Selin Irmak Kaçmaz

Selin Irmak Kaçmaz

ikacmaz@hurriyet.com.tr

Dijital çağın karanlık yüzü: Eli silahlı çocuklar

Önce Şanlıurfa ardından Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları, şu anda ülke gündemini domine etmiş durumda. Umarım çok uzun süre daha gündemde kalmaya devam eder ve yetkilileri ‘gerçek önlemler’ almaya mecbur bırakır. Art arda yaşanan bu saldırılar hepimize gösterdi ki, sistemde devasa bir çatlak var. Eğer hemen müdahale edilmeze çatlak daha da büyüyecek ve hepimizi yutacak.

Haberin Devamı

Dijital çağın karanlık yüzü: Eli silahlı çocuklar

Çocuklarımız teknolojinin içine doğuyorlar. Hep söylüyoruz ya artık dijital çağdayız. Ancak burada çok keskin bir ayrım yapmak hayati önem taşıyor.

Dijital çağ demek, teknolojinin içine doğması demek çocuğun bunlara sonsuz şekilde maruz kalabileceği anlamına gelmiyor.

Ben ‘ekransız çocuk’ büyütmeyi tercih eden annelerden biriyim. Kızım üç yaşına gelene kadar ekranla tanışmadı. Zorlandım mı? Hem de nasıl... Bazen kendime “aç çizgi filmi biraz kafanı dinle” demedim mi? Neredeyse her gün.

Ama direndim, çünkü biliyordum ki çocuğumun ileriki yaşlardaki bilincini şimdiden şekillendirmeliyim.

Üç yaşından sonra süreli bir şekilde ekran vermeye başladık. Çok araştırdım, temiz içerikli birkaç çizgi film buldum. Sadece onları izledi. Şu anda dört yaşında ve hâlâ ekran hakkı çok kısıtlı. Ve bu durum çok uzun yıllar böyle sürecek.

Haberin Devamı

İleride telefonu olacak kontrol edeceğim, bilgisayarı olacak denetleyeceğim, gözümü üzerinden asla ayırmayacağım. Sadece kendi çocuğum değil, başka çocukların iyiliği için de bunu yapacağım.

Teknolojik cihazlar ve özel alan karmaşası

Ben kişisel olarak çocuk, erişkin bir birey olana kadar teknolojik aletlerde ‘özel alan kavramı’ olduğuna inanmıyorum. Telefon kızımın özeli olamaz, bilgisayarı onun özeli olamaz. Ben ne izlediğini, kimlerle iletişimde olduğunu, neleri merak ettiğini bilmeliyim. Bilmeliyim ki ters giden bir şeyler varsa hemen müdahale edebilmeliyim.

Nitekim önceki gün Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan Ayser Çalık Ortaokulu'nda gerçekleştirilen silahlı saldırıya ilişkin bir açıklama yapıldı. Açıklamada, "Olayı gerçekleştiren failin yapılan ev aramasında, kişisel bilgisayarı ve cep telefonu gibi dijital materyallerine el konulmuş ve dijital materyallerde gerçekleştirilen incelemelerde failin bilgisayarında, yakın dönemde büyük bir eylem gerçekleştireceğine dair 11/04/2026 tarihli bir belge içeriğine ulaşılmıştır" ifadelerine yer verildi.

Haberin Devamı

Hani dedim ya çocukların teknolojik cihazlar konusunda özel alanı olmamalı diye. İşte tam da bu sebeple söylüyorum.

Bu fikrimi paylaştığım Çocuk Gelişimi Uzmanı ve Öğretim Görevlisi Merve Mercan da sözlerimi destekliyor.

