardan bahsediyorum elbette. Bunu merak ettim ve Milli Eğitim Bakanlığı’na sordum.

TAKVİYE EDİLECEK

Öğrenciler tarafından seçilen dersler için okulda öğretmenin bulunmaması veya yeterince bulunmadığı durumlarda öncelikle diğer okullardan maaş veya ek ders karşılığı görevlendirmeler yoluyla öğretmen temin edilecek. Bunun da mümkün olmadığı hallerde ise ücretli öğretmen temin edilerek dersler açılacak ve öğrencilerin bu dersi alması sağlanacak.
Bu sayede haftada en fazla 20 saat ek ders ücreti alabilecek olan birçok öğretmen, maaşının yanında 700 liraya yakın ek ders ücreti alabilecek. Ayrıca ataması yapılamayan binlerce öğretmen adayı da seçmeli dersler için ücretli öğretmen olarak görevlendirilebilecek. Tabii ki öğretmen ihtiyacının bulunduğu yerlerde.

EN FAZLA 20 SAAT

Yazının Devamını Oku

SEÇSEK Mİ? SEÇMESEK Mİ?

“Okullar ha açıldı ha açılacak” koşuşturmacası içinde hep 66 aylık miniklerin okula gönderilip, gönderilmemesini tartıştık oysa yeni eğitim sisteminde yani 4+4+4’te başka önemli konularda var.

Örneğin, benim de aralarında bulunduğum gazetecilerin TBMM’de sabahlara kadar uykusuz takip ettiği, milletvekillerinin hararetli tartışmalarına hatta “yumruklaşmalarına” sahne olan yeni eğitim yasasına eklenen seçmeli dersler. Ortaokul ve liselerde okutulması kararlaştırılan ve yasaya bir madde halinde eklenen, “ Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin Hayatı” seçmeli dersleri. Evet bu dersler yasanın kabul edildiği dönemde çok tartışıldı. ”Öğrenciler derslerde başını örtecek mi? Abdest alacak mı? Kuran-ı Kerim taşıyacak mı? Bu dersi seçmeyen öğrenciler dışlanacak mı? Etiketlenecek mi?” benzeri birçok soru soruldu. Hatta “Peygamberimizin Hayatı” dersinin adı bile tartışma konusu oldu. Öyle ki bu tartışmalar mezhep tartışması boyutlarına kadar uzandı. Eveeet o günleri de geride bıraktık ve geldik bugüne. Artık okullar açıldığına göre, sıra geldi bu derslerin hangi sınıflara, nasıl bir müfredatla okutulacağına?

Basamaklı model

Biliyorsunuz artık yeni 12 yıllık eğitim sisteminde, 4 yıl ilkokul, 4 yıl ortaokul ve 4 yıl da lise zorunlu eğitim kapsamında. Bu dersler de ortaokulda yani 5. sınıfta başlayacak ve lise son olan 12. sınıfa kadar seçilebilecek. Tamam iyi güzel de, bu dersler çocuklara nasıl verilecek? Yukarıda da bahsettiğim ve herkesin merak ettiği gibi Kuran-ı Kerim nasıl öğretilecek? Kız öğrenciler başörtüsü takacak mı? Öğrenciler abdest alacak mı? Bu dersleri seçmeyen öğrenciler nasıl karşılanacak? Ve daha birçok soru…
Milli Eğitim Bakanlığı bu derslerin müfredatını açıklayana kadar her kafadan bir ses çıktı. Herkes “Şöyle olacakmış. Böyle olacakmış” dedi. Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer de merakla beklenen bu soruların cevabını verdi. Dinçer, Kuran-ı Kerim dersinin çocukların anlayabilmesi için İngilizce gibi sekiz basamaklı olacağını, bu dersi seçmeyenleri itham edilecek bir ortam yaratılmasına izin vermeyeceklerinin güvencesini verdi. “İsteyen seçmeyebilir” dedi. Dinçer, Kuran-ı Kerim’e “basamaklı” modeli de şöyle anlattı:
“Kuran-ı Kerim derslerini İngilizce’de olduğu gibi seviye seviye yapacağız. Bu ders sekiz basamaklı olacak. Kuran-ı Kerim dersini, Hz. Peygamberimizin hayatını toplumla birleştirip öyle bir vereceğiz ki Kuran kurslarında alınan dersin yeterince pedagojik olmadığını halk fark edecek. Hz. Muhammed’in hayatı sadece 571’de doğdu, şu tarihte Peygamberlik geldi diye tarih olarak anlatmayacağız. Toplum içinde bir ferdi anlatacağız.

