GeriKurthan FİŞEK Kurthan Fişek: Restoran tabldot ya yersin ya aç kalırsın
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kurthan Fişek: Restoran tabldot ya yersin ya aç kalırsın






Kurthan FİŞEK

YILLAR önceydi. Sanırım 8-9 yıl kadar... O zamanın muazzam parasıyla bir buçuk trilyonluk Ulaştırma Bakanlığı ihaleleri iptal edilmişti.

Ortalık karıştı.

Ulaştırma bakanı Mehmet Köstepen, selefi Yaşar Topçu'yu suçlar gibi yaptı, topu taca attı.

‘‘Yoğun usulsüzlük, yolsuzluk ve sûistimal iddiaları ve söylentileri var. Onları dikkatle inceleyebilmek için ihaleleri iptal ettik...’’

Devletin yapması gereken işleri özel taşeronlara, müteahhitlere ihale ederseniz, önünde sonunda olacağı budur.

Rahmetli Turgut Özal'ın büyük hayali olan ‘‘hızlı tren’’ ihalesi de, birkaç ay sonra, bu yüzden iptal edilmişti.

* * *

Ağzı olanın konuştuğu, kalemi olanın yazdığı bir ortamda yaşıyoruz...

Kötü haber tez geliyor.

Yolsuzluk varmış, herkes malı götürüyormuş... Devlet bu işi hemen çözecekmiş...

Ama, her ne hikmetse, iyi haber, ya geç geliyor, ya hiç gelmiyor.

Yeniden yapılanmayı sağlayacak tek çıkar yol, mevcut parlamentonun sağlıklı şekilde yenilenmesidir. Yani, erken seçimdir.

Kimde o cesaret?

Her yeni seçimde eski parlamentonun yüzde 54'ünün meclis dışı kaldığı hatırlanırsa, kimse erken seçime cesaret edemez...

Bir kere de sorsalar kendi kendilerine...

‘‘Giden gelmiyor, acep nedendir?’’

* * *

Anayasa Mahkemesi'nin son çıkışı bir kısım siyasi çevrelerde yadırgandı.

Yadırganmaması gerekirdi.

‘‘Kuvvetler ayrılığı’’ ilkesi, gelmiş-geçmiş bütün mevzuatımızda var. Yasama ayrı, yürütme ayrı, yargı ayrıdır. Birbirlerinden bağımsızdır, biri öbürünü denetler.

Oysa, bizim geleneklerimiz, göreneklerimiz, alışkanlıklarımız ‘‘kuvvetler birliği’’ yönündedir.

Üstelik, bazı kavramları popomuzdan anladığımız için, akımı kakam şeklinde algıladığımız için, ‘‘kuvvet’’ denildiğinde müsellah (silahlı) olanı aklımıza gelip takılır, ona sığınırız...

* * *

Bizi ‘‘erken seçim’’ paklar, temizler gibime geliyor.

Ama, burada bir problem var.

Gidenlerin yarısı geri gelmediğine göre, erken seçim kararını TBMM'den çıkartmak zor...

Aslına bakılırsa, seçmen de istemiyor. Sandık başına gidip akıllarınca, gönüllerince oy kullanmak zorlarına gidiyor. Resmen üşeniyorlar, ama, her yolsuzluk, rüşvet, ihmal, yerinde infaz olayından sonra sızlanıp duruyorlar.

‘‘Aaahhh ahhh! Bunları seçmez olaydık, keşke sandığa oy atarken elimiz kırılaydı...’’

* * *

Erken seçimden kaçıldığında, öyle bir ihtimalin düşünülmesine bile yan çizildiğinde, hem seçenin, hem seçilenin psikolojisini özetlemek için, hep aynı fıkra gelir aklıma...

Bedevi araplardan biri ağacın altına yatmış, uyukluyor.

At sinekleri muz hevengi gibi doluşmuş yüzüne...

Parmağını oynatsa dağılacaklar, ama, bizim bedevide tık yok...

Yoldan geçenlerden biri dayanamamış, sormuş...

‘‘Ulan hıyar, elini kıpırdat da gitsin bunlar... Senin şu hálini seyretmekten bana bıkkınlık, bulantı geldi...’’

‘‘Aptal mıyım?’’ demiş bedevi, ‘‘Bunlar tok sinek, kovayım da açları mı gelsin?’’

X