GeriCem KEÇE Albert Einstein Tekniği İle Cinsel İşlev Bozukluklarına Bakış Açınızı Değiştirin
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Albert Einstein Tekniği İle Cinsel İşlev Bozukluklarına Bakış Açınızı Değiştirin

Albert Einstein Tekniği İle Cinsel İşlev Bozukluklarına Bakış Açınızı Değiştirin

"Seks yapmak; kendini ve ötekini bilerek, rahatlamış ve gevşemiş bir halde, sevişmenin ve dokunmanın verdiği hazza ve hissetmeye odaklanarak, herhangi bir “performans hedefi koymadan”, kimseyi tatmin etme zorlantısı olmadan, zamandan koparak, yavaş, ritmik ve uyumlu bir şekilde salınarak, haz alıp, haz verebilme, ruhu ve bedeni bir “armağan gibi” paylaşabilme, ne olursa olsun bir şekilde orgazm olabilme bilim ve sanatıdır."

Bu sanatın icra edilmesinde bir sorun çıktığında bireyler veya çiftler cinsel işlev bozuklukları yaşamaya başlarlar ve çoğu zaman cinsel sorunları kaderleri veya yazgıları gibi görürler.

KADER VE YAZGI AYNI ŞEY DEĞİLDİR

Türkçemizde “kader” ve “yazgı” aynı manada kullanılır ama Duygusal Zeka Terapisi adıyla tanımladığım terapi ekolü ile onlara ayrı anlamlar yüklüyorum. İnsan gönül kapısını kimin çalacağını bilemez, buna kader denir ama insan gönlüne kimi buyur edeceğine kendisi karar verir, buna da yazgı denir. İnsan kaderin sunduğu ile imtihan olur ama seçimleriyle ve özgür iradesiyle kendi yazgısını kendisi belirler. Çünkü deprem veya tesadüfî karşılaşmalar gibi kabul edilmesi gereken bir hayat gerçeği olan kaderde insanın boyun eğmesi gereken irade, belirsizlik ve şans söz konusudur.

Benzer sorunları olan insanları hayata alma gibi gerçekte değiştirilebilir bir yaşam durumu olan, Sigmund Freud’un geçmişin tekrar etme zorlantısı ve Eric Berne’nün yaşam senaryosu adını verdiği yazgıda ise, insani irade, seçim ve sorumluluklar vardır. Bilinçdışı bir düzenek olan yazgıyı insan çocuk egosu ve duygusal şemaları ile kendisi yazar ve bu senaryoyu değiştirmek, insanı ebeveynlerinin ve geçmişinin bir kopyası olmaktan çıkartır, insanı orijinal yapar.

Unutulmamalıdır ki insan eşsiz ve orijinal biri olarak doğar ve bir kopya olarak ölmeyi hak etmez. Peki, insanın isyan ettiği ve çocukluğunda iç dünyasına yerleştirdiği ve duygusal şemaları ile devamını sağladığı bir yazılım olan yazgıya meydan okunabilir mi? Tabi ki “Evet”... Gerçekte yazgı denilen şey, insanın gayretinin ve davranışsal öğelerinin bir sonucudur, “iç” dediği duygusal şemalarının, çocuk egosunun ve bilinçdışının kadim sesidir. Davranışsal öğeler; davranışlar (eylemler), söylemler (kelimeler ve cümleler, iç konuşmalar ve dış konuşmalar, iletişim teknikleri, ses tonundaki değişimler, yüz ifadesi, jest ve mimikler) seçimler ve sorumluluklar, planlar, stratejiler, yaklaşımlar ve oynanan rollerden oluşur.

Şurası kesindir ki, kendi ritminde akıp giden hayat, insana her zaman elem sunmaz, ne var ki insan kendi kendine, çocuk egosu ile bazen bilinçli bazen bilinçdışından elemi seçer, duygusal şemalarıyla yıktıklarının altında kalır, çaresizlikle de “Yazgım böyleymiş” der ve acıyla isyan eder. Ayrıca her elem de bir seçim değildir tabi, bazen başkalarının seçimlerinin bir sonucu bazen de boyun eğilmesi gereken bir hayat gerçeği, bir kader olabilir, deprem, sel, kasırga, cerrahi komplikasyon gibi...

