GeriKitap Sanat Voltaire’in ‘saf oğlan’ı İstanbul’a gelirse
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Voltaire’in ‘saf oğlan’ı İstanbul’a gelirse

Voltaire’in ‘saf oğlan’ı İstanbul’a gelirse
Nedim Gürsel
Abone Olgoogle-news

Nedim Gürsel, son romanı ‘Aşk ve İsyan’da Voltaire’in ünlü kahramanı Candide’i İstanbul’a getiriyor ve bu ‘saf oğlan’ın parodisinin yanı sıra yazılı kaynakların ayrıntılarına girerek Sultan Ahmet’in ağzından sert bir Osmanlı eleştirisi yapıyor.

Voltaire’in tam adı ‘Candide ya da İyimserlik’ olan 1759 tarihli ünlü eseri, dünyadaki acıların birer zorunluluk olduğunu ve Tanrı’nın bundan daha iyi bir dünya yaratmasının mümkün olmadığını ileri süren Leibniz’in felsefesini alaycı bir dille eleştirir. Genç Candide, Leibniz’in iyimser felsefesini temsil eden arkadaşları Pangloss ve Martin’le birlikte Almanya’dan Hollanda, İtalya ve hayali diyarlara, en sonunda da İstanbul’a varan bir yolculuğa çıkıyor. Bu yolculuk boyunca Candide’in başı bin bir belaya girecek, bu belalardan kurtulmak isterken de o ülkelerin örflerini, âdetlerini öğrenecektir. Savaşlar ve felaketlerle dolu dünyaya bakıp “Mümkün olan dünyaların en iyisi burası ise ötekiler kim bilir nasıldır?” diye soracaktır. Sonunda İstanbul’a gelecek hayatın gerçek anlamını ve sorusunun cevabını burada tanıştığı bir dervişin sayesinde öğrenecektir.
Nedim Gürsel’in son romanı ‘Aşk ve İsyan’ın altbaşlığı ‘Saf Oğlanın İstanbul Yolculuğu’. Saf oğlan da Voltaire’in ünlü kahramanı Candide. Romanın anlatıcısı, hayatının son demlerinde, kendini yalnız ve terk edilmiş hissederken Voltaire’in hayatının son 20 yılını geçirdiği Ferney’deki malikânesine gidiyor. Bir tür yazarlar evi gibi hizmet veren bu malikânede kış boyunca yaşayıp ‘Candide ya da İyimserlik’ başta olmak üzere Voltaire’in Türkler üzerine yazdıklarını inceleyip Candide’in bir tür parodisini yazmak amacında.
Voltaire gibi Venedik’ten demir alan, Sultan Ahmet’le uşağı Cacambo’nun da yolcularından olduğu bir gemiyle götürüyor Candide’i İstanbul’a. Sonra da Candide’e sevgilisi Cunégonde’yi yeniden aratıyor ve İstanbul’da yaşadıklarını, öğrendiklerini kendi bakış açısıyla anlatıyor.
Candide’in Venedik’te başından birçok olay geçmiştir. Gemi İstanbul’a doğru yol alırken Venedik Karnavalı’na rastlayan ziyareti sırasında şahit olduğu tuhaf olayları anımsar. Bakir bir genç olarak sapkınlığa varan cinsel taşkınlıkları hayretle izlemiş, tesadüfen rastladığı Casanova’dan kadın-erkek ilişkisi hakkında önemli dersler almıştır.
“Adım kadar saf mıyım ben? Yoksa kaderin cilvesi mi tüm başıma gelenler!” diye kendi kendine sorar. Başına ne geldiyse şimdi nerede, hangi yatakta kimin koynunda olduğunu bilmediği Cunégonde’a duyduğu aşk yüzünden gelmiştir. Hayatını mutlu mesut geçirdiği şatodan kovulmasının nedeni de sevdiğini öpmeye çalışmasıdır. Sonra sevgilisinin izini sürerken en kanlı savaşların ortasına düşmüş, depremlere, doğal afetlere maruz kalmış, acılara, işkencelere katlanmıştır. Öte yandan bir gün evlenmeyi hayal ettiği Cunégonde da maceralı bir yaşam geçirmiş, izini kaybettirmiştir.
Candide’in İstanbul’a gitmesinin nedeni de Cunégonde’un orada olduğu haberini almış olmasıdır. İstanbul ve Türkler hakkındaki edindiği bilgiler göz korkutucudur ama sevgilisini kurtarmak için İstanbul’a gitmekten vazgeçmez.
Tahtından feragat etmek zorunda kalan III. Ahmet, özel bir izinle geldiği Venedik’ten dönüş yolunda Candide’i sofrasına misafir eder ve uzun sohbetinde padişah olarak başından geçenleri, kafes hapsinde tutulurken yaşadıklarını, tahttan indirilmesine rağmen canını nasıl kurtardığını anlatır. Öykülerine padişahların, veliahtların nasıl katledildiğini, damatları olan sadrazamların başlarına gelenleri anlatarak devam eder. İktidarı ellerinde tutanların bile canının güvende olmadığı bir ülkede sıradan vatandaşın, hele gâvur denilen yabancıların başına neler geleceğini tahmin etmek mümkün değildir.
Bütün bu duyduklarından sonra Candide’in seyahatinden vazgeçmesi gerekir ama o adına uygun olarak iyimser bir bakışla sevdiğinin fuhuş yuvasında değil de kuş yuvasında olduğunu sanarak İstanbul’a iner.
Saf Oğlan’ın öyküsü temizlenmek için gittiği hamamda karşılaştığı iki tellakla başka bir boyut alır, bekâretini de orada yitirir. Erkek toplumunda cinselliğin nasıl yaşandığını deneyerek öğrenir. Yine de aramaktan vazgeçmez.
Kitabın tanıtımında “Osmanlı hiç bu kadar güzel anlatılmamış, hiç bu kadar hırpalanmamıştı” deniyor. Nedim Gürsel, Sultan Ahmet’in ağzından, yazılı kaynaklara dayanarak, tarihçelerin ayrıntılarına girip, anekdotları sorgulayarak sert bir Osmanlı eleştirisi yapmış. Sultan Ahmet’in anlattıkları az gelmiş, sözü kendi de almış. Osmanlı’nın çöküş dönemine, Lale Devri ve sonrasında tersten bakmış. Çöküşü devletin kuruluşunda, yönetenlerin hemen hiçbirine yaşam hakkı tanımayan yasalarında aramış.
Nedim Gürsel ‘Aşk ve İsyan’da Candide’in başarılı bir parodisini yaparken Voltaire gerçekten İstanbul’a gelse neler yaşar, neler öğrenirdi yazıya geçiriyor ve sıkı bir tarih eleştirisi yapıyor.

AŞK VE İSYAN Voltaire’in ‘saf oğlan’ı İstanbul’a gelirse
Nedim Gürsel
Doğan Kitap, 2020
232 sayfa, 44 TL.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle