Leni’nin altıncı hayatı

AĞIR makyajının gizlemeyi başaramadığı çizgileri öylesine derin ki, kara kalemle çevrelenmiş gözlerinin cıvıltısı tuhaf görünüyor.

Ten yüzyıllık, bakışlar otuz, belki yirmi.

Leni Riefenstahl 22 Ağustos'ta yüz yaşını kutlamış.

‘‘Şimdiye kadar doğum günümde herkes bana hediyeler getirirdi. Ama 100 yaşımda ben dünyaya bir hediye veriyorum. ‘Beş hayat' adındaki fotograf albümüm. 20. yüzyılda değişik beş hayatım oldu, 21. yüzyılda altıncısına hazırlanıyorum.’’

Leni Riefenstahl
yeryüzünün eski güzelliğine, el değmemişliğine kavuşması için adayacak altıncı hayatını.

Afrika’da Kenya açıklarında, ilk kez tüple dalıp denizin derinliklerini keşfe çıktığında 71 yaşındaydı.

Sudan'ın güneyinde, ‘‘başka bir gezegenden gelmiş gibiydiler’’ dediği Nuba halkının resimlerini çekmeye ve günlerini onlarla birlikte dağlık bir köyde geçirmeye başladığında ise 60'ındaydı.

Peki ya Leni Riefenstahl'ın diğer hayatları?

20 yaşında, ‘‘modern dansa’’ gönül verip, babasının karşı çıkması üzerine evden kaçış.

Prag'da sahnede dans sırasında sakatlanma üzerine başka arayışlar.

Dağcılık ve fotoğrafçılıkla tanışma.

1932, Leni Riefenstahl'ın sinema yönetmenliğine başladığı ve ‘‘Mavi Işık’’ filmini çevirdiği yıl.

Aynı zamanda Hitler'in bir konuşmasını duyup, ona övgü dolu bir mektup döşendiği yıl.

Beş hayatından en karanlık hayatına başladığı yıl.

Bir yıl sonra Hitler şansölye olduğunda ondan Nuremberg'deki Nazi Partisi'nin kongresini filme çekmesini ister.

Kısa metrajlı, belgesel film ‘‘İmanın Zaferi’’ böyle doğar.

‘‘Hitler bana inanılmaz destek vermiş, sonsuz imkanlar sunmuştu.’’

1936 Berlin Olimpiyatları'nın belgeselini hazırlayan Leni Riefenstahl, filmini ABD'de pazarlamak ister ancak stüdyoların boykotuyla karşılaşır.

Amerikalılar ‘‘Stadyumun Tanrıları’’na yüz vermez.

Hitler ile olan ilişkisine gelince...

Leni Riefenstahl bugün hálá aralarında bir aşk ilişkisi olduğunu reddediyor.

‘‘Bana hiç çekici bir erkek olarak gelmedi.’’

Aralarındaki bağın türü neydi o halde?

‘‘Sanat aşkı, sadece sanat ve estetik aşkı bizi yakınlaştırmıştı.’’

Leni Riefenstahl
hiçbir zaman Nazi Partisi'ne kaydolmamış.

Savaş bitiminde tutuklanıp, mahkemeye çıkartıldığında, Nazilerle işbirliği suçlamaları karşısında tek dayanağı da buydu zaten: Hiçbir zaman partiye üye olmamak.

100 yaşını dolduran ve altıncı hayatına hazırlanan Leni Riefenstahl, ‘‘vicdanım rahat’’ diyebiliyor. Onun böyle söylemesi Almanları rahatlatmıyor ne yazık ki.

Zira, Die Welt Gazetesine göre, Leni Riefenstahl, geçmişiyle hesaplaşmakta olan Almanya için ‘‘kollektif reddedişin’’ tehlikeli bir simgesi.

GAP'ın projeleri Dünya Zirvesi'nde


YARIN Johannesburg'da başlayan ‘‘Dünya Zirvesi'ne Güneydoğu Anadolu Projesi GAP, üç projeyle katılıyor.

Güneydoğulu gençlerin eğitimine katkıda bulunan ‘‘Gençlik için Sosyal Gelişim’’, kadın ve aileye yönelik ÇATOM ve ‘‘Girişimciyi Destekleme’’ projeleri katılımcılara tanıtılacak.

Seller Gerhard Schroeder'e yaradı


SADECE biz değil, Avrupa da siyasetle dolu bir yaz geçiriyor.

