GeriAstrolog Aygül AYDIN 'Gençliğimi Bıraktım Orada. Birini Sevdim Ama Bana Vermediler…'
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'Gençliğimi Bıraktım Orada. Birini Sevdim Ama Bana Vermediler…'

'Gençliğimi Bıraktım Orada. Birini Sevdim Ama Bana Vermediler…'

"Bugün malum 14 Şubat. Herkesin fazlasıyla anlam yüklediği ve sevgiyi daha fazla sorguladığı bir gün. Birçoğunuz için pek öyle olmasa da yine de bugünü güzel bir aşk hikayesi ile taçlandıralım. Bilen bu hikâyeyi biliyor ama ben yine de böyle soğuk bir kış gününde içimizin ısınması ve gönlümüzü genişletmesi için paylaşmak istedim."

Tarihte nice aşk öyküleri vardır. Ama beni Atatürk’ün bir cümlesi her zaman dağıtır.

Bugün de, bunu anmak istedim.

Hadi gelin gerçek bir aşk öyküsüne doğru yolculuğa çıkalım...

Mustafa Kemal Atatürk görev icabı Sofya’ya gider…

İlk görev yeridir.

Oraları pek bilmez ve insanlarla yeni yeni tanışmaya başladığı bir dönemdedir. Hiç kimsesi de pek yoktur. Günlerden bir şubat günü olduğu söylenir. Atam, o zamanlarda bir yemeğe davet edilir. Hem yeni arkadaş edinmek hem de zaman geçirmek ister. Davete girer ve içeride birden çok güzel bir kız görür. O güzel kızın adı Dimitrina’dır. Yani tarihte kısaca Miti olarak da bilinir. Miti’ye aşık olur. Tarih kitaplarında Miti’nin çok güzel ve çok kaliteli bir kız olduğu konuşulur. O dönemin en asil ailesinin kızlarından biridir. Gözde bekarlardandır. Miti’yi görür görmez ne yapacağını bilemez Atatürk…

Bu arada fonda harika bir vals çalıyordur. Aşk bu ya, insana hiç tereddüt ettirmez. Arkadaki çalan vals’ten cesaret alarak tüm tereddütlerini bir kenara bırakır ve dans etmek için Miti’ye bir teklifte bulunur.

Miti çok etkilenir ve kabul etmesinin büyük bir cesaret olduğu bu ortamda tereddüt etmeden ona yaklaşır. Dansı kabul ettiğini söyler. Salonda herkes şaşkındır. Onlar için o an o salonda kimse yoktur ama o salon hiç olmadığı kadar kıskanç bakışlar ve dedikodularla çalkalanmaya başlamıştır.

Aşk bu ya işte…

Durum ortadadır. Yakınlaşma ötesi bir elektriklenme vardır. Hemen ertesi gün Miti ailesi tarafından konuşulmaya çağrılır. Miti, Atatürk ile hiç konuşmadan sadece dans ettiği süredeki mavi gözlerinden aldığı cesaretle ona âşık olduğunu ailesine söyler. Miti’nin ailesi bir umut kızlarının vazgeçmesi düşüncesiyle hemen mavi gözlü bu yakışıklı askeri evlerine çaya davet ederler.

Bu davet önemliydi. Çünkü hem mavi gözlü delikanlının niyeti anlaşılacaktı hem de kızlarının vazgeçmesi mümkün de olabilirdi. Buluşmaya başladılar. Atatürk kararlı ve istekli davranışıyla aileyi şaşırtınca ailede bu ilişkiyi onaylıyor gibi görünerek kızlarının tanımasına izin verdiler. Gençler çok mutluydu. Parklarda dolaşıyorlar, buz pateni yapıyorlar, tiyatroya gidiyorlardı.

Miti’nin babası Bulgar Çarı’nın önemli adamlarındandı, savaş kahramanı generaldi, savunma bakanlığı da yapmıştı. Böyle bir adamın kızıyla, Atatürk’ün olması olacak iş değildi. Ama bu durumda Atatürk umurunda bile değildi. Askeri kulüpte düzenlenen baloda Bulgar Çar’ın önünde Miti’yle dans etmesi bir meydan okuma olarak algılandı ve gerilim oluştu.

Atatürk hemen evlenme teklifinde bulundu Miti’ye…

Miti düşünmedi bile, "Evet" dedi.

Gel gör ki, baba bu işe razı olmamıştı.

Tehditler vs. derken Atatürk meydan okumaya devam etti.

Miti ailesini karşısına almıştı bile…

General durumun farkındaydı ve Atatürk’ü karşısına aldı ‘bu evlilik mümkün değil, bundan sonra kızımla görüşmezseniz iyi olur' dedi. Dünya, başına yıkıldı.

Miti’yi de tehdit ettikleri söyleniyordu… Haberleştikleri tüm alanlar kapatılmıştı…

Olayın üzerinden çok geçmeden Miti’yi apar topar bir başkasıyla nişanlamaya teşebbüs ettiler.

Atatürk nişanı duydu, daha fena yıkıldı ve inanamadı. Zaten görev süresi de bitmişti, o öfkeyle topladı bavulları, İstanbul’a döndü. Halbuki, nişan yoktu. Miti bir başkasıyla evlenmeyi reddetmiş, parmağına zorla takılan yüzüğü fırlatıp atmıştı. Kendini öldürmekle tehdit ederek bu nişana engel olmuştu. Atatürk’e ise general tarafından nişanlandı diye haber yollatıldı.

Atatürk, Miti’ye çok kırıldı ve çekti gitti.

Miti’den sonra, hayatına birçok kişinin girdiğini ama hiçbir zaman bu hissettiğini hissedemediğini de yakın çevresi bahsedermiş.

Ankara’da Bulgar Kooperatif Tiyatrosu’nun oyuncularıyla sohbet ederken, “Gençliğimi bıraktım Sofya’da” demiş... 

Peki Miti’ye ne oldu?

18 yaşındaydı, 30 yaşına kadar bekledi. Ha bugün bir mektup gelir, ha yarın kendisi çıkagelir, bekledi, evlenmedi.

Maalesef gelmedi.

Ailesinin artık yeter baskısıyla, bir avukatla evlenmeyi kabul etti.

Saygılı ama, sevgisiz bir evlilikti.

Miti’nin iki kızı oldu. Kalbindeki boşluğu evlatlarıyla doldurmaya gayret etti.

Ta ki, 1966’nın 7 Ağustos gecesine kadar...

Ağır hastaydı, zor konuşuyordu Miti, başında bekleyen kızı Olga’ya mırıldandı.

“Biliyor musun” dedi, “Rüyamda onu gördüm, galiba nihayet Mustafa Kemal’e kavuşuyorum...”

Bugün en azından kendiniz için sevinebileceğiniz bir durumunuz yoksa bile Atatürk ve Miti için mutlu olabiliriz.

Ah, Atam...

Belki de yaptığın tek hataydı…

Sen, sana verilmeyen neleri aldın…

Sana verilmeyen Miti’de neden yenildin?

Hayat ne tuhaf öyle değil mi?

Dünyaya yetiyorsun da kendi kalbine bir vatan kuramıyorsun…

Sevgide son yoktur.

Sevgiler hiçbir zaman son bulmazlar.

Biten sevgiler yoktur, bitmiş gibi görünen sevgiler vardır.

Vazgeçiş de yoktur sevgide. Yaşandıkça yaşatılır sevilen.

Ama kimi zaman sevgili için kimi zamansa sevginin bir gereği olarak saklanır bu aşklar.

Vazgeçiş yoktur, vazgeçmiş gibi görünmek vardır o yüzden….

Sevgi dolu günler dilerim… 

False