Albert Einstein Tekniği İle Cinsel İşlev Bozukluklarına Bakış Açınızı Değiştirin

Atalardan ve çocukluk travmalarından miras kalan ve bunlara eşlik eden duygusal şemalar bir döngü şeklinde kendini tekrar eden yazgıyı oluşturur. Yazgı, duygusal şemaların kontrolünde olmaktır ve çocukluk dilini konuşmaktır. Görünmez bir efendiye dönüşen yazgı, bilişsel şemaların da yardımıyla insanın ruhunu ve bedenini duygusal şemalardan yapılmış görünmez bir zincirle derin ve karanlık bir kuyuya hapseder. İnsan zamanla bir köleye dönüşür, sorgulama ve özgürce düşünme yeteneklerini kaybeder.

İnsan zamanla bu esarete o kadar çok alışır ki, metaforik olarak zindanı artık ona cehennem olsa da güvenli bir yuva gibi gelir. Sanki insan bildiği ve alıştığı için güvenli gelen cehennemini, bilmediği ve alışık olmadığı için kendisine güvensiz gelen cennette tercih eder. Cennet, bütün insanlar arasında, sevgi, hoşgörü ve kardeşliğin kurulduğu ve hakikatin araştırılması için çalışılan, kendini ve ötekini bilen, aydınlanmış ve bilgeleşmiş insanların yaşadığı aydınlık bir yerdir.

Hakikat ve bilgi bir güneş gibi günde bir kez bu kuyunun derinliklerini aydınlatacak kadar dik gelir ama kuyudan başka bir dünyanın varlığından habersiz olan köle insan, başını kaldırıp güneşe bakma cesaretini gösteremez. Duygusal şemalarının esiri olarak kendi karanlığında boğulmaya ve acı çekmeye, mutsuz olmaya ve mutsuz etmeye, yakıp yıkmaya devam eder.

İnandığı ve hiç sorgulamadığı bilişsel şemalar ve hurafeler yüzünden tüm dünyayı kendi cehennemine dönüştürmeye çalışır. Cehalettin ve hakikatin savaşında kadim bir döngü olan yazgıya Duygusal Zeka Terapisi ile meydan okumak mümkündür.

POZİTİF YAŞAM VE MUTLULUK GÖSTERİSİ YAPMA

Duygusal şemalarla yazılmış yazgı sürekli başa dönüp aynı şarkıyı çalan takılmış bir eski plak gibidir. Çünkü insan yaşamında tamir edemediklerini tekrar etme eğilimi içindedir. İnsanın yaşamındaki herhangi bir şeyi değiştirmek için bilinçli olarak hiçbir çaba göstermeden mevcut olan tüm koşulları olduğu gibi kabul etmesi ve çocukluk senaryosunu çaresizce tekrar etmesi “yazgı”sını yani “negatif yaşam senaryosu”nu oluşturur. Yazgısını yaşayan kişi duygusal şemalarının yönetimindedir. Kendi seçimlerini yaparak istediği koşulları yaratmak için yaşamını duygusal zekâsıyla yöneten kişi ise kendi senaryosunu yazdığı “pozitif yaşam ve mutluluk gösterisi”ni yaşar, otantik ve gerçek kendisi olur. Yani negatif düşüncelerini, bilişsel şemalarını ve davranışsal öğelerini değiştirerek yazgısını değiştirir ve yaşamına bilinciyle yön verir.