İsteyen seçmesin

Bu dersleri seçmeyenlerin itham edilmemeleri için elimizden geleni yaparız. İsteyen seçmeyebilir. Kuran-ı Kerim okumanın bir adabı var. İlk seviyedeki çocuklardan abdest almalarını başlarını bağlamalarını istemeyebileceğiz. Ama buna rağmen çocuklar abdest almak, başlarını kapamak istiyorlarsa ‘niye yaptın’ demeyeceğiz. Din bir şeyi öngörüyorsa ona teslim olacağız. MEB’in kuralları varsa ona teslim olacağız. Bu bahsettiğim kılık kıyafet Kuran-ı Kerim dersleri için geçerli olacak.”

Yazının Devamını Oku

Bitmeyen mücadelenin ilk zili

Aylardır tartışılan ve çocuğunu okula başlatacak velilerin adeta korkulu rüyası haline gelen “beklenen haftayı” niyahet geride bıraktık.

Öğretmeni, eğitimcisi, velisi, öğrencisi ve biz gazetecilerin dört gözle beklediği okula başlayan 66 aylık minikler için uyum haftası sona erdi.
Daha önceki yazılarımda da ifade ettiğim gibi ne olacak? Nasıl olacak? gibi endişeli sorularımızın bir nebzede olsun yanıtını almaya çalıştık.
Evet okullar “66 ayıklar” için açıldı. Artık belki de hayatlarının sonuna kadar bitmek tükenmek bitmeyecek olan mücadelenin, koşuşturmacanın “ilk zili” onlar için de çaldı. Hatta zaman o kadar çabuk geçti ki bir haftayı bile devirdiler.
Peki ne yaptılar? İşte beklenen soru buydu? İlk gün nasıl olacak? Minik yavrular nasıl okullu olacaktı? Gazetelerde, televizyonlarda Türkiye’nin dört bir tarafından okula başlayan çocuk görüntüleri izledik. Haberlerini okuduk. Haberlerde genellikle ağlayan, annesini bırakmak istemeyen 66 aylık miniklerin fotoğraflarını gördük. Ardından da yorumlar yaptık. “Zaten bu manzarayla karşılaşılacağını biliyorduk. Bu yaştaki çocuklar okula mı kaydedilir?” dedik.
Ben de bu yorumların ardından bu işin başındaki ismi, Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürü Funda Kocabıyık’ı aradım ve ilk hafta değerlendirmesini kendisinden aldım. Kocabıyık, basında çıkan ağlayan çocuk fotoğraflarına tepkiliydi. Bunların kötü niyetli ve yanlış yaklaşımlar olduğunu ağlayan çocukları yeni sistemle bağdaştırmanın doğru olmadığını ifade etti. 66 ayın erken olduğu eleştirilerine de yanıt veren Kocabıyık bakın ne dedi:

Çocuğun nasıl hazırlandığı önemli

“Herşey kontrolümüz altında. Planladığımız gibi sorunsuz ilerliyor. Şu ana kadar hiçbir sorun ve şikayet almadık. Kamuoyunda okulların açıldığı ilk günle ilgili ağlayan çocuk görüntülerine dikkat çekiliyor. Ancak bu tip görüntüler her yıl yaşanan, minik yavrularımızın annesinden ilk ayrıldığı gün olduğu için her yıl karşılaşılan tablolar. Bu yıla özgü bir görüntü söz konusu değil. 1. sınıflarda çok mutlu olan, gülen çocuklarımız da var. Ağlayan çocuklarımız da. Ailesi tarafından eğitim öğretim yılına hazırlanmış, daha önce okul öncesi eğitim almış çocuklarımız daha kolay adapte oluyorlar. İlk kez okula gelen öğrencilerimiz biraz daha zor alışıyorlar. Bu tamamen çocuğun nasıl hazırlandığına bağlı.

Yazının Devamını Oku

K9 değil öğrenci

ARTIK hepimiz biliyoruz. Bu yıl çocuğu okula başlayacak olan olmayan herkesin dilinde... Hatta dedeler, nineler bile torunları için kulak kabartır oldu bu eğitim meselelerine.

Milli Eğitim Bakanlığı, 4+4+4 eğitim sistemiyle okula başlama yaşını 66 aya indirdi. 66 aylık çocuklardan kimi raporla okula gitmeyi bir yıl erteledi, kimi rapor “alamadı” okul yoluna düşmek için harekete geçti. İyi güzel de bu çocuklar nasıl bir eğitim alacak? Okula nasıl adapte olacak? Nasıl ders dinleyecek? Nasıl okul sıralarına oturup, dakikalarca sesini çıkarmadan sus pus oturmayı öğrenecek?
Evde annesinin yardımı olmadan tuvalete gidemeyen, yemek yerken kaşığını, çatalını tutmakta zorlanan. Belki içlerinde okulöncesi eğitim alma şansı yakalayamayan ve hiç kalemi, boyama kitabı olmamış, kalem tutmak nasıl bir duygudur bilmeyen 66 aylık minikler okulda neyle karşılaşacak?

