GeriSeyahat Kuzey İtalya’nın pembe manolya cenneti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Kuzey İtalya’nın pembe manolya cenneti

Kuzey İtalya’nın pembe manolya cenneti

Avrupa’nın en güzel göllerinden biri Garda. Venedik’le Milano’nun arasında. Gökyüzünden bakıldığında pipo gibi görünüyor. Çevresi yüksek dağlarla çevrili. 51 kilometre uzunluğu, 369 kilometrekarelik genişliğiyle İtalya’nın en büyük gölü. Derinliği kimi yerlerde 349 metreye ulaşıyor. Çevresindeki ortaçağdan kalma kasabalar, şatolar, beş küçük adası, dağlardaki bitki örtüsüyle göz alıcı güzellikte. Eğer bugünlerde Garda’ya yolunuz düşerse, uygun fiyatlara konaklayabilir, çiçek açan pembe manolyalar, erguvanlarla tam bir renk cümbüşü yaşayabilirsiniz.

Kasvetli karanlık kış günlerinden sonra güneşle kucaklaşmanın zamanı geldi. Baharı coşkuyla karşılıyoruz. Buna seyahatin zevki eklenince mutluluğumuz dört dörtlük oluyor. Bu gün size cennetten bir köşe olan Garda Gölü’nü anlatmaya çalışacağım.

Yolculuğa başlangıç noktası olarak Münih’i seçtik. İki hafta önce, eşim ve oğlumla Münih’ten çıktığımızda hava serin ama güneşliydi. Rotamızı kartpostal güzelliğinde manzaralar süslüyordu. İlk durağımız Almanya’da kalan ve iki ayrı şehrin birleşmesinden oluşan Garmisch-Partenkirchen oldu. Zugspitze (2962 m.) dağının eteklerinde kurulmuş bu şehir Bavyera Alpleri’nin en ünlü kür ve kayak merkezi. 10 bin otel yatak kapasiteli otelleri, 110 restoranıyla her yıl milyonlarca kişiyi ağırlıyor. Hemen hemen tüm binaların ön cepheleri resimlerle, motiflerle süslenmiş; Alp tarzı tahta teraslı, balkonlu, bol çiçekli ön yüzlerde açık hava ressamlığının farklı örnekleri görülüyor.

BİNALAR AHŞAP, ÇATILARI ÜÇGEN
/images/100/0x0/55ea9ddef018fbb8f88bac79


İkinci molamız Avusturya’nın Tirol bölgesinin en güzel kasabası Seefeld’deydi. 1200 metre yükseklikteki Avrupa’nın en ünlü kayak merkezlerinden biri olan bu kasaba pek çok 5 yıldızlı otele evsahipliği yapıyor. Binaların hemen hepsi ağaçtan yapılmış, üçgen çatılı. Kış ve yaz turizmi bölgenin en büyük gelir kaynakları. Çevrede kilometrelerce uzanan yürüyüş ve tırmanma yolları ve çeşitli zorluk derecelerinde kayak pistleri mevcut. Dağlar ve ormanlarla kaplı çevredeki irili ufaklı göller mükemmel Tirol fotoğrafının tamamlayıcıları.

Seefeld’e 10 kilometre uzaklıkta Insbruck, 1420’den beri Tirollerin merkezi ve Habsburg Hanedanı’nın başkenti. Inn Irmağı kıyısındaki bu güzel şehir 1964 Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmış. Avusturya’nın Viyana, Graz, Linz ve Salzburg’dan sonra beşinci büyük kenti. Bu bölgeyi başka bir yazının konusu yapmak üzere, yola devam ediyoruz.

Avrupa’nın en ünlü geçitlerinden Brenner’den geçiyor yolumuz. İtalya, Avusturya ve Almanya ortak yapımı. Yol pek çok viyadüklerle bağlanmış. A 22 otobanında İtalya’da kalan Bolzano ve Trento’dan geçerek ilerliyoruz. Dolomiti Alpleri’nin yükseltileri yol boyunca devam ediyor. Yol boyunca devam eden iki şey daha var: Vadi boyunca uzanan üzüm bağları ve tepelere kurulmuş, eski çağlardan kalan farklı yapılardaki şato ve kaleler. Nihayet Rovereto’dan Garda’ya girmek üzere otobandan ayrılıyoruz.

