GeriYalçın BAYER Lüksemburg'a 17. YY'dan gelmedik mi?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Lüksemburg'a 17. YY'dan gelmedik mi?

Yalçın BAYER

Karara çok kızdık, ama neyi yapamadık ki, esas onlar bizim kapımızda kul köle olsun, bunu da düşünmek gerekmez mi? Devletler de doğar, büyür ve bir gün ölür elbet. Ama Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşüne dair sebepler şayet bugün de sürmekteyse, ortada bir garabet yok mu?

Gidişata dur demek isteyenlere, bugün gelin bir tarih penceresi açalım.

1299'da kurulan Osmanlı Devleti, 300 yıl boyunca genişlemiş ve 1683'te II. Viyana kuşatmasında başarısız olunca; Rusya ve Avusturya'nın yenilgisine uğrayarak 1699'da Karlofça Antlaşması'nı imzalamak zorunda kalmış ve küçülmeye başlamıştır. Osmanlı'dan bağımsızlığını kazanan ilk Balkan devleti de, 1830'da Yunanistan olmuştur. Sonrası malum; 1920'ye kadar uzanan bir harp ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu...

Kanuni'den sonra Osmanlı devlet idarisinde bozulma başlamıştır. İmparatorluk, Macaristan'ın fethinden sonra artık hazmedilemeyecek kadar çok büyümüştür. Fethe dayalı gelirler kesilince, ordu disiplini de aşınmıştır. Sonuçta, merkezi otorite zayıflamıştır. Avrupa'da gelişen savaş teknolojisine ayak uydurulamamış, askeri teknoloji satın alma ve kısmen de yerli üretime dayanmıştır. Doğal sonuç, savaşlarda yenilgidir.

Başlangıçta itici bir güç olan din ve hatta tarikatlar, zamanla tutuculuğa dönüşmüş, din adamları İslam'a aykırı olarak neredeyse bir sınıf teşkil etmiş ve kendi etki sahalarını kapayacak yeniliklere engel olmuşlardır. Sonuç, gerek din gerekse kültür alanlarında, milletin eğitimsiz kalışı ve saray ile ‘vatandaş’ arasında kopukluğun had safaya ulaşması, devletin millete dayalı gücünün sıfıra inişidir...

İlk açık deniz yolculuklarından Avrupa'ya akan kıymetli madenler Osmanlı piyasasında gümüş bolluğuna yol açmış ve altın stoku korunamamış, yani enflasyon yaşanmaya başlanmıştır. Hint denizi üstünlüğüne önem verilmediği için ticaret bölgelerindeki üstünlük batıya geçmiştir. Böylelikle kaynak bulunamamış, vergi toplamada da başarısız kalınmıştır.

Mutlak monarşiye karşı liberalizm savaşı ve kilisenin egemenliğine karşı laiklik savaşı veren burjuva yerine, bizde din adamlarının üstünlüğüne eşraf ve ayan destek olmuştur. Doğal sonuç, laik devlet ve hukuk düzeninin kurulamayışıdır.

Ayrıca, Osmanlı Maliyesi'nde 5472 kişi çalışırken, Osmanlı'nın borçlarını tahsil etmek için kurulan Düyun-u Umumiye'de 9000 kişi görev yapıyordu. Ve devlet içinde devlet oluşmuştu. Siyasi irade ve iktidar sıfıra inmişti. Şirketler, Batılı sermayedarların eline geçmiş, Osmanlı ekonomisi tıkanmıştı. Ekonomi ve kültürü elinde tutan gayrimüslim tabaka giderek Osmanlı'nın yönetiminde de etkin olmuş ve yabancı misyoner faaliyetlerle bu unsurlara önce milliyetçilik sonra da ayrımcılık aşılanmıştır. Doğal sonuç; Osmanlı, 'millet' sisteminin çöküşü ve başından beri hedef tutulan Anadolu insanının var olma mücadelesine girişmesidir. Mustafa Kemal ve arkadaşları Kurtuluş Savaşı ile bu gidişata son verdi. ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ demek işte bu ruhun doğal bir üyesi olarak kendini hissetmekti. Atatürk'ün ‘‘İktisadi istiklali tam olmayan bir milletin, siyasi istiklali de tam olamaz’’ sözü yanlış mıydı?

Yukarıdaki tablo size bugün bir şeyler hatırlatmıyor mu? Erhan YARAR-ANKARA

Çamlıca'sız Üsküdar olmaz

Çamlıca'nın, Üsküdar'dan ayrılarak ayrı bir ilçe haline getirileceği haberlerini hayret ve üzüntüyle izliyoruz. Namık Kemal'in belirttiği üzere Çamlıca tepeleri, Tanrı'nın Üsküdar'a armağan ettiği cennetten bir parçadır. Çamlıca gerek tarih, gerekse doğa bakımından Üsküdar'ın ayrılmaz bir parçasıdır, kalbidir. Şiirlere, romanlara, bestelere konu olmuştur.

Son yıllarda çevresi Bulgurlu, Esatpaşa, Ferah, Ünalan, Örnek ve Yavuztürk gibi gecekondu mahalleleri ile sarılan ve paslı TV-radyo antenleriyle örtülen Çamlıca'nın ilçe yapılması, çevre felaketini daha da artıracaktır.

Sayın Yılmaz, Ecevit, Sezgin, Başesgioğlu ve bölge milletvekillerimiz, bizi Çamlıcasız bırakmayın!

H.Altan DÖLARSLAN- Üsküdar İmar ve Kültür Derneği Genel Başkanı

Zorunlu eğitimde astsubay okulları

Yüksek Askeri Şûra'nın 18.12.1994 tarihli toplantısında astsubayların eğitimi ile 'astsubay hazırlama okullarının askeri liseler gibi yeniden yapılanması ve astsubay meslek yüksek okulu kurulması kararları' alınmıştı. Her nedense dört yıldan beri bu hazırlıklar bitirilememiştir.

TSK zorunlu 8 yıllık eğitimde gösterdiği duyarlılığı maalesef astsubay okulları için göstermemektedir. Astsubay Hazırlık Okulları yabancı dil eğitimine dönüştürülmeli veya bu okullar kapatılmaldır. Astsubay Meslek Yüksek okulları bir an önce açılmalıdır.

Komutanlarımızın gerekli hassasiyeti göstermelerini bekliyoruz.

Durak SOYSAL-Em.Astsubay/İSTANBUL

YENİ YILLAR ENFLASYON!

Azımız isteyerek evlendi enflasyonla./ Çoğumuz ise istemeyerek.../ Atatürkçülükten boşandım./ Babamdan boşandım./ Eşimden boşandım./ Kitaptan boşandım. /Ama zorla evlendirildiğim enflasyondan boşanamadım. /Yeni yılınızı kutlar, 1998'in enflasyondan boşanacağımız yıl olmasını dilerim.(Süleyman EKİM-Çay/AFYON)

X

Trakya’da kötü şeyler oluyor

Birinci sınıf tarım alanları arsa spekülatörleri ve sanayicilere açılıyor. Trakya’nın kuzeyinde kalan 9000 dekar longoz (subasar) ormanları hızlı bir biçimde yok ediliyor.

Trakya bölgesinde yaklaşık 1 milyon hektar verimli tarım alanlarının yüzde 22’si sanayinin eline geçmiştir. Tüm tarım arazileri enerji iletim hatları ile (elektrik, doğalgaz) bölünüp parçalanıyor. 15 sene önce ortalama derinliği 180 metre olan yeraltı suları bugün 450–500 metreye düşmüştür.