“Oynayarak öğretin” talimatı

Evet yukarıda arka arkaya saydığım “NASIL?”la başlayan bütün sorular ve daha fazlası bu yıl çocuğunu okula gönderecek olan ailelerin kafalarını karıştıran, belki uykularını kaçıran sorular.
Gerçekten “NASIL?” olacak? Milli Eğitim Bakanlığı bu çocuklara okumayı-yazmayı, oturmayı, kalkmayı, oyun parklarından, kaydıraklardan, salıncaklardan, okul sıralarına oturup “ÖĞRENCİ” olmayı “Nasıl?” öğretecek. Milli Eğitim Bakanlığı, yeni sistem çerçevesinde yasa yürürlüğe girer girmez, kolları sıvadı ve “Nasıl?” sorularımıza cevap olacak çalışmalara başladı. 66 aylık çocukların da dahil olduğu bu yıl birinci sınıfı okuyacak öğrenciler için Talim ve Terbiye Kurulu yeni müfredatını hazırladı. Veee “nur topu” gibi yepyeni bir müfredatımız oldu.
Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, 66 aylık minikler için öğretmenlere “oynayarak öğretin” talimatı verdi. Peki nedir bu oynayarak öğrenme? Dinçer, şöyle anlatıyor yeni müfredatı:
“Birinci sınıflar için Fiziksel etkinlik ve oyun dersi olacak. Her gün 2 saat sınıfta öğrenciler fiziksel etkinlik ve oyun dersi görecekler, bir saat de okul bahçesinde etkinlik olacak. Bunun için oyun kartları hazırlandı. Birinci sınıf öğretmenlerine bu kartlar dağıtılacak. Zaten AB projesi olan bu uygulama tüm okullarda uygulanacak. Geleneksel oyunların yer aldığı kartlar da olacak. Her okulun bahçesinde bir geleneksel oyun köşesi olacak. Örneğin mendil kapmaca, köşe kapmaca veya topaç gibi oyunlar teneffüslerde oynanabilecek. Birinci sınıflar için bir saat serbest olacak. Okullardaki tuvalet ve lavabolar birinci sınıfa başlayacak çocukların kullanabileceği şekilde tadilat yapılıyor.”

Polis-gardiyan gibi değil

Yazının Devamını Oku

ZİLLER KİMİN İÇİN ÇALACAK?

NİSAN ayında TBMM’de görüşülen ve tartışmalarla kabul edilen 12 yıllık zorunlu eğitim yasası, kısaca 4+4+4 eğitim sistemi, o günden bu yana aylardır Türkiye gündemine oturdu ve hala da tartışılıyor.

Okulların açılmasına günler kala da bu tartışmalar veli, öğrenci ve bakanlık ekseninde daha da alevlendi.
Lise eğitiminin zorunlu hale getirilmesi, “İmam Hatip Liseleri”nin orta kısmının açılması, “Kuran-ı Kerim” ve “Peygamber Efendimizin Hayatı” derslerinin seçmeli ders olarak okutulması gibi değişiklikleri de kapsayan yasa, en çok okula başlama yaşının 66 aya çekilmesi ile tartışılır hale geldi. Eğitimciler, uzmanlar, aileler yasa yürürlüğe girdiği günden bu yana 66 ayın çok erken olduğunu, çocuklarını okula göndermek istemediklerini dile getiriyorlar.

Bakan’dan rapor vurgusu

Peki Bakanlık ne yapıyor? Bakanlığın tavrı açık, bütün bunca itirazlara rağmen Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer çok kararlı? “66 aylık çocuğunu okula göndermeyenden hesabını soracağız” diyor. Ancak bu kesin ve net tavra şöyle bir parantez açıyor. 66 aylık çocuğunun bedenen ve zihnen yeterince gelişmemiş olduğunu tıbbi tanılı raporla beyan eden velilerin çocuklarını okula göndermeme hakkı olduğunu belirtiyor.
Zaten çocuğunu okula göndermek istemeyen ve “Bir hal çaresi var mıdır?” diye kara kara düşünen veliye Dinçer’in bu açıklaması ilaç gibi geliyor. 66 aylık çocuğunun elinden tutan veli doğru devlet hastanelerine gidiyor. Sonucu tahmin edersiniz? Hastane önünde uzun kuyruklar. “Çocuğum bedenen ve zihnen okula gitmeye elverişli değil” diyen veliler ve hiçbirşeyden haberi olmadan bir koşuşturmacanın içine itilen küçük çocuklar.

