GeriAhmet HAKAN Korkarak ve ürkerek meydan okuyorum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Korkarak ve ürkerek meydan okuyorum

ŞUNCA zamandır yazıp çiziyorum:<br><br>Başbakan aleyhinde yazdım, Cumhurbaşkanları aleyhinde yazdım, bakanlar-milletvekilleri aleyhinde yazdım, generaller aleyhinde yazdım, yazar-çizerler aleyhine yazdım, işadamları aleyhinde yazdım, magazin figürleri aleyhinde yazdım...

Ağır polemiklere girdim.
Şiddetli sataşmalara maruz kaldım.
Dalağımdan girdiler, kırık kolumdan çıktılar.
İftiranın en hasını, garezin en pisini, kıskançlığın en kalleşini gördüm, görüyorum.
Ama fakat lakin...
Şu son birkaç gündür...
Destursuz “futbol bağı”na girince...
Bunların hepsinin “leblebi çekirdek” olduğunu fark ettim.
* * *
Mesela...
Geçen gün “Fenerbahçe’nin dramı” diye bir laf ettim.
Hay etmez olaydım!
Hayatım boyunca işittiğim tüm galiz küfürlerden daha fazlasını işittim.
Neymiş efendim, Fenerbahçe gibi “şanlı bir takım” için “dram” kelimesini kullanamazmışım.
Mesela...
Dünkü yazımda Trabzonspor hakkında bir benzetme yaptım.
Hay yapmaz olaydım!
Küfür de neymiş! Ölümlerden ölüm beğenmem gerekliliğiyle karşı karşıya kaldım.
Neymiş efendim, Trabzonspor’la ilgili benzetme yapamazmışım.
Sanki Beşiktaş ya da Galatasaray farklı mı?
Onlar hakkında yazılacak iki satırlık bir esprinin karşılığının farklı olacağına dair tek bir işaret bile yok.
* * *
Generallerle kafa bulacağız.
Başbakan’la alay edeceğiz.
Magazin figürleriyle maytap geçeceğiz.
Bakan ya da milletvekiline ironi yapacağız.
İşadamına laf çakacağız.
Yazar-çizerle en sertinden polemiklere girişeceğiz.
Hatta terör örgütleri hakkında bile ileri geri yazıp çizeceğiz. Ama iş futbol takımlarına gelince...
Suspus olacağız.
Ya takımlardan birine yaslanarak diğerlerine laf çakacağız ya da idare-i maslahat yaparak durumu geçiştireceğiz.
Öyle mi?
Bana diyorlar ki:
Sen anlamazsın, “taraftar psikolojisi” diye bir şey vardır, bu psikoloji kanun manun / hukuk mukuk tanımaz. Terörize olursun. En iyisi huyundan ve de suyundan gitmek.
* * *
İyi de kardeşim, eğer ben “idare edecek” olsaydım...
Başbakan’ı idare ederdim ya da bilemedin Cumhurbaşkanı’nı...
Bakanlardan hiç değilse birini idare ederdim ya da bilemedin CHP’yi...
Pozisyonumu “idare etmek” üzerine kurardım.
Medyanın “cici adamı” olarak tebarüz etmeye gayret ederdim.
Askere oynardım.
“Jöleleme” yapardım.
Öyle çok korkusuz bir adam olmadığım halde bazı şeylerin üzerine üzerine gitmeye kalkışmazdım.
Yani demem o ki:
En ağır muktedirleri bile idare etmemişim, şimdi tutup da “taraftar psikolojisi”ni mi idare edeceğim?
* * *
Her zamanki gibi korkuyorum...
Her zamanki gibi ürküyorum. Ama her zamanki gibi...
Korkarak ve ürkerek de olsa...
“Vız gelir tırıs gider” diye meydan okumaktan da geri durmuyorum.
Hadi bakalım.

Bayramda yapmayı sevmediğim

BİR: Nerede o eski bayramlar nostaljisine girmek.
İKİ: Tatile gitmek...
ÜÇ: Bayrama özgü gelenekleri angarya olarak değerlendirmek...
DÖRT: Kapıya gelen çocukları harçlık yerine sadece şeker verip savmaya kalkışmak.
BEŞ: Yeni giysiler giymeyi küçümsemek.
ALTI: Aile buluşmasından yırtmaya kalkışmak.