Doğaya, insana ve bilime saygı azalmış, para ve paralı insanlar popüler hale gelmiştir. Çorlu-Karatepe katı atık bertaraf tesisi kuruldu.

Muratlı-Aşağı Sevindikli Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali ÇED aldı, ancak dava süreci devam ediyor. Istranca’da taşocakları sayısı her gün artıyor.

Çerkezköy–Çorlu–Muratlı–Lüleburgaz dörtgeni sanayi ve nüfus açısından doygunluk noktasını aşmıştır. Anılan yörede kurulacak ilave tek bir sanayi bile bölgenin yaşanmazlık sürecini geometrik biçimde arttıracaktır.

Trakya’da birçok santral planlanıyor. Bunlardan en önemlileri “İğneada Nükleer Santrali” ve “Marmara Ereğlisi Termik Santrali”.

Doğaya olumsuz etkisi olan taş ve maden ocakları baskısı her gün artıyor. RES, termik santral ve nükleer santral çalışmaları ekosistemi huzursuz ediyor. ÇED’lerin tamamına yakınının olumlu çıkması halkın güvenini azaltıyor.

Yeraltı suyu besleme alanları olan Istranca Dağları etekleri, Vize–Pınarhisar–Kaynarca-Kırklareli hattındaki geçirgen kireçtaşları olumsuz etkileniyor.

Herkes kendi coğrafyasını sevmelidir.  

Yazının Devamını Oku

CHP’li avukat yanıtlanmayacak mı?

10 yıl süresince CHP’nin ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatlığını yapan Mustafa Kemal Çiçek sert bir mektup yazarak istifa etti.

“2019-21 yılları arasında hazine yardımı olan 650 milyonu kimlere dağıttınız. Çok şey bildiğim için beni tasfiye edemediler” iddiasında bulundu. Daha sonra televizyona çıktı ve bazı CHP’li isimleri ve yöneticilerle İstanbul kampanyasını yönetenleri suçladı. “2019 seçimlerinde yaklaşık 35 milyon lira bağış yapıldı. 55 milyon da ayrıca gönderildi. CHP Genel Merkezi, İstanbul seçimlerine 100 milyon katkı sağlamış sonuçta. Bu paralar kime gitti? Kılıçdaroğlu’nun yerine göz dikenler var, Kılıçdaroğlu’nu aday yapıp kurtulmak istiyorlar.”

CHP Genel Merkezi’nin, Avukat Çiçek hakkında suç duyurusunda bulunacağı ve tazminat davası açacağı söylendi. Bundan öte Çiçek’in iddialarında adı geçen bireysel isimlerin açıklama yapması gerekmiyor mu? CHP’nin bugünlerde ciddi olması ve sorumluluk konusunda titizlik göstermesi gerekmiyor mu?

GÜNÜN SÖZÜ

“DÜNYADA sosyal eşitsizlik son 40 yıldır yükseliyor, pandemi ile daha da arttı. Bir yandan yoksullar ve prekarya, diğer yanda güçlü siyasetçiler, yandaşlar ve zenginler giderek büyüyor. Prekarya için ayrıca ‘yarı vatandaş’ tabiri de kullanılıyor. Giderek haklarını kaybeden ve ikinci sınıf vatandaşlığa düşen bir grup bu. Bu sınıf giderek dünyada büyüyor, eğer ne olduklarının ve birbirlerinin farkına varır da bir araya gelirlerse, dünün tehlikeli işçi sınıfı bugünün prekaryası olacaktır.”   Alphan TELEK

ORMANIN İKİ DÜŞMANI TAŞOCAĞI VE YANGINDIR

“ORMANLARDA açılacak bir taşocağı en az orman yangınları kadar zararlıdır. Sadece ormanı ve içinde yaşayan binlerce canı yok etmekle kalmıyor, doğaya da geri dönüşü olmayan çok büyük zararlar verebiliyor. Trilyonlar harcayarak ve canlarımızı da tehlikeye atarak yangınlardan koruduğumuz ormanları birileri daha fazla kazansın diye taşocaklarına heba edemeyiz, etmemeliyiz de.

Ot bitmeyen taşlık alanların bolca olduğu ülkemizde tüm doğal afetlerin panzehiri olan ormanların taşocaklarıyla tahrip edilmesinin makul hiçbir gerekçesi yoktur ve bu sürdürülemez bir durumdur.

20.yüzyılın demode olmuş sistemleriyle 21. yüzyılda hizmet üretebilmek mümkün değildir.

Yazının Devamını Oku

Kuraklığın bedeli ağır olacak (1)

Trakya bölgesi genç ve verimli toprakları, nadassız tarımı olası kılan iklimi, 30 yıl öncesine kadar kendine yeten kaliteli yeraltı ve yerüstü kaynakları ve eko sistemleri ile tam bir yaşam bölgesi idi. Ancak, 21. yüzyıl insanlığa birçok yaşam standardı sunar iken tüm canlıların ortak malı olan çevrede, geri alınması çok zor hatta olanaksız olan doğal varlıklarımızı da alıp götürmektedir.

Mevcut durumu özetlersek:

13 araştırma kuyusu, 400 sulama kuyusu, 3000 özel kuyu (sadece kayıtlı olanlar)...

Büyükşehirlerin içme suyu ihtiyacı havzadan karşılanıyor.

Her bir kişi veya şirket kuyu açarak dilediği kadar su pompalayabiliyor.

Yeraltı su seviyesi hızla düşüyor.

Ne yapılmalı?

Yeni yasalar ve düzenlemeler getirilmeli.

Yeraltı suyunun yıllık yenilenebilen miktarından daha fazla çekime izin verilmemeli.

Yazının Devamını Oku

Bakan Bilgin’in iki zor sınavı

Çalışanlar, çiçeği burnundaki Çalışma Bakanı Vedat Bilgin’i toplusözleşmelerden ötürü hayli terletecek.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ikiye ayrılması ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na atanan Prof. Dr. Vedat Bilgin, sendikaların ve emekçinin yakından tanıdığı bir isim. Daha önce AKP milletvekilliği, Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapmış, bir dönem de Türk-İş’te genel başkan danışmanlığını üstlenmişti. Çalışma yaşamına ve emekçinin sorunlarına yakından tanık biri.

Koltuğuna ısınmadan önce kamu işçilerini, ardından da memur ve memur emeklilerini ilgilendiren toplusözleşme görüşmelerinin içinde bulacak kendini. Yaklaşık 700 bin kamu işçisini kapsayan, 2021 ve 2022 yıllarına ilişkin ücret zammı için hükümet ile sendikalar arasında toplu pazarlık süreci yakında başlayacak. Bu sözleşme kadroya geçirilen taşeron işçiler adına çok önemli. Yıllardır düşük ücretlerle ter akıtmalarından ötürü toplusözleşme masasından kendilerini rahatlatacak bir zammın çıkmasını umuyorlar. Beklentileri hayli yüksek.

Türk-İş ile Hak-İş’in birlikte hareket edecek olmasından ötürü kıran kırana geçmesi beklenen pazarlık görüşmeleri Vedat Bilgin’in ilk sınavı olacak.

Yeni bakanı ağustosta da yine zor bir sınav bekliyor. 3 milyon 150 bin memur ile 2 milyon 330 bin memur emeklisinin maaşlarında 2022 ve 2023 yıllarında gerçekleştirilecek artış için memur sendikaları ile hükümet, ağustos başında toplusözleşme masasına oturacak. Yetkili konfederasyon Memur-Sen ile 11 hizmet kolunda yetkili sendikaların bulunacağı masada kıyasıya bir pazarlığın sürmesi bekleniyor. 2 yıllık zam dönemine 2023 seçimleri denk geldiğinden, memurun eli toplu pazarlık masasında hayli güçlü olacak. Bu da daha yüksek zam olasılığını güçlendiriyor.       