AĞAÇTAKİ DEV LALE DEMETİ

Daha önce oldukça dar, virajlı ve uzun olan yol bir tünelle kısaltılıp 2,5 kilometreye indirilmiş. Loppio’dan geçerken gördüğümüz üzüm bağları içindeki köy, sarı çiçek açan minik ağaçları ve baharın müjdecisi meyve ağaçlarının çiçekleriyle süslenmiş. St.Giovanni geçidinden geçtikten sonra tepedeki Nago köyüne varıyoruz. 12 kilometrelik güzergah gayet keyifliydi. Tepeden gölün manzarası olağanüstü. Gölde pek çok yelkenli süzülüyor. Çevre zeytinliklerle kaplı ve yol göl kıyısındaki Torbole’ye doğru kıvrılarak iniyoruz. Rengarenk açmış çiçekler, ağaçlar ve yeşilin her tonu burada coşku ile bizi selamlıyor.

Riva Del Garda, gölün sarp dağların arasına girdiği alanda kurulmuş. Her yer mis gibi çiçek kokuyor. Doğal parfüm tüm kasabaya yayılmış. Güneş çok güzel ısıtıyor. Buraya bahar erken gelmiş. Garda’da beni en çok etkileyen manolya ağaçlarıydı. Özellikle bu mevsimde muhteşem güzellikler barındıran dev Magnolia Soulangeana. Ağaçta hiç yaprak yoktu, pembenin saf çekiciliğinden oluşan büyükçe bir lale buketiydi sanki gördüğümüz. Kasabanın bitim noktasında göğe dimdik uzanan dağların üzeri çam ormanlarıyla kaplı, tepelerinde ise sarp kayalar var. Garda gölünde işleyen
/images/100/0x0/55ea9ddef018fbb8f88bac7b
vapurlar eski şehrin olduğu bölüme yanaşıyor. Turistler kah bisikletleriyle, kah sırt çantalarıyla yürüyerek seyahat ediyorlar. Kıyı boyunca uzanan surlar yıllar içinde çeşitli lordlar tarafından genişletilmiş ve işlevleri arttırılmış. Roma tarzı yapılan bu surlar 19. yy’da Avusturyalıların eline geçmiş ve kuleleri kullanılmış.

YELKENCİLERİN GÖZDESİ

Bu ortaçağ kentinin kalbi Piazza 3 Novembre, yani 3 Kasım Bulvarı’nda atıyor. Bulvar 14.yy’dan kalma kapılarla süslenmiş. Alanın bittiği yerde 34 metre yükseklikteki 1220 tarihinde yapılmış Aponale Kulesi var. Diğer tarafta 14. yy’dan kalan Pretorio Sarayı ve 15. yy’dan kalma şehir meydanı bulunuyor. Bu bölgede pek çok restoran ve kafe turistlere hizmet sunmakta. Özellikle göle bakan sahil şeridi oldukça keyifli.

Piazza Battisti, Piazza 3 Novembre ve hemen yakınındaki Piazza S. Rocco, Riva Del Garda’nın en önemli meydanları. 1440’lı yıllarda Venedik Cumhuriyeti’ne bağlanan Riva Del Garda, 18.yy’da Habsburg Hanedanı’na geçmiş. 1918’de ise tekrar İtalya’ya bağlanmış.

Şehir merkezinden başladığımız yürüyüşte birkaç küçük yat limanından geçtikten sonra önce yelken kulübüne, ardından servi ve diğer ağaçların süslediği kumsala ulaşıyoruz. Alman ve Avusturyalı turistlerin çokluğu dikkatimizi çekiyor. Kuğu ve ördeklere de evsahipliği yapan gölün diğer kiracıları enfes güzellikteki yelkenliler. Garda, rüzgar esintisinin yönü sebebiyle yelken sporuna çok elverişli. Uluslararası Optimis yarışları burada yapılıyor. Tarih, sanat, spor ve doğanın yanı sıra birinci sınıf otelleri ile de turistleri çeken Riva Del Garda sadece tatil merkezi değil, aynı zamanda ticaret kenti.