Üç mesele

- BENGİ YILDIZ: “Şefkat duyuyorum” falan demiştim ama biraz düşününce şefkatten de vazgeçtim. Düşünsenize: Adam gerilla kılığına girip taş atacak, bölgenin gariban çocuklarını gaza getirecek. Ama sonra da Bodrum’da “mayolu gerilla” olarak boy gösterecek. Olmaz böyle şey.
- DENİZ FENERİ: Bir davada savcıların görevden alınması, o davanın sanıklarına yapılan iyilik değil, en büyük kötülüktür. Çünkü sanıkların, en azından imaj olarak kendilerini aklama hakları elinden alınmaktadır.
- ALİ KOÇ: “Dolduruşa getiriliyor”, “Yerinde olmak istemezdim” falan dedim ama sağduyu ile düşününce Fenerbahçe’yi ancak Ali Koç’un kurtaracağına ben de ikna oldum.

Bayramda neler okuyalım

- “EDEBİYATTAN PEK ANLAMAM”: Yeni edindim kitabı ve elimden bir türlü bırakamadım. Edebiyatın hiç de korkulacak bir alan olmadığını gayet eğlenceli bir şekilde anlatıyor. İçinde “edebiyat konusunda hava basmaya” yarayacak sayısız işe yarar ya da yaramaz bilgi var. Süper eğlenceli ve kolay okunuyor. NTV Yayınları’ndan çıktı. Kaçırmayın derim.
- “ALKOLSÜZ LOKANTALAR”: Tam adı: “İstanbul’un En Güzel Alkolsüz Lokantaları”... Kendisine “sonradan gurme” adını veren Salih Zengin tarafından kaleme alınmış. Salih’i, Zaman gazetesinde yaptığı harika röportajlardan tanıyoruz. Kendisi kafa dengi bir arkadaşımızdır. Kitabı da muhteşem... Siz de benim gibi kafayı “İstanbul’da en iyi künefe nerede yenir?” türü meselelere takanlardansınız, cevabını aradığınız her türlü sorunun yanıtının bu kitapta olduğunu müjdeleyebilirim. Hayy Kitap’tan gayet özenli bir baskıyla çıktı.
- “AŞK HAFİF BİR UYUŞTURUCUDUR”: Kitabın adı bu... Ama en sonda bir “genellikle” sözcüğü de var. Klinik deneyler yapmışlar, hayvanlar üzerinde araştırma yapmışlar, sevda durumunun her evresinin biyolojik ve psikolojik görüntülerini incelemişler falan... Ve sonra da aşk denilen halin “hafif bir uyuşturucu” etkisi yaptığına karar vermiş. Tabii “genellikle”. Bayramda gider yani... Kitap İmge’den çıkmış.
- “YIKIK KENTLİ KADINLAR”: Çağdaş edebiyatın usta yazarlarından Müge İplikçi, bu kez edebiyat dışı bir kitapla karşımızda. 17 Ağustos depreminde kentleri yıkılan, çocuklarını, alilerini kaybeden kadınları yazmış Müge İplikçi... Bir belgesel gibi... Sadece acıları değil, alınmayan önlemleri de işin içine katarak. Deprem konusunun neden gündemden hiç düşmemesi gerektiğinin bir cevabı gibi bu kitap... “Tam bayramlık” değil ama Everest’ten çıkan bu kitaba da bir göz atılsa iyi olur derim.

Ramazan mı şeker mi?

BU tartışmayı yeniden başlatma niyeti taşıyanlara hatırlatıyorum: Bu tartışma yapılmış ve en güzel şekilde noktalanmıştır.
Geçen sene bu konuda “Şeker gibi bir Ramazan Bayramı” denildi ve üzerinde toplumsal bir konsensüse varıldı.
Yarayı kaşımayalım ve bayram dileklerimizi hep “Şeker gibi bir Ramazan Bayramı” üzerinden gerçekleştirelim.
Böylece hem “Şekerciler”, hem de “Ramazancılar” mutmain olsun. Ve hayat bayram olsun!
X

Aziz’in şahlanışına dair serbest çağrışımlar

Kaosa pek de mütevazı olmayan bir katkı... Çarşıyı karıştırmak istedi galiba. Ve başardı da!

- İnsan kendisini dinledikçe... “Amma da çok şey biriktirmiş” demekten kendini alamıyor doğrusu.

*

- Artık Ali Koç’a karşı başkaldırmanın vaktinin geldiği inancıyla konuştu. Şarkısı: “Başkaldırıyorum, varın benim farkıma.”

*

- “Aziz Yıldırım tarzı polemik” diye bir şey var. İnsan nefret etse de özlüyor bu tarz polemiği.


Yazının Devamını Oku

Bir muhalefet partisi yerli aşı konusunda şu tutumu alabilir

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı uyarmış.

Demiş ki:

*

“Yerli aşı meselesinden siyaset devşirmeye çalışıp da böyle önemli bir sürecin baltalanmasına müsaade etme. Bırak Sağlık Bakanlığımız süreci olması gerektiği gibi yürütsün. Bu konuyu da algı operasyonuna kurban edersen bu sefer altında kalırsın.”