Şükrü KARAMAN

GÜNÜN UYARISI
TÜRKİYE Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu açıklama yaparak, gazetecileri hedef gösteren, haber yapmayı suç sayan siyasi anlayışın yeni suç üretme dönemine geçtiğine dikkat çekti ve “Basın ve düşünceyi, ifade özgürlüğünü yok sayan anlayış şimdi de ‘haber sunarken gülümsedi’ iddiasıyla meslektaşlarımızın can ve iş güvenliğini hedefe koymuştur. İktidarı ve ortaklarını hukuka uymaya davet ediyoruz” dedi.

SORUŞTURMA AÇILSIN

Yazının Devamını Oku

Veterinerler hekimdir ama hakları değil!

Veteriner hekimliği 179 yıldır öğretimi yapılan kadim bir meslektir. Veteriner hekimler bu süre zarfında sadece hayvan sağlığına değil insan sağlığına da büyük hizmetlerde bulunmuşlardır.

Aynı zamanda Cumhuriyetle birlikte başlayan hayvan ıslahı çalışmalarında da önemli roller üstlenmişlerdir. Hayvansal ürünlerin ahırdan sofraya kadar uzanan üretim ve kontrol sürecinde veteriner hekimler hep önde yer almışlardır. Sağlıklı çevre/ sağlıklı hayvan / sağlıklı gıda / sağlıklı insan / sağlıklı toplum zincirinin her halkasında veteriner hekimler görev yapmaktadır.

Bu önemine ve kapsamına karşın veteriner hekimliği mesleği ne yazık ki toplumda yeterince tanınmamaktadır. Bunda hiç kuşkusuz biz veteriner hekimlerin de suçu vardır. İçinde yaşadığımız pandemi süreci bir ölçüde de olsa mesleğimizin tanıtımına katkıda bulunmuştur. Ancak yine de toplum bazı gerçekleri bilmemektedir.

Dünya’da ve Türkiye’de aşı üretimi konusunda en yetkili meslek veteriner hekimliktir. Bir örnek vermek gerekirse, hepimizin çocuklukta olduğumuz verem ya da BCG (Bacillus Calmette Guerin) aşısının iki mucidinden birisi olan Guerin bir veteriner hekimdir.

SAĞLIKTA ŞİDDET YASASINA DAHİL DEĞİL

Dünyada aşı üretimi yapan Pfizer ve Astra Zeneca firmalarının CEO’su da veteriner hekimdir. Türkiye’de ise veteriner hekimler yıllarca hayvan ve insan aşıları üzerinde başarılı çalışmalar yapmışlardır.

İnsan aşıları üretimi konusunda dünya çapında bir kurum olan ama ne yazık ki 2011 yılında kapatılan Ankara Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü’ndeki aşı üretim laboratuvarlarında şef ve uzman olarak çok sayıda veteriner hekim çalışmıştır. Bu enstitünün başkanlığını uzun yıllar Necmettin Alkış adlı bir veteriner hekim yürütmüştür. Günümüzde Covid-19’a karşı yerli aşı üreten üç ekibin başında veteriner hekim profesörler görev yapmaktadır.

İnsan sağlığına yapmış oldukları bu önemli hizmetlere karşın veteriner hekimler sağlık sınıfında sayılmamakta, serbest çalışanlara aşı önceliği tanınmamakta, başta yıpranma payı olmak üzere sağlık sınıfına tanınan özlük haklarından yoksun bırakılmakta ve sağlıkta şiddet yasasına dahil edilmemektedir. Meslek örgütlerimizin bu konudaki çabaları da maalesef siyasette olumlu bir karşılık bulamamakta, sürekli göz ardı edilmektedir. Durumu bilgilerinize sunarım.

Prof.Dr. Hazım GÖKÇEN

Yazının Devamını Oku

Kenevirde 5 yılda ne yaptık

Kenevir bitkisi ve üretiminin ‘keşfi’, 4 Mayıs 2018 yılında Samsun Vezirköprü’de kenevir ekimi ile ilgili törenle gündeme girmişti  bizce. Kenevir konusunda birçok toplantıya katıldık, bu tarımın ekonomimizi nereye götüreceği konusunda birçok yazı yazdık. Belki bugüne kadar bu tür yazıların sayısı 50’yi bulmuştur.

Bu konuya öncülük edenler; eski milletvekili, mühendis Yalçın Koçak ve bu konuda adeta ‘uzman’ olan gazeteci Abdurrahman Dilipak, kenevir konusunda kitap yazan Dr. Erdem Ulaş, Samsun’daki Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Kastamonu ve Aydın üniversiteleri ile Ege Üniversitesi’dir.

ASAM Vakfı da Kenevir Enstitüsü’ne kucak açtı; çalışmaları yönlendirdiğini vurgulamamız gerekiyor. Anadolu topraklarının ‘unutturulan’ kadim bitkisi olan, ön Türkler (İskitler, Pelasglar, Sakalar) zamanından mezar kazılarında da bulunan 8000 yıllık ‘mucize bitki’nin tarımının, daralan ve çıkmazlar içerisine giren bugünün Türkiye ekonomisini bu dar boğazdan çıkaracak en stratejik projeyi başlatmanın öncüsü olacak bu işin 5’nci yılına girdik dün.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçmişte yaptığı gibi, kenevir konusunda ‘endüstriyel kenevir yetiştiriciliği’ üzerinde kimi özendirici önerilerde bulunsaydı keşke bu ekim döneminde. Çünkü kendisi ‘vites değiştirmedikçe’ vites yükselmiyor.

Enstitü Başkanı Erdem Ulaş, 2017 yılında yazdığı kitabında ve projede belirttiği gibi, hedefin 2030 yılına kadar 100 milyar dolar ihracat ve ölçek ekonomisinde kenevir olduğunu anlatıyor. Cumhurbaşkanından engellerin bir an önce kaldırılmasını istiyor.

Bu arada Tarım Bakanlığı’nın yetersiz olsa da gösterdiği çabaları ve kenevirden ürettiği kuş yemlerini dünyaya ihraç eden bülbül başta olmak üzere ötücü kuşların ‘Kenevirci Dede’si Baykal Güner’i anımsatmazsak olmaz. Onun jandarma, polis ve gümrük idaresi ile yaptığı mücadele unutulmaz.

Şunu bilelim, kenevirin her şeyine muhtacız. Köküne, yaprağına, lifine, gövdesine, tohumuna varıncaya kadar. THC’sine, CBD’sine de. Dilipak ‘Acil eylem planı’ vurgulaması yaparken, kanun değişikliğinin şart olduğunu söylüyor.

AMACIMIZ İLK 3’E GİRMEK

ASAM Kendir Enstitüsü Başkanı Dr.