TELEFERİKLE M. BALDO MANZARASI

Riva Del Garda’dan göldeki diğer kasabalara gitmek üzere güneye doğru ilerlemeye karar verdik. Gölün doğu kanadını takip ediyoruz. Her dönemeçte şirin bir ev, güzel bir kumsal, karşı kıyıdan gelen sörfçüler ve yelkenlilerle karşılaşıyoruz. Yeşil ve mavinin yanı sıra baharda açan rengarenk çiçekler bu eşsiz tabloyu tamamlıyor. Çevre zeytin, limon, portakal ağaçları ve palmiyelerle süslenmiş. Ormanda Himalaya çamı, selviler ağırlıkta. Begonvil ve zakkumlar
/images/100/0x0/55ea9ddef018fbb8f88bac7d
da bölgeye renk katıyor.

Torbole’den sonra rotamızda Tempesta, Navene, Malcesine var. Malcesine heybetli Ortaçağ kalesinin çevresinde gelişmiş doğu kıyısının en güzel beldesi. Kendine has sokakları ile şirin bir köy olan Malcesine’de casuslukla suçlanan, tutuklanan Goethe bile, buna rağmen her fırsatta köyü çok sevdiğini söylemiş.

Malcesine’den Monte Baldo’ya yaptığımız teleferik gezisi Garda’nın olmazsa olmazlarından. 1790 metreye çıkan teleferik, çevresindeki 2218 metrelik zirvelerle yolcularına unutulmaz bir deneyim yaşatıyor. Monte Baldo, işaretlenmiş patika yolları ve bitki örtüsüyle de ünlü. Bir zamanlar bu bölgede yetişen çiçek çeşitliliği nedeniyle Hortus Europae yani Avrupa’nın Bahçesi diye adlandırılmış. Nedeni, gölün suları ve Dolomit’lerin (Alplerin) kuzeye doğru koruyucu çemberiyle ılıman ve çeşitli yerel iklimler oluşması. Böylece çok farklı çiçek türleriyle alışılmadık bitki örtüsü ortaya çıkmış. Bölge büyük bir milli parka dönüştürülmüş. Malcesine’nin hemen kuzeyinde botanik parkta (Riserva Naturale Gardesana Orientale) bölge florası görülebilir.

Daha sonra sırasıyla Cassone, Assenza, Brenzone, San Zeno’dan geçtik. Zeytin ağaçlı kıyılardan güneye doğru ilerlerken Torri Del Benaco’ya vardık. Scalieri’lerin kalelerinden biri bu köyü süslemekte. Lakin Verona ve Garda gölü üzerinde Scaligeri’ler tarafından yaptırılmış pek çok kale mevcut. 13 ve 14.yy’larda askeri güce sahip aileler birbirleriyle iktidar ve servet mücadelesi veriyordu. Scaligeriler de kurdukları kalelerle komşuları Lombaridiya’yı yöneten Viscontiler’in saldırılarına karşılık vermiş, bölgeye bir süreliğine de olsa barış ve refah getirmiş.

GÖLÜN EN ROMANTİK MANZARASI

Garda kasabasına çok yaklaştığımızda Punta San Vigilio’nun eşsiz güzelliğiyle karşılaştık. Gölün en romantik noktası bence burasıydı. Burun muhteşem bir yeşillik içindeydi. Bir başka mola yerimiz göl ile aynı adı taşıyan Garda’ydı. Venedik milis kuvvetleri için 15. yy’da inşa edilen Palazzo Dei Capitani etrafında dizilmiş açık hava kafeleri ile süslenmiş kasaba, her daim canlı ve hareketli. Sahildeki yürüyüş yolundan Punta San Viglio’nun görüntüsü çok etkileyici. Pastanelerdeki ve kafelerdeki yiyecek sunumları görülmeye değer.
/images/100/0x0/55ea9ddef018fbb8f88bac7f

Dizel motorlarla çalışmasına rağmen hálá "buharlı gemi" denilen motorlarla yapılan göl gezilerini büyüleyici doğayı gözler önüne serdiği için tavsiye ederim. Göl kıyısındaki yalılardan ve bahçelerden bazıları sadece gölden görülebiliyor. Üç saatlik tekne gezisi bu olağanüstü yapıları görmek için yegane yol.