“Son yaşanan olayda saldırıyı gerçekleştiren çocuğun bilgisayarında saldırıya dair bir belge bulunduğunun açıklanması, dijital dünyada çocukların tamamen kontrolsüz bırakılmasının ciddi riskler taşıyabileceğini bir kez daha gösteriyor. Bu nedenle çocuğun dijital alanının ebeveynler için tamamen 'dokunulmaz özel alan' olarak algılanmaması hususunda ortak bir karara varmamız gerekiyor” diyen Merve Mercan durumu şu sözlerle açıkladı:

Haberin Devamı

“Çocukların yaş ve gelişimsel özellikleri nedeniyle riskleri yetişkinler kadar doğru değerlendirememeleri de bu kontrolü gerekli kılan faktörlerden biri. Tabii burada kontrol kadar bu kontrolü nasıl bir tutumla gerçekleştirdiğimiz de önemli. Gizli, baskıcı bir kontrolden ziyade şeffaf ve rehberlik eden bir denetim iletişim açısından da çatışmaların önüne geçebilir. Ebeveynler baştan “internet senin alanın ama güvenliğin için birlikte kontrol ederiz” çerçevesini koyduklarında önleyici bir yaklaşım benimsediklerini de çocuğa ifade etmiş oluyorlar.”

Özellikle 12-16 yaş dönemde ebeveyn rehberliğinin oldukça kritik olduğunun altını özellikle çizen Mercan, “Telefon ve bilgisayar kullanımı için süre sınırları, içerik filtreleri, açık iletişim, dijital okuryazarlık bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor. Araştırmalar da çocukların internet kullanımını konuşarak ve birlikte yönetilen ailelerde riskli davranışların daha düşük olduğunu gösteriyor. Özetle dijital dünyada çocuklara sınırsız özgürlük vermek, onları yalnız bırakmak anlamına gelebilir. Çocukların asıl ihtiyaç duydukları şey, güven veren ebeveyn rehberliğidir” dedi.

Haberin Devamı

Çocuklarımız izlediklerini içselleştirebiliyor

Malumunuz artık her kanalda bir mafya ya da aşiret dizisi var. Silahlar patlıyor, mafyalar ‘iyi adam’ olarak gösteriliyor, silah taşımanın, adam öldürmenin, racon kesmenin bir ‘güç göstergesi’ olduğu empoze ediliyor.

Şuna özellikle dikkat çekmek istiyorum ki; çocuklarımızın televizyonda da neleri izleyip izleyemeyeceğinin sınırını biz ebeveynler çekmeliyiz. Ama en başta da dediğim gibi dijital çağdayız ve her şeye erişim o kadar kolay ki, sosyal medyada gezinirken bile bu dizilerden, filmlerden kesitler önümüze çıkabiliyor. Yani çocuklar bu görüntüleri bir şekilde görebiliyor.

Peki çocukların sıklıkla bu tarz görüntülere maruz kalmasının nasıl etkileri oluyor?

Haberin Devamı

Merve Mercan, “Çocuklar model alma yoluyla öğrenmeye yatkınlıkları nedeniyle ekranda gördükleri karakterleri sadece izlemekle kalmaz aynı zamanda içselleştirebilir, normal ve kabul edilebilir davranış modeli olarak kodlayabilirler. Şiddet içerikleri çocuğun şiddeti normalleştirmesi, empati duygusunun zayıflaması, problem çözme yöntemi olarak saldırganlığın öğrenilmesi, gücün korkutma ve silah şeklinde algılamasına neden olabilir” dedi ve ekledi:

“Özellikle dizilerdeki bu kabadayılığın kahramanlaştırılması, topluma veya bireye verilen zararların cezalandırılmaması çocukların suça ilişkin algıları için ciddi bir risk oluşturur. Çocukların etik ve toplumsal sonuçları yeterince değerlendirememeleri nedeniyle de içerik denetimi, yaşa uygun medya tüketimi, izlenen içeriklerle ilgili yapılandırıcı aile sohbetleri çok önemlidir.”

Tek suçlu internet ya da televizyonlar mı?