Tam olarak ne demek istiyor Akşener?

Pek anlayamadım.

*

Erdoğan’a,

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş için yazdım: Ne zaman istifa edilir ne zaman istifa edilmez

Eğer grubundaki bütün takımları ezip geçmişsen...

EZİP GEÇERSEN NE OLUR?

EĞER grubundaki bütün takımları ezip geçmişsen...

Gol yağdırmışsan...



Acayip organize bir takımla sahaya çıkmışsan...

Yazının Devamını Oku

Silahla poz verenlerden korkmalı mıyız korkmamalı mıyız?

İki hafta önce...

Elindeki silahla sosyal medyada poz veren tiplerden korkmamamız, çekinmememiz gerektiğini yazmıştım.

*

Yazıda şöyle demiştim:

*

“Sosyal medyada bazı tipler var. Silahla fotoğraf çektirmeye bayılıyorlar. Daracık pantolon, üstten üç düğmesi açılmış gömlek, ucu sivri bir iskarpin ve silah. Tabanca, tüfek... Her türlü silah. Ey vatandaş! Bu tiplerden sakın korkup çekinmeyin! Çünkü bu kişiler, fotoğraf çektirirlerken ellerine aldıkları silahı asla kullanmazlar. Daha doğrusu kullanamazlar. Çünkü kullanacak olan göstermez.”

*

“Isıracak olan köpeğin havlamaması” tezine işaret eden bir yazıydı bu.

Temel kaygısı buydu yazının.

Yazının Devamını Oku

Aslanlar ha! Aslanlar ha!

HDP İzmir il binasında...

Karanlık bir katilin alçakça saldırısı sonucu katledildi Deniz Poyraz.

*

Lanetledik.

Lanetliyoruz.

Lanetleyeceğiz.

*

Bu alçak katile, Türkiye’de selam çakan bir kişi bile çıkmadı.

Oysa

Yazının Devamını Oku

Silahlı külahlı fotoğraflara dur demenin vakti geldi

En son HDP’ye yönelik saldırının faili olan katilin fotoğrafları çıktı ortaya.

Elinde silahla poz veriyor adam.

*

Sosyal medyada son zamanlarda öyle çoğaldı ki bu tür fotoğraflar.

Eline silahı kapan pozunu veriyor.

Makineli tüfekler, tabancalar falan.


Yazının Devamını Oku

Puslu havanın çakalı

Bugünlerde ortada bir parça puslu hava ve çokça da karambol var ya...

İftira atmaya, kara çalmaya süper müsait bir ortam söz konusu ya...

*

İşte bu pustan, bu karambolden ve bu ortamdan yararlanmak isteyen çakalın teki, YouTube denilen mecrada geçmiş kameranın karşısına, elindeki pisliği bana bulaştırmaya çabalıyor.

Elinde bir avuç pislik, üstüme sıçratmak için debeleniyor.

*

Şunun farkındayım:

*

Puslu havalar, tam çakalların havasıdır. Bu havalarda

Yazının Devamını Oku

Meyhane tebliğcileri

Kendilerine “Tebliğciler” adını veren bir grup var.

Bu grubun videoları dolaşıyordu dün sosyal medyada.

Yeni midir, eski midir? Bilmiyorum.

Üç beş sakallı, cübbeli adam...

Muhtemelen Samatya’ya gitmişler.

Ve başlamışlar tebliğe...

*

Hitapları gayet nazik.

Yazının Devamını Oku

En görgüsüz davranış listesinin bir numarası

“En görgüsüz davranışlar” diye bir liste yapmam istenseydi...

Aklıma şöyle bir seçenek gelmezdi:

*

“Plaja helikopterle inmek.”

*

Çünkü bana göre...


Yazının Devamını Oku

Artık hiç kimsede ‘Atıyoruz bari usturuplu atalım’ kaygısı yok

İki koca gazete manşet atmış:

“Çankırı’da oğluna Recep Tayyip ismini veren adam, bu ismi değiştirmek istedi. Nüfus müdürlüğüne başvurdu. Nüfus müdürlüğündeki görevli, ‘Bunu yapamam, beni sürerler’ dedi.”

*

Nedir bu haberin kaynağı?

Şudur:

CHP’nin hazırladığı bir rapor.

*

Güya CHP heyeti, Çankırı’ya gitmiş. Orada bir adamla karşılaşmış. Adam da onlara böyle bir şey demiş. Onlar da rapora yazmışlar.

*

Yazının Devamını Oku

Manşet müdafaası

Konya’nın bozkırına milyonlarca dolarlık yatırımı yapmışlar mı?

Yapmışlar.

*

Kiri, pası, kimyasalı, dumanı, atığı olmayan bir enerjiye yönelmişler mi?