Göldeki bir başka ulaşım ise düzenli deniz otobüsü seferleri. Arabalı vapur ise sadece Torri Del Benaco ile Toscalano-Maderno arasında işlemekte. Garda’dan sonra Bardolino Lazise Peschiera ve nihayet Sirmione’ye ulaşıyoruz. Gölün güney bölümünden içeri doğru uzanan bu yarımada, anakaraya bir köprü ile bağlanmış. Sirmione’ye araba ile girmek yasak. Bu yüzden tüm köyün ortaçağdan kalma caddelerini yürüyerek dolaşırken tarihi doku ile iç içe kaynaşıyorsunuz.

Kaleyi anakaraya bağlayan hareketli köprü tehlike anında kaledekiler için bir kaçış yolu sağlıyor. Kalenin ana burcu, kale hendeği ve kalenin iç limanı orijinal olarak bugünlere kadar muhafaza edilebilmiş. İç liman fırtınalı havalarda balıkçılar için bir sığınak; kale filosu için ise çapa atma yeriydi.

Kale (Rocca Scaligeri) 13. yy’da aynı adı taşıyan aile tarafından inşa edilen kalelerin en ünlüsü. Sudan gelecek tehlikelere karşı yarımadayı koruyan kalenin arkasında göl manzaralı sessiz dar sokakları hediyelik eşya satan dükkanlar süslemekte. Göl üzerindeki 20 bin nüfuslu en önemli ticaret merkezi olan Desenzanı Del Garda’yı uzaktan görmekle yetindik.

La Gadre Sana, gölü çevreleyen 143 kilometrelik lik yola verilen isim. Bu yolun yarısında uçurumlar ve 80 kadar tünel var. Bu sebeple yolun sadece doğu kıyısından geçerek rotamızı Venedik’e çevirdik. Yolun batı kıyısında neler kaçırdığımızı merak eden okurları aydınlatmam gerekirse, Gargano’dan sonra Tremosine yolu fevkalade manzaralar sunmakta.

Kısaca Garda Gölü, şarapçılığın ve zeytinciliğin yapıldığı, sıcak insanlarıyla ve olağanüstü manzarasıyla beni büyüledi. Yapay plajları, lüks otelleri, tenis, binicilik sahaları, ekstrem sporlara meraklı turistlere sunduğu yamaç paraşütü, dağ sporları olanaklarıyla eşsiz bir tatil mekanı.

Reith’te şnitzel tadın

Eğer zamanınız varsa Seefeld’e karayoluyla beş dakika mesafedeki Reith’a uğramanızı, anayol üzerinde eşsiz manzara eşliğindeki Meilerhof’ta yemek yemenizi salık veririm. Burada Avusturya’nın en özgün yemegi olan wiener schnitzel harika yapılıp sunuluyor. Meraklısı için hatırlatalım, normalde daima dana etinden yapılıyor, ancak schnitzel wiener art’ta (Viyana usulü şnitzel) domuz kullanılıyor.

İNTERNETTE GARDA

Resmi web sitesi: www.visitgarda.com İngilizce Garda Seyahat Rehberi: www.lakegardasee.com Hava durumu: www.gardawetter.com Wikipedia: en.wikipedia.org/wiki/Lake_Garda

NASIL GİDİLİR?

Garda’ya ulaşmanın en kolay yolu İtalya’nın Milano veya Venedik kentlerinden birine uçakla gidip otomobil kiralamak. Garda bu iki şehrin tam ortasında. A4 otobanından Verona yönüne doğru gidince muhteşem güzellikleriyle karşınıza çıkıyor. Milano’dan trenle de ulaşmak mümkün. Yol boyunca uzanan meyve ağaçlarının pembe renkliyle renkleniyor yolculuğunuz. Garda’da havaalanı var. Ancak aşağıdaki birçok güzelliği göremeden geçersiniz. Farklı bir seyahat deneyimi yaşamak istiyorsanız, karayolunu tercih edin. Almanya veya Avusturya üzerinden, Alpler’in huzur dolu beyazlığını yaşayarak Garda’ya gidin.
False