Fransa'da sol hálá nisan ayının yenilgisiyle kendi içinde hesaplaşırken, Almanya 22 Eylül seçimleriyle yatıp kalkıyor.

Okuduklarıma bakılırsa, iktidarı tehlikede olan şansölye Gerhard Schroeder, Almanya'yı esir alan sel felaketi karşısında gösterdiği liderlik vasıfları sayesinde hayli puan toplamış. Sellerden sonra yapılan kamuoyu yoklamalarına göre, Hıristiyan Demokrat rakibi Edmund Stoiber ile beş puanlık farkı bire indirmeyi başarmış.

Hitler hayranı İngiliz kardeşler


1930'larda Hitler'in büyüsüne kapılan tek ünlü kadın Leni Riefenstahl değildi elbette. Bir İngiliz lordunun güzel kızları da onun hayranları arasındaydılar. Mitford kızkardeşlerin hikayesi bir biyografiye konu oldu.

Elle Dergisi'nin muhabirlerinden Annick Le Floc'hmoan, Çılgın Mitford Kızkardeşler kitabını iki yıllık bir uğraş sonucu yazdı. Bu kızkardeşler İngiltere'de çok meşhurdular. Biyografi, onları bütün dünyada tanıttı.

Unity, Diana, Nancy, Jessica, Pamela ve Deborah, İngiliz aristokratı Lord Redesdale'in kızlarıydı. Anneleri, güzelliğiyle meşhur Sidney Gibson-Bowles ise, bugün de dünyanın en tanınmış dergilerinden biri olan Vanity Fair'in kurucusuydu. Winston Churchill ise kuzenleriydi.

SOSYETE GÖZDESİ

Kızkardeşler, birinci ve ikinci dünya savaşlarının arasındaki, bütün Avrupa'nın kendini çılgınca eğlenceye verdiği bir dönemde Avrupa sosyetesinin gözbebeği oldular. İçlerinden Deborah, Devonshire Dükü'yle evlenerek, asil hayatını devam ettirdi. Pamela, İngiliz filmlerinde gördüğümüz, kısa topuklu ayakkabıları, tüvit ceketi ve ayaklarının dibinde koşturan köpekleriyle tipik bir İngiliz toprak sahibesi olarak yaşamayı seçti.

Bu ikisi zaten Mitford kızkardeşler arasında en sıradan olanlarıydı. Nancy Mitford en yeteneklileriydi: Ünlü yazar Evelyn Waugh'un yakın arkadaşıydı ve dönemin iyi romancıları arasındaydı. ‘‘Büyükelçiye Tek Bir Laf Sızmasın’’ adlı kitabı gerçekten de çok başarılıydı.

Unity ve Diana ise 1930'ların başında kendilerini nazizme kaptırarak maceracı bir hayata adım attılar. Diana, Guinness biralarının sahibiyle evlenmişti ama mutlu değildi, ondan ayrılarak İngiliz faşist partisinin lideri Lord Oswald Mosley'le evlendi. En yakın dostları, aynı zamanda nikah şahitleri olan Nazi Propaganda Bakanı Joesph Goebbels ve karısı Magda'ydı. Nazizmin İngiltere için biçilmiş kaftan olduğuna inanıyordu Diana. Savaş ilan edilip Alman bombaları Londra'ya yağmaya başlayınca o ve kocası Lord Mosley kendilerini hapiste buldular. Bu hapis hayatı üç yıl sürdü; ama kuzeni Churchill sayesinde çok acı çekmedi Diana. En azından oda hizmetçisini de yanında bulundurmasına izin verilmişti...

KAFASINA KURŞUN SIKTI

Kızkardeşi Unity'nin nazizm macerası daha trajikti. O, Hitler'e resmen aşık olmuştu. Hatta bu aşk uğruna Berlin'e gidip kendini neredeyse diktatörün kollarına atmıştı. İngiltere Almanya'ya savaş ilan edince, onun için dünyanın sonu geldi. Kafasına bir kurşun sıktı. Yaralı olarak İngiltere'ye getirildi, ömrünü aklını yitirmiş bir şekilde tamamladı.

Öbür kızkardeş Jessica ise tam ters bir yolu seçti; bir anarşist oldu. İspanya İç Savaşı'nda cumhuriyetçilerin yanında savaştı, savaştan sonra ABD'ye göç etti, komünistlerin avlandığı MacCarthy döneminde çok sıkıntı çekti.
Yazarın Tüm Yazıları