Bir yandan da kayıt sürüyor

Ancak Bakanlık, bütün bu koşuşturmacayı bir tarafa bırakarak 66 aylık çocukları e-okul sistemi üzerinden otomatik olarak, ikametgahına en yakın ilkokula kaydetmeye devam ediyor. Milli Eğitim Bakanı Dinçer, 300 bin civarında 60- 66 aylık çocuğun birinci sınıfa kaydının yapıldığını, bu ay aralığında 150 bin civarında fire beklediklerini söylüyor.

Yazının Devamını Oku

Kitap arkadaşlığı ile dostluk köprüsü

Üniversitelerde başlayıp, ortaöğretim ve ilköğretim okullarında da dalga dalga yayılan Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi, hız kesmeden devam ediyor. Üniversitelerden ilköğretime kadar bütün gençler sosyal proje üretmek için birbirleriyle yarışıyor. Bilinçli Gençler Toplulukları’nı örnek alan ilk ve ortaöğretim okulları Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi’nde “Biz de Varız” diyor. Samsun 23 Nisan İlköğretim Okulu’ndaki minik Bilinçli Gençler, “Mektup Arkadaşlığından Kitap Arkadaşlığına Yolculuk” ismiyle yeni bir proje başlattı. Minikler, mektup yazma alışkanlığı kazanmak ve kazandırmak ve arkadaşlık duygusunu geliştirmek adına büyük bir heyecanla projede yerlerini aldı.

Bilinçli Gençler Derneği ve Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi Genel Başkanı Kerem Hasanoğlu proje ile ilgili Ankara Hürriyet’e şunları söyledi:

“Mektup Arkadaşlığından Kitap Arkadaşlığına Yolculuk” projesi, öncelikle çok yönlü bir proje olması sebebiyle önem taşımakta. İlköğretim öğrencilerimizin kendi elleriyle yazdıkları mektuplar, onların farklı şehirdeki bir ilköğretim okulunda okuyan küçüklerle güzel bir dostluk kurmalarına sebep oldu.

Okuma alışkanlığı kazandırıyor

Mektuplarla beraber gönderilen kitaplarda, öğrencilerin okuma alışkanlığı kazanmalarına ve kitap okumadaki isteklerinin artmasına yardımcı oldu. Bu projenin ülkemizdeki diğer ilköğretim okullarındaki küçüklerimize de örnek teşkil edecek bir proje olduğu inancındayım. Türkiye’nin çeşitli illerindeki ilköğretim okullarında özellikle kitap ihtiyacı olan okullarda bu projeyi uygularsak hem küçükleri kitap okuma konusunda kazanmış hem de farklı illerdeki okulların miniklerinin birbirinden haberdar olacağı bir dostluk ortamı oluşturmalarına fırsat tanımış olacağız.”

Önce mektup yazdılar

Samsun 23 Nisan İlköğretim Okulu Bilinçli Gençleri, daha önce tanışmadığı ve görmediği ilköğretim öğrencileri için önce mektuplar yazdı. Kendi yazdıkları mektupları okudukları kitapların içine koyarak Sinop’taki Ayancık Yenikonak Yatılı İlköğretim Bölge Okulu öğrencilerine yolladı. Sinop’taki miniklerden de kısa zamanda bu çağrıya güzel yanıtlar geldi. Proje ile minik Bilinçli Gençler, yaşadıkları şehirden farklı bir şehirde yaşayan, kendileri gibi ilköğretim okulunda okuyan arkadaşlarıyla güzel bir mektup ve kitap arkadaşlığı için ilk adımları atmış oldu.
Yazının Devamını Oku

Batmanlı Gençler de artık “bilinç”leniyor

BİLİNÇLİ Gençler Derneği ve Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi Genel Başkanı Kerem Hasanoğlu, bu hafta Hürriyet Ankara’ya Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi kapsamında Batman Üniversitesi’nde kurdukları Bilinçli Gençler Topluluğu’nu anlatıyor.

Batman Üniversitesi Bilinçli Gençler Topluluğu, Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi kapsamında sosyal projeler üretmek adına kurduğunuz topluluklarınızdan bir tanesi. Peki, Batman Üniversitesi Bilinçli Gençler’in proje faaliyetlerini sizden dinleyebilir miyiz?
KEREM HASANOĞLU: Batmanlı Bilinçli Gençlerle, üniversiteli arkadaşlarımızın dikkatini sağlık ve çevre konularına çekmek istedik ve iki ayrı proje başlattık. Projelerden ilki “Güvenli Kan Temini Projesi”. Bu projede gençlerin amacı, kan vermenin önemini vurgulamak ve kan ihtiyacı olan vatandaşlarımıza yardımda bulunmak. Bunun yanında Bilinçli Gençler bu projeyle, kan bağışında bulunmanın öneminden yola çıkarak, pek çok gencin katılımı yüksek olan bir projede de bir araya gelmesini sağladı. Kan vermenin toplumsal artıları olduğu kadar bağışta bulunan kişinin kendi sağlığı açısından da önemli faydaları var. Bu sebeple gençler hem kendi sağlığına hem de toplumsal sağlığa katkıda bulunmuş oldu. Batmanlı Bilinçli Gençler, Güvenli Kan Temini Projesi’nde üniversiteli arkadaşlarımızı kan bağışı konusunda bilgilendirirken aynı zamanda toplumsal sağlığa katkıda bulunmak için de anlamlı bir adım attı.
Batmanlı Bilinçli Gençler’in bir diğer projesi de “Can Suyu Projesi”. Projeden kısaca bahseder misiniz?
KEREM HASANOĞLU: Batman Üniversitesi Bilinçli Gençler Topluluğu, “Güvenli Kan Temini Projesi” nin yanında, sosyal anlamda üniversite gençlerinin birbirlerini yakından tanıması ve birlikte hareket etmesi açısından da önem taşıyan bir proje daha yaptı. “Can Suyu Projesi” adını verdikleri proje ile gençler, bu defa çevre için harekete geçti. Üniversite Kuyubaşı Yerleşke alanına genç arkadaşlarımız 6 bin adet fidan dikti. “Can Suyu Projesi” gibi bu tarz yüksek katılımlı projelerde akademisyenler ile üniversiteli arkadaşlarımızın bir araya gelmesi, öğrenci- öğretmen arasındaki diyalogların gelişmesine de katkı sağlıyor. Çevreye sahip çıkmak adına başlatılan bu proje sonucunda sadece proje bazlı kazanımlar değil, gençler ileriye dönük kişisel kazanımlarda elde etmiştir.

Her hafta yeni ve renkli projeler

BİLİNÇLİ Gençler’le elele veren Hürriyet Ankara’da artık her hafta Türkiye’nin dört bir yanındaki “Bilinçli Gençler”in hayata geçirdiği sosyal sorunları çözmeye
yönelik birbirinden renkli ve anlamlı proje örneklerini takip edebileceksiniz. Projeler hakkında ayrıntılı bilgilere ulaşmak istiyorsanız ve “Benim de bir projem var. Sesimi duyurmak istiyorum” diyorsanız ayrıntılı bilgilere “www.bilincligencler.com” adresinden ulaşabilirsiniz.

Gençler  çok istekli

Yazının Devamını Oku

Hastanedeki minikleri yalnız bırakmadılar

BİLİNÇLİ Gençler, bu haftaki durakları Kayseri’de Emel Mehmet Tarman Çocuk Hastanesi’nde tedavi gören çocuklar oldu.

Bilinçli Gençler Derneği ve Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi Genel Başkanı Kerem Hasanoğlu bu hafta Kayseri Kilim Sosyal Bilimler Lisesi’ndeki projeyle ilgili şunları söyledi:

 “Çocuklar Gülsün Diye... projesi ile Kayseri Kilim Sosyal Bilimler Lisesi Bilinçli Gençleri, Emel Mehmet Tarman Çocuk Hastanesi’nde tedavi gören çocuklar için harekete geçti. Proje, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda liseli gençlerin desteği ile hastanede kalan çocuklar için gerçekleştirildi. “Çocuklar Gülsün Diye” projesi ile, tedavi gören çocuklarımız için bir eğlence programı düzenleyen liseli gençlerimiz, çocuklarımıza biraz da olsa hastalıklarını unutturup, bayramı hep birlikte kutlamanın neşesini yaşattı. Liseli arkadaşlarımız küçük arkadaşları biraz daha gülsünler diye değişik tiplemelerle onların karşılarına çıkarak görsel bir etkinlik de düzenledi.  Liseli Bilinçli Gençlerimiz proje ile kendi harçlıklarını birleştirerek aldıkları oyuncak ve kırtasiye malzemelerinden oluşan hediyeleri de tedavi gören çocuklarımıza dağıttı. Harçlıklarının bir kısmını ayırarak, onlarla birlikte pasta kesmeyi de unutmayan bilinçli gençlerimiz, tüm çocuklarımızın yüzünde anlamlı gülücükler bırakarak hastaneden ayrıldı.
Arkadaşlarımızın bu projeyi başardıklarını görmek, onların daha istekli bir şekilde yeni projeler üretmelerini sağlamakta. Kurdukları arkadaşlıklar, büyüklerimizin verdiği destekler onları teşvik etmekte ve daha fazlası için harekete geçirmektedir. Bütün bu artılarla proje, hedefine  ulaştığını hepimize göstermiş oluyor. Küçük detaylar ile çok büyük mutluluklar yaratabilmenin, bir şeylere etki edebilmenin mümkün olduğunu bu gençlerimizin çabalarıyla görmek hepimizi gururlandırıyor.”

