Paylaş
"Küresel Hastalık, Yaralanma ve Risk Faktörleri Yükü" (GBD) çalışması kapsamında yapılan araştırma, daha önce "alkolsüz yağlı karaciğer hastalığı" (NAFLD) olarak bilinen ve yeni adıyla Metabolik Disfonksiyonla İlişkili Steatotik Karaciğer Hastalığı (MASLD) olarak tanımlanan durumun, küresel ölçekte en hızlı büyüyen sağlık sorunlarından biri olduğunu ortaya koydu.
Peki nedir bu MASLD?
Organ Nakli Uzmanı Prof. Dr. Murat Dayangaç, “MASLD, karaciğerde yağ birikiminin tek başına bir ‘yağlanma’ sorunu değil, altta yatan bir metabolik bozukluğun sonucu olduğunu ifade eden güncel bir tanımdır. Bu hastalık, vücudun enerji metabolizmasının bozulduğu durumlarda ortaya çıkar. Özellikle insülin direnci, karın çevresi yağlanması, tip 2 diyabet, hiperlipidemi ve hipertansiyon birlikte bulunduğunda karaciğer, bu metabolik yükün ilk ve en hassas hedef organlarından biri haline gelir” dedi.
Hastalığın en kritik özelliğinin çoğu zaman belirti vermemesi olduğundan da bahseden Prof. Dr. Dayangaç şunları söyledi:
“Yıllarca sessiz ilerleyebilir; basit yağlanmadan karaciğer iltihabına, oradan karaciğerde sertleşme yani fibrozis, siroz ve hatta karaciğer kanserine kadar uzanan bir spektrumda ilerler. Bu nedenle MASLD’yi iyi huylu bir karaciğer yağlanması olarak değil, tüm vücudu ilgilendiren metabolik bir hasarın karaciğerdeki yansıması olarak değerlendirmek gerekir.”

30 yılda yüzde 143 artış
Güncel tahminler, dünya genelinde 1,3 milyar insanın MASLD ile yaşadığını gösteriyor. Bu rakam, son otuz yılda %143'lük devasa bir artış anlamına geliyor. Mevcut durumda dünya nüfusunun yaklaşık %16'sı, yani her altı kişiden biri bu hastalıktan etkilenmiş durumda. 1990 yılında bu sayı yaklaşık 500 milyon civarındaydı. 2050 yılına gelindiğinde ise vaka sayısının 2023’e oranla %42 artarak 1,8 milyara ulaşacağı öngörülüyor.
Küresel yaygınlık oranı, 2023 yılında her 100 bin kişide 14.429 vakaya yükselerek 1990'dan bu yana %29'luk bir artış kaydetti. Araştırma, hastalığın erkeklerde kadınlara oranla daha yaygın olduğunu ve en yüksek prevalans oranlarının 80-84 yaş aralığındaki yaşlı yetişkinlerde görüldüğünü ortaya koydu. Ancak, sayısal olarak en büyük hasta grubunu daha genç yaşlardakiler oluşturuyor; bu yaş grubu erkeklerde 35-39, kadınlarda ise 55-59 bandında yoğunlaşıyor.
Türkiye yüksek riskli bir ülke
“Türkiye’de MASLD ile yaşayan kaç insan var?” diye sorduğum Prof. Dr. Murat Dayangaç, “Elimizde ulusal bir yağlı karaciğer hastalığı kayıt sistemi yok. Ama mevcut veriler, yağlı karaciğer hastalığı prevalansının %30’un üzerinde olduğunu gösteriyor. Ayrıca Türkiye, Avrupa bölgesinde en yüksek diyabet prevalansına sahip ülkelerden biri. Uluslararası Diyabet Federasyonu verilerine göre 20-79 yaş grubunda yaklaşık 10 milyon diyabetli var. Bu yüksek riskli grupta yağlı karaciğer hastalığı prevalansı %50’nin üzerine çıkıyor. Kabul etmemiz gerekir ki Türkiye, yüksek obezite ve diyabet oranları nedeniyle MASLD açısından yüksek riskli bir ülke” diye konuştu.
Temel faktörler: Şeker, obezite ve sigara
Küresel ölçekte MASLD ile bağlantılı sağlık sorunlarının bir numaralı nedeni yüksek kan şekeri olarak belirlendi. Bunu yüksek vücut kitle indeksi (BMI) ve sigara kullanımı izliyor. Bu durum, karaciğer hastalığı ile tip 2 diyabet ve obezite arasındaki güçlü bağı bir kez daha vurguluyor.