ALBERT EİNSTEİN TEKNİĞİ

Yazgı ve kader arasındaki ayrım çizgisi davranışsal öğelerdir. Yazgı, mevcut olana ve duygusal şemalara razı olmayı, pasif kalmayı, pozitif yaşam ve mutluluk gösterisi ise, duygusal zeka ile seçimler yapıp sorumluluklar almayı, yaşamı yazgıya bırakmak yerine aktif olarak davranışsal öğeler ile yeniden şekillendirmeyi sağlar. Bu bakış açısıyla “Albert Einstein Tekniği” olarak tanımladığım terapötik teknik, danışanların yazgılarını değiştirip pozitif yaşam ve mutluluk gösterisi yapmalarına yardımcı olmayı amaçlar ve literatürde Albert Einstein’a ait olmadığı konusunda tartışmalar olmakla birlikte, yaygın olarak Albert Einstein’a atfedilen aşağıdaki üç önemli sözü temel alır:

  • “Önyargıları yok etmek atomu parçalamaktan daha zordur.”

Bazı danışanlar, dünyayı olumsuz düşüncelerinin ve bilişsel şemalarının anlık kararlarından oluşan ve duygusal şemalarıyla dokudukları bir perdenin arkasından görürler. Yaşantılarıyla ilgili çok sayıda genelleştirilmiş bilişsel şemaları vardır ve her şey için “iyi-kötü”, “doğru-yanlış”, “güzel-çirkin” gibi etiketlemeler yaparlar. Terapist, danışanın duygusal şemalarının oluşturduğu bilişsel şemaları somut bir biçimde ortaya koyarak, duyguların kontrol edilebilir, geçici ve değişime açık olduğunu fark etmesini sağlar. Danışanın bir duyguya saplanıp kalma, bir bilişsel şemayı merkeze alıp onun üzerinden düşünme ve mevcut duygunun sonsuza kadar süreceğine inanma alışkanlığını değiştirmeye ve duygusal zekâsını kullanarak duygularını düzenleme ve olumsuz duygularıyla başa çıkma becerilerini geliştirmesini sağlamaya çalışır.

Albert Einstein Tekniği İle Cinsel İşlev Bozukluklarına Bakış Açınızı Değiştirin

  • “Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek çılgınlıktır.”

Bilişsel şemalar, duygular, bedensel duyumlar, hisler ve davranışsal öğeler aslında gerçekte olup bitenlerin sonucunda değil, duygusal şemalar tarafından harekete geçirilirler. Bir duygusal şema iktidarda olduğunda, geçmiş ve yıkıcı davranışsal öğeler tekrarlanır ve tekrarlandıkça güçlenirler. Ancak bu tekrarlar sonuçları değişmez ve her tekrar karşısında alınan aynı sonuç duygusal şemanın pekişmesine neden olur. Terapist, danışanın bu kısırdöngüden çıkması için duygusal zekâsını geliştirmesine yardımcı olarak davranışsal öğelerini bilinciyle değiştirmesine teşvik eder, pozitif yaşam ve mutluluk gösterisi yapmasını sağlar. Böylece danışanın duygusal zekasıyla ve farklı bakış açısıyla yaptığı farklı ve yeni, pozitif ve yapıcı davranışsal öğeler farklı ve mutluluk getiren sonuçlar almasını sağlar ve duygusal zekâsının duygusal şemalarını iktidardan indirmesine olanak verir.

  • “Sorunları onları üreten düşüncelerle çözemeyiz.”

“İnsanlar ve olaylar hakkındaki düşüncelerimiz nedeniyle duyguları hissederiz. Aslında bizi üzen, öfkelendiren insanlar ve olaylar değil, onlar hakkındaki inançlarımız, düşüncelerimiz, bakış açılarımızdır.” Epiktetos’a ait bu söz, düşüncenin sadece düşünce olduğunu ama insan ona anlam yüklediğinde farklı bir şeye yani bilişsel şemaya dönüştüğü gerçeğini vurgular. Düşünceler ve bilişsel şemalar gerçekle aynı şey değildir, zihnimizin ürettiği soyut kavramlardır. Oysa çoğu insan düşündüklerinin ve bilişsel şemalarının gerçek olduğunu kabul eder ve onların kontrolüne girdiğinde otomatik tepkiler vermeye başlar.