Yazının Devamını Oku

Sevgi Evleri’ne bilgi transferi

Bilinçli Gençler Derneği’nin yürüttüğü Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi kapsamında Türkiye’deki tüm ilk ve ortaöğretim öğrencileri ile üniversiteli gençler birbirinden farklı ve renkli projeler üretmeye devam ediyor. “Bilinçli Gençler”in bu haftaki durağı Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi.

BİLİNÇLİ Gençler Derneği ve Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi Genel Başkanı Kerem Hasanoğlu, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Bilinçli Gençleri’nin “Eğitime Destek Projesi”ni Ankara Hürriyet’e anlattı.
Kırşehirli Bilinçli Gençler eğitim gibi önemli bir konuda proje yaptı. Projeden kısaca bahseder misiniz?
- Kırşehirli Bilinçli Gençler, Çocuk Esirgeme Kurumu’nda ihtiyacı olan çocukların eğitimi ile ilgilenmek istedi ve bir eğitim projesi başlattı.
Kırşehir Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesinde bulunan Sevgi Evleri’nde kalan ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerinin okul derslerine katkıda bulunmak için Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Bilinçli Gençleri bir araya gelerek “Eğitime Destek” ismini verdikleri projeyi hayata geçirdi. Proje kapsamında kurumdaki çocuklara farklı alanlarda dersler verildi. İlköğretim öğrencilerine fen ve türkçe dersleri verilirken; ortaöğretimdeki arkadaşlarımız da fizik, biyoloji ve kimya dersleri aldı. Projenin hedefi buradaki öğrencilerin eğitimine katkıda bulunmak ve onların derslere karşı olan ilgi ve başarılarını arttırmak.
“Eğitime Destek Projesi” ile gençlerin kazanımlarından bahsedersek neler söylersiniz?
- “Eğitime Destek Projesi” ihtiyacı olan ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerinin derslerine katkı sağlamak için başladı ama Kırşehirli Bilinçli Gençler, kendi eğitim alanlarını kullanarak yaptıkları projeyle, küçükler için olduğu kadar kendi gelecekleri için de önemli bir adım atmış oldu. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde eğitim gören öğretmen adayı üniversiteli gençlerin hayata geçirdiği proje, onların iş hayatı öncesinde tecrübe kazanmaları açısından da son derece önem taşıyor. Öğretmen-öğrenci arasındaki iletişimi doğru kurabilmek; çocukların kendi aralarındaki iletişimlerini geliştirmelerine katkıda bulunmak; öğretmenlerin çocukların eğitiminde ne denli önemli bir yere sahip olduğunu doğrudan gözlemlemek açısından proje ile üniversiteliler meslek hayatları için faydalı bilgiler edindi.

Birbirleriyle yarışıyorlar

Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi ile Türkiye’nin dört bir yanında üniversitelerden ilköğretime kadar gençlerin hepsi, projeler üretmede, çevreye olan duyarlılıklarını göstermede birbirleriyle yarışır hale geldi. Kırşehirli Bilinçli Gençler de “Eğitime Destek Projesi” ile “Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi’nde Biz de Varız” dedi ve küçüklerin eğitimlerine destek vermek için harekete geçti. Kendi branşlarında sahip oldukları bilgi birikimini kullanarak küçük arkadaşlarına sahip çıkan ve onlara eğitim konusunda destek veren Kırşehirli Bilinçli Gençlerimizi kutluyorum. Bu genç arkadaşlarımız ellerinde olanı, sahip oldukları kazanımları başkaları ile paylaşarak hem üniversiteli gençlere hem de ilköğretim ve ortaöğretimdeki gençlere örnek bir proje yaptı.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin dört bir yanından proje yağıyor

Bilinçli Gençler Derneği’nin yürüttüğü Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi’ne Türkiye’nin dört bir yanındaki “Bilinçli Gençler”den projeler yağmaya devam ediyor. Proje kapsamında, ilköğretimden üniversiteye kadar çevrelerindeki sosyal sorunları çözme hedefiyle yola çıkan gençler, yepyeni projelerle dünyaya örnek birliktelik mesajı veriyorlar.

