GeriKitap Sanat Yasak aşkların romanı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yasak aşkların romanı

Yasak aşkların romanı
Rafik Schami
Abone Olgoogle-news

Doğu’nun sözlü anlatı geleneğiyle modern romanı birleştiren Rafik Schami, yasak aşklara, inanç ve felsefeye, zenginlik ve yoksulluğa, dostluğa ve düşmanlığa, kadın-erkek ilişkilerindeki eşitsizliğe açılan ‘Hattatın Sırrı’ romanında, 1950’ler Suriye’sinin bireysel, toplumsal ve siyasal hayatının renkli bir görünümünü ortaya koyuyor.

Rafik Schami, 1946’da Şam’da Hıristiyan Arap bir ailede dünyaya geldi. Kimya bölümünde okuduğu üniversite yıllarında edebiyata da ilgi duydu. 1966’da Al-Muntalak gazetesini çıkaran Schami, gazetenin 1969’da yasaklanmasından sonra ilk önce Lübnan’a, ardından Almanya’ya kaçmak zorunda kaldı. Almanya’da kimya alanında doktorasını yaparken dergilerde birçok makalesi yayımlandı. 1977 yılından sonra Almanca yazmaya başlayan Schami, giderek Avrupa göçmen edebiyatının önemli temsilcileri arasına girdi. Kitapları, aralarında Hermann Hesse Ödülü ve Independent Publisher Book Award Altın Madalyası’nın bulunduğu sayısız ödüle layık görüldü ve Bavyera Güzel Sanatlar Akademisi üyeliğine seçildi.

HAKİKATİN İKİ YÜZÜ
1957 yılının nisan ayında, Suriye’de nispeten demokratik ve huzurlu bir dönemin hüküm sürdüğü günlerde, bir dedikoduyla başlıyor ‘Hattatın Sırrı’nın hikâyesi:
“Şam şehri henüz şafağın gri örtüsü altındaydı ki inanılmaz bir dedikodu, ufak büfelerin masalarında ve fırınların ilk müşterileri arasında dolaşmaya başlamıştı: İtibarlı ve zengin hattat Hamid Farsi’nin güzel karısı Nura kaçmıştı. (...) Nura’nın, ünlü bilgin Rami Arabi’nin kızı olduğu da öğrenilmişti. (...) Kötücül ağızlar Nura’nın, kocası ona ateşli aşk mektupları yazdığı için kaçtığını anlattılar. (...) Dinleyiciler kızarak, ‘Nasıl olur yahu?’ diye sordular: ‘Bir kadın, kocası aşkının ateşinden bahsettiği için onu terk eder mi?’ Dedikoducular da zafer sükûnetiyle, ‘Kendi aşkından değil’ diye yanıt verdiler, ‘Güzel kadını mektuplarla baştan çıkarmak isteyen zampara Nasri Abbani’nin adına yazmış’. (...) Güzel kadının kaçış hikâyesinin tuhaf bir başlangıcı vardı, sonu ise yoktu. (...) Bir ağızdan diğerine geçerken değişime uğradı...”
Şimdi bu kaçış hikâyesinin perde arkasını öğrenmek için geriye dönecek ve roman kahramanlarını birer birer tanıyacağız; bütün hayatını Arapçanın yenilenmesine adamış hat ustası Hamid Farisi’yi, evlilikte aradığını bulamayan genç, güzel ve akıllı karısı Nura’yı, Farisi’nin hat atölyesinde çalışan yoksul bir Hıristiyan-Arap ailesinin oğlu Salman’ı, aklı fikri kadınlara takılı zengin hovarda Nasri Abbani’yi, Salman’ı eğiten Sarah’ı, terzi Dailia’yı, kahveci Kerem’i, Kerem’in gay ama radikal dinci sevgilisini ve diğerlerini... Böylelikle Nusra ve Salman arasında bir yıl öncesinde başlayan rastlantısal ama zorunlu aşkın hakikatine ulaştığımızı düşüneceğiz. “Ancak hakikat tek çekirdekli bir kayısı kadar basit olmadığı için” edindiğimiz bilgiler aslında hiç de yeterli değildir. Hikâyenin ikinci özü Hattat Hamid Farisi’nin hikâyesinde gizlidir. Ve gizin izini sürdüğümüzde pek çok aktörün rol aldığı siyasi entrikalarla dolu bir gerilimin içine düşeceğiz...

‘ORYANTAL’ EZGİLER

Almanca yazan bir Suriyeli olan Rafik Schami’nin Türkçeye çevrilen romanlarının hemen hepsinde -’Bir Avuç Yıldız’, ‘Dürüst Yalancı’, ‘Sophia veya Tüm Hikâyelerin Başlangıcı’ ve son olarak ‘Hattatın Sırrı’- anlatıcısı Hıristiyan Arap olan ve Suriye’ye odaklanan hikâyeler vardı. 1950’li, 60’lı yıllar Şam’ının kültürel çeşitliliğini, zaman zaman düşmanlıklar ortaya çıksa bile hoşgörü ile sürüp giden gündelik hayatını, bu hayatı bölen askeri darbeleri, dini fanatizmle modernleşme arasındaki çatışmanın köklerini ve nihayet kentin güzelliğini anlatan hikâyelerdi bunlar. Söz konusu romanlarda Batılı okuyucuyu hedeflediği söylenebilir. Bir adım daha atarak kendisinden öncesine kadar Alman edebiyatında pek görülmeyen ‘oryantal hikâye’ anlatımı boşluğunu doldurduğunu da ekleyebiliriz. Kısacası İngiltere’nin Salman Rushdie’si, Fransa’nın Amin Maalouf’u varsa Almanların da Rafik Schami’si var.
‘Hattatın Sırrı’nda gündelik hayatın ve hakikatin farklı veçhelerini roman kişilerinin kaderleriyle çok güzel birleştiriyor Schami. Bunu yaparken elbette önemli gördüğü konuları ve ayrıntıları seçiyor ki bana göre en çarpıcı olanı erkek egemen kültürün yarattığı şiddet ve mutsuzluğu sergilemesi. Bir kadının yasak aşkıyla başlayıp aşksız evliliklere, cinsel açlığa, gizlice sürdürülen ilişkilere, ahlaki ikiyüzlülüğe açılan ‘Hattatın Sırrı’nda kadınların kendileri de erkek egemen sistemin işbirlikçileri. Çok az sayıda kadın serbest meslek sahibi olmayı ve bir mesleği sürdürmeyi başarıyor. Evlilikler sosyal statü, maddi güç ve diğer çıkarlar gözetilerek düzenlenen sözleşmeler olarak erkeğin kadın üzerindeki tahakkümüne izin veriyor. Kadına yönelik şiddetin olağanlaştığı, kadının cinsel ihtiyaçlarının yok sayıldığı, erkeğin çokeşliliğinin çapkınlık, kadının bir erkeğe bakmasının ayıp, eşcinsel ilişkilerinin en büyük günah sayıldığı bir toplum. Öyle ki bir roman karakterinin ağzından şöyle özetleniyor: “Şam’da mutlu çiftlerin olduğunu duymak, herhangi bir masalı dinlemekten daha heyecan vericiydi.”

METNİN KENDİSİNİ HAT SANATINA BENZETMİŞ
Bütün baskılara rağmen yasak aşklar yaşanacaktır Suriye’nin Şam şehrinde. Sadece kadınlarla erkekler arasında değil, erkeklerle erkekler, kadınlarla kadınlar arasında da yaşanır aşklar. Ama belki de daha tehlikelisi dile, dilin yenilenmesine duyulan aşktır. Hamid Farisi gibi pek çok Arap âlimini ve sanatçısını yok eden işte bu aşk olmuştur.
Romanda birçok yan hikâye ve önemli tema bulabiliriz. Ancak Rafik Schami romanlarına çekicilik katan asıl öğe anlatımdır. Kahramanının ağzından, anekdot ve sohbetlerle ağır ağır anlatmaya başlar Schami. Biraz sabır gerektirir. Bir dedikodu ile başlayıp dedikodunun kaynağındaki Hattat’a gelmek nerdeyse yüz sayfalık bir okuma zamanı alıyor. Metnin kendisini hat sanatına benzetmiş Schami; karmaşık karakterlerin kademeli olarak keşfedilebildiği bir kaligrafi. Hattın yazım tekniklerini -yansımalar, kuluçka dönemi, gerginlik yaratma, ritm, yükselişler ve ani değişiklikler- kullanmış. Arapça sözlü hikâye anlatımı geleneğine yaslanıyor ve bunu Almanca anlatı geleneğiyle bütünleştiriyor. Zorlayıcı bir hikâye anlatıcısı Schami; romana her katılan kişinin izini sürüyor, yan hikâyeler açıyor, zamanda ileri geri sıçramalar yapıyor ve sonra kaldığı yere dönüyor. Yan hikâyeler her zaman canlı ve eğlenceli, egzotik lezzetler ve görüntülerle dolu. Bir başka karakteristiği anlatının tonu; büyüleyici sahneleri anlatan pastoral dil bir anda en vahşi olayları dile getirebilir.
Gerçeğin ve kurgunun etkileşimi Schami’nin yazılarında tekrar eden bir temadır. Bazı öğeler masal dünyasından alınmıştır ama zaten masallar günlük yaşamda kök salmaktadırlar. Bir röportajında ‘edebiyatın gerçeklikten kaçış olup olmadığı’ sorulduğunda “Evet” diyecektir Schami; “Ama okuyucunun gerçeğe daha iyi donanımlı bir şekilde dönmesini sağlayan bir kaçış”. Zira Rafik Schami’ye göre yazı, “Madde ve tin, yatay ve dikey, kavis ile düz çizgiler, açık ve kapalı, geniş ile dar, neşe ve hüzün, sert ve yumuşak, ciddiyet ile oyunbazlık, yükseliş ve düşüş, gece ile gündüz, varlık ile yokluk, yaratan ile yaratılan arasındaki evrensel dengedir.”

HATTATIN SIRRI Yasak aşkların romanı
Rafik Schami
Çeviren: Sevinç Altınçekiç
Kafka Kitap, 2020
464 sayfa, 42.50 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle