GeriSema Yazıcı Hayatınıza İlham Olan Herkese
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hayatınıza İlham Olan Herkese

Hayatınıza İlham Olan Herkese
Abone Olgoogle-news

"Bugünlerde hayatınıza dokunan insanlar daha çok aklınıza geliyor mu? Yanınızda olmasalar bile sevdiklerinizi anımsamıyor musunuz?"

Biriktirdiğiniz güzel anıları ve sizde bıraktıkları küçük dokunuşları hatırlıyor musunuz?

Ben en çok babaannemi düşünüyorum. O’nun yaşam enerjisinden, hayata bağlılığından içindeki sonsuz sevgiden, geleneksel ayrıntılara önem vermesinden ilham alıyorum.

Bugün ramazanın ilk günü. Lezzetli, abartıdan uzak, bereketli, bol dualı ramazan sofraları geliyor aklıma. 

Babaannem cadde üzerinde asansörü olmayan bir apartmanın 5.katında otururdu. Her gün bir bahane ile dışarı çıkar, pazara, akraba gezmelerine, alışverişe giderdi. Yaşı ilerledikçe merdivenleri inip çıkmak zor gelirdi, taşınsın isterdik, itiraz ederdi, “hareket oluyor, bacaklarım açılıyor” derdi.

Salonda yetiştirdiği çiçekleri vardı. Açtıkça mutlu olur, bize göstererek “bak ablası nasıl da güzel açtı” “şu kızımın renklerine bak tomurcuklarını görüyor musun daha da açacak” derdi. Usulca fısıldardı kalplerimize bitkilerin sevgisini. Hatta bazı bitkileri büyür ağaç gibi olur, köklerinden yeni dallar yetiştirir isteyen tanıdıklarına verirdi.

Sizin de var mı yetiştirdiğiniz çiçekler ve sevdiklerinize verdiğiniz dallar? Hangi çiçekler olduğunu bana yazın, fotoğrafını atın, isminizle birlikte hangi çiçek veya çiçekler olduğunu köşemde, sosyal medyamda paylaşayım.

Paylaştıkça çoğalmanın mutluluğu bir çiçeğin kökleri kadar kolaymış. Sevdiklerimle paylaşmak için evimin penceresinin önünde benjamin ve kılıç çiçeği büyüyor.

Son günlerde evde hareketsiz kalmaktan şikayet ederken market alışverişlerine arabasız gitmeyi, asansör yerine merdiven kullanmayı denediniz mi?

Kalabalık ailelerde büyüyenler bilir. Misafir hiç eksik olmaz o evlerden, günler öncesinden hazırlık yapılır, ailenin gençleri yardıma gelir bugünün restoranlarını aratmayacak sofralar kurulur. Babaannemin şenlik günleriydi o günler. Yeni tarifler denenir, küçükler lezzetine bakar, birlikte üretmenin mutluluğu yaşanırdı.

Çocuklarımızı oyalayamamaktan şikayet ediyoruz bu karantina günlerinde.

Sosyal medyadan ulaşabileceğimiz sınırsız tarifler ile birlikte pişirdiğimiz bir kekin tadını ve birkaç dilimi komşularımız ile paylaşmanın manevi hazzını hangi restoran verebilir? Elleriyle yoğurdukları hamurun, yüzlerine bulaştırdıkları unun ve kırdıkları birkaç parça cevizin yerini hangi oyuncak alabilir?

Babaannemin içindeki hayat enerjisi sonsuzdu. En çok da evinde yaşatırdı küçük mutluluklarını. Özel günlerde kullanılacak sofra takımları, yatak örtüleri, banyo havluları vardı. Yeni bir şey almak istese mutlaka bizimle giderdi alışverişe. “Siz beğenin hangisini isterseniz onu kullanacağım” derdi. Aslında ziyaret edemediğimiz günler için anılar biriktirirmiş kendine ve evinin her köşesinde izler bırakırmış sevdiklerinden. Yazın köy evinde de aynı düzeni devam ederdi. Üretmek ve tüketmek arasındaki o ince çizgiyi orada öğrendik biz. Meğer misafir için kullandığı havluların etaminlerini, salonunda sehpalarının üzerindeki dantelleri, yatak örtülerinin işlemelerini köydeki genç kızlara yaptırırmış. Evlenecekleri zaman çeyizlerinde katkısı olsun istermiş naif ve hassas düşüncesiyle.

Bugün kendime ve çevreme bakıyorum da ofislerimizde çalıştığımız projelerimiz, yönettiğimiz uluslararası şirketlerimiz, uğruna yıllarımızı harcadığımız markalarımız var. Peki bugüne kadar kaç tane sosyal sorumluluk projesine dahil olduk ya da kaç girişimciyi destekledik. En azından kimlerle paylaştık tecrübelerimizi, öğrendiklerimizi ve bu yolda yaptığımız hataları. Acaba ofislerimize dönmeden önce irtibata geçsek mi okullar, vakıflar ve dernekler ile?

Babaannem doksan yaşına yaklaştığında ev işlerini yapamıyor yalnız başına sokağa çıkamıyordu. Yine de üretmekten, öğrenmekten hiç vazgeçmezdi. Her gün gazetesini okur, oturduğu yerde yaprak sarar, kışın örgüler örerdi.

Yaşanmışlıklarla dolu evinin duvarlarında tüm ailemizin fotoğrafları vardı.

Özel günler ölümsüzleştirilirdi çerçevelerde, tüm sevdikleri gözünün önünde olsun isterdi. Peki biz ne zaman hapsettik en mutlu anlarımızı dijital ekranların içine?

Duvarlarımızı hangi resim güzelleştirebilir o kocaman gülüşlerimizden başka?

Şimdi bakıyorum da yaşı genç ruhu yorgun insanlara dönüştük teknoloji çağında. Giysilerimizin düğmelerini dikemez, evimizin ufak tefek tamirlerini yapamaz, sevdiğimiz yemekleri pişiremez olduk. Sorumluluk almayı bilmiyor diye şikayet ettiğimiz çocuklarımız, kaç kere basit ev işlerinde yardımcı oldular size? Sabah yataklarını toplayıp, pijamalarını katladılar? Mesela balkon yıkadınız mı birlikte ya da köpürte köpürte bulaşık yıkadınız mı? Oyuncaklarının pillerini değiştirdiler mi? Kendi başlarına okul çantalarını boşaltıp temizlediler mi hiç? Rengarenk ipliklerden yastıklar yapsanız cıvıl cıvıl olmaz mı eviniz kahkahalar eşliğinde?

Şimdi ben kalbime dokunan bu güzel kadının anısına yazıyorum bu satırları.

Siz de düşünün kimler ne güzellikler bıraktı hayatlarınıza?

Hayır sadece düşünmeyin paylaşın, anlatın, yaşatın o güzellikleri…

İlham olur, paylaştıkça çoğalır, iz bırakır.

Umut olur belki gözümüzün görmediği elimizin ulaşmadığı yerlere…

Tüm müslüman aleminin ramazanı mübarek olsun.

False