Tüm üniversite, ilk ve ortaöğretim öğrencilerini ile yurtları sosyal projeler üretmeleri için bir araya getiren Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi kapsamında Türkiye’deki çok sayıda üniversitede “Bilinçli Gençler Topluluk ve Kulüpleri” kuruluyor ve birbirinden anlamlı projeler hayata geçiriliyor. Bu kapsamda örneklerden sadece biri olan Şırnak Üniversitesi’nin gerçekleştirdiği projeden bahsedebilir misiniz?
KEREM HASANOĞLU: Bilinçli Gençler’den gelen yepyeni proje önerileri ve toplulukların yaptığı faaliyetler, gençlerin sosyal konulara karşı olan ilgilerini ve onların çevrelerindeki sorunlara dahil olmak konusunda ciddi anlamda istekli olduklarını gösteriyor. Topluluk kuran gençlerimize şimdi Şırnaklı Bilinçli Gençler de katıldı. Üniversitede yapılan “Ağaçlandırma Projesi” ile topluluk öğrencileri herkese örnek “birliktelik” sergiledi.
Yüzlerce üniversiteli biraraya geldiŞırnak Üniversitesi Bilinçli Gençler Topluluğu, kampüs alanında yüzlerce üniversiteliyi buluşturarak büyük bir yeşillendirme faaliyeti yaptı. Proje için Ankara’dan Şırnak’a 2011 adet fidan getirtildi. Bilinçli Gençler Topluluğu tarafından yapılan projede, gençlerle birlikte faaliyete katılan çok sayıda akademisyen ve öğretim üyesi de gençlere destek verdi. Hem üniversite alanının yeşillendirilmesi hem de yüzlerce gencin bir araya gelmesi fikriyle, gençler arasında iletişimi kuvvetlendirmek ve “birlik” düşüncesinin yaygınlaşmasını   sağlamak için sağlam temeller         atılmış oldu.
Akademisyen- öğrenci birlikteProje bir anlamda, toplumda ve çevrede olduğu kadar gençlerin kişisel gelişimlerinde de önemli bir rol   oynayıp, onların birbirleriyle olan ilişkilerine olumlu katkılar sağlıyor. Yalnızca gençler arasında değil, akademisyenler ve öğrenciler   arasındaki iletişimi desteklemesi açısından da proje ayrıca önemli. “2011 yılında 2011 fidan” sloganıyla yola çıkan Şırnak Üniversitesi Bilinçli Gençler Topluluğu, yeni projelerle birlikte, yeşillendirme çalışmalarının yanısıra daha birçok yeni projeyi hayata geçirmeye yıl boyunca devam edecek. Ben de böylesine güzel bir projeyi  gerçekleştiren Şırnak Üniversitesi  Bilinçli Gençler Topluluğu’nu kutluyorum.

Her hafta yeni ve renkli projeler

BİLİNÇLİ Gençler’le elele veren Hürriyet Ankara’da artık her hafta Türkiye’nin dört bir yanındaki “Bilinçli Gençler”in hayata geçirdiği sosyal sorunları çözmeye yönelik birbirinden renkli ve anlamlı proje örneklerini takip edebileceksiniz. Projeler hakkında ayrıntılı bilgilere ulaşmak istiyorsanız ve “Benim de bir projem var. Sesimi duyurmak istiyorum” diyorsanız ayrıntılı bilgilere “www.bilincligencler.com” adresinden ulaşabilirsiniz.


Yazının Devamını Oku

Özcan’dan üniversitelere bilinçli gençlik yazısı

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Bilinçli Gençlerin yürüttüğü Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi’ne övgüler yağdırdı. Projenin yürütücüsü ve Bilinçli Gençler Derneği Genel Başkanı Kerem Hasanoğlu’nun dünyaya örnek bir proje gerçekleştirdiğini belirten Özcan, “Müthiş bir adım” dedi.