Yazının Devamını Oku

Zeus Sunağı’nı geri alabiliriz

Alman TV kanalı Deutsche Welle’nin haberine göre, Almanya’nın 1897’de İngiliz askerlerince yağmalanmış olup sonradan kendi ellerine geçen Benin bronz heykellerini anayurtları Nijerya’ya geri vermeyi kabul etmesi üzerine; eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, 1878’de Bergama’dan Berlin’e taşınan ve orada yeniden kurulan, halen Bergama Müzesi’nde (Pergamonmuseum) özel bir salonda sergilenen Zeus Sunağı’nın Türkiye’ye iadesi konusunda bir öneri yaptı:

Zeus Sunağı, milattan önce 2. yüzyılda Bergama Kralı II. Eumenes’in Galatlar’a karşı kazandığı zafer anısına yaptırılmış; Zeus ve Athena’ya adanmış bir anıttır. Bergama Sunağı ve yörenin eski adıyla Pergamon Sunağı olarak da anılır. 1878’de bölgede yol inşaatında çalışan Alman mühendis Karl Human tarafından keşfedilen ve onun yaptığı kazı sonucunda toprak altındaki parçaları da ortaya çıkarılan Zeus Sunağı, Osmanlı hükümetinin izniyle, kaidesi dışında bütün parçalarıyla sökülerek Berlin’e taşınmış ve orada yeniden kurulmuştur. Helenistik dönem mimarisinin en görkemli anıtlarından biri olan Zeus Sunağı, halen Berlin’de anayurdunun eski adı verilen Pergamonmuseum’da özel bir salonda sergilenmektedir. Türkiye’deki Bergama Müzesi’nde ise sadece bir maketi bulunmaktadır. Zeus Sunağı’nın geri alınarak eski yerine konulması amacıyla Bergamalılar tarafından yapılan bir girişimden sonuç alınamamıştır.

Türkiye bu tür eserlerin geri alınması için çeşitli girişimlerde bulunmaktadır. Aynı girişim, Devlet olarak Zeus Sunağı’nın iadesi konusunda da yapılmalıdır.

Altını ve üstünü bir araya getirecek şekilde Türkiye’ye iade edilmesi kabul edildiği takdirde, yerine günümüz teknolojisiyle üretilmesi sorun olmayacak bir ikizi de konulabilir. Almanya ile dostluk ilişkileri çerçevesinde iadesi isteminde bulunmakta yarar vardır.”

GÜNÜN SÖZÜ

“POLİSİYE roman uygarlığın yüzüne bir lunapark aynası tutar. Aynadan uygarlığa bakan, kendi canavarlaşmış halinin karikatürüdür.” (Siegfried Kracauer)

İKİ BAKANLIKTAN KREŞLERE FARKLI UYGULAMA

TAM kapanma döneminde sadece kısıtlamalardan muaf olan ailelerin çocukları için kreşlerin açık olacağı açıklandı.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı 2 bin 310 özel kreş ve gündüz bakımevleri ile özel çocuk kulüpleri faaliyetlerine devam edebilecek.

Yazının Devamını Oku

Fütürologlar çalışıyor

Her gün yeni bir gelişme ile yarın ne olacağı kestirilemeyen turizmde iş ‘falcı’lara kaldı.

2021 yılında gelecek ziyaretçi, elde edilecek gelir, aşı pasaportu, kısıtlamaların gevşetilmesi, yasaklanan yurtdışı seyahatlerin ne zaman hangi koşullarla nasıl açılacağı gibi seyahat endüstrisinin görünen, konuşulan ve haklı olarak ivedi çözüm bekleyen güncel sorunları söz konusu. Ama pandemi ile birlikte her alanda olduğundan farklı olarak seyahat endüstrisini temelden değiştirecek bir sürece girildi.

Başında Fehmi Köfteoğlu’nun olduğu turizmgazetesi.com’da yer alan habere göre seyahat sigortası alanında faaliyet gösteren Allianz Partners, Fütürolog (Gelecekbilimci) Ray Hammond’dan pandemi sonrası seyahat endüstrisinin nasıl olacağına ilişkin bir rapor hazırlamasını istedi.

Wellington Üniversitesi’nde doçent olan, ‘Yarının Turizmi’ kitabının yazarı, seyahat konusunda uzmanlaşmış dünyanın tek fütüroloğu Ian Yeoman da bu kapsamda çalışma yapıyor.

GELECEĞİN TURİSTİ

Ian Yeoman, yaptığı çalışma ile sektörün, geleceğin turisti ile tanışacağını söylüyor. Pandemi sonrası seyahat endüstrisinin ne olabileceğine ilişkin Fütürist Dr. Patrick Dixon da bir çalışma yapıyor. Konusu pandemi enternasyonalizmi. “100 yıldır tartışılan ve kimilerine göre ütopya olan Karl Marx’ın enternasyonalizmi pandemi ile gerçekleşti” diyor.

Seyahat endüstrisi ile ilgili çalışmalar yapan uzmanlar, pandeminin her gün yeni bir gelişmeyi beraberinde getirdiğini, gelecek bir yana yarın ne olacağının bile kestirilemediğini belirterek, fütürologları esprili biçimde ‘Falcı’ olarak tanımlıyor ve “Seyahat endüstrisinin geleceği falcılara kaldı” diyorlar.

GÜNÜN SÖZÜ

“Hükümet tam kapanma kararı aldı. Ancak uygulamayı 3 gün sonra başlattı. Peki ne oldu, salgının yoğun olduğu illerden,

Yazının Devamını Oku

Ne bela salgınmış!

CHP Ordu Milletvekili Dr. Mustafa Adıgüzel koronavirüs aşısı konusunda bazı uyarılarda bulundu. “Türkiye’de salgın başlangıçtan beri en yüksek seviyeleri yaşıyor. Rekor üstüne rekor kırılıyor. Dünya nüfusunun yüzde 1’inin olduğu ülkemizde tüm dünyadaki yeni günlük Covidli sayısının yüzde 8-10’u var. Günlük vaka sayısında dünyada 2’nci, bazen 4’üncü sıradayız. Ama ilk 4’teki ABD, Brezilya ve Hindistan nüfusları bizden kat kat yüksek olduğu için nüfusa orantılı olarak aynı tablo düzenlendiğinde 1’inciyiz. Sayın Erdoğan bu tablonun neyi ile övünüyor? Aynı evden 2-3 cenaze aynı günlerde çıkıyor.

Vefatların daha yüksek olduğunun bilgisi var. Önceki gün sadece 207 cenaze İstanbul’da vardı. Ankara’da 1 Nisan’da 8 cenaze varken, dün üçe katlandı. 22. İzmir’de vefat sayısı 10 iken, dün 32 oldu. Sağlık Bakanlığı verisine göre 13.800 vakanın olduğu gün İstanbul’da 207 cenaze vardı. İstanbul için ölüm oranı yüzde 1,5. Bu 60.000 vakada 900 cenaze demektir. İstanbul’da pandeminin başından beri görülen toplam vefat sayısı 23.893 (2020 yılı: 17.676, Ocak 2021: 1625, Şubat 2021: 730, Mart 2021: 1347, Nisan 2021 (şu ana kadar): 2515). İstanbul’da 15 milyon insanımız var. 83 milyona projeksiyon yaparsanız 132 bin, yani açıklananın tam üç katı. Bunların sadece test pozitif ölümler olduğunu da belirtmek isterim. En kötüsü de şu ki bu ölümleri kanıksadık. Doğal kabul ediyoruz. Bunlar doğal ölümler değil, önlenebilir ölümler ve dahi bunlar cinayet, faili belli cinayet.

VİRÜS FİNK ATIYOR

2 doz aşıyı yaptırıp hasta olanlar var, ölenler var, sorduk cevap gelmedi. Sağlık Bakanı’na sorduğum 34 pandemi önergesindeki 154 sorunun bir tanesine bile cevap gelmedi. 2. defa Covid’le karşılaşan çok sayıda insan var. Toplumsal teması engelleyemiyoruz. Virüs 2. turu atıyor.

