GeriÇağlayan Kent Aldatıldık!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Aldatıldık!

Aldatıldık!
Fotoğraf için karantina altında olan İtalya’dan Gemma’ya teşekkür ederim.
Abone Olgoogle-news

"Hatırladınız mı Rengin’in 1996 çıkışlı şarkısını? “…Ne masallar ne ninniler anlatıldı dünya üstüne, aldatıldık, aldatıldık dünya böyle değil…”"

Karantina ihtimali çocukluğumu getirdi aklıma. Sene 1980, yer Ankara, Mesnevi sokak. Muhtelif nedenlerden ötürü sokağa çıkma yasağı var. Yollar bomboş; tek tük asker volta atıyor arada. Eve ekmek almak lazım. Recep Bakkal kapalı taklidi yapıyor; aslında açık. Annemlerin sokağa çıkması mümkün değil. Ben gidebilirim, çocuğum; kimse bir şey demez. Apartmanın kapısından çıkıp koşa koşa hemen karşı çaprazdaki bakkala geçiyorum, ekmekleri alıp kimselere görünmeden eve dönüyorum. Nabzım bin beş yüz atıyor. Çocukluğunuzdaki o korku ve heyecan kaplı koşmaları hatırlar mısınız? Hani karanlıkta yürümeniz gerektiğinde yahut saklambaç oynarken yakalanma ihtimaliniz doğduğunda adımlarınızın yer çekimine karşı koyarcasına bir anda süratlendiği anlar…

Bakkaldan ekmek alıp gelmenin Ay’da yürümek kadar yürek gerektirdiği günler, “Uzay 1999”, “Star Trek – Uzay Yolu” gibi dizilerin TV ekranlarını kapladığı günlerdi. Bu diziler sayesinde ulaşılması imkansız gibi görünen 2000’li yılları bambaşka hayal etmiştik. Metalik kıyafetler, ışınlanma, uçan arabalar, gezegenler arası seyahat falan… Bizler Atılgan’ın ikinci kaptanı Mr. Spock’un bizi tüm tehlikelerden koruyacağını sanıyorduk.

Feci aldatıldık!

80’li yılların başında memlekete parfüm girişi söz konusu olmadığı için deodorant sıkmak prestijli bir mevzu idi. Erkekleri Old Spice kadınları Viva Capio’nun kokusu ile tanırdık. Meğer deodorantlar içeriğindeki bir takım kimyasal maddeler nedeniyle atmosferdeki ozon tabakasını deliyormuş. Bu da kanser riskini artırıyormuş. Hoop çöpe attık deodorantları. Sabırla kozmetik sanayiinin bize “ozon dostu” ürünler geliştireceği günleri bekledik.

1986 yılında bugün Ukrayna sınırları içerisinde yer alan Çernobil Nükleer Santrali’nin 4. reaktörü patladı. Bir şehir adeta yok oldu. Sadece o mu? Etkisi 11 kuşak boyunca sürecek radyoaktif bir atmosfer miras kaldı hepimize. Oldukça geniş bir coğrafyadaki tarım ürünleri bu patlamadan nasibini aldı. O günden bugüne yüz binlerce insan kanserden hayatını kaybetti. Sabırla ilaç sanayiinin bizi kanserden koruyacak bir aşı veya ölümleri ortadan kaldıracak bir ilaç geliştirmesini bekledik.

1999 yılında sismolojik tarihin en büyük depremlerinden biri burada, burnumuzun dibinde meydana geldi. Marmara Depremi olarak kayıtlara geçen 7.4 şiddetindeki depremde resmi kayıtlara göre 17 bini aşkın kişi hayatını kaybetti. İnşaat sektörünün bir deprem durumunda içinde ölmeyeceğimiz evler inşa etmesini bekliyoruz sabırla. 

Sene 2020… Gerek kültürel gerekse ekonomik nedenlerle hemen her canlının besin olarak tüketildiği Çin’de, yahni olmayı bekleyen bir yarasa Kovid-19 virüsünü Wuhan şehir pazarına getirdi. Vahşi dünyada belki de çok masum olan bu virüs insan içine çıkınca bir canavara dönüştü. İçinde bulunduğumuz şu günlerde ‘virüs mü daha hızlı gelecek yoksa ilacı mı?’ diye sabırla bekliyoruz.

İnsan hala çok naif bir yaratık. İşin tuhafı şu dünyanın tüm dengesini alt üst edebiliyoruz ama alt üst ettikten sonra içinde yaşamamıza imkan yok. Bir yudum su bulamazsak inecek gezegen bulamıyoruz yahu!

Mr. Spock’ı hiç unutmadım. Eh hayatın seyri 80’li yıllara göre epey değişti, Mars’ta arsa satışları konuşulur oldu.

Ama 2020 yılında en büyük imtihanımızı el yıkama ile veriyoruz. Öyle değil mi?

Feci aldatıldık. Ama belki her şey güzel olur sonunda belli mi olur…

False