TÜRKİYE Bilinçli Gençlik Projesi’ni başladığı günden bu yana yakından takip ederek destekleyen YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, bu hafta “Bilinçli Gençlerin” konuğu oldu.
Özcan, projenin ilk ve ortaöğretim öğrencileri, üniversite öğrencileri, yurtlar, üniversiteler, rektörler, akademisyenlerin yanısıra toplumun bütün kesimlerini biraraya getirerek dünyada bile bir ilki gerçekleştireceğini belirtti. “Üniversite ayağı olarak her zaman Kerem Hasanoğlu’nun yanında olacağız” diyen Özcan, projeye ilişkin şunları söyledi:
Dünyaya örnek
“Düşünsenize kimsenin bunca yıldır yapamadığı bir şeyi Kerem Hasanoğlu gerçekleştiriyor. Üniversiteli, liseli hatta ilköğretim öğrencisi bile sosyal sorunları çözmek için biraraya gelecek. Kerem Hasanoğlu’nun bu fikri bence müthiş bir adım. Hasanoğlu, projeyi bana anlatmak için geldiğinde inanılmaz heyecanlanmıştım. Size bunu tarif edemem. Çünkü karşımda, çok iyi bir üniversiteden mezun olmuş, kendi işini kurmuş, herkesin olmak istediği noktaya gelmiş dört dörtlük bir genç duruyordu. Ancak Kerem Hasanoğlu, bütün bu sahip oldukları ile yetinmiyor ve ülke geleceği için birşeyler yapmak istiyordu. İşte bu nokta çok önemli. Çünkü sadece kendisini ve kendi geleceğini değil, ülkenin geleceğini düşünüyor. İşte hem Kerem Hasanoğlu’nun bu tavrı hem de projesi beni çok etkiledi. Hem gurur duydum böyle bir gencimiz olduğu için hem de heyecanlandım. Kerem Hasanoğlu ile biraraya geldikten sonra birkaç gün düşündüm böyle bir genç ülke çapında dünyaya örnek bir birliktelik mesajı veriyor ve herkesi en azından haftada bir saat sosyal sorunları çözmeye davet ediyor.
Üniversitelere çağrı
Üniversiteler, yurtlar, Milli Eğitim Bakanlığı’nın hep birlikte aynı anda proje üretip, çevresindeki sosyal sorunları çözmeye başlayacak olması inanılmaz müthiş bir şey.
Biz de bu konuyla ilgili çok kısa bir süre içinde bütün üniversitelerimize bir yazı yollayarak, tüm üniversitelerin kendi çevrelerinde olan sosyal sorunları çözmeye yönelik ürettikleri projeleri ile Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi’ne katılması için üniversitelerden konuya ilişkin görevlendirdikleri yetkililerini Ankara’da toplantıya çağıracağız. Ben zaten bu konunun üniversitelerdeki ayağına da ‘Üniversiteler Birliği’ diyorum.

Yazının Devamını Oku

Bilinçli Gençler engel tanımıyor

Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi’nin yürütücüsü Hasanoğlu, “Her yaştan gencimizi proje üretir hale getirirsek, geleceğimizin garanti altında olduğunun göstergesi olacaktır” dedi.

TÜRKİYE Bilinçli Gençlik Projesi’nin aldığı destekler, gördüğü ilgi ve kısa sürede kat ettiği yola ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hasanoğlu, projenin son dönemde geldiği noktaya ilişkin sorularımızı yanıtladı.
? Gençlere sorumluluk duygusunu kazandırmak için yoğun çaba harcadığınızı biliyoruz. Devlet kurumları da size bu konuda destek sağlıyor. En son kimlerle görüştünüz?
Her kesimden genci proje üretmeye çağıran Türkiye Bilinçli Gençlik Projesi’nde bildiğiniz gibi üniversiteler, yurtlar, ilk ve ortaöğretim çağındaki öğrenciler ile bütün gençleri bir araya getiriyoruz. Bunun için de bu ay ciddi görüşmeler gerçekleştirdik.
Görüşmeler gerçekleştirildi
Gençlik ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanımız Faruk Nafiz Özak, Milli Eğitim Bakanımız Nimet Çubukçu, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarımız Esengül Civelek, YURTKUR Genel Müdürümüz Sayın Hasan Albayrak, Üniversitelerarası Kurul Başkanımız Sayın Prof. Dr. Yavuz Coşkun ve daha bir çok rektör ve bürokratla görüşmeler gerçekleştirdik. Bu hafta da YÖK Başkanımız Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan ile biraraya gelerek gençlerin getirdiği projelerin yanı sıra tüm üniversitelerin kendi sosyal projeleri ile nasıl katılabileceklerini değerlendireceğiz.
? Bunların dışında öğrencilerle de sık sık bir araya geliyorsunuz. Bu kapsamda son olarak Gazi Üniversitesi’nde öğrencilerle yaptığınız toplantıdan bahseder misiniz?
Gazi Üniversitesi Bilinçli Gençleri Hakkari Yüksekova’da bir ilköğretim okulu için bin 500’ün üzerinde kitap topladı. Gazi Üniversitesi’nde Müjdat Doğan adlı genç arkadaşımız temsilciliğimizi yürütmekte. Geçtiğimiz hafta da Gazi Üniversitesi’nde tüm topluluk başkanlarıyla biraraya geldik. Gençler son derece enerjik. Bizlere birçok sosyal proje önerisi getirdiler. Şimdi Gazili arkadaşlarımızla tüm toplulukların katılacağı bir proje hazırlığı içerisindeyiz.

Yazının Devamını Oku