GeriKitap Sanat Şiirin gulyabanisi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şiirin gulyabanisi

Şiirin gulyabanisi

Şiirin bir ‘direniş biçimi’ olduğunun en diri örneği 160. Kilometre'nin yeni şiir dizisi ‘Gulyabani’den 14 kitap birden çıktı.

Şiirin bir ‘direniş biçimi’ olduğunun en diri örneği 160. Kilometre. ‘Adıvurulan’ derler Anadolu’da, adı verilen anlamında, esinlendikleri şiir de şair de, hem politik hem de poetik direnişin öncüsüydü. Poetik olan politiktir. Yayıncılar Birliği, Dünya Kitap Ödülleri veriliyor, jürilerinde değilim ama ‘kıdemli jüri üyesi’ olarak öneriyorum: İşte 160. Kilometre, üstelik 10 yaşında!
En sevdiğim klişelerden, ‘başka bir...’ diye başlayıp ‘mümkün!’ diye biten. Başka bir şiir mümkünmüş ve başında da 160. Kilometre geliyormuş, 10 yıldır bunu defalarca, kitaplarca gösterdiler.
‘Yeni Garip’ diye adlandırılabilecek her şeyi, bazen şiirli bazen de yazılı manifestolarıyla yapıyorlar. O manifesto şimdi kendinden kapaklı yeni şiir dizileri ‘Gulyabani’nin başında duruyor: “şiir gulyanabidir, ölmez.” Kim demiş, ‘hala’sı olduğum Seyhan Erözçelik! Bu manifesto, dolardan salgına, Silivri’den TOKİ’ye, savaştan Twitter’a hiçbir şeyin şiiri öldüremeyeceğini vurguluyor, sonra da özelden yazıyor: “şiir direnir. kimse dönüp ona bakmadığı zaman bile yaşar, güçlenir. basıldığı kağıdın cinsi şiirin sesini kısmaz. cafcafsız kapak şiirin zekasını azaltmaz. şiir kitapçı raflarına girmiyor diye karalar bağlamaz. yolunu bulur, direnir. şairler varsa şiir var.”
‘Gulyabani’ dizisinden 14 kitap birden çıktı! Salâh Bey’in “ne bu leylak birikimi” dediği şey, Erkin Koray’ın “dediğim aynıyla vaki”si oldu böylece!
Sırayla okuyalım. Liman Mehmetcihan’dan ‘killer instinct of underdogs’. ‘Bu da şiir mi be?’ hissiyatını uyandırıyorsa, ‘şiir tabii, başka ne olacaktı ki’ yanıtıyla karşılanır ve şiirin sonsuzluğunda kuşlar gibi kanatlanır, işte o şiirdir! Hep üzecek değil ya şiir, kırk yılın başında da olsa sevindireceği tutar, Mehmetcihan’ın şiirlerini okurken sayfaları bahtiyarlıkla çeviriyorsan, “şiirde kötülere yer yok”tur: “Kaderden atılmış birinin isyanını/Şiire getirdim sadece”.
‘Eyüp’, Donat Bayer’den. “Yekpare, geniş bir anın” ‘parçalanmış’ akışı adeta. ‘Şiir yalnızca şiir değildir’ klişesine başvurmanın tam sırası. Şiir dışında bıraktıklarıyla olduğu kadar, içerdiği, bileşeni kıldığı şeylerle de şiir. Azı çoğu yok, şiir. İlginç bir paralel kurguyla hem soluk soluğa okunuyor Eyüp, yani ‘olay’ı var, hem de ‘o lahza’ okumalık ‘an’ın şiirleri. Şiire inancı arttıran küçük ama büyük kalkışmalar: “Kırda duran iyi/ -kökü sesi-/ Ağaç/ Gölgesi/ Yerde/ İyi/.../ İncir yayılır/ Diğeri eğilir/ Burada/ Her gün/ -sesi kalemi-/ Biri kayıplara/ Karışır”. Demiş zaten, şiirin ‘kök sesi’.
Fatma Nur Türk’ün ‘Lady Papa’sı, roman için söylenen ‘karnavalesk’i şiire taşımış. Hem de ne taşıma! Tanıdık tanımadık herkes, bildik bilmedik her türlü şiir ve duyduk duymadık binbir lügatle şiire şenlik bir şey olmuş! Ataol Behramoğlu’nun ‘Birgün Mutlaka’ şiiri 68’in hem devrimci hem de öncü şiirlerinin başında gelir, Türk’ün şiirlerini okurken, şimdinin ‘Birgün Mutlaka’sı da neden bunlar sayılmasın diye düşündüm. Kitaptaki “hakikiyat daneleri” ise her şairin örnek alıp çalışması gereken bir 100’lük! Özellikle 36. Yarı Kara Baba bahsi!
‘Candy ve Peter’, Hamdi Oğulhan Tünay’ın. Belki de ‘Gulyabani’ dizisinde Garip’lerin en Yeni’si sayılabileck isim de o. “onun bir maaşı var/benim yok/ herhangi bir işimin olmayışı gibi” dizeleriyle başlayan “süzülerek yaşam” ve benzeri söyleyişteki şiirler kitapta ağırlıklı. ‘Olmak’ kaygısı gütmeyen bir şiirin doğallığı. “elmalı turta”da dediği gibi: “bazı şeyler anlamın ta kendisidir”. Bazı şiirler gibi “muazzam bir his”.
Sude Öztürk’ün ilk kitabı ‘Sınırı Geçmek Üzereyim’. Şiirin göğünü genişleten yeni kanat hareketlerinden. En sevindiricisi, 90’lardan günümüze diyelim, şiirin şiirsellikten ve şairanelikten büyük ölçüde kurtulmuş olması. Öztürk gibi gencecik bir şairde de ilk gördüğüm ve sevindiğim şey bu. Hayat ve şiir bağıyla kurulmak istenen organik şiirin de taze örneklerinden: “Bu dünyaya ben bu evde geldim. Bu eve bu dünyada./Kapıyı açsana.”
Mahir Taşyurt, ‘Kaleci Oyuncu’yla ‘ironi’ sahasına dalıyor: “hayatımda yediğim/en güzel goldün./tutamadım.” Yeni bir Garip saydığım bu şiirde, benzer olan yalnızca manifesto değil, tıpkı Garip’in 1945 ilk baskısında, üç şairin birbirine benzer şiirler yazmaları gibi, şimdi de kolektif ruh muhteşem biçimde geri dönüyor ve bence politik bir tutum olarak bu yeniye herkes birlikte katılıyor. Bazen en eskidir en yeni olan. Mahir de “senle yine karşı karşıya gelsem/ben o gölü yine yerdim” deyip 90’a...
‘İstanbul’un En Büyük Kumarbazı’, Mehmet Davut Özdal. Herhalde bu çağın ilahisi de böyle olur! Rapilahi bile denilebilir! ‘Derdim Vardır İnilerim’den ‘Allah Deyu Deyu’ya ilahiler pek güncel olmuş: “Aşağıdan gelir kanal İstanbul/ Üşüdüysen yanaş, kıllı göğsüme sokul”. Nedir diye sorana da şiir hazır: “Mehmet Molla der yiğitler ejderhası/ Bu Türk şiirinin taarruzudur değil müdafaası”.
‘Empat’, Ömer Şişman’dan. Görsel, somut, deneysel, ezcümle yeni şiirin öncülerinden. Bu şiirin en sıkı eleştirel damarından, Öztek, Özkarcı, Efe Murad... diye süren bir damar. İyilerin de kötüye gittiği bir dönemdeyiz. Yalnızca ‘çomar gothic’ şiiri bile yer alsaydı bu kitapta, onu yine önümüzdeki onyıllara kalacak diye selamlardım. Bunu acı çeken Çomaroğullarından, Çomarkızlarından birileri de mutlaka okuyacak!
‘Fantom Ağrı’ Levent Karataş’tan. Son yıllarda verimi giderek artan Karataş’ın şiirleri, bir şiirin kendini her kitabıyla nasıl da yükselterek sürdürdüğünün yetkin örnekleri. Değişerek de elbette. Olgunluk ya da ustalık kavramı bu şiiri bozar, şaire de uymaz, ‘ihlal’ diyelim Necmiye Alpay gibi. Her şey yerli yerinde şiirler de vardır, güzeldir, ama Levent kurucu olmaktansa kırıcı olmayı yeğler. Örneğin ‘Kuşlama’.
(Kara bitti! Deniz Gül, Elvin Eroğlu, Kaan Kaçar kitapları başka bir yazıya... Güntan, Varlık’ta!)

False