Koronavirüs ülkemizde fink atıyor. Tamam ülkeyi yönetenler farkında değil ama üzülerek ifade edeyim ki dünya da farkında değil. Şu anda 4-5 mutasyon geçirmiş bir virüsün ilk haline karşı üretilmiş aşı ile ancak yüzde 10 aşılama sağladık. Bu aşılanmayı sene sonuna bitirebilsek bile artık bu aşının tanımadığı yepyeni bir virüs ortada olacak. Bu sadece Sinovac değil BioNTec için de öyle. Hatta şu anda yerli aşıda en torpilli önde giden Kayseri aşısı da. Yerli aşı üretime girdiği anda etkisi hiç olmayacak, bir mutant virüs ile hastalanıyor olacağız. Halbuki ülkemizde, en son görülen virüs formuna karşı bir aşıyı yeteri kadar 1 ayda üretebilecek bir alt yapıyı kurabiliriz.” Konuyu biraz daha açmasını söylüyoruz. “Yeni virüsler aşılar ve testlerden kaçabiliyorlar; şekil de değiştirebiliyorlar. Yani virüse karşı yapılan aşıların etkisi güçlü olur diyemeyeceğiz, yeni virüslere karşı yeni aşı üretilmesi gerekiyor” diyor.

GÜNÜN SÖZÜ

“İÇKİ diyorsanız, hem devlet kaybediyor, hem insanlar evlerinde kimyagerliği öğrenmek zorunda kalıyor.

Biliyor musunuz, tam kapamada alkol satanlar bana sitem ediyorlar, ben ne yapayım şimdi!”

TESK Başkanı

Yazının Devamını Oku

Fındıkta altın yıl bekleniyor

CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel “Bu yıl fındığın altın yılı olacak. Diğer üretici ülkelerden İtalya’da don nedeniyle fazla fındık üretimi beklenmiyor” açıklamasını yaptı.

Adıgüzel “Üreticinin umutları da yeşerdi ve emeğinin hakkını alacağı günleri bekliyor. Azerbaycan ve Gürcistan’daki az miktardaki üretim de ancak kendi bölgesine yetecek kadar. Ülkemizde hem tozlaşma dönemindeki zarar hem ardından üst üste gelen zirai don yüzde 30-50 üretim azalmasına yol açacak. Bu nedenle TMO daha önce alım için 30 Nisan’a kadar belirlediği süreyi uzatmasını istedi. Ayrıca, fındığın fiyatının 25 TL’ye revize edilmesi gerekiyor” diye konuştu.

Milletvekili ayrıca, Türkiye’de bal üretiminde ikinci sırada olan Ordu’ya iktidarın yerli bal üretiminin teşvik edilmesini isteyerek “Arının olmadığı yerde tarım da olmaz. Vatandaş sahte balı anlayamaz. Devletin kontrol etmesi lazım. Arıya sinek gözüyle bakılmamalıdır” dedi.

GÜNÜN SÖZÜ

“HİÇBİR güç aziz Türk milletine soykırımcı iftirası atamaz. 24 Nisan günü, geçmişimizi soykırım yapmakla itham eden konuşmanızı size aynen iade ediyoruz. Gayet açıktır; yetkili bir mahkemenin ‘soykırım’ suçunun işlendiğine dair bir kararı yoksa soykırım da yoktur!”

Cumhuriyet Kadınları Derneği Başkanı Prof. Dr. Tülin OYGÜR

KURAKLIĞI CİDDİYE ALMIYORUZ

CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, kuraklık nedeniyle risk altında olan ürünleri ve yaşanacak rekolte kayıplarını Tarım ve Orman Bakanlığı’na yönelttiği soru önergesiyle TBMM gündemine taşıdı.

Gürer,

Yazının Devamını Oku

Emekliler ayaklanıyor

Tüm Emekliler Sendikası Kadıköy, Beykoz/Şile, Ümraniye/Ataşehir, Esenyurt, Boğazköy/Bahçeşehir, Avcılar, Üsküdar, İstanbul 2. Bölge temsilciliği ve şubeleri bir açıklama yaparak sendikalarının kapatılmak istenmesine karşı çıkarak, bugün 12.00’de Kadıköy Rıhtım’da, 30 Nisan’da da Ankara’da sorunlarını açıklayacaklarını duyurdular.

Sıkıntı, Emekli Sendikaları’nın 30 Nisan’da kapatılmak istenmesinden doğuyor. Neden mi? Yasalarda, “emekliler sendika kurabilir” hükmü yokmuş. Yalnız işverenler ve çalışanlar sendika kurabiliyormuş. Yasa yapmak sizin göreviniz değil mi? Çıkarın yasanızı o zaman.

Yasalarda, ‘emekliler sendika kuramaz’ hükmü de yok. Dört ayrı uluslararası sözleşmede imzanız var. ‘Herkes sendika kurabilir, sendikalara üye olabilir’ diye. Üstelik, Anayasa’nın 90. maddesi, anlaşmazlık durumunda, ‘uluslararası sözleşmeler geçerlidir’ diyor. 30 Nisan’da, Ankara İstinaf Mahkemesi’nde duruşma var. Daha, iki ay öncesinde bu mahkeme, oybirliği ile, “emekliler sendika kurabilir” kararı vermişti. Yargıtay bu kararı bozdu. Dosyayı yeniden İstinaf Mahkemesi’ne gönderdi. Şimdi, İstinaf Mahkemesi üyeleri, ya kararlarında direnecekler; ya da, Yargıtay’ın bu kararına boyun eğecekler.

Emeklilerin tepkisi şöyle: “Sorunlarımızla ancak örgütlü olursak baş edebiliriz. Emeklilere verilen yüzde 7-8’lik zam, bir ay içinde eridi. Tüketim zamları, yüzde 50’lerde seyrediyor. 65 yaş üzerine getirilen yasaklar, bizleri çileden çıkardı. 27 Nisan’da 115 şube ve temsilcilerimizle eşzamanlı olarak meydanlarda olacağız. Kapıdan kovsanız bacadan gireceğiz. Çünkü biz 13.5 milyon emekliyiz. Ardımızda, 5.5 milyon da EYT’li arkadaşlarımız var.”

En acısı da emekli olacakların tazminatlarının fona devrilecek olması!

GÜNÜN SÖZÜ
Biden suçludur

“ÖNCELİKLE bilinmelidir ki; soykırım, uluslararası hukukça suç olarak kabul edilen ve cezası (varlığı) Uluslararası Yargı Kararı ile hüküm altına alınan uluslararası hukuksal bir konudur. Biden! Türk halkına karşı insanlık suçu işlemiştir. Soykırım konusunda ancak yargı karar verir.”

Av. Sedat VURAL

Yazının Devamını Oku

Gözler halkın cebindeydi

Türkiye dün de başka bir konu ile dalgalandı, kripto para dolandırıcılığı iddiasıyla. Haberler sabahtan itibaren köy kahvesindeki vatandaştan şehirdeki bankacıya kadar büyük bir kitlenin gündemine oturdu. Thodex’e para yatıran 390 bin kişinin mağdur olduğu belirtilirken, böyle bir soygunu önleyecek tedbirler neden alınmamıştı?

CHP Antalya milletvekili Çetin Osman Budak’ın, ‘Blockchain teknolojisi’ne ilişkin daha önce verdiği bir önergeyi hatırladık. Budak bu önergeyi 27 Aralık 2019 tarihinde sunarak Meclis araştırması istemişti. Önergesinde şöyle diyordu:

Türkiye’nin Blockchain teknolojisinde riskleri görüp fırsatları yakalaması için proaktif bir tutum alması gerekir. Bu teknolojinin popüler yansıması olan kripto paralar, buzdağının görünen yüzüdür. Blokzincir teknolojisi dünyanın geleceğini şekillendirmeye doğru gidiyor. Bu yeni paradigma karşısında ülkemiz bu alanda geleceğe dönük kapsamlı çalışmalar yapmalı ve güçlü adımlar atmalıdır.

Kripto paralar, Blokzincirin bütünü dikkate alındığında popüler bir ayrıntıdan ibarettir. Şu anda bile bankacılık ve e-ticaret işlemlerine giren bu teknoloji; tapu devirleri, ödeme sistemleri, değerli taşlar, telif hakları, e-devlet sistemleri, sağlık hizmetleri, gümrükleme, e-oylama, yerel ve genel seçimler, deniz lojistiği dahil birçok alanda yeni bir güvenlik altyapısı oluşturma potansiyeline sahiptir.

Budak’a önergesini sorduk. Blockchain’deki kripto para miktarının, 19 ülke dışındaki tüm dünya ülkelerinin milli gelirlerini aştığını vurgulayan Budak şöyle diyor: “2018’deki zirve değerinde kripto para miktarı, dünya dolar rezervinin yüzde 7’si, Euro rezervinin yüzde 39’u ve altın rezervinin yüzde 10’u kadardır. Bütün bu etkisine karşın kripto para sistemi, Blokzincir sisteminin küçük bir parçasıdır. Global dünyanın yeni bir güvenlik mekanizması olarak gelişen bu teknoloji, dünyadaki ticaret sistemini yeniden şekillendirme potansiyeline sahiptir. Ama riskleri de beraberinde getirmektedir.

HUKUKİ ALTYAPI KURULMALI

Dünya ekonomisinde önemli yer tutan ülkeler bu gelişmeler karşısında harekete geçmiştir. Japonya’da yapılan G20 zirvesinde finansal liderler kripto para birimlerine ilişkin risklerin daha iyi incelenmesini ve gerekirse çok taraflı önlemler alınmasını kararlaştırmıştır. Vergi kaçakçılığı, kara para aklama, terörizmin finansmanı ve yatırımcıların korunması açısından hükümetler ve parlamentolar bu konuda proaktif tutum almalıdır.”

“Blokzincire dönük teknolojik ve hukuki altyapının geliştirilmesi, bu alanda insan kaynakları yönetiminin oluşturulması, araştırma-geliştirme altyapısının kurulması, fikri ve sınai haklar özelinde Blokzincir teknolojisinin kullanım alanlarının belirlenmesi, yazılım geliştirme başta olmak üzere fırsatlar ve risklerin ortaya çıkarılması, kamu, birlikler ve özel şirketlerin Blokzinciri stratejisine referans oluşturması, ulusal kurumlarımızın bu alanda küresel rekabete hazırlanması amacıyla bir Meclis Araştırması açılması gerekli görülmektedir.”

Budak,

Yazının Devamını Oku

Antalya muzu sorun oluyor

Bugün yine muzdan söz etmek istiyoruz. Neden diye sorarsanız, iş vahim bir hal alıyor. Hesap kitap yapılmadan ilgili-ilgisiz yerlerde bu kadar muz ekilirse bundan para kazanılmaz tabii ki. Antalya Ticaret Borsası, Antalya Tarım ve Orman Müdürlüğü ve Antalya Tarım Konseyi’nin işbirliğinde düzenlenen ve 6 gün devam eden Muz E-Çalıştayı’nda 10 oturumda 5 yabancı uzmanın bildirisi yer aldı. 48 bildirinin sunulduğu çalıştayın sonunda değerlendirme raporuyla sonuç bildirgesi açıklandı. Hiç de parlak şeyler anlatılmıyor.

Bilinen en eski meyvelerden biri olan muzun dünyada 135 ülkede üretildiği belirtilen raporda, üretim miktarı olarak buğday, mısır ve pirincin ardından 4’üncü sırada olduğu, meyveler arasında ise birinci sırada olduğu kaydedildi. Rapora göre, muz dünya bitkisel ürünler ticaretinde ilk sıralarda yer alırken, birçok ülkenin de temel ihraç ürünü. Dünya nüfusundaki artış, kişi başına düşen gelirin artışı, muzun B6, C vitamini, potasyum ve proteince zengin olması gibi nedenlerle muz ticaretinin sürekli artış eğiliminde olduğu belirtilen raporda, dünya muz üretiminin 2019 yılında 116.8 milyon tona ulaştığı, FAO’ya göre muz üretiminin 2029 yılında 132.6 milyon tona ulaşacağının öngörüldüğü kaydedildi. Rapora göre, Hindistan muz üretiminde 2019 yılında 30.5 milyon ton üretimle dünyada yüzde 26 payla ilk sırada yer alıyor ve muz ticaretinin ihracat değeri 13.5 milyar dolar. Dünyada muz ithalatı yapan ülkelerin başında ABD, Çin, Belçika ve Hollanda geliyor.

ÇORAKLAŞMA TEHLİKESİ

Raporda Türkiye’de muz üretimi ve ticaretinin durumu şöyle özetleniyor:

Türkiye’nin ekvatora en uzak muz üretilen ülke olduğu belirtilen raporda, Türkiye’de 111 bin 544 dekar alanda 728 bin ton muz üretildiği kaydedildi. Türkiye’de kişi başı muz tüketimi 7 kilo. Muz üretim alanı son 5 yılda yaklaşık 2 kat artarken, verim 0.4 kat ve üretim miktarı ise 2.5 kat arttı. Örtü altı muz üretimi ise 3.5 kat artış gösterdi.

Hatay, Manisa, Mersin’de de muz üretimi yapılmaya başlandı. Antalya’da 51 bin dekar alanda 297 bin ton muz üretildi. Örtü altı muz üretiminin yüzde 29’una sahip Antalya’da toplam tarım alanlarının yüzde 10’unda muz üretiliyor. Manavgat ise en yüksek muz yatırımının yapıldığı ilçe.”

CİDDİ UYARILAR

Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ve Antalya Tarım ve Orman Müdürü Gökhan Karaca, yatırımcı ilgisi artan muzun geleceğiyle ilgili çalıştayda önemli tespit ve uyarılarda bulunulduğunu açıkladılar.

Türkiye’de muz üretim maliyeti diğer ülkelere kıyasla daha yüksektir. Muz yüksek gümrük vergi oranları ile korunmaktadır. Muzda koruma olmadığında üretim ithal muz ile rekabet edemeyecektir. İthalat yurtiçi üretimi olumsuz etkilemektedir. Muz üretiminde

Yazının Devamını Oku

ADD: 23 Nisan kutlu olsun - ‘Karanlık girişimler’

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız kutlu olsun. 23 Nisan, millet, ulus, yurttaş ve birey olabilmeyi Atatürk Devrimi’ne borçlu olduğumuzun kesin ve gerçek tarihidir. 624 yıllık ‘hanedan-payitaht’ yönetimi, ümmetçi anlayışla hareket etmiş ve yıkıma sürüklenmiştir. Türklük ve millilik kavramları, Büyük Atatürk’ün başlattığı kurtuluş mücadelesi ile güçlenmiştir. Türk Milleti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde varlığını koruyabilmiştir. Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı; faşist ve ırkçı zihniyeti reddeden, evrensel bir düşünce sistemidir.

- Türkiye Büyük Millet Meclisi ise millet olgusunun, ulusal varlığın göstergesidir. TBMM, ulus devletin çatısıdır ve emperyalizmin tarihteki ilk yenilgisinin abideleşmiş sonucudur.

Atatürk Devrimi ile ulaştığımız milli egemenlik; kişilere veya demokrasimizin önemli kurumları arasında yer alan siyasi partilere bırakılamayacak kadar değerlidir ve yaşamsal önemdedir. Bu nedenle; parlamenter demokratik sisteme dönülmesinin gereğinin altını bir kez daha çiziyoruz.