Tüm bu yazılanların üzerine “Tek suçlu internet ve televizyonlar mı?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Bana göre böylesine korkunç, tanımlamaya kelime dahi bulamadığım olayları tek bir sebebe bağlamak mümkün değil.

Belki anne babalar bana kızacak ama bizler çocuğumuzu çok ama çok iyi gözlemlemek zorundayız. Öğretmenlerinin yorumlarını alınganlık yapmadan dinlemek, karşılıklı fikir birliğine varmak, yolunda gitmeyen bir şeyler var ise kabul edip hızlıca yardım almak ZORUNDAYIZ.

Yapmalıyız demiyorum yapmak zorundayız. Başka çaremiz yok. Kendi çocuğumuzu başta olmak üzere bütün çocukları korumak için başka çaremiz YOK.

Konunun uzmanı Merve Mercan da bu tür olayları tek bir faktörle açıklamanın mümkün olmadığını, araştırmaların okul saldırılarının genellikle aile içi iletişim eksikliği, akran zorbalığı, sosyal izolasyon, psikolojik destek eksikliği, şiddetin normalleşmesi, internet ve medya etkisi gibi faktörlerin birleşiminden ortaya çıktığını gösterdiğini söyledi.

Mercan, “Yani internet ve televizyon tetikleyici olabilir fakat genellikle altta yatan psikososyal sorunlarla birleştiğinde risk oluşturur. Birçok saldırı vakasında saldırıyı gerçekleştiren çocukların daha önce yalnızlık, dışlanma, birikmiş öfke, yardım çağrısı niteliğinde davranışlar gösterdiği görülüyor. Bu sinyaller çoğu zaman fark edilemediği ya da görmezden gelindiği için de trajik sonuçlar ortaya çıkabiliyor” diye konuştu.

Aile, okul ve kamu kurumları iş birliği içinde olmalı

Art arda yaşanan okul saldırıları hepimize gösterdi ki, sistemde devasa bir çatlak var. Eğer hemen müdahale edilmeze çatlak daha da büyüyecek ve hepimizi yutacak.

Peki bu çatlağı nasıl onaracağız?

“Bu tür olayların önlenmesi için aile, okul ve kamu kurumlarının birlikte hareket ettiği koruyucu bir ağın oluşturulması gerekir. Bu olayın da hepimize acı bir şekilde hatırlattığı gibi çocuğu korumak tek bir kurumun ya da tek bir önlemin sorumluluğunda değildir. Aile, okul ve toplum bu ağın birbirine bağlı halkalarıdır ve halkalardan biri zayıfladığında çocuk risklere daha açık hale gelir” diyen Merve Mercan şu bilgileri verdi:

“Ailelerin çocukla her gün ‘gerçek’ ve güvene dayalı iletişim kurması, dijital kullanım konusunda rehberlik etmesi, davranış değişikliklerini fark edip gerektiğinde psikolojik destek alması bu ağın ilk ve en temel halkasını oluşturur. Okullarda psikolojik danışman sayısının artırılması, zorbalıkla mücadele programları, riskli davranış gösteren öğrencilerin erken takibi, öğretmenlere psikolojik farkındalık eğitimi ise bu sistemin ikinci halkasıdır. Yetkililerin okul güvenliği politikalarını güçlendirmesi, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerini yaygınlaştırması ve çocukların maruz kaldığı medya içeriklerinin etkisini dikkate alan önleyici politikalar geliştirmesi de bu ağın toplumsal boyutunu tamamlar.”

Mercan, özetle, çocukların doğuştan şiddet eğilimli olmadığını, çoğu zaman bu tür olayların arkasında görülmeyen bir yalnızlık, öfke veya yardım çağrısı bulunduğunu söyledi, “Bu nedenle çözüm sadece yasaklar veya güvenlik önlemleri değil, çocukları gerçekten duyan, izleyen ve destekleyen güçlü bir koruyucu ağ kurmaktır” dedi.

Yazarın Tüm Yazıları