Zaman zindanları

Zaman zindanları

Bursa’daki 2.500 yıllık Zindankapı, Derya Yücel’in küratörlüğünde ‘Zamansızlık Şarkısı’ başlıklı sergiyi ağırlıyor. Mekâna özel seçilmiş işler, zindanla o kadar iyi konuşuyor ki, sergiyi gezerken sıkışmışlığı göğsünüzde hissediyorsunuz.

Haberin Devamı

Geç kaldın! Geç kaldın! Geç kaldın!... Bir mahkûm olarak bir zindanın merdivenlerinden aşağı doğru inerken bir saat (Gülçin Aksoy) size sürekli geç kaldığınızı söylese, sizin için ne fark eder? Artık dışarıdaki hayata sürekli geç kalacaksınız; ironik bir şekilde de yeni habitatınız olacak, bu zindanda ise zamanın hiçbir anlamı olmayacak. Hiçbir yere geç kalmadığınız, kalamadığınız, geçmeyen, durmuş bir zaman...
Bu sıkışmışlığı yüzüne çarpmak için yeni hayatınızın girişinde altın bir kafese katılmış bir kadın (Nezaket Ekici) karşılıyor sizi. Kafesin üzerinde asılı 30 anahtardan birine uzanıp almak için çabalıyor ama, nafile... Debelenip duruyor o kafesin içinde, çaresizliğiniz gibi... Sonra yeni “evinizde” akşam olunca başınızı rahatsız yastığınıza koyuyorsunuz. Demir, çelik, taş ve ahşap, “Doluya koyuyorum almıyor. Boşa koyuyorum olmuyor” (Osman Dinç). Bu rahatsız yatağın üzerindeki izleyen gözler size rahat vermiyor. Yatağın altındaki kırmızı renk, dünyadaki cehenneminiz oluyor. Kapandığınız bu hücrede kendi ‘Girdap’ınız içindesiniz artık (Vatan Şaşmazer). Hücrede duvara dayanmış kara kara düşünürken iç çatışmalarınız, sinir buhranlarınız, varoluş kriziniz kara fareler gibi kafanıza üşüşüyor. Kimse göremese de siz onlarla yaşıyorsunuz. Siz bu buhranlardayken, başka bir hücreden tüm zindanı dolduran bir ritim (Cevdet Erek) duyuyorsunuz. Kesin, hızlı, acelesi var gibi; diğer mahkûmun bitmeyen volta adımlarına uyumlu bir ritim. Bakın o mahkûm, Diyarbakır Cezaevi’nin inşaatında başlamış volta atmaya. Kafasındaki görüntüler, zindanın duvarlarına yansıyor. ‘Alçak Basınç’ta (Cengiz Tekin), ruhsal bir sis, duman, pus, bulutun altında, sürekli volta atıyor. Sonsuz bir döngü. Neden? Çünkü zamanın önemi yok.

Haberin Devamı

Zaman zindanları

Sabahları gözünüzü açıp uyandığınızda insanlığı, insanlık tarihini sorguluyor (Işıl Çelik), kendinizi koruyacak, diğer yandan aynanız olacak zırhlara bürünmek istiyor (Şefik Özcan), belki de aynı zırhla (içinizde bilmediğiniz, kendinize ait bir güç olarak) gökten bir meleğin düşüp (Çağrı Saray) sizi kurtaracağını hayal ediyorsunuz. Bu dengelediğiniz ruh hali, edindiğiniz yeni umutla müziğin sesini duymak istiyorsunuz. Önce kötücül, dev bir piyanonun tuşlarına dokunup (Meliha Sözeri) patlama, yontu, silah sesleri duysanız da, zihninizde sonunda kendinize ait bir Mağara (Vahit Tuna) yaratıp hayallerinizdeki imgeler, o güzel opera sesleriyle yaşamaya başlıyorsunuz. Yoksa bu zindanda dayanma ihtimaliniz var mı?
2.500 yıllık mirası olan, milattan önce 2. yüzyılda, Bitinya Krallığı’nın, Prussa şehrinde inşa edilen surlar, hisarlar ve zindanlar, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de kullanılmış, Bursa’nın en eski mahallelerinden birinde, bugünün restore edilmiş Zindankapı, sizi Derya Yücel’in kürasyonu ile ‘Zamansızlık Şarkısı’na çağırıyor. 7 metrekarelik altı zindan ile kule giriş ve zindancı odalarına yayılmış sergi, günümüz sanatçılarının zaman kavramı algıları, geçmiş ile gelecek arasında yaşanan şimdileri ortaya koyma biçimleri ve zamanın sürekliliği içinde insanın durağanlığının biçimine dair algılarıyla size de zamanı sorgulatıyor. Mekâna özel seçilmiş işler bu mekânla, bu hücrelerle o kadar iyi konuşuyor ki, sergi için ayrıca kapatılmış pencerelerin de etkisiyle sanki siz bir mahkûmmuşsunuz ve o sıkışmışlık hissini göğsünüzde hissedebiliyormuşsunuz gibi geziyorsunuz parmaklıklar ardından işlere bakarken.
‘Zamansızlık Şarkısı’, 17 Ocak’a kadar Bursa Zindankapı’da.