- Lozan ve Montrö gibi devletimizin tapusu olan anlaşmaların gereksiz yere tartışmaya açılması; laikliğe alenen saldırılar, laikliğin anayasadan çıkartılmasının talep edilmesi, milli egemenliğimizi tehdit eden karanlık girişimlerdir.

Milli egemenlik ve 23 Nisan 1920 tarihi; ulusal onurumuzun, kimlik ve kişiliklerimizin sigortasıdır.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

YERALTI SU KAYNAKLARI ALARM VERİYOR!

SU Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, kuraklık konusunda haklı uyarılarını yine gündeme getirmeye başladı. Geçen yaz başından beri onun ‘kuraklık’ konusunda söyledikleri bize de rehberlik teşkil etmişti. Bizim de sık sık bu konuyu gündeme getirmemiz, resmi makamlara ve yerel yönetimlere bir anlamda uyarı sayılmıştı. Yeterli olmasa da kar yağışının düşük oranda olmasına karşın barajlarda su birikintisinin ‘kuraklığı’ gidermekte önemli bir payı oldu gene de. Ama yıllardır yerine konulamayan su sarfiyatı, yeraltı su kaynaklarının büyük oranda düşmesine neden olmuştu. Başkan Dursun Yıldız’ın bu bakımdan “Yeraltı su kaynakları alarm veriyor” demesi dikkate alınması gereken bir uyarı sayılmalıdır.

Ne yapmamız gerekiyor: İklim değişikliğine karşı ne gibi tedbirler alacağız? Suyu daha verimli nasıl kullanacağız? Yüzey ve yeraltı sularının yönetimi konusunda ne gibi adımlar atabiliriz?

Yazının Devamını Oku

İngiliz mutasyonu süper bulaşıcı - ‘Uçurumun kıyısındayız’

İnsanlık tarihinde bazı olaylar vardır. Tarihin akışını değiştirir. ‘COVID-19 salgını’ da böyle bir şey sanırım. Bugüne kadar dünyada 3 milyon kişinin ölümüne yol açtı. Her geçen gün de daha çok can alıyor. Ülkemizde de vefat edenlerin sayısı 35 bini aştı. Hepsine Allah’tan rahmet diliyoruz.

Belli ki salgın kısa sürede ortadan kalkmayacak. Virüs daha hızlı yayılıyor; özellikle de İngiliz mutantı süper bulaştırıcı. Bu sadece bize özgü değil. Avrupa’da ve dünyanın diğer ülkelerinde de böyle. Almanya’daki gazeteci dostumla görüşüyorum. 114 gündür aşı kampanyası yapan Almanya’da bugüne kadar 5.5 milyonu iki doz olmak üzere 21.3 milyon kişi aşılanmış. Ama virüs orada da hızla yayılıyor. Ölenlerin sayı 80 bin sınırına dayanmış. Virüs 3.15 milyon kişiye bulaşmış. Almanya haftalardır sıkı önlemler almak istiyor, alamıyor. Çünkü federatif sistemde her eyalet kendine göre hareket ediyor. Alınan önlemler yetersiz kalıyor. Açıklanan rakamlar eksik, deniyor. Dört yüzü aşkın il sağlık dairesinin çoğunun hâlâ faks ile veri toplamaya çalışması, buralarda askerlerin gönüllü çalıştırılması, hafta sonları yeterli test yapılmaması dolayısıyla gerçek rakamın çok yüksek olduğu öne sürülüyor. Şansölye Merkel’den günlerdir ‘masaya yumruk vurması’ isteniyor. Vuramıyor. Şimdi ‘Salgın Hastalıklar Yasası’nda değişiklik yapıp şansölyeye ‘Acil fren’ yetkisi verilecek. Şansölye mesela isterse tüm ülkede geçerli akşam sokağa çıkma yasağı getirebilecek. Eyaletler “Biz o saatlerde değil de şu saatlerde yapabiliriz” veya “Bu bizim eyalete uymaz” diyemeyecek.

Almanya’da salgın hastalıklar konusunda tek yetkili kurum Robert Koch Enstitüsü’dür. Başkanı veteriner hekim Dr. Lothar Wieler, geçen perşembe günü Sağlık Bakanı ile yaptığı toplantıda şöyle diyor: “Uçurumun kenarında hızla gidiyoruz. Yuvarlandıktan sonra acil frenin varmış, frenlerin sağlammış, hiç faydası yok.” Yani “herkes aklını başına toplasın”.

Koronadan etkilenen firmalara maddi destek veren yılların tecrübeli siyasetçisi Alman Ekonomi Bakanı Peter Altmaier de ülkenin pazar gazetesindeki demecinde “Durum dramatik. Vaka sayıları artıyor. Daha fazla insanın ölmesine göz yumamayız. Her yer açılsın diyorsanız alternatifi binlerce ölüm, sağlık sisteminin dayanma noktasını geçmesi. Bazı çalışmalar yaptık ama 3. dalga ve hızlı bulaşan virüs yüzünden bazı kararları geri almak zorunda kaldık. Aksi takdire salgının kontrolü tamamen elimizden çıkar gider. Akşamları örneğin saat 21.00’den sonra sokağa çıkma yasağı makul bir önlem. Ben de aşı oldum, ama kurallara sıkı sıkıya uyuyorum” diyordu.

GÜNÜN SÖZÜ
“Cahilsin, okur öğrenirsin. Gerisin, ilerlersin. Adam yok, yetiştirirsin. Paran yok, kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.”
A.H.TANPINAR

DÜNYAYA NE CEVAP VERECEĞİZ (2)

ŞALOM

Yazının Devamını Oku

Siyaset aşıyı 2. sıraya itti

Almanya için 2021 hareketli bir yıl. Eylül ayında seçim var. Parti başkanlığını çoktan bırakan Şansölye Angela Merkel siyasetten de ayrılıyor.

Partiler aday belirleme sürecine girdiler. Sosyal demokratlar şansölye adayını çoktan ilan etti. Şu anki büyük koalisyonda maliye bakanı olan Olaf Scholz için “adayımız” dediler. Seçmen bilir ki seçim sonucunda sosyal demokratlar tek başına veya koalisyon kurup iktidarda olursa şansölye de bay Scholz olacak. Yeşiller ise adaylarını bu hafta sonu açıklayacak. Muhafazakârların şansölye adayı ise henüz belli değil. Muhafazakâr kanat ‘Hristiyan Birlik Partileri CDU/CSU’ olarak anılır. Aralarındaki anlaşmayla büyük ortak CDU Bavyera haricinde tüm eyaletlerde, küçük ortak CSU ise yalnızca Bavyera Eyaleti’nde seçime katılır. Oylar tek partiymiş gibi toplanır. İki ortak parti şansölye adayını ortaklaşa belirler. 1980 ve 2002 hariç ortak aday, hep büyük ortak CDU’dan çıkmıştır.

Bu kez ilk kez işler karıştı. Büyük ortak CDU’nun lideri, yani Merkel’in selefi 60 yaşındaki Armin Laschet ile küçük ortak CSU’nun lideri 54 yaşındaki Markus Söder şansölye adaylığına talip. Ortakların arası limoni oldu. Her ikisi de şimdilik geri adım atmıyor. Bugün veya yarın bir araya gelip biri diğerine mecburen yol verecek. Almanya bu konuya kilitlenmiş vaziyette. Korona salgını, aşı bile ikinci plana itildi. Bu konu Avrupa’nın da gündeminde. Çünkü ikisinden biri şansölye olduğu takdirde bir ölçüde Avrupa siyasetini de etkileyecek.