Yönelmişler.

*

Güneşin insanlığa sunduğu nimetten elektrik üretecekler mi?

Yazının Devamını Oku

Kahrolası bir geyik: Doğulular şöyle batılılar böyle

Geçen akşam elimde kumanda, televizyon kanalları arasında minik bir gezintiye çıkmıştım.

Karşıma aniden büyük Türk düşünürlerinden Erol Mütercimler çıktı.



Şöyle bir şey diyordu:

*

“Doğu’da kuklacılık vardır... Batı’da ortaoyunu...”

Yazının Devamını Oku

Bizim millet proje sever

Kanal İstanbul’a karşı çıkmak, muhalefetin bileceği bir iştir.

Gerekçelerini sunarlar ve itiraz ederler.

Zaten yapıyorlar da bunu. Hem de gayet gür bir sesle yapıyorlar.

Buraya kadar sorun yok.

*

Sorun şuradadır:

Bizim millet, maalesef projeleri çok sever. Bayılır projelere.

*

Yani demem o ki...

Yazının Devamını Oku

Selamı sabahı sakın kesmeyin

Geçenlerde bir Kemal Kılıçdaroğlu videosu izliyordum.

Ülkenin içinde bulunduğu durumu kendi bakış açısıyla anlatıyor, hükümeti sert bir üslupla eleştiriyor ve en sonunda da şöyle diyordu:

*

“Bunlarla selamı sabahı kesin.”

Bunu duyunca “Eyvah” dedim.

Hem memleket için...

Hem de CHP için...

*

Yazının Devamını Oku

19 yıllık siyaset pratiğinin öğrettiği beş şey

Doğal olmayan yolların denenmesine meyletmek...

BİR: Olmuyor olamıyor

Doğal olmayan yolların denenmesine meyletmek...

Mevcut iktidarın gerilemesine yol açmıyor, aksine tutunmasına yol açıyor.

*

İKİ: Hızlandırmıyor

Organik olmayan çıkışlara yaslanmak ve bel bağlamak...

İktidarın gidişini hızlandırmıyor.

*

Yazının Devamını Oku

Akşener’in stratejisi: Biz tek adayla girelim HDP ayrı aday çıkarsın

İYİ Parti Lideri Meral Akşener, elini açık etti.

Cumhurbaşkanlığı seçimi için şu iki şeyi teklif ediyor:

*

- BİR: Biz tek aday olarak girelim seçime.

*

- İKİ: HDP, kendi adayıyla girsin.

*

Peki bu teklifin...

Yazının Devamını Oku

Üniversiteler milletin kızlarını emanet ettiği yerler midir?

Sosyal medyada dolaşırken bir habere rastladım.

Haber aynen şöyleydi:

*

“YÖK Başkanı Yekta Saraç ‘Üniversiteler milletin kızlarını emanet ettiği yerlerdir’ dedi”.

*

Okuduğumda önce “Allah! Allah! Nereden çıktı bu” dedim.


Yazının Devamını Oku

Erdoğan karşısında kimi görmek ister

Kılıçdaroğlu’nu kesin ister.

- KEMAL KILIÇDAROĞLU: Kılıçdaroğlu’nu kesin ister. Hatta istemekle kalmaz, bayağı bir memnun da olur. Muharrem İnce’nin “çıkmışsın yenmiş, çıkmışsın yenmiş” tiradını bile anımsar.

*

- MANSUR YAVAŞ: Kulislerdeki fısıltılara göre istiyormuş Mansur Yavaş’ı... Hatta “Mansur aleyhinde konuşmayın” da demiş. Dişine göre buluyor herhalde... Ama Yavaş’ın pek arzusu yok gibi.



*

Yazının Devamını Oku

Hasan Saltık ah!

Hasan Saltık denilince...

Benim aklıma şunlar gelir:

*

- Neşet Baba’nın tüm külliyatını derleyip toplaması gelir.

*

- Gündemime soktuğu Hisarlı Ahmet gelir.

*

- Tanburi Cemil Bey’in saz semaileri gelir.

*

Yazının Devamını Oku

Ali Babacan’ın ömrü sanki Alman Yeşiller Partisi’nde geçmiş gibi

Ali Babacan, çevrecilik açısından hükümeti eleştirmiş.

Şöyle bir baktım açıklamalarına... Şu tür şeyler söylüyor:

*

“Bunların zihniyeti böyle... Bu zihniyetten ancak böyle şeyler çıkar... Temel sorun bu zihniyettir...”

Ben hayatımda böyle komik bir açıklama görmedim!

*

O Ali Babacan ki...

AK Parti’nin yıllar süren iktidarı boyunca hep bakandı.

Yazının Devamını Oku