Bölgesel olarak Kuzey Afrika ve Orta Doğu, diğer bölgelere kıyasla orantısız derecede yüksek MASLD oranlarına sahip. Ancak artış hızı Batı ülkelerinde de alarm veriyor. Guardian tarafından yapılan veri analizine göre, Birleşik Krallık'ta yaygınlık oranı 1990-2023 yılları arasında %33 artarak Batı Avrupa'daki en keskin yükselişi kaydetti. Benzer şekilde bu oran Avustralya'da %30, Amerika Birleşik Devletleri'nde ise %22 arttı.

Peki Türkiye'nin Kuzey Afrika ve Orta Doğu gibi bölgelere yakınlığı ve aynı zamanda yüksek obezite ve diyabet oranları düşünüldüğünde; Akdeniz tipi beslenmeden uzaklaşmanın ve artan işlenmiş gıda tüketiminin Türkiye'deki MASLD artış hızına etkisi nedir? Türkiye'ye özgü bir 'karaciğer sağlığı politikası' aciliyet arz ediyor mu?
Prof. Dr. Murat Dayangaç bu soruya, “Evet, aciliyet arz ediyor. Çünkü Türkiye bu tabloya yalnızca coğrafi olarak değil, metabolik risk profili bakımından da tehlikeli biçimde yakın duruyor. Bilimsel olarak Akdeniz diyetinin hem daha iyi bir metabolik profil hem de daha düşük karaciğer iltihabı ile ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar mevcut” sözleriyle cevap verdi.
Halk sağlığı krizine dönüşüyor
Türkiye’de 2025’te yayımlanan bir çalışmada, işlenmiş gıda tüketiminin artmasının yetişkinlerde daha yüksek obezite ve kardiyometabolik riskle ilişkili olduğu gösterildi. Buna Türkiye’nin yüksek obezite ve diyabet prevalansı nedeniyle MASLD açısından özel risk taşıdığı gerçeğini eklediğimizde, mesele bireysel bir yaşam tarzı sorunu olmaktan çıkıp açık bir halk sağlığı krizine dönüşüyor.
Tedavide ilerleme var ancak risk sürüyor
Çalışma, daha fazla insanın hastalığa yakalanmasına rağmen, hastalık veya ölüm nedeniyle kaybedilen yıllarla ölçülen genel sağlık etkisinin (hastalık yükü) stabil kaldığını buldu. Bu durum, tedavi ve bakım süreçlerindeki ilerlemelerin insanların daha uzun ve sağlıklı yaşamasına yardımcı olduğunu ve vaka artışının çoğunlukla hastalığın erken evrelerinde gerçekleştiğini gösteriyor.
Buna rağmen uzmanlar uyarıyor: Vaka sayısının artması, gelecekte birçok kişinin karaciğer sirozu veya kanser gibi ciddi komplikasyonlar geliştirme riski altında olduğu anlamına geliyor.
Sessizce ilerleyen bir tehdit
MASLD genellikle aşırı kilolu olmakla ilişkilendiriliyor ve genellikle yaşam tarzı değişiklikleriyle tedavi edilebiliyor. İngiltere Ulusal Sağlık Servisi (NHS) verilerine göre, hastalık genellikle herhangi bir belirti göstermiyor ve birçok kişi durumun farkına varmıyor. Teşhis çoğunlukla başka bir sebeple yapılan testler sırasında tesadüfen konuluyor. Belirti gösteren vakalarda ise aşırı yorgunluk, genel halsizlik hissi ve karnın sağ üst kısmında, kaburgaların altında hissedilen ağrı veya rahatsızlık görülebiliyor.
Washington Üniversitesi Sağlık Ölçümleri ve Değerlendirme Enstitüsü (IHME) tarafından yürütülen çalışmanın yazarları, MASLD'nin kötüleşen sağlık koşulları ve yaşam tarzı nedeniyle genç yetişkinleri giderek daha fazla etkilediğine dikkat çekiyor. Araştırmacılar, bu yükselişin MASLD'yi küresel bir sağlık önceliği olarak kabul etmenin; farkındalık kampanyaları ve müdahale politikaları geliştirmenin önemini kanıtladığını vurguluyor.
Paylaş