KİM GÜVERCİN KİM ŞAHİN

Her ikisini de yakından tanıyan Almanya’daki gazeteci dostuma sordum. Biriyle beraber İstanbul’a gelmiş, hatta Aksaray yokuşunda karda patinaj yapan taksiden inip taksiyi beraber itmişti. Diğeriyle de Bira Festivali’nde buluşacak kadar yakın. “Benim için çok zor bir durum” diyor ama ekliyor: “Genel olarak Bay Laschet’i ‘Güvercin’, Bay Söder’i ise ‘Şahin’ olarak niteleyebilirim”.

Almanya’da ortak her iki parti doğal olarak kendi liderinin şansölye adayı olmasını arzu ediyor ama anketlere bakılırsa Markus Söder halkın gönlünde daha önde gözüküyor. Almanya bu konuya kilitlenmiş vaziyette.

GÜNÜN SÖZÜ

Ünlü ozanımız

Yazının Devamını Oku

Atatürk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği

Atatürkçü Düşünce Derneği, Orhan Pamuk’un son romanındaki Atatürk’ü küçümseyen ifadeler nedeniyle sert bir açıklama yaptı. Açıklamada özetle şöyle deniliyor:

“Sözde, ‘Edebiyatçı-aydın’ unvanıyla, bulunduğu konumu borçlu olduğu devletin kurucusunu küçümseyen, kitaplarında satır aralarına gizlediği ifadelerle, betimlemelerle, dünyanın saygıyla andığı, hayran kaldığı Büyük Devrimci Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e saldırmanın dayanılmaz hafifliğini iliklerine kadar yaşayan Orhan Pamuk, ‘Veba Geceleri’ isimli son kitabında da aynı ruh halini dışa vurmuştur.

Milletini ve kurtarıcısını küçümseyerek aydın olunmaz. ‘Aydın’ olmak sorumluluk ister. Aydın, üç kuruşluk kelime oyunlarıyla birilerinin ruhunu tatmin ederek alkış bekleyen biri değildir. Orhan Pamuk ve daha nice ‘sözde aydın’lara duyurulur.”

DOĞRUCU DAVUT’LARIN ÖRGÜTTE İŞİ YOK ARTIK
AKP, CHP’Yİ BOZDU!

KÖŞEMİZDE dün ‘Muameleci yeniden seçildi’ başlıklı yazımızda “CHP’de yarış, eleştiri yoktur, aday da yoktur! Buna demokrasi mi diyeceğiz?” diye sorgulamış, CHP tüzüğüne atıfta bulunmuştuk. Gerçekten siyasetçiler bu kadar umursamaz mı oldular! Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanı Erdoğan Toprak, “Elinden tutup getirdiği Rıza Akpolat’ı kulağından hiç çekmez mi?” Teşkilattan sorumlu Seyit Torun örgüte karşı neden bu kadar duyarsız oluyor?

Peki buna demokrasi mi diyeceğiz, diyerek CHP tüzüğüne atıfta bulunmuştuk ama hiç yararı yokmuş. Dünkü yazımız üzerine İzmir’de benzer tartışmalar olmuş!

Üç yıldır İBB Başkanı Tunç Soyer ve İzmir İl Başkanı Deniz Yücel’in hazırladığı listeler, CHP grubuna geliyor ve Meclis üyeleri sorgulamadan sadece “evet” demek zorunda kalıyorlar. Çünkü, örneğin İmar Komisyonu’na ve Plan Bütçe Komisyonu’na aday olmaya kalkanlar hemen azarlanıyor; “Grubu bölmeyin” uyarısıyla karşılanıyor. Ne zamandan beri, CHP tüzüğünü uygulamak bölücülük oldu? Yine Bakırköy’den Urla’da aday gösterilen Av. Taner Kazanoğlu adaylıklarda “seçim” yapılmasını önerdi, ancak dinleyen olmadı kendisini.

İzmir’de gazetecilerin kendisine, karşı çıkışları nedeniyle

Yazının Devamını Oku

‘Muameleci’ yeniden seçildi

CHP’nin İstanbul’da iktidar olduğu ilçe belediyelerinde yapılan ihtisas komisyonu seçimleri CHP Parti tüzüğüne göre “kapalı oy açık tasnif” şeklindedir.

Tüzüğe rağmen neredeyse hiçbir belediyede bu tüzük uygulanmıyor; ilçelerde belediye başkanı ve yakın şakşakçılarının belirlediği listeler parti grubuna geliyor ve sözde seçim yapılmış oluyor. AKP zaten bu yöntemi kullanıyordu; artık CHP de bu konuda AKP’yi örnek alıyor! Gerçi Kılıçdaroğlu da TBMM grup başkan vekilleri için atama yapıldığından seçim yaptırmıyor. İBB’de ise iki yıldır Canan Kaftancıoğlu ve Ekrem İmamoğlu’nun önceden oluşturduğu listeler parti grubunda oylanıyor, tabii ki seçim yok. En yakın örnek Beşiktaş Belediyesi İhtisas Komisyonları Seçimi oldu. 4 Nisan tarihinde Akatlar MKM’de kahvaltılı toplantı yapıldı. Başkan Rıza Akpolat komisyon seçimleri için seçim yapılmasını önerdi. Ancak meclis üyeleri “Siz daha iyi bilirsiniz başganım!” dediler ve tüzükte açıkça belirtilmesine karşın seçim yapılmadı. Değişen sadece meclis başkan vekili oldu.

GÖZ YAŞARTAN ARSA!

Bu arada daha önce köşemizde gündeme getirdiğimiz, Ulus’taki “göz yaşartan arsa” ile ilgili yazımızın kamuoyunda büyük yankı uyandırmasına karşın, “eski tas, eski hamam” uygulamasının sürdürülmesi dikkat çekti. Beşiktaş eski ilçe başkanlığından meclis üyeliğine “sıçrayan” Sebahattin Öztürk’ün, kendisine yönelik “muameleci” tavrından vazgeçmeyerek yeniden İmar Komisyonu’na seçilmesi hiç hoş karşılanmadı. Arsa sahipleri, Öztürk’e “vekalet” verdiğine göre, muamelecilik işini garanti görüyorlar demek ki. Yani Meclis üyeleri, bundan böyle seçildikleri komisyonlarda görüşülecek konularla ilgili “vekalet” alabilirler, almayanı dövüyorlar zaten. Bu tür uygulamalardan hiç utanan yok mudur?

CHP’de artık yarış, eleştiri yoktur, aday da yoktur! Peki buna demokrasi mi diyeceğiz?

‘TEFLON’ RUTTE NEDEN KAZANIYOR

HOLLANDA çok güçlü bir ekonomiye sahip değişik bir ülke. Dünyanın en fazla ihracat yapan ilk on ülkesinden biri; Türkiye ile ticaret hacmi 8 milyar dolar civarında. Pek bilinmez ama doğrudan yabancı yatırımcılar arasında Türkiye’de en çok yatırımı olan ülkedir.

Hollanda üç hafta önce seçime gitti. Temsilciler meclisinin 150 üyeliği için 37 partiden 1579 aday yarıştı. Baraj yok. 1918’den beri ilk kez 17 parti meclise girdi. Hükümetin kurulması çok karmaşık, uzun zaman alır. Görüşmeleri arabulucular yürütür. Bugüne kadar koalisyonlar en uzun 225 günde, en kısa da 25 günde kurulabildi. Giderek de zorlaşıyor...

Seçimde, özetle eski başbakan

Yazının Devamını Oku