Geçmiş ve gelecekle ilgili olumsuz düşüncelerle ve bilişsel şemalarla meşguliyet, sadece üzüntü, acı ve sıkıntıyı artırmakla kalmaz, aynı zamanda işlevsiz davranışsal öğelere de yol açar. İnsan, olumsuz düşünce ve bilişsel şemalarından kaynaklanan sıkıntılarını ortadan kaldırma veya hafifletme ihtiyacıyla, hiç düşünmeden, bilinciyle ve duygusal zekası ile hiç sorgulamadan, çok hızlı bir şekilde tepki vererek, kaçınma ve kaçma davranışları sergiler.

Terapist, danışanın duygusal zekâsıyla olumsuz ve yıkıcı düşünceleriyle ve bilişsel şemalarıyla arasına bir mesafe koyarak anbean gerçekleşen davranışsal öğelerini daha net ve nesnel olarak görmesine yardımcı olur. Danışanın düşüncelerin ve bilişsel şemaların asıl gerçeklik değil, yalnızca düşünceler ve bilişsel şemalar olduğunu bilmesi ona özgürleştirici bir farkındalık ve içgörü kazandırır. Bu bilgece farkındalık ve içgörü ile düşünceler ve bilişsel şemalar olumsuz etkilerini kaybederler ve duygusal zeka daha da güçlenir.

GEÇMİŞİN KEŞKELERİ VE GELECEĞİN KAYGILARI CİNSEL YAŞAMI KABUSA ÇEVİRİYOR

Albert Einstein Tekniği’nin odağında danışanın getirdiği sorunlar değil, danışanın kendisi vardır. Terapinin amacı, danışanın mevcut cinsel sıkıntılarından kurtulmak ve gelecekte karşılaşacağı cinsel sorunlarla daha iyi başa çıkabilmek için duygusal zekâsını geliştirmesine, zihinselleştirme ve duygu regülasyonu yapmasına yardımcı olmaktır.

Terapinin amacı; durumu “birlikte” anlamaktır, cinsel sorunların kaynağını “birlikte” bulmaktır, danışanı kendisi ve cinsel yaşamı hakkında daha fazla şey bilmeye teşvik etmektir, danışanın cinsel deneyimlerini genişletmektir, danışanı engellere ya da zararlı eylemlere karşı durmaya ve daha dolu dolu cinselliğini yaşamaya motive etmektir, danışana yeni ve pozitif düşünme, hissetme ve var olma yolları sunmaktır.

Albert Einstein Tekniği ile bir zamanlar yalnızca “keşkeler”den oluşan bir geçmiş ya da “kaygı” dolu bir gelecek ve cinsel işlev bozuklukları varken, artık gelecekten korkmak yerine onu olumlu karşılayabilen, irdelenmiş ve analiz edilmiş bir geçmişin müjdelediği sonsuz şimdi ve burada, sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam ve şimdinin gerçek gücü ortaya çıkar. Cinsel işlev bozukluğu yaşayan bireyler ve çiftler Albert Einstein Tekniği ile cinsel sorunlarına bakış açılarını değiştirerek, iyileşebilirler, cinsel yaşamlarına hazzı ve mutluluğu ekleyebilirler.

EN İYİ TERAPİSTİM “BEN”

Cinsel terapi danışanların daha doyurucu ve tatmin edici cinsellik  yaşamalarına yardımcı olmayı amaçlayan önemli bir girişimdir. Danışanına “En iyi terapistim ben” dedirtmesi gereken terapistin benimsediği yaklaşım, izlediği yol, kullandığı teknikler her ne olursa olsun terapinin hedefi olumsuz cinsel düşünceleri, bilişsel şemaları yani cinsel mitleri, duyguları, bedensel duyumları, hisleri, zorlamaları ve sorunlu davranışsal öğeleri ele alarak psikolojik iyiliği ve psikolojik esnekliği, cinsellikten alınan hazzı artırmak ve danışanın ancak kendi kendini iyi edebileceğini ona fark ettirmektir.

“Duygusal Zekâ Terapisi” de bu amaca hizmet etme konusunda net bir model ve temel sağlayarak terapistlerin danışanlarına en iyi şekilde yararlı olmalarına ve cinsel işlev bozukluklarını çözebilmelerine